Orijinalini görmek için tıklayınız : AVRUPA BİRLİĞİ
Ak_Zeynep
05-03-2008, 07:07
AVRUPA BİRLİĞİ TARİHİ
Avrupa yüzyıllarca, sık sık yaşanan kanlı savaşlara sahne oldu. 1870-1945 yılları arasında Fransa ve Almanya üç kez savaştılar. Birçok insan yaşamını yitirdi. Bazı Avrupa ülkelerinin liderleri, barışın sürdürülebilmesinin tek yolunun, ülkelerinin ekonomik ve siyasi yönlerden birleşmesi olduğuna inandı.
Böylece 1950 yılında, Fransız Dışişleri bakanı Robert Schuman tarafından Batı Avrupa ülkelerinin kömür ve demir sanayilerinin bütünleşmesi planlandı. Sonuç olarak 1951 yılında Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (AKÇT) Belçika, Batı Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya ve Hollanda'dan oluşan 6 üye ile kuruldu. Bu ülkelerdeki kömür ve çelik sanayii ile ilgili alınan kararlar, bağımsız ve devletlerüstü bir kuruma (Yüksek Otorite) devredildi. Söz konusu kurumun ilk başkanı Jean Monnet idi.
Birkaç yıl içinde AKÇT öyle başarılı oldu ki söz konusu altı ülke işbirliklerini daha da ileriye götürmeye ve ekonomilerindeki diğer sektörleri de bütünleştirmeye karar verdi. 1957 yılında Roma Antlaşmalarını imzaladılar. Böylece Avrupa Atom Enerji Topluluğu (AAET) ve Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) oluşturuldu. Üye devletler kurdukları “ortak pazar’’ ile aralarındaki ticari engelleri kaldırdılar.
1967 yılında, AKÇT, AAET ve AET’nin kurumları birleştirildi. Bundan sonra, Avrupa Parlamentosu'nun yanı sıra, tek bir komisyon ve tek bir bakanlar konseyi vardı.
Başlangıçta, Avrupa Parlamentosu'ndaki üyeler ulusal parlamentolardan seçiliyordu. 1979 yılında, doğrudan ilk seçimler gerçekleştirildi. Bu çerçevede, üye ülkelerin vatandaşlarına kendi isteklerine yönelik bir seçim yapma imkanı tanındı. Bu tarihten itibaren, doğrudan seçimler 5 yılda bir gerçekleştirilmeye başlandı.
Maastricht Antlaşması (1992) üye ülke hükümetleri arasında yeni işbirliği imkanlarının başlangıcı oldu. Buna örnek olarak, savunma ve adalet ve içişleri konuları verilebilir. Varolan Topluluk sistemine hükümetlerarası işbirliği mekanizması da eklenmesi yoluyla, Maastricht Antlaşması Avrupa Birliği'ni (AB) ortaya çıkardı.
Ekonomik ve siyasi bütünleşme, Avrupa Birliği üyelerinin birçok alanda ortak kararlar alması gerektiği anlamına geliyor. Bu çerçevede, tarımdan kültüre, tüketici politikasından rekabete, çevreden enerjiye, ulaşımdan ticarete kadar birçok alanda, ortak politikalar gerçekleştiriyorlar.
İlk başlarda, kömür-çelik alanında ortak ticaret politikası ve ortak bir tarım politikası izlenmesine önem veriliyordu. Diğer amaçlar ve politikalar zamanla ve ihtiyaç duyuldukça ortaya çıktı. Bazı temel politikaların amaçları değişen zaman ve koşullarla beraber değişime uğradı. Örneğin, tarımda izlenen politika daha ucuza daha çok ürün yetiştirmekti. Zamanla, daha sağlıklı, daha kaliteli ve çevreye zarar vermeyen ürünler yetiştirmeye yönelik çiftçilik yöntemlerine destek verilmeye başlandı. Çevreyi korumaya duyulan ihtiyaç artık tüm AB politikalarında göz önünde bulunduruluyor.
AB’nin diğer ülkelerle ilişkileri daha fazla önem taşımaya başladı. AB, diğer ülkelerle temel ticaret ve yardım anlaşmaları üzerine pazarlık yapıyor, aynı zamanda ortak dışişleri ve güvenlik politikası geliştiriyor.
Üye devletlerin kendi aralarındaki tüm ticari engelleri kaldırıp, ortak pazarlarını, malların, hizmetlerin, kişilerin ve sermayenin serbestçe dolaşabileceği tek bir pazar haline getirmeleri zaman aldı. 1992 yılının sonunda Ortak Pazar’ın resmi olarak tamamlanmasına rağmen, bazı alanlarda halen yapılması gerekenler bulunuyor. Buna örnek olarak, mali hizmetler alanında tek pazar yaratılması verilebilir.
1990’lı yıllarda AB'nin birçok iç sınırı içinde pasaport ve gümrük kontrollerinin kaldırılmasıyla, Avrupa’da bir yerden bir yere gidilmesi çok daha kolay hale geldi. Bunun sonucunda, AB vatandaşları için daha fazla hareketlilik sağlandı. Örneğin, 1987 yılından itibaren bir milyondan fazla genç Avrupalı AB desteğiyle yurtdışında eğitim aldı.
Avrupa Birliği 1992 yılında, Avrupa Merkez Bankası tarafından yürütülecek tek Avrupa para birimine geçişi de içine alan, Ekonomik ve Parasal Birlik’i geliştirmek için karar aldı. 1 Ocak 2002 tarihinde Avrupa Birliği'nin 15 üyesinden 12'si ulusal para birimleri yerine ortak para birimi Euro’yu kullanmaya başladı. Bu ülkeler, Belçika, Almanya, Yunanistan, İspanya, Fransa, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Avusturya, Portekiz ve Finlandiya'dır.
AB, birbirini izleyen katılımlarla günden güne büyüdü. Danimarka, İrlanda, ve İngiltere 1973 yılında, Yunanistan 1981 yılında, İspanya ve Portekiz 1986 yılında ve Avusturya, Finlandiya ve İsveç 1995 yılında AB’ye üye oldular. 2004 yılında on yeni ülke Avrupa Birliği'ne üye oldu. (Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya). Bulgaristan ve Romanya ise 2007 yılında AB üyesi olmuştur.
Ak_Zeynep
05-03-2008, 07:10
Türkiye - AB İlişkilerinde Önemli Tarihler Kronolojisi
1959
31 Temmuz: Türkiye, AET’ye ortaklık için başvurdu.
1963
12 Eylül: Türkiye ile AET’yi Gümrük Birliğine götürecek ve tam üyeliği sağlayacak olan Ortaklık Anlaşması (Ankara Anlaşması) imzalandı.
12 Eylül: I. Mali Protokol imzalandı.
1964
1 Aralık: Türkiye-AET Ankara Anlaşması yürürlüğe girdi. Birinci Ortaklık Konseyi toplantısı yapıldı.
1966
16-17 Mayıs: Birinci Türkiye-AET Karma Parlamento Komisyonu Brüksel’de toplandı.
1970
23 Kasım: Katma Protokol Brüksel’de imzalandı.
23 Kasım: II. Mali Protokol imzalandı.
1971
1 Eylül: Katma Protokol’ün ticari hükümleri “Geçici Anlaşma” ile yürürlüğe konuldu.
1977
12 Mayıs: III. Mali Protokol Brüksel’de imzalandı.
1982
22 Ocak: Avrupa Topluluğu, Türkiye ile ilişkilerini dondurma kararı almıştır.
1986
16 Eylül: Türkiye - AET Ortaklık Konseyi toplandı. Böylece 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren dondurulmuş bulunan Türkiye-AET ilişkilerinin canlandırılması süreci başladı.
1987
14 Nisan: Türkiye, AT’ye, Roma Antlaşması’nın 237 nci, AKÇT Antlaşması’nın 98 nci ve EURATOM Antlaşması’nın 205 nci maddelerine istinaden tam üye olmak üzere müracaat etti.
27 Nisan: Türkiye’nin tam üyelik talebi Topluluk Bakanlar Konseyi tarafindan incelenmek üzere Komisyon’a havale edildi.
1989
18 Aralık: AT Komisyonu, Türkiye’nin tam üyelik başvurusu konusundaki “Görüş” ünde (Avis), Topluluğun, kendi iç pazarını tamamlayabilme sürecinden önce (1992) yeni bir üyeyi kabul edemeyeceği ve Türkiye’nin katılmadan önce, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda gelişmesine ihtiyaç duyulduğu hususlarına yer verdi.
1990
6 Haziran: Topluluklar Komisyonu, Türkiye ile her alanda işbirliğinin başlatılması ve hızlandırılması konusundaki önlemleri içeren bir “İşbirliği Paketi”ni hazırlayarak Konseyin oluruna sundu.
1991
30 Eylül: Ortaklık Konseyi 1986 yılından sonra ilk kez toplandı.
1995
6 Mart: Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği’nin gerçekleştirilmesi ile ilgili ve Gümrük Birliği döneminde uygulanacak usul, esas ve süreleri belirleyen 1/95 ve 2/95 sayılı kararlar Ortaklık Konseyi’nin 36 nci dönem toplantısında kabul edildi.
13 Aralık: 1/95 Sayılı Türkiye-AB Ortaklık Konseyi Kararı Avrupa Parlamentosu tarafindan onaylandı (343 Kabul, 149 Red, 36 Çekimser).
21 Aralık: AB ile Türkiye arasinda, AKÇT ürünlerini kapsayan Serbest Ticaret Anlaşması parafe edildi.
1996
1 Ocak: Türkiye, AB ile entegrasyonunda 22 yil süren “Geçis Dönemi”ni 31 Aralık 1995 tarihinde tamamlayarak, 1.1.1996 tarihi itibariyle, tam üyelik sürecinde “Son Dönem”e, sanayi ürünlerinde ve işlenmiş tarım ürünlerinde sağlanan Gümrük Birliği ile girmiştir.
25 Temmuz: Türkiye-AB AKÇT Anlaşması Brüksel’de imzalandı.
1 Ağustos: Türkiye-AB AKÇT Anlaşması TCRG’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
1997
12-13 Aralık: Avrupa Birliği'nin Lüksemburg'ta gerçekleştirdiği devlet ve hükümet başkanları zirvesi sonucunda Çek Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovenya, Romanya, Bulgaristan, Litvanya, Letonya, Estonya ve Kıbrıs Rum Yönetimi tam üyelik için aday ülkeler olarak belirlenmiştir. Türkiye ise aday ülkeler arasında gösterilmemiştir.
1998
3 Mart: Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik olarak AB Komisyonu tarafından hazırlanan"European Strategy for Turkey" başlıklı belge açıklandı.
4 Kasım: AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve AB’ne üyelik için belirlenmiş olan Kopenhag kriterleri ışığında kaydedilen gelişmelere ilişkin Komisyon görüşlerini içeren "İlerleme Raporu" yayımlandı.
1999
1 Ocak: Avrupa Birliği’nde Tek Para (Euro) uygulamasına geçildi.
13 Ekim: AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve AB’ne üyelik için belirlenmiş olan Kopenhag kriterleri ışığında kaydedilen gelişmelere ilişkin Komisyon görüşlerini içeren ikinci "İlerleme Raporu" yayımlandı.
11-12 Aralık: Helsinki'de gerçekleştirilen Avrupa Konseyi Zirve Toplantısında Türkiye'ye adaylık statüsü tanındı.
2000
11 Nisan: Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin 39 uncu dönem toplantısı yapıldı.
13 Ekim: Avrupa Komisyonu Türkiye için 3. İlerleme Raporu’nu açıkladı.
8 Kasım: AB Komisyonu Katılım ortaklığı belgesinin taslağını ve 2000 yılı ilerleme raporunu açıkladı.
2001
26 Şubat: Katılım Ortaklığına ilişkin usuller ile Katılım Ortaklığı çerçevesinde ülkemizin alacağı yardımların temelini oluşturaca Çerçeve Yönetmelik Genel İşler Konseyi’nin toplantısında kabul edildi.
8 Mart: AB Bakanlar Konseyi Türkiye için Katılım Ortaklığı Belgesini kabul etti.
19 Mart: TBMM “Topluluk Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programını kabul etti.
26 Haziran: Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin 40 ıncı dönem toplantısı yapıldı.
13 Kasım: IV. İlerleme Raporu yayınlandı.
15 Aralık: Leaken Zirvesi sonucunda Türkiye'nin katılım müzakerelerine yaklaştığı ve AB'nin geleceği ile ilgili konvansiyonun çalışmalarına katılacağı ilan edildi.
2002
16 Nisan: Türkiye-AB Ortaklık Konseyi 41 inci dönem toplantısı yapıldı.
Ekim: V. İlerleme Raporu yayınlandı.
12-13 Aralık: Kopenhag Zirvesi sonucunda 10 aday ülkenin 2004 yılı içinde Birliğe katılacağı ilan edilmiştir. Halen üyelik müzakerelerine devam eden Bulgaristan ve Romanya'nın üyelikleri 2007 yılına bırakılmıştır. Türkiye ile üyelik müzakereleri, Komisyonun 2004 yılı sonunda hazırlayacağı ilerleme raporunda olumlu görüş verildiği takdirde 2005 yılında başlatılacaktır.
2003
2 Ocak: 4. Uyum Paketi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi (yürürlük, 11 Ocak)
23 Ocak: 5. Uyum Paketi Kabul edildi (yürürlük, 4 Şubat).
30 Ocak: Türkiye-AB Gümrük İşbirliği Komitesinin 30, toplantısı Brüksel'de yapıldı.
31 Ocak: AB Troykası Türkiye'yi ziyaret etti.
1 Şubat: 26 Şubat 2001 tarihinde imzalanan Nis Antlaşması yürürlüğe girdi.
10 Şubat: Türkiye, Afganistan'da görevli ISAF'ın komutasını Almanya ve Hollanda'ya devretti.
16 Şubat: NATO Savunma Planlama Komitesi (DPC) Türkiye'ye NATO desteği verilmesine karar verdi.
19 Şubat: AB Komisyonu, Avrupa siyasi partilerinin kuruluşu ve finansmanına ilşkin tüzük önerisini açıkladı.
19 Şubat: Komisyon, 10 aday ülkenin Birliğe katılımı hakkında olumlu görüş bildirdi.
20 Şubat: Akdeniz Forumu Antalya'da toplandı.
21 Şubat: Hırvatistan, AB üyeliği için Avrupa Konsey Başkanlığına resmen başvurdu.
23 Şubat: Türkiye'den YUnanistan'a doğalgaz nakline ilşkin anlaşma imzalandı.
26 Şubat: BMGS Kofi Annan 3. çözüm planını sunmak üzere Kıbrıs'a gitti. Hükümet, yurt dışına asker gönderilmesi ve yabancı asker kabulü konusunda TBMM'den yetki talep etti.
2 Mart: TBMM, Hükümetin yetki tezkeresini reddetti.
10 Mart: Türkiye, Lahey'de yapılan Kıbrıs Zirvesinde Annan Planını reddetti.
12 Mart: Türkiye-AB Siyasi İstişare Toplantısı Brüksel'de yapıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Abdullah Öcalan davası ile ilgili kararını açıkladı: Mahkeme, Sözleşmenin "adil yargılama hakkı" "gözaltı süresi" "kötü muamele" hükümlerinin ihlal edildiğine karar verdi.
13 Mart: Türkiye-AB Ortaklık Komitesinin 111. toplantısı Brüksel'de yapıldı.
14 mart: NATO-AB Güvenlik Anlaşması imzalandı. Yeni Tüketici Yasası yürürlüğe girdi.
19 Mart: Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Başkanlık Divanı toplantısı Brüksel'de yapıldı.
26 Mart: AB Komisyonu, Türkiye için gözden geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesini ve katılım öncesi mali yardım önerisini sundu.
31 Mart: AB, ilk ortak askeri operasyon için, Makedonya'da görevi NATO'dan devraldı.
6 Nisan: BMGS Annan, başarısızlıkla sonuçlanan Kıbrıs görüşmeleri konusunda Rauf Denktaş ve Türk tarafını suçladı.
7 Nisan: Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi 15. toplantısı İstanbul'da yapıldı.
9 Nisan: AP, 10 ülkenin Birliğe katılmasını onayladı.
14 Nisan: BM Güvenlik Konseyi, Annan Planının Denktaş ve Türkiye'nin olumsuz yaklaşımları nedeniyle referanduma sunulamadığını verdiği kararda tespit etti.
15 Nisan: Türkiye-AB Ortaklık Konseyi 42. toplantısı yapıldı.
16 Nisan: Mayıs 2004'te AB'ne tam üye olacak 10 ülkenin Katılım Antlaşması Atina'da imzalandı.
21 Nisan: KKTC Bakanlar kurulu, Türk ve Rum kesimleri arasında karşılıklı geçişleri 09.00-24.00 arasında serbest bırakma kararı aldı.
5 Mayıs: Türkiye, Türkçe'yi Avrupa Konseyi dilleri arsından çıkartma kararı aldı.
12 Mayıs: Birliğe 1 Mayıs 2004 tarihinde katılacak ülkelerden 162 gözlemci Avrupa Parlamentosu'nun Strazburg'taki genel kuruluna katıldı.
16 Mayıs: Güney Kıbrıs vatandaşlarının 22 Mayıs tarihinden itibaren Türkiye'ye vizesiz girişine izin verileceği açıklandı.
19 Mayıs: AB KOmisyonu tarafından açıklanan KOB, AB Konseyince kabul edildi.
5 Haziran: Oostlander Raporu AP Genel Kurulunda kabul edildi.
12 Haziran: Türkiye için gözden geçirilmiş KOB, AB Resmi gazetesinde yayınlandı.
16 Haziran: Türkiye-AB KPK 50. toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi.
19 Haziran: 6. Uyum Paketi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi (yürürlük, 19 Temmuz). Türkiye, AİHM'nin Loizidou davası kararının gereğini yerine getireceğini açıkladı.
1 Temmuz: AB Komisyonu, "Yeni Komşuluk Stratejisi" hakkında bir tebliğ kabul etti.
Türkiye, AİHM'nin 6. protokolünü onayladığına dair yasayı yürürlüğe koydu
5 Temmuz: NATO, Afganistan'daki Uluslararası Güvenlik DEstek Gücü'nün (ISAF) komuta ve yönetimini Türkiye'den devraldı.
10 Temmuz: AB'nin geleceğine ilişkin Konvansiyon, 16 aydan beri sürdürdüğü çalışmalarını tamamladı.
14 Temmuz: AB KOmisyonu, Gümrük Birliği'nin genişletilmesi ve derinleştirilmesine yönelik Eylem Planını açıkladı.
24 Temmuz: AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı yürülüğe girdi.
30 Temmuz: 7. Uyum Paketi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi (yürürlük, 7 Ağustos).
8 Ağustos: Türkiye ile KKTC arasında Gümrük Birliği Çerçeve Anlaşması imzalandı.
12 Ağustos: Katılım Öncesi Ekonomik Program tamamlandı.
10 Eylül: AB uyum yasalarını uygulanmasının izlenmesi amacıyla "Reform İzleme Grubu" kuruldu. Türkiye'nin Avrupa'da tanıtımı için "AB İletişim Grubu" kuruldu.
15 Eylül: AB'nin "terör listesi"ne KADEK, İBDA-C ve Anadolu Federe İslam DEvleti örgütleri yer almadı.
19 Eylül: Türkiye-KKTC Gümrük Birliği Çerçeve Anlaşması gelen tepkiler üzerine askıya alındı.
28 Eylül: AB, KKTC'ne yönelik ekonomik yardım paketini onayladı.
4 Ekim: AB Hükümetlerarası Konferans müzakereleri başladı.
8 Ekim: AB mali yardımlarını yönetimi Türkiye'ye geçti.
28 Ekim: Türkiye-AB Gümrük Birliği Ortak Komitesi 14, toplantısı Brüksel'de yapıldı.
5 Kasım: AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporunu açıkladı.
2 Aralık: Türkiye Loizidou'ya gecikme faizi ile birlikte toplam 1,12 milyon Euro tazminat ödedi.
2 Aralık: Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonunun 51. toplantısı Brüksel'de yapıldı.
2004 (Kaynak: www.ntvmsnbc.com)
9 Ocak: İdam cezasının kaldırılmasını öngören Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13. protokolü Türkiye tarafından Strazburg’da imzalandı.
9 Şubat: İnterreg III/A kapsamında Türkiye-Yunanistan Sınır Ötesi İşbirliği Programı onaylandı.
19 Şubat: Annan Planı çerçevesinde görüşme konusunda uzlaşmaya varan taraflar, Kıbrıs’ta müzakerelere başladı.
31 Mart: Türkiye-Bulgaristan Sınır Ötesi İşbirliği Programının stratejik çerçevesi tamamlandı.
1 Nisan: Avrupa Parlamentosu’da Türkiye hakkında Arie Oostlander’in Raporu onaylandı.
15 Nisan: Türkiye ile Avrupa Komisyonu arasında Türkiye’nin AB Eğitim ve Gençlik Programlarına katılımına ilişkin Mutabakat Zaptı imzalandı..
24 Nisan: Kıbrıs’ta referandum yapılmıştır. Kıbrıs Türk halkının yüzde 64.9’u Annan Planını onaylarken Kıbrıs Rum kesiminde ise halkın yüzde 75.83’ü planı reddetti.
29 Nisan: Avrupa Birliği Konseyi Kıbrıs Tüzüğü’nü onaylamıştır. Tüzükle, Kıbrıs’ta yapılan referandumun ardından sorunun çözüme ulaşmaması üzerine mevcut duruma ve özellikle malların dolaşımına ilişkin önlemler alındı.
1 Mayıs: Avrupa Birliği’nin 10 yeni üyeyi kapsayan (Polonya, Macaristan, Çekya, Slovakya, Slovenya, Litvanya, Letonya, Estonya, Malta, GKRY) Beşinci genişlemesi gerçekleşti.
7 Mayıs: Anayasa Reform Paketi TBMM’de kabul edildi.
10-13 Haziran: Avrupa Parlamentosu seçimleri gerçekleştirildi.
22 Haziran: Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi Türkiye üzerindeki denetim sürecini sona erdirdi.
1 Temmuz: Hollanda AB dönem başkanlığını üstlendi.
7 Temmuz: Avrupa Komisyonu Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu sona erdirmek için kapsamlı öneriler açıkladı.
6 Ekim 2004: Avrupa Komisyonu, 2004 Türkiye İlerleme Raporu ve rapora bağlı tavsiye belgesini yayımladı. Söz konusu belgelerde Türkiye’nin siyasi kriterleri gerekli ölçüde karşıladığı belirtilerek, birliğe katılım müzakerelerinin başlatılması tavsiyesinde bulunuldu.
15 Aralık: Avrupa Parlamentosu, Hollandalı Hıristiyan demokrat parlamenter Camiel Eurlings’in hazırladığı, AB’nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini başlamasını tavsiye eden raporunu 262’ye 402 oyla kabul etti.
17 Aralık: AB Zirvesinde Türkiye ile katılım müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde açılacağı ilan edildi.
Ak_Zeynep
05-03-2008, 07:19
Türkiye mutlaka AB'ye girmeli
Müslüman dünyadaki fikirler savaşını ılımlıların kazanmasını istiyorsak, demokrasi ve İslam'ı bir arada yaşatan Türkiye'yi güçlendirmeliyiz
13/01/2004
Thomas L. Friedman (Arşivi)
İstanbul ziyaretimde, kıyısında Topkapı Sarayı'nın uzandığı Boğaz'da uzun bir yürüyüş yaptım. Medeniyetler çatışması ve bundan nasıl kaçınabileceğimiz üzerine kafa yormak söz konusu olduğunda, Avrupa ve Asya'nın göz kamaştırıcı şekilde birleştiği bu topraklardan daha uygun bir yer bulmak zor. Kendimizi kandırmayalım: tarihin önemli bir dönemecinde yaşıyoruz ve geleceğin nasıl şekilleneceği meçhul.
Açık olan şu ki, Usame bin Ladin amacına ulaştı: 11 Eylül, Yahudi-Hıristiyan Batı ile Müslüman Doğu arasında gerçek gerilimler doğurdu. Her iki taraftaki dindarlar, şimdi açık açık birbirlerinin inançlarını suçluyor.
Bu gerilimlerin gerçek bir medeniyetler çatışmasına yol açıp açmayacağını ise şu belirleyecek: Üç yerde, Türkiye, Irak ve İsrail-Filistin'de Batı ile İslam arasında köprüler mi kuracağız, yoksa hendekler mi kazacağız?
Dilerseniz Türkiye'den, yani Avrupa'daki yegane Müslüman serbest piyasa demokrasisinden başlayalım. 15 Kasım'da intihar bombacılarının saldırdığı iki sinagogdan birinin dışındaki sokak tekrar açılırken İstanbul'daydım.
Üç şey beni son derece etkiledi: Birincisi, Türkiye'deki baş hahamın törene, İstanbul'un en üst düzey Müslüman din adamıyla ve belediye başkanıyla el ele katılmasıydı; kalabalık onlar geçerken üzerlerine kırmızı karanfiller atıyordu. İkincisi, Türkiye'nin İslamcı bir partiden gelen lideri Erdoğan'ın, baş hahamı ziyaret etmesiydi -bu Türkiye tarihinde bir ilkti. Üçüncüsü ve en dikkat çekicisi ise, sinagoglara saldıran bombacılardan birinin babasının yaptığı açıklamaydı.
Acılı baba Şefik Elaltuntaş, Zaman gazetesine şunları söylüyordu: "Biz ülkesini, bayrağını ve Kuran'ı seven saygın bir aileyiz. Fakat bu çocuğun neden böyle bir şey yaptığını anlayamıyoruz... Bırakın Yahudi kardeşlerimizin baş hahamıyla bir araya gelelim. Bırakın onu kucaklayayım. Ellerini ve cüppesini öpeyim. Oğlum adına özür ve ölenler için başsağlığı dileyeyim... Onlarla barışmazsak lanetleneceğiz."
A
ynı gazete hükümet sözcüsü Cemil Çiçek'ten bir alıntı yapıyor: "İslam dünyası terörizme karşı, hiçbir 'fakat' veya 'rağmen'e başvurmaksızın, sert önlemler almalı."
Burada bir mesaj var: Meseleler bağlamı içinde ele alınıyor. Türk siyasetçiler, köktendincilerden yılmıyor, çünkü (Arap siyasetçilerin birçoğundan farklı olarak) demokratik şekilde seçilmiş olmaktan gelen bir meşruiyetleri var. Yanı sıra intihar bombacılarının aileleri, çocuklarının eylemlerini hiçbir şekilde kutsamıyor. Bu barbarlığı kınamaktan korkmuyorlar, çünkü bu tür olayların utanç sebebi ve Türkiye'nın
ılımlı İslam geleneğine yabancı sayıldığı özgür bir toplumda yaşıyorlar; dinsel çoksesliliği daima kucaklamış ve Türklerin çoğunun 'gerçek' İslam olarak gördüğü bir gelenek bu.
Bütün bunlardan dolayı, Müslüman dünyadaki fikirler savaşını ılımlıların kazanmasını istiyorsak eğer,
Türkiye'nin demokrasi, modernizm, hoşgörü ve İslam'ın bir arada yaşadığı bir model olarak güçlenmesine yardım etmeliyiz.
Bu modelin güçlenmesine, Türkiye'nin AB'ye üye olmasından daha fazla yardım edecek bir ikinci şey yok; AB buna dair temel kararını 2004 içinde verecek.
Türkiye kendisini AB üyeliğine hazırlayabilmek için bir dizi muazzam reforma imza attı. Eğer bütün bunlar yapıldıktan sonra AB kapısını Türkiye'ye kaparsa, Müslüman dünyanın dört bir köşesindeki aşırılıkçılar,
ılımlılara şunu söyleyecek: "İşte görün, biz size demiştik. AB bir Hıristiyan kulübüdür ve bizi asla almaz. Öyleyse niye onların kurallarına uyalım ki?"
Türkiye'nin AB üyeliği öylesine önemli ki, ABD Türkiye'nin kabul edilmesi uğruna AB'ye mali destek vermeyi bile düşünmeli. Eğer bu proje başarısızlığa uğrarsa, ne kadar çetrefilli olursa olsun, Türkiye'ye NAFTA üyeliği teklif etmeliyiz.
Ankara'da görüştüğüm Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bana şunları söyledi:
"Eğer AB bazı mazeretler yaratır ve Türkiye'ye bütün bu reformların ardından 'hayır' derse, eminim ki AB de kaybedecek, dünya da. Türkiye kabul edilirse hem AB hem de dünya barışı kazançlı çıkacak. Bu Müslüman dünyaya verilmiş bir armağan olacak... Diğer Müslüman ülkeleri ziyaret ettiğimde (Suriye, İran, Suudi Arabistan), bizim yaptıklarımızdan gurur duyduklarını görüyorum. İlerleyişimizden (AB'ye katılmak için gerçekleştirdiğimiz siyasi ve ekonomik reformlardan) gurur duyuyorlar. Bunu bana söylüyorlar. 'Reform süreci nasıl gidiyor?' diye soruyorlar."
Evet, herkesin gözü AB'nin üzerinde. Türkiye'nin etrafına hendek kazıp dev (ve tarihi) bir hata mı yapacak, yoksa Türkiye ile arasında köprü mü kuracak?
(11 Ocak 2003)
Tutku ÇAKIR
05-03-2008, 10:18
Teşekkürler arkadaşım.
Engellemeye çalışan çok bizden. Ama kazanan Türkiye olacak gireceğiz AB'ye
Benide_Kapatın
05-03-2008, 11:19
Teşekkürler zeynep hanım çaışmanız çok güzel.,
AB mevcut şarlarda ülkemizin kültür ve refah seviyesinin yükselmesi için tek yol,
AB ye karşı olanlar alternatif bir proje getiremiyorlar, sadece girmeyelimde böleceklerde, bayrak gidecekte falan da filanda,AB ye giren hangi ülke Fransa mı? Almanya mı? bölünmüş, ki bu iki devlet daha 50-60 yıl önce düşman idiler.Ama şimdi BU MEDENİYET projesi etrafında güç birliği yapıp müthiş bir kültür ve zenginlik oluşturdular..
Ak_Zeynep
05-03-2008, 12:26
Meltem Kurtsan " Türkiye'de Kadının Konumu ve AB "
Çağdaş toplum anlayışı her bireyin kendi yaşamını ilgilendiren konularda karar verme hakkının kabulüne dayanır. Hayal edilen kadın veya erkek bütün vatandaşların insani potansiyellerini özgürce gerçekleştirebileceği bir toplumdur.
Dünyada bugün toplumsal fırsatlardan eşit yararlanamayan kesimlerin başında kadınlar geliyor. Kadınlar kendi yaşamları hakkında verilen kararlarda söz sahibi olabilmek için eşitlik istiyorlar ve eşitliği elde edebilmek için ise güçlenmek... Çağdaş toplumların "insanca yaşama" standardına kavuşabilmek için bireylere sunduğu temel güçlenme olanaklarını eğitim, ücretli çalışma ve siyasal kararlara katılım olarak tanımlayabiliriz.
Kadın hakları konusu sosyal eşitliği ve toplumsal uyumu hedefleyen Avrupa Birliği'nin önemli yapı taşlarından biridir. AB 70'li yıllardan bu yana kadın-erkek eşitliği alanında birçok kapsamlı düzenleme gerçekleştirmiş, gerek siyasi ve sosyal hayatta gerek çalışma hayatında eşitsizlikle mücadele etme yönünde büyük ilerlemeler kaydetmiştir.
Tüm önlemler AB vatandaşı kadınların daha eşit bir statüye kavuşmasını sağlamış olsa da AB eşitliğin her yönüyle ve tam anlamıyla sağlanması için sorunlu alanları tespit etmeyi ve çözüm mekanizmaları geliştirmeyi sürdürmektedir.
Türkiye'deki kadın hakları ise gerek mevzuat gerek uygulama açısından AB ile aynı seviyede değildir. Esasen Türk kadınının karşılaştığı eşitsizlikler mevzuat alanından çok uygulama alanında ortaya çıkmaktadır. Toplumun kadını ikinci planda tutan genel değer yargıları, ekonomik zorluklar ve bölgelerarası eşitsizlikler bunun en önemli nedenleri arasındadır.
AB'dekinin aksine Türkiye'de sorunların tespit edilmesine ve çözümlerine yönelik politikalar geliştirilmesine ilişkin bütünleştirilmiş bir yaklaşım da henüz bulunmamaktadır.
AB'de kadınların istihdam oranı 1997 itibari ile yaklaşık % 45 iken, 2001 yılında % 55'e ulaşmıştır. AB kadın istihdam oranını 2010 yılı itibari ile % 60'a çıkarmayı hedeflemektedir. Türkiye'deki istihdam piyasalarında kadınların durumu ise gerek AB üyelerinden gerekse aday ülkelerden oldukça geridedir. 2001 yılı itibari ile kadın istihdam oranı ancak % 28'lere ulaşabilmiştir. Üstelik bu oranın % 70'i ücretsiz aile işçisi olarak sosyal güvenlikten yoksun çalışmaktadır.
Türkiye'de bu düşük oranlara rağmen halen kadın istihdamını arttırıcı önlemler alınmamakta, bu da ülkenin insan kaynaklarını etkili kullanmasını engellemektedir.
Avrupa Birliği'ndeki 18 milyon KOBİ'nin % 20-30'u kadın girişimciler tarafından kurulmuştur. Kadın girişimcilerin oranının erkek girişimcilerden daha düşük olmasının en önemli nedenleri, sermaye yetersizliği, mali kaynakların dağıtımında yapılan cinsel ayrımcılık ve teknoloji destek mekanizmaları konusundaki bilicin düşüklüğüdür.
Türkiye'de ise kadın girişimcilerin oranı son yıllarda artmakla birlikte tüm girişimcilerin % 8.4'ünü oluşturmaktadır. Bu durumun en önemli sebepleri piyasa araştırması, ürün ve kalite geliştirme, pazarlama teknikleri gibi konularda bilgi eksikliği, teknoloji kullanımındaki yüksek maliyetler, ataerkil değerler, yetersiz krediler ile mevcut kredilere ulaşmakta yaşanan zorluklardır.
Meltem KURTSAN
KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı
www.kagider.org
Ak_Zeynep
05-03-2008, 12:35
AB, Türkiye'ye muhtaç, Fransa bunu dikkate almalı!
Fransa Milli Meclisi, bir kez daha, bir görüşme içinde yolunu şaşırdı ve sonuçları düşünmeden bir oylama yaptı. 12 Ekim 2006'da, Fransa'yı son aylarda birkaç tartışma yaratan lois mémorielles [toplumsal hafızaya ilişkin kanunlar]'dan, özellikle aralarından sömürgeciliğin "pozitif rolü" ile ilgili olanından, hiçbir ders almayan 106 Fransız milletvekili, XX. yüzyılın başında Doğu Anadolu'da gelişen trajik olayların soykırımsal niteliğini yok sayan her türlü ifadeyi müeyyideye bağlayarak, yanlış adımlarına yeni bir adım daha ekledi.
Bugün bizim konumuz, bu vahim siyasi hataya karşı mücadele etmek için ortaya konulan sayısız argümanı tekrar değerlendirmek yerine, daha çok böyle bir oyunun sonuçlarının neler olacağıdır.
İlk sonuç, şüphesiz, Paris'le Ankara arasındaki ilişkilerin bozulmasıdır. Bu sonuç, yıllardır iki ülke arasında köprülerin kurulmasına çalışan; Türkiye'nin ve Türk toplumunun etkileyici gelişimini daha iyi tanıtabilmek için harekete geçen; Türkiye'nin Avrupa Birliği içinde tam üye olarak yer alabilmesinin kavgasını verenler için korkunç bir durumdur, [onlara] gerçek bir çaba israfı duygusu vermektedir.
Gerçek bir cumhuriyetçi olarak, iyi örgütlenmiş bir baskı grubunun parlamento kararları üzerinde bu şekilde baskı kurabildiğini saptamaktan dolayı ayrıca üzüntü duyuyorum. Hiç kimse yanılgıya düşmesin, burada söz konusu olan, hem [cumhuriyetçi] ilkelerimize hem de ulusal çıkarlarımıza tümüyle aykırı olan, Fransa'nın dış siyasetinin bir nevi cemaatçileştirilmesinin ifadesidir.
Fransa Cumhuriyeti ancak uluslararası hukuka uygun hareket ederse ve -tıpkı 2003'te Irak'a karşı Amerikan-İngiliz saldırganlığı sırasında uluslararası çevrelerde gösterdiği gibi- tek taraflılığı reddeder; ya da uluslar ve devletleri uzlaştırmaya çabalarsa; ya da en hafif ifadeyle kriz içinde olduğunu söyleyebileceğimiz Avrupa projesinde yerini tam olarak alabilmek için tüm imkânlarını kullanırsa görevini yerine getirmiş olacaktır. Fransa, ancak böyle yaptığı anlarda, kendisine ait olan sorumlulukların mevkiinde davranmış olmaktadır.
Durumu tüm ayrıntılarıyla açıklamayan bu üç nedenden dolayı 106 milletvekili bu yola sırtını döndüler: Kararlarıyla Türklerle Ermeniler arasında toplumsal hafızaları uzlaştırma çabası için uğraş verenlerin kavgasını güçleştirdiler; Ermeni sorununun Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme hedefini engellemeye çalışanlarca araçsallaştırılmasına katkıda bulundular; ve simetrik bir etkiyle Türkiye'de Avrupa Birliği'ne girme hedefine karşı olan çevreleri de güçlendirdiler. Bu müracaatta ve oylamada yapılan her şey, gerici milliyetçilikleri ve korkuya dayanan milli egemencilikleri cesaretlendirmeye katkıda bulunarak, hatalı olmuştur!
Bu nedenle parlamenterlerin, hiçbir zaman terk etmemiş olmaları gereken, siyasal aklın alanına geri dönmeleri ve bu tartışmaları yatıştırmayı hedefleyen girişimleri başlatmaları gerekiyor.
Böylece Fransa, sürecin yavaşlatılmasını denemeye dört elle sarılmayı bırakıp, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğine eşlik etmekteki yerini tekrar almalıdır. Titiz olmak, engelleri artırmak demek değildir, hatta bunun tam tersidir. Paris en kısa zamanda Yukarı Karabağ sorununu uluslararası hukuk kurallarına saygı çerçevesinde çözmeyi hedefleyen Minsk Grubu'nu yeniden harekete geçirmelidir. Son olarak Fransa, Türkiye'ye, yeniden şiddetlenen ve komşusu Irak'taki durumun kötüleşmesiyle yayılma tehlikesi gösteren, maruz kaldığı terörist saldırılara karşı etkin bir biçimde mücadele edebilmesi için yardıma koşmalıdır.
Şüphesiz bu tür girişimler bir sihirli değnek dokunuşu gibi, birikmiş olan sorunları hemen çözmeyecektir, ancak iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulmasını durdurmak için elzem olan bir tepkiye işaret edecektir.
Fransa'da seçimlere yönelik ve cemaatçi girişimlere karşı mücadele etmek her zamankinden daha ivedi, Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle bütünleşmesinin, her iki ülke için güçlendirici bir etken olduğunun ve bunun hedef olarak kalması gereğinin anlatılması da her zamankinden daha gereklidir. Önümüzde bulunan, özellikle bazı adayların, aday oldukları makamlara layık olmadıklarını göstererek, bir kez daha Türk dosyasını hayali bir korku nesnesi olarak araçsallaştırmaktan kaçınmayacakları bu seçim döneminde ortaya çıkabilecek sıkıntıları da küçümsemeyelim. Birçok nedenden ötürü Avrupa Birliği Türkiye'ye muhtaçtır, bu nedenle Fransa, düşmanca işaretler yollayacağına, her zamankinden daha fazla, ortağımız, müttefikimiz ve özellikle dostumuz olarak kalması gereken [Türkiye] ile ilişkisini yeniden ele almalı ve bu konuda ilerlemek için çaba göstermelidir. (*) Bu yazıyı Zaman için kaleme alan Fransızların dünyaca ünlü tarihçisi ve siyaset bilimcisi Didier Bilion, Fransa Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Enstitüsü Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.
DIDIER BILLION
21/10/2006
Ak_Zeynep
05-03-2008, 12:35
Sevgili Meltem hanım , sanırım kadına dair her şey için AB girme taraftarı ,Halbuki sistem ve topluma dönük bir çok eksikliğin giderilmesi için bir yoğunluğu teşkil eden paket olarak görmek gerekir :D Meselenin ve sorunların kendi üstüne düşenler ile yol alınması yolu kısaltan nüanslardır . Her kurum ve birey kendi lehinden faydalı gördüğü gelişmeleri lanse etmesi toplum bilinçi için hayati öneme haiz paylaşım için teşekkürler +1
Rica Ederim.Youmlarınız için teşekkürler :)
Sukut-u Hayal
05-03-2008, 12:38
Avrupa Birligine hic girilmeyecek..
Ak_Zeynep
05-03-2008, 12:38
Haluk Koç: CHP yenileşirse AB süreci ivme kazanır
Avrupa Birliği: AB üyeliği Mustafa Kemal Atatürk'ün çağdaşlaşma hedefinin bir parçası sayılmalı ve mutlaka gerçekleştirilmelidir. AB üyelik süreci durma noktasına gelmiştir. Bunun nedeni, AKP ile AB arasında var olan doku uyuşmazlığıdır. Dinci eğilimlerin kamu yaşamına egemen olma iddiasının geçerli olduğu bir Türkiye'nin AB'ye tam üye olma olasılığı çok zayıftır. CHP'nin yenileşerek güçlendiği ölçüde AB üyeliği de güçlü bir ivme kazanacaktır.
Umut Oran: AB laikliğe güvence
Avrupa Birliği: AB önemli bir barış ve işbirliği projesi. Atatürk'ün koymuş olduğu vizyona da uyuyor. AB ile tam üyelik konusunda kesin bir tarih belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bizim toplumsal refahımız için, insani adalet, güvenlik ve demokrasinin daha içselleşmesi ve sosyal güvenliğin eşit ve adaletli çalışabilmesi için, AB'deki sosyal politikaları bu amaç uğruna önemli bir araç olarak görüyorum. AB'yi özellikle AKP hükümetinin başında olduğu bir iktidarda laiklik açısından da güvence olarak görüyorum.
Tolga Yarman: Batı gölge etmesin
Avrupa Birliği: Emperyalizm devlet olarak örgütlenmiş bir haydutluktur. Bugün Washinton'da bir çete vardır. AB, Washington'daki çeteye alternatif emperyalist bir yapıdadır. Benim Batılılar karşı tavrım şudur: Gölge etmeyin, başka ihsan istemez.
Ayhan Yalçınkaya: Artık üyelik hayal
Avrupa Birliği: AB kuruluş felsefesi bakımından demokrasi, insan hakları, dünya vatandaşlığı gibi insanlık değerlerini içinde barındıran bir yaklaşımdır. Bu önemli özelliklerine karşın AB Türkiyeyi üye yapmayacağını alenen ilan etmiştir. Ucu açık müzakereler, 15 yıllık öngörüler AB üyeliğinin artık bir hayal olduğunu göstermektedir.
Ak_Zeynep
05-03-2008, 12:39
Avrupa Birligine hic girilmeyecek..
Neden?
Ak_Zeynep
05-03-2008, 12:45
Hurşit GÜNEŞ Gösterge
CHP, AB'ye karşı mı?
Başbakan Erdoğan TÜSİAD'da çıktığı müsamerede CHP'ye iki noktadan yüklenmiş. Bu yüklenmenin birinde kendini rahatlatmaya çalışmış, diğerinde de işadamlarını. Kendini rahatlatmak için cumhurbaşkanlığı seçimlerini Baykal'ın çıkmaza soktuğunu iddia etmiş. "Madem Meclis'e seçtirmiyorlar, bari halkın seçmesine izin versinler" demiş. Cumhurbaşkanı'nın da ipe un serdiğini, Anayasa değişikliklerini bir türlü onaylamadığını söylemiş.
Elimizi vicdanımıza koyalım. Erdoğan aylar önce "Gerginliğe gerek yok. Ben aday değilim. Cumhurbaşkanı adayını elbette muhalefetle uzlaşarak belirleyeceğiz" deseydi, buraya gelinir miydi? Üstelik Baykal "aday AKP'den olabilir" demişken... Bize kalırsa Erdoğan Çankaya'ya çıkamamanın sancısını çekiyor. Seçim kampanyasında bol bol içini dökeceği anlaşılıyor.
İşadamlarının yanılgısı
Gelelim işadamlarını tatmin için söylediklerine. Erdoğan CHP'nin AB trenine taş koyduğunu, daha doğrusu CHP'nin AB'ye karşı olduğunu söylemiş. Eh işadamları da çok AB yanlısı ya! Böylelikle CHP'nin üzerini çiziverecekler. Üstelik birçok işadamı CHP'nin AB'ye karşı olduğuna inanıyor. Bunu da özellikle neo-liberal aydınlar pompalıyor. Oysa (CHP içinde oldukça karamsar olanlar olsa da) bu genel olarak doğru değil... Açıklayalım.
Birincisi, son dört yılda Türkiye'nin AB yolunda olumlu mesafe aldığı savunulamaz. Çünkü 2002 yılında AB tarafında durum daha sıcaktı. O tarihten bu yana iktidarda AKP olduğuna göre AKP'nin AB karnesinin geçer olduğu savunmak çok güç. Avrupa'daki fikir değişikliğini sadece seyrettiler.
Avrupa'da Türkiye karşıtlığı giderek yükseliyor. Eskiden bu karşıtlık toplum içindeydi, şimdi hükümet düzeyine de yansıdı. Oysa yerli neo-liberaller hep AB'nin Türkiye'nin tam üyeliğini istediğini, ama Türkiye'de buna karşı çıkanlar olduğunu iddia ediyor. Üstelik AB cenahından ne zaman akla mantığa sığmayan talep gelse bunları savunmak için didiniyorlar.
Filmi baştan saralım. Ankara Anlaşması'nı kim imzaladı? İsmet İnönü. Gümrük Birliği'nin imzalanması sürecinde kimler Dışişleri'ni üstlendi? Karayalçın ve Baykal. Daha sonraki uyum sürecinde CHP'nin Meclis'te çomak soktuğu hangi AB reformu var? Hiç yok. Avrupa (özellikle Almanya ve Fransa) ABD'nin Irak'a müdahalesine karşı çıkarken, AKP ne yaptı? 1 Mart tezkeresini hazırladı. Kim direndi? CHP.
Sosyokültürel modernleşme
CHP'nin AB karşıtı olduğunu savunmak bayağı bir gaflet. Elimizi yine vicdanımıza koyalım: Bugün AB kapılarını aşındırabiliyorsak bu CHP'nin öncülük yaptığı sosyokültürel modernleşmeden kaynaklanıyor.
Şimdi dönelim Avrupa'da Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanlara... İtalya'da Prodi, İngiltere'de Blair ve İspanya'da Zapatero Türkiye'nin tam üyeliğinden yana. Ve hepsi sosyalist.. Oysa AB'nin iki kurucu ülke lideri Merkel ve Sarkozy karşı.
Bunların da her ikisi tutucu. Yani eğer tutunacak bir dalımız varsa, o da Avrupa solu. Peki onlarla kim ilişki kuracak? Tabii ki Türkiye'deki sosyal demokratlar. O zaman işadamlarının bu denli yanlış bir tavrı neden aldığını anlamak güçleşiyor.
Nihayet son söz: Segolene ile Sarkozy arasında tartışma çıktığında Segolene Türkiye'nin laik bir ülke olduğuna ve cumhuriyet mitinglerine işaret ederek göz ardı edilemeyeceğini savundu. Sarkozy ise "Hayır, onlar ayrı bir kültürden geliyorlar" dedi. Şimdi tekrar düşünelim: Acaba tam üyelik için AKP mi daha yararlı, CHP mi?
Ak_Zeynep
05-03-2008, 12:48
CHP Nihayet AB'ye Karşı Olduğunu Açıkladı
Yazar Emin Alper
Geçtiğimiz ayın son haftasına girerken CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, bir dizi önemli açıklama yaptı. AB reformlarının ülkeyi çürüttüğünü iddia eden Baykal bundan böyle partisinin AB reformlarına destek vermeyeceğini ve açık bir biçimde bu reformlara karşı mücadele yürüteceğini ilan etti.
CHP’nin son dönemde takındığı tutum itibariyle pek çok insan tarafından “malumun ilamı” olarak kabul edilen bu açıklama pek heyecan yaratmasa da belli açılardan üzerinde durulması gereken bir dönüm noktası niteliğinde. Öncelikle uzun zamandır konuşulan, AB reformlarının Türkiye siyasetinin belirleyici karşıtlık noktasını oluşturduğu tespiti artık aleniyet ve inkar edilemez bir gerçeklik kazanmış oluyor. Artık bir yanda reformları destekleyen AKP ve onlara karşı olan ana muhalefet partisi CHP var. İkincisi ve daha önemlisi CHP’nin artık alenen reformlara karşı olduğunu söyleyecek özgüveni bulması sözkonusu reformlara karşı olmanın kazandığı meşruiyeti göstermesi açısından dikkate değer. Bilindiği gibi daha önce bütün partileri ortaklaştıran “AB’yi biz de istiyoruz ama” çizgisi ya da “AB’ye onurumuzla girelim” sloganı ilk kez anamuhalefet partisi tarafından açıkça “istemiyoruz”a dönüştürülmüş durumda. Dört sene önce MHP’nin bile ilan etmeye cesaret edemediği bu siyasal pozisyon, muassır medeniyetlerle kaynaşma arzusunun açık reddi, “AB’ye evet” fikriyatının nasıl ciddi bir hegemonya yitimine maruz kaldığının açık bir göstergesi.
Bir başka önemli nokta ise Baykal’ın takip eden günlerde cephe aldığı azınlık vakıfları ile ilgili tasarılara karşı kullandığı, Türkiye’de reaksiyoner-faşizan çevrelerde duymaya alıştığımız azınlık karşıtı, anti-Hıristiyan ve anti-Batıcı teyakkuz üslubuydu. CHP sıralarında uzun süredir Fener Patrikhanesi’nin toprak satın alarak Vatikan benzeri bir devlet kurmak istediği senaryoları konuşuluyordu zaten. Bu tablo siyasetin gövdesinde bir başka kaymanın da göstergesi. Azınlık, misyonerlik ve Hıristiyanlık karşıtlığı (tek parti CHP’sinin muhafazakar kanadını saymazsak) bu ülkede faşist sağın ve radikal İslamcılığın ideolojik cephanesinde yer alagelmişti. Bugün bu sağ gelenekten gelen bir parti Türkiye’nin en Batıcı partisi konumuna yükselmişken, geçmişte radikal Batıcılığın kalesi sayılan CHP, bünyesinde önemli bir bileşen olarak barındırdığı Üçüncü Dünyacı bir Batı aleyhtarlığını milliyetçi-muhafazakar bir Batı karşıtlığıyla harmanlamaya başlamış durumda. Peki bu noktaya nasıl gelindi? Halkın %70’inin destek verdiği AB projesi nasıl bu denli hegemonya yitimine uğradı ve 2002 seçimlerinde AB sözü veren ve ülkenin en Batıcı kesiminin temsilcisi olan CHP milliyetçi-muhafazakar bir dili sahiplenecek kadar anti-AB’ci bir noktaya nasıl sürüklendi?
Ak_Zeynep
05-03-2008, 12:49
AKP MİLLİYETÇİLEŞTİ Mİ?
Kuşkusuz AB’ci hegemonyanın yitiminde AKP’nin müzakereler başladığından bu yana takındığı tutucu, reformlar karşısındaki isteksiz tavrının payı çok yüksek. Reformları tamamlar tamamlamaz iç siyasal desteğini konsolide etmek amacıyla milliyetçiliğe cevaz veren AKP bu tavrıyla AB karşıtı milliyetçi cephenin elini bir hayli güçlendirmiş oldu. AKP’nin böyle bir tavır değişikliğine gitmesinin en önemli sebebiyse başta tahmin ettiği gibi AB reformlarının içeride kendisine olan siyasal desteği arttıracağından ciddi bir şüpheye kapılmış olmasıydı.
AKP’nin iktidara gelirken temsil ettiği en özgün proje cumhuriyetin resmî kurumları ve ideolojisiyle ılımlı İslamı uzlaştıracak bir çerçeve oluşturmak ve cumhuriyet ideolojisinin tanımladığı siyasal normları siyasal İslamın kimi simgelerini de içerecek şekilde genişletmekti. Bu ideolojik bir zaferin yanında kendi destekçilerini oluşturan İslamcı-muhafazakar seçkinlerine (örneğin yüksek tahsilli türbanlı kadınlara ya da Merkez Bankası başkanlığına atama sürecinde görüldüğü gibi buram buram Anadolu muhafazakarlığı kokan kendi seçkinlerine) kamusal görünürlük kazandırmak ve onlara cumhuriyetin kurumları içinde yer açmak anlamına gelecekti. İktidarın en güçlü adayı olduğu anlaşıldığından beri kendisinden duyulan rahatsızlığın açıkça beyan edilmesi AKP’nin kendini müesses nizamın bir partisi olarak kabul ettirebilmesinin ne kadar zor olduğunu gösteriyordu. Bu açıdan AB reformları AKP’nin kendini ispatlaması için bulunmaz bir fırsattı. Türkiye’nin muasır medeniyetler seviyesine ulaşma arzusunun nihai hedefi olarak kabul edilen AB’ye entegrasyon projesinin yürütücülüğünü yapmak AKP’ye ciddi bir prestij getirecek ve onu kurulu düzenin doğal bir parçası haline dönüştürecekti. Üstelik AB reformlarıyla birlikte gelecek olan siyasal demokratikleşme süreci AKP’nin temsil ettiği uzlaşma hedefini gerçekleştireceği bir esnekleştirmeyi de kendiliğinden getirecekti. Ordunun siyasal konumunun zayıflatılması, YÖK gibi vesayetçi kurumların demokratikleştirilmesi ılımlı siyasal İslamın elitlerine ve simgelerine Türkiye siyasetinde yer açacaktı. AKP’nin AB reformlarını bu denli istekli bir biçimde sarılmasının ardında yatan temel sebepler bunlardı.
Ancak AKP’nin beklediği olmadı. AB reformlarının ilk ayağı verilebilecek en az siyasal “tavizle” gerçekleştirildiği ve AB içindeki güçlü direnişe rağmen müzakere tarihi başarıyla alındığı halde ordu, sivil bürokrasi ve müesses nizamın partileri AKP’yi rejimin meşru bir partisi olarak aralarına almakta büyük direnç gösterdi. AKP’nin siyasal yaşamdaki yerinin normalleştirilmesi şöyle dursun, dahiyane komplo teorileri eşliğinde bu partinin dış güçlerin bir uzantısı olduğu fikriyatı gitgide daha fazla dillendirildi. Bu sert tavır karşısında AKP, AB reformlarının yarattığı milliyetçi tepkiden de ürkerek en azından seçimlere kadar reformlar konusunda ayak sürümeyi ve süreci rölantiye almayı tercih etti. Kuşkusuz kendi siyasal tabanının da Milli Görüş çizgisinden gelen milliyetçi refleksleri nedeniyle partisine olan siyasal desteği eriteceğinden korkuyordu. Oysa aynı süreçte, TESEV’in çarpıcı anketinin ortaya koyduğu gibi AKP destekçileri arasında “AB’ye evet” diyenlerin oranı 2002’den 2006’ya gelindiğinde %52’den %72’ye çıkıyordu. Ancak yine de AKP, PKK’nın da tekrar silaha sarılması gibi olumsuz gelişmelerin de etkisiyle AB reformlarını askıya almaya ve “rejim”in istediği refleksleri göstermeye özen gösterdi. Ve böylelikle güç dengesinin milliyetçi cephenin eline geçmesine izin verdi.
Ak_Zeynep
05-03-2008, 12:49
YA CHP
Yargıdan Orduya dek cumhuriyetin sarsılmaz kurumlarının AKP’nin normalleştirilmesine cevaz vermemesinin ve AB reformlarına direnişinin nedenleri çok konuşuldu. Kemikleşmiş cumhuriyet ideolojisinin herhangi bir İslami simgeye tahammül gösteremeyecek ve her türlü uzlaşmayı bir “zaafiyet” sayacak katılığından sıklıkla dem vuruldu. Cumhuriyet seçkinlerinin AB reformlarına gösterdiği ideolojik tepkinin yanında bu karşı çıkışlarının gayet maddi sebepleri de vardı. Başta Ordu olmak üzere Cumhuriyet’in sağlam kalelerini elinde tutan seçkinler sözkonusu reformlarla ciddi bir siyasal güç kaybına uğrayacaktı. Dolayısıyla onların itirazında garip olan bir şey yoktu.
Bu noktada asıl anlaşılması güç olan, kendi tabanında AB destekçiliğinin en yüksek olduğu (yine TESEV araştırmasına göre 2002’de %83, 2003’te %86) CHP gibi bir partinin hem kamuoyundaki yüksek AB taraftarlığına hem de kendi tabanındaki olumlu bakışa rağmen dört senelik süreçte kendi siyasal çizgisini gitgide yukarıda sözü edilen bir avuç katı Kemalist elitin AB karşıtı siyasal çizgisiyle özdeşleştirmesi, hatta bu çizgiyi daha da radikalleştirmesi ve bu çizgiyi popülerleştirmek için elinden geleni yapmasıydı. Çocukları için güvenli bir gelecek, sağlam bir eğitim, kendileri için temiz sokaklar, saygılı insanlar isteyen ve bunların AB’ye üyelikle geleceğine inananların en fazla temsil edildiği parti dört yılın sonunda açıkça AB reformlarına cephe alıyordu. Ve dört yılın sonunda CHP’yi destekleyenler arasında AB’ye evet diyenlerin oranı % 60’a düşüyordu.
Hem AKP’nin hem de CHP’nin siyasal çizgisini parti tabanında yaşanan siyasal değişimlerin yansıması olarak okumak safdil bir sosyolojizm olur. Değişimin asıl belirleyici gücü tam ters yöndeydi. Yani bu süreçte parti örgütlerinin aldığı tavırlar tabandaki değişimin yönünü belirledi. Bir başka deyişle parti önderliğinin bilinçli ya da bilinçsiz uyguladıkları siyasal eğitim kendi destekleyicilerinin görüşlerindeki kaymanın ana müsebbibiydi. AKP tabanı gitgide Batı karşıtı reflekslerini bir yana bırakmanın makûllüğüne ikna olurken CHP tabanı gitgide daha fazla “Kıbrıs’ı satıyorlar”, “tersanelerimiz işgal edildi” sloganlarının etkisi altına girdi. Peki CHP gerçekten tabanındaki eğilimlerin tam tersi bir rota mı izledi?
Bu soru aslında çok soruldu. Pek çok solcu ve liberalin gönlündeki CHP, gerçekleşmesi bir hayli zor gözükse bile, AB reformlarını AKP’den daha fazla sahiplenen ve muhalefetini demokratikleşmeyi daha ısrarlı bir biçimde savunmak üzerine inşa etmiş, Avrupa sosyal demokrat partileri çizgisinde bir CHP’ydi. Nitekim partinin içinde bu çizgiyi savunan bir kanat vardı. Livaneli-Derviş çizgisi diyebileceğimiz bu ekibin partide pek bir şansı olamadı. Kuşkusuz Baykal otokrasisinin bu tip muhalif çizgileri ezmedeki rolü büyüktü; ancak partide tümüyle demokratik seçimler olsa bile CHP’nin siyaset esnafının bu çizgiyi iktidara taşıyacağı oldukça su götürürdü. Kuşkusuz pek çok insan Baykal’dan rahatsızdı ve muhalefetini açıkça dile getiriyordu. Ancak tabandan gelen muhalefetin çok daha önemli bir kısmı “ülke elden gidiyor, bunlar bir şey yapmıyor” türünden daha Kemalist çıkışları yansıtıyordu. Pek çok yazara göre CHP her zaman devlet partisi olagelmişti ve ondan herhangi bir reformcu karakter üstlenmesini beklemek hayaldi. Ancak bu yaklaşım tarih-dışı bir CHP algısı üzerine inşa edilmekteydi. CHP 1970’lerde devlet partisi olmaktan uzaklaşmış ve bu özelliğini 1990’ların sonuna kadar korumuştu. CHP’nin daha milliyetçi ve popülist gövdesini kendine çeken DSP bu dönüşümü çok daha erken yaşarken, daha Batıcı ve demokrat üyeleri barındıran SHP-CHP çizgisinin devletlulaşma süreci 28 Şubat ertesinde, ama asıl olarak AKP iktidarı ve AB sürecinde gerçekleşti. Dolayısıyla şu soru sorulabilir: CHP her ne kadar devlet partisi olma geleneğinin izlerini taşısa da tabanında varolan bu yüksek AB destekçiliğinin de etkisiyle farklı bir rota tutturabilir miydi? Ya da en azından bu denli pervasız bir Batı karşıtlığına savrulmak zorunda mıydı?
CHP tarihi boyunca Kemalizme içkin olan Batıcılık-milliyetçilik, modernleşmecilik-demokratlık, laiklik-demokratlık türü gerilimleri derinden yaşadı. Bu gerilimi en sade biçimde yansıtan yaklaşım Türkiye’nin hızlı bir Batılılaşma iradesi gösterdiğini ancak bu Batılılaşma sürecinin Türkiye’ye özgü tarihsel ve yapısal nedenlerle Batı’nın yaşadığı ve “biz”den beklediği biçimde olamayacağı üzerine kurulmuştu. Örneğin Türkiye tabii ki laikti ve laik kalacaktı ancak bu laikliğin teminatı ordu idi ve şımarıkça isteklerle cici demokrasicilik oynamak Türkiye laikliğinin dibine dinamit koymakla eş anlamlıydı. Böylelikle en kapsayıcı ifadesi Batıcılık-milliyetçilik olan bu gerilimden, Batıcılık-laiklik türü ucube pek çok küçük gerilim türedi ve son dönemde CHP zihniyetine içkin olan bu gerilim ciddi bir yarılmayla sonuçlandı.
Ancak bu yarılma ne kaçınılmazdı ne de genetik olarak belirlenmişti. Başka koşullarda bu gerilimlerin üzerini örtecek ya da bunları yumuşatacak bir siyasal formül bulunabilirdi. Örneğin AKP, geleneğinden getirdiği bütün anti-Batıcı özelliklere ve taşıdığı benzer gerilimlere karşın yukarıda özetlediğimiz gibi kendi İslamcı çizgisiyle AB reformculuğunu uzlaştıracak bir projeyi özellikle iktidarının ilk iki yılında başarıyla geliştirdi ve uyguladı. CHP ise Batıcılık-milliyetçilik geriliminde yaşadığı yarılma sonucu tercih ettiği milliyetçiliği haklı çıkarmak için fütursuz bir komploculuğa girişerek, bir zamanlar kendisine karşı kullanılan 1970’lerin Tercüman gazetesinin reaksiyoner-komplocu-teyakkuzcu dilini sahiplendi.
İyimser çevrelerin CHP’den beklediği daha az laikçi, daha demokrat ve AB’ci bir çizgiyi savunma talebi AKP iktidar olduğu anda buharlaşan bir hayal olarak kaldı. Çünkü muhalefetteyken AB reformlarını daha fazla talep etmek, daha fazla demokratikleşme istemek AKP’nin projesini yani demokratikleşerek siyasal İslama yer açma projesini dolaylı ya da dolaysız olarak kabul etmek anlamına gelecekti. Oysa belirleyici karakteri katı bir laiklik ve şeriat korkusu olan, ulusal kalkınmacılığın iflasıyla birlikte alt sınıflarla olan temasını tümüyle yitirip, seçkinci bir hayat tarzı savunuculuğuna girişen ve siyasal İslamın ’90’lardaki yükselişiyle ciddi bir panik havası yaşayan CHP’nin eğitimli orta sınıfları için böylesi bir kabul mümkün görünmüyordu. Siyasal İslamın rejimi tehdit ettiğine inanıldığı sürece aynı anda hem demokratikleşmeyi hem de YÖK’teki Kemalist vesayeti, hem siyasal reformları hem de 12 Eylül Anayasası’ndaki rejimi koruduğuna inanılan maddeleri savunmak imkansızdı. CHP ancak Kürt milliyetçiliğinin ve ılımlı da olsa İslamcılığın marjinalleştiğine inandığı anda Batıcılık rolünü oynayabilirdi. AB reformlarını önce İslamcı emellerle ardından emperyalist yayılmacılıkla bir tutan teyakkuzcu ruh hali aslında bir güçsüzlük ve güce tapma hissiyatının garip bir birleşimiydi.
Neo-conların bugünlerde en fazla referans verdiği tarihsel olayların başında Neville Chamberlain’in Nazilere karşı uyguladığı yatıştırma (appeasement) politikası geliyor. Hitler ile Saddam (bugünlerde Ahmedinecad) arasında paralellik kuran neo-conlar benzer bir yatıştırma politikasının fanatiklere kendi güçlerini abartma fırsatı vererek felaketlere kapı açacağını iddia ediyorlar. Benzer bir hissiyatın Kemalist seçkinlerin ve orta sınıfların dünya görüşünü şekillendirdiği kolaylıkla iddia edilebilir. Her türlü uzlaşma adımının karşı taraf açısından bir “zaafiyet” olarak anlaşılacağı ve onlara hain emellerini gerçekleştirmek için cesaret vereceğine duyulan inanç cumhuriyetçi tavizsizliğin ana eksenini oluşturmaktaydı. Bu durum aslında Orduda cisimleşen muazzam bir güç arzusuyla toplumsal olarak hissedilen bir güçsüzlük ve etkisizlik hissinin tuhaf birleşimiydi. Toplumsal hegemonyanın eksikliğinden kaynaklanan bilinçaltı korku, cumhuriyetin kurumlarında gerçekleşecek herhangi bir esnekleşmeyi gerici kalabalıkların istilasına davetiye çıkarmakla bir tutuyordu. Böylesi bir sonuçtan kaçınmanın tek yolu tavizsiz bir biçimde tepede biriken güce sarılmaktı.
Aslında bu durumun Türkiye’ye özgü bir tarafı da yoktu. Tarihte hakim sınıfların ve seçkinlerin ilk bakışta kendi lehlerine olmayan reformları destekledikleri durumlar, genellikle bu kesimlerin ciddi bir özgüven içinde bulundukları, ancak tarihsel sürecin zamanla kendi güçlerinin altını oyacağını fark ettikleri anda ısrarla eski konumlarını sürdürmek yerine denetimli bir reform yoluyla kendi iktidarlarını pekiştirmeye karar verdikleri durumlar olduğu söylenebilir. Değişime akıldışı direnç ve katı tavizsizlik politikaları ise genellikle bir paranoya ve büyüklenme hallerinin tekinsiz bileşiminin ifadesidir. İngiltere’nin 19. yüzyılda aristokrasi önderliğinde yaşadığı değişim birinci durumun en güzel örneğidir. Tarihte burjuvazinin zaferi olarak bilinen 1846 tarihli Tahıl Yasası tümüyle toprak sahiplerinin hakim olduğu bir meclisten geçmişti. Toprak sahipleri burjuvazinin yükselen gücünün ve özellikle ülke için hayati önemde gördükleri sanayinin istihdam yaratma kapasitesini fark ederek, kendi kısmi çıkarlarından vazgeçmek yoluyla, kendilerini doğal hakim sınıf olarak kodlamak yerine hakimiyetlerinin meşruiyet kaynağını ülke çıkarlarını korumalarından türetmeye çalışmışlardı. Benzer bir biçimde, cumhuriyet elitlerinin kendi yaşam tarzlarını ve kimliklerini sert karşıtlıklar yaratarak korumak yerine AB reformlarıyla uyumlu bir çerçevede bir genel çıkar tanımlamaları ve bu tanım içinde Kürtlere ve İslamcılara kısmi bir yer açmaları mantık dahilindeydi. Üstelik CHP, siyasal geleneğinde benzer bir uzlaşmacı ve hegemonik tarzın mirasını taşıyordu. Ecevit’in Demokratik Sol’u tam da yukarıda anlatılana benzer bir değişim çabasının sonucuydu. 1960’ların sonuna doğru CHP siyasetteki eski hakim pozisyonunu askerin yardımı olmadan koruyamayacağını anlayarak kendi kimliğinden ciddi tavizler vermeyi, Güven Partisi’nde biriken muhafazakarların korkularının aksine ülkeyi sola açarak ve daha az laikçi bir politika izleyerek CHP çizgisini hegemonikleştirmeyi denemişti. Ama o dönemde Kemalist orta sınıflarla geniş yığınları birleştiren bir ulusal kalkınmacı söylem bu projeyi mümkün kılmıştı. Bugün ise benzer bir sol söylemin yaşadığı kriz Kemalist orta sınıflar-alt sınıflar ittifakını tümüyle dayanıksız biraktı. Ancak yine de cumhuriyet elitleri bugün yaşadıkları toplumsal güçsüzlüğe karşı toplumdaki AB’ye yönelik kaba zenginleşme ve yırtma hayallerini de kucaklayan sosyal ve siyasal haklar temelli bir hegemonya projesi sunabilirlerdi. Fakat tarihindeki Ecevit parantezinden ders çıkaramayacak denli defansifleşmiş, korkaklaşmış ve aynı ölçüde saldırganlaşmış cumhuriyetçiler, CHP’den Güven Partisi’ne intikal eden tarihsel tecrübelerine ve siyasal kültürlerine sarılmayı seçtiler.
Sözkonusu elitler ve laik, Kemalist, eğitimli orta sınıflar ta 27 Mayıs darbesinden bu yana sürekli bir güç yitimi ve gücün restorasyonu döngüsünün içinden geliyorlardı. Toplumsal olarak güçlerini yitirdiklerini panik içinde algıladıklarının hemen ertesinde Ordu eliyle yitik gücün restore edilmesi sözü edilen güçsüzlük-güce tapma salınımını bu kesimin temel siyasal karakteri haline getirdi. Ecevit projesinin başarısızlığı da orduyu “halk”tan daha güvenilir bir ittifak olarak kabul etmeyi kolaylaştırdı. 1990’larda katı bir biçimde özdeşleştikleri Türk milliyetçiliğinin Kürt milliyetçiliği tarafından saldırıya uğraması, ardından da siyasal İslamın yükselişi CHP’nin doğal seçmeni eğitimli orta sınıflar arasında ciddi bir panik havası yaratmış ve eski gücün restorasyonu özlemlerini iyiden iyiye kışkırtmıştı. Batıcı hayat tarzlarının azımsanamayacak bir tehdit altında olduğunu fark eden bu Kemalist orta sınıflar 28 Şubat sürecinde orduyla özdeşleşmeyi seçtiler. Ancak bertaraf ettikleri Refah Partisi çizgisi yeni bir kılıkta karşılarına çıkınca düşmanları toplumsal açıdan tasfiye edememiş olmanın verdiği güçsüzlük hissi öfkeli bir otoriterlikle kaynaştı. Ama tarihten çıkardıkları ders sabitti: Yeterince tavizsiz dururlarsa kuşkusuz kazanacaklardı. Tıpkı cumhuriyetin kazanımlarını tehdit altında hissettikleri an Napoléon ve Boulanger gibi askerlerin koyu destekçisi haline gelen Fransız cumhuriyetçileri ve kendi güçsüzlüklerini kavrayıp, Almanya’yı birleştireceğine inandıkları anda Bismarck’ın arkasına dizilen ve onun anti-demokratik anayasasını destekleyen Alman liberalleri gibi, Kemalist cumhuriyetçiler de kimliklerinin temelindeki katı laikliğin ve milliyetçiliğin garantörü orduyla özdeşleşmeyi seçtiler. AB ile entegrasyon süreci bu korkuları azaltabilirdi. Ne var ki AB süreci AKP iktidarıyla aynı döneme denk geldi. AB reformlarıyla İslamcı emelleri ayırdetme yeteneğinden yoksun kafalar, ikisini özdeşleştirmeyi ve İslamcılık, emperyalizm ve Kürtçülüğü aynı düşman potasında eritmeyi seçtiler. Böylelikle CHP’liler kendilerini, İslamcı addettikleri bir partiye karşı misyonerlik ve azınlık okullarının tehdidi altındaki Müslüman-Türk kimliğini korurken buldular.
CHP’li bir akrabam televizyonda Ahmet İnsel’in konuşmasını izlerken bana dönüp “Bu adam İslamcı mı solcu mu anlayamadım?” diye sormuştu. Ortalama bir CHP’linin kafası hiçbir zaman laiklik ve demokratlığın birarada olabileceğine ya da insan haklarıyla ülkenin bölünmeyeceği fikrine pek yatmadı. Bu zihniyet AB modelinde somutlaşan farklı kimliklerin siyasal temsiline izin veren bir parlamenter demokrasiyi anlamakta hep güçlük çekti. Ancak bunları söylemek özcü bir CHP’li kimliğini kabul etmek anlamına gelmez. Farklı siyasal projelerin üretildiği ve geleceğe yönelik güçlü vizyonların inşa edildiği dinamik bir CHP örgütü bu dar ufuklu siyasal kısırlığı tabanından söküp atabilirdi. Tabandaki %90’lara varan AB taraftarlığı bu tip projeler için bir zemin olabilirdi. Fakat yukarıda belirtilen tarihsel ve yapısal nedenlerin de güçlü belirlenimiyle ortalama CHP tarzı aşılamadı. AB reformlarıyla laikliği ve ulusal bütünlük hedeflerini uzlaştıramayan zihniyet AB taleplerinde art niyet ve komplo senaryoları aramayı seçti.
Ak_Zeynep
05-03-2008, 12:50
Abarttım galiba :D :D
Abarttım galiba :D :D
Yo hayır. Çok önemli bilgileri paylaşmışsınız.
Sukut-u Hayal
05-03-2008, 12:58
Avrupa Birligine hic girilmeyecek..
Neden?
Bunu galiba babacanin kendisi demisti..
AB sureci Turkiyenin gelismesini sagliyor.
Onlarin dediklerine gore 2014'de alacaklarmis.
O zaman Turkiyenin super guc olacagini ve AB'ye gerek kalmayacagini dusunuyorum..
Yinede girersek gucumuz kisitlanacaktir.
Tabi bu benim gorusum. :)
Ak_Zeynep
05-03-2008, 12:59
Sosyokültürel modernleşme
CHP'nin AB karşıtı olduğunu savunmak bayağı bir gaflet. Elimizi yine vicdanımıza koyalım: Bugün AB kapılarını aşındırabiliyorsak bu CHP'nin öncülük yaptığı sosyokültürel modernleşmeden kaynaklanıyor.
Bu gün hizmet etme fonksiyonları ile hatta ülkenin geleçeğini etkileyen büyük projeler ile var olma yerine devlet erkinin idolojik cevrelerin sözcülüğünü yaparak kendini devletin mutlak sahipi konumuna iterek halkı ve onun değerlerini yok sayarak toplumun içine nifak ateşleri körükleyerek belli kurum ve kuruluşları tedirgin ederek gerilim siyasetini benimsemiş bir fikir külüpü için neden her şey güzel olsun ki , yeterki kaos ve gerginlik olsun ortaya cıkan siyasi boşluklarda söz hakkımız olsun aksi sandık ve demokrasiden haz almayanlar , sandıktan umudunu yitirenlerin en kısa yolu bu olsa gerek , ülkeyi senelerce geriye kötüren bütün enerjisini fitneye kilitlenmiş bir partinin varlığından utanıyorum.
CHP geniş kitleleri temsil eden bir parti değil, statükodan yana bir ideoloji partisidir.CHP aynı zamanda bir öfke partisidir. Vizyonu olmayan, sevgiden yana nasibini yitirmiş bir öfke partisi chp nin politikaları içeride Türkiye'yi yoruyor, dışarıda zor durumda bırakıyor.Sorunların varlığından beslenen, sorunların çokluğundan güç alan bir partigönülden düşmüş bir parti, salonlarda sürünüyor,elde kalan bir salon partisidir.chp insanların içine doğru yolculuk yapmalı, devlete doğru değil. CHP insanlaşmalı ve insana yönelmeli. Bir parti ya bir değer üretmel ya da üretilmiş değerleri muhafaza etmeli.
Çok güzel özetlemişsiniz.CHP bu işte..+1 :-*
tayyipleyiz
05-03-2008, 13:00
Sosyokültürel modernleşme
CHP'nin AB karşıtı olduğunu savunmak bayağı bir gaflet. Elimizi yine vicdanımıza koyalım: Bugün AB kapılarını aşındırabiliyorsak bu CHP'nin öncülük yaptığı sosyokültürel modernleşmeden kaynaklanıyor.
Bu gün hizmet etme fonksiyonları ile hatta ülkenin geleçeğini etkileyen büyük projeler ile var olma yerine devlet erkinin idolojik cevrelerin sözcülüğünü yaparak kendini devletin mutlak sahipi konumuna iterek halkı ve onun değerlerini yok sayarak toplumun içine nifak ateşleri körükleyerek belli kurum ve kuruluşları tedirgin ederek gerilim siyasetini benimsemiş bir fikir külüpü için neden her şey güzel olsun ki , yeterki kaos ve gerginlik olsun ortaya cıkan siyasi boşluklarda söz hakkımız olsun aksi sandık ve demokrasiden haz almayanlar , sandıktan umudunu yitirenlerin en kısa yolu bu olsa gerek , ülkeyi senelerce geriye kötüren bütün enerjisini fitneye kilitlenmiş bir partinin varlığından utanıyorum.
CHP geniş kitleleri temsil eden bir parti değil, statükodan yana bir ideoloji partisidir.CHP aynı zamanda bir öfke partisidir. Vizyonu olmayan, sevgiden yana nasibini yitirmiş bir öfke partisi chp nin politikaları içeride Türkiye'yi yoruyor, dışarıda zor durumda bırakıyor.Sorunların varlığından beslenen, sorunların çokluğundan güç alan bir partigönülden düşmüş bir parti, salonlarda sürünüyor,elde kalan bir salon partisidir.chp insanların içine doğru yolculuk yapmalı, devlete doğru değil. CHP insanlaşmalı ve insana yönelmeli. Bir parti ya bir değer üretmel ya da üretilmiş değerleri muhafaza etmeli.
Sevgili hocam yorumunuz çok ağır değil mi? Hele de CHP gibi bir parti için...+1 :D
Ak_Zeynep
05-03-2008, 13:03
Sosyokültürel modernleşme
CHP'nin AB karşıtı olduğunu savunmak bayağı bir gaflet. Elimizi yine vicdanımıza koyalım: Bugün AB kapılarını aşındırabiliyorsak bu CHP'nin öncülük yaptığı sosyokültürel modernleşmeden kaynaklanıyor.
Bu gün hizmet etme fonksiyonları ile hatta ülkenin geleçeğini etkileyen büyük projeler ile var olma yerine devlet erkinin idolojik cevrelerin sözcülüğünü yaparak kendini devletin mutlak sahipi konumuna iterek halkı ve onun değerlerini yok sayarak toplumun içine nifak ateşleri körükleyerek belli kurum ve kuruluşları tedirgin ederek gerilim siyasetini benimsemiş bir fikir külüpü için neden her şey güzel olsun ki , yeterki kaos ve gerginlik olsun ortaya cıkan siyasi boşluklarda söz hakkımız olsun aksi sandık ve demokrasiden haz almayanlar , sandıktan umudunu yitirenlerin en kısa yolu bu olsa gerek , ülkeyi senelerce geriye kötüren bütün enerjisini fitneye kilitlenmiş bir partinin varlığından utanıyorum.
CHP geniş kitleleri temsil eden bir parti değil, statükodan yana bir ideoloji partisidir.CHP aynı zamanda bir öfke partisidir. Vizyonu olmayan, sevgiden yana nasibini yitirmiş bir öfke partisi chp nin politikaları içeride Türkiye'yi yoruyor, dışarıda zor durumda bırakıyor.Sorunların varlığından beslenen, sorunların çokluğundan güç alan bir partigönülden düşmüş bir parti, salonlarda sürünüyor,elde kalan bir salon partisidir.chp insanların içine doğru yolculuk yapmalı, devlete doğru değil. CHP insanlaşmalı ve insana yönelmeli. Bir parti ya bir değer üretmel ya da üretilmiş değerleri muhafaza etmeli.
Çok güzel özetlemişsiniz.CHP bu işte..+1 :-*
Bir artı için o kadar zihnimi yordum, yorum üstüne yorum yaptım , tık yok ama şükür ki verdiniz artık :D :D
:D :D istediğiniz artı olsun :D
Türk milleti, ne yazık ki AB konusunda eski heyecanını, isteğini ve umudunu kaybetti. Çünkü üyelik sürecinde, olmayacak isteklerde bulunuldu. Diğer aday ülkelere yapılmayan haksızlıklar yapıldı. Başbakanımızın tabiri ile maç oynanırken kurallar sürekli değiştirildi. Böyle bir haksızlık başka hiçbir ülkeyi yapılmadı. Hedef sadece Türkiye oldu.
Bizim AB'ye girmemiz için öncelikle bu sorunu çözmemiz gerekir. Çünkü mevcut sorun çözülmeden, AB'ye girebilmemiz mümkün değildir. Girmiş olsak bile, haksızlıklar silsilesi devam edecek, Türk milletinin kabullenemeyeceği bir durum ortaya çıkacaktır. Bugün bile toplum içinde AB karşıtı sesler yükselmeye başladıysa, sebebi de bu haksızlıklar silsilesidir. Onları hor görmemek gerekir. Çünkü Türk milleti onurlu bir millettir. Aç da kalsa, açıkta da kalsa istenmediği yerde durmaz. Verilmeyeni istemez. İşte bu nedenle Türkiye ile AB arasında gerçek bir müzakere süreci, ancak AB'nin istekli tutumuyla başlayabilir. Bu sürecin ilk şartıdır.
Unutulmamalı ki vagon ne kadar kusursuz olursa olsun, tren gitmedikçe hareket etme şansı yoktur. Biz üzerimize düşeni yapacağız, fakat AB'de kendi üzerine düşen görevleri yapmalı, sorunun kaynağını bulmalıdır. İnanç ve tarihten kaynaklı olumsuz düşüncelerinden vazgeçmelidir. Bu sadece Türkiye'yi AB ülkesi yapmaz, aynı zamanda AB'yi de gerçek anlamda özgürlükçü, modern, hoşgörülü bir topluluk yapar. Bizim AB ödevimiz zor, AB'nin Türkiye ödevi daha zordur.
Sonuç olarak, Türkiye, yıllardır sürdürdüğü ancak sonuç alamadığı anlayışı değiştirmeli ve AB'ye kendi üzerine düşen görevi hatırlatmalıdır. Bunun için AB'nin, kesin, gerçekleştirildiğinde sonu belli olan bir planı, Türkiye'ye sunması gerekir. Böyle bir plan sunulmadıkça, Türkiye, AB ilişkilerini muhakkak askıya almalıdır. Çünkü kuralların sürekli değiştirildiği bir maç asla bitmez.
Güzel kardeşim AB girip girmemenin ötesinde ülke dinamiklerinin kendi insanına kazandıramadığı bir çok getirilerin varlığıdır ,belki bir ufuk nazarında bakıldığında dayatmalar ile gelen yenilikler askeri vesayet kültürü ile tasarlanmış olarak anayasamıza kazandırılan bir çok medeni kazanımlar ile sabitlenmesi gerekir.
Türkiye, AB üyelik süreciyle bölgesel dışa açılan politikalar ve bağlantılarıyla küresel süreçe girmiş bulunmaktadır. Bu aşamadan sonra Türkiye'nin bu iki süreçten köklü bir biçimde kopması çok zor görünmektedir. 27 Nisan süreci, yöneldiği hedefler bakımından Türkiye'yi AB sürecinden koparmak isteyen, AB sürecinin Türkiyeyi parçalamayı hedefleyen bir süreç olduğunu iddia eden söylemi teyid etmektedir Türkiye'nin Ortadoğuda aktif rol oynamasının önüne geçmek istemektedir. Bu iki gerekçeye dayanarak, cumhuriyetin tasfiye edilmek istendiğini öne sürenler, bu iki süreci durdurmayı başardıkları takdirde içeride kaybettikleri zemini iktisadi, siyasi ve sosyal yeniden kazanabileceklerini düşünmektedirler. Böyle bir kara hesapların beşinde olanların varlığı ile hangi tarz siyaset yapmak gerek
Türkiyenin daha fazla GSMH'ya, daha fazla üretime, daha fazla yabancı sermayeye, daha fazla istihdama, daha zengin uluslararası ilişki trafiğine, daha çok spor başarısına, daha fazla patente ihtiyacı vardır. Bu ve benzeri konuların herhangi birinde gerilemek demek, refahın azalması ve dolayısıyla ülkenin her açıdan yönetilemez olması demektir. Yani, bölünmez bütünlük ve Cumhuriyetin temel niteliklerinin güçlenmesi için bu değişim eşiğinin atlatılması zaruridir. Geçmiş bu rota üzerinde seyir alıyorsa sizin ifade ettiğiniz gibi soyutlanmak ülkeyi kaosa ve içerdeki otoriter güçlerin hatta cetelerin eline geçen bir devlet portresi ortaya koyar ülke için de bir son olur sevgilerimle
Ben açıkçası bu kadar karamsar değilim. Eğer mevcut sürecin Türkiye'ye getirisi büyükse, o zaman konuyu muallakta bırakıp ilişkileri yıpratmak yerine, imtiyazlı bir ortaklığı kabul etmek daha doğrudur. Çünkü mevcut düzende tam üyelik için bir sonuç alınamamıştır. Üstelik bugün kabul edilecek imtiyazlı bir ortaklık, gelecekte tam üyeliğe de engel değildir. Bu bağlamda umutlarımız, bugün olduğu gibi devam edecektir.
ENGİNEER
05-03-2008, 15:35
Yazılanlar okudum fakat kendi yorumumu kendi düşüncelerim açısından yani partimizin yada burada yazılanların etkisinde kalmadan yapmak istiyorum...
Avrupa Birliği'ne girilmesini kişisel olarak desteklemiyorum!...Olaya ilk önce sosyolojik boyuttan bakmak gerek...
Bunun nedenlerinden ilki AB'nin zaten çökmeye başlayan ve gücünü yitirmeye başlamış bir birlik olması.AB yaşlanan nüfusu ve çöken sosyal yaşamıyla zaten gerileme sürecine girdi.Bunu ünlü New York Times gazeteside söyledi.400 yıllık Batı medeniyetinin artık batmaya başladığını ve Doğu'nun bu boşluğu dolduracağını açık açık yazdılar.Aslında biz zaten neredeyse 500 yıllık bir süreçten beri Avrupa ile her ne kadar savaşsakta ticari anlamda ilişkileri olan bir milletiz fakat zamanı geldiğinde bu ilişkileri sınırlandırmayı bilmemiz gerek...
Avrupa'nın br Hristiyan Birliği olduğunuysa anlamak için Irak ve Afganistan işgallerinde ki tavırları yada Filistin'de ki zulüm karşısında tutumundan anlayabiliriz!
Biz bu insanlar ve bu kıtayla tam bin yıldır CİHAD uğrunda savaşıyoruz ve bu insanların bilinçaltlarında Türklerin ve Türkiye'nin her zaman bir rakip yada düşman olduğunu bilmemiz gerekir.
Almanya'ya giden Türkler aradan 50 yıl geçmesine rağmen hala entegre olamadılar ve sorun yaşıyorlar.Bu sorun Türklerin beceriksizliği değil Hristiyan-Avrupalı ile Müslüman-Türk'ün geleneklerinin ve bütün inanışlarının farklı olması.Birlikte yaşamak bu açıdan imkansız...
Olaya ticari açında bakmayı ise zaten anlamsız buluyorum çünkü biz dediğim gibi yüzyıllardır Avrupa ile savaşırken dahi ticari ilişkilerimizi yürüttük ve şu anda da gayet iyi şekilde devam ediyor.Birliğe girmeden de bu ilişkiler ilerleyebilir...
ENGİNEER
05-03-2008, 16:23
Güzel kardeşim ufkunuz ve sahip olduğunuz vehimlerin bir coğunu acizane bizlerde taşıyoruz, Geçmiş haclı zihniyetini taşıyan belli mihrapların bizlerin iyi olmasını istememe güdüleride olabilir ama zihinlerin ve düşmanlıkların ötesinde genetik sermaye bağları ve dünya gerçeklerii bu düşüncenin sadece korteks de kalmasına zorluyor , istenmeden sevilmeden sistemin içine doğru gidilmesi bence dünya insanlığı için gerekli bir gelişmedir.Ayrımcılığın bu bilinç dışı yanına vurgu yapmak istiyorum cünkü ayrımcılığın bu yanıdır önemli ve zararlı olan hiç kimse kendi ayrımcı yanını ve önyargısını göremez tanım gereği önyargı görülmeyendir. Şimdiye kadar kurulmamış ve herhalde hiç kurulmayacak cümle benim bir önyargım vardır cümlesidir. Çünkü fark edilen önyargı o an yok olur, artık yoktur, cünkü insan kendi bağnazlığını, çelişkilerini, tarafsız olmayan görüşlerini bilemez ancak bizim bilgimiz karşı tarafa önyargı olarak yansır. Yani çatışmalarda ve öteki ile ilgili yargılarda karşı taraf ile temas kurmak, bir diyalog başlatmak, görüş alışverişinde bulunmak şarttır. Karşı tarafı ayrımcılık yapıp dışlarsanız bir gerçeğe varma kapılarını da kapamış olursunuz kendi düşüncelerinizin karşı taraftan nasıl algılandığını,neye benzediğini ne denli geçerli olduğunu hiç öğrenemeyeceksiniz Ötekini dışlayan çevresinden kopar, yalnızlığa itilir. Dar çevresinde çoğunluktur ama dünyada gittikçe yalnız kalır, yabancılaşır. Azınlıkları yok etmiş toplumlar zamanla yalnızlıklarını hissetmeye başlarlar. Kendi kimliğini kaybetmeden yeni deneyimler ve tatlar kazanmaktadır. Günümüzün uygarlığı uluslararası bir kültürdür. Çevresini ötekileştirenler içe kapanmaktadırlar.
AB üyeliğinin önkoşulları olan demokrasi, hukuk devleti, insan haklarına saygı ve işleyen bir piyasa ekonomisinden vazgeçilemez. Bu ilkeler üzerinden üyeliğin gerektirdiği yeniden yapılanma sürecinin devamı elzemdir. Sonuç olarak uluslararası toplumla ve normlarla barışık, çatışma yerine işbirliği imkanlarına odaklı, yapımında katılımcı karar verme süreçlerine değer veren bir dış politika anlayışı mümkündür ve gereklidir. Bu yenilenme koşullarını iç mekanizmalar ile payidar edemeyen bir devletin dış kaynaklı dünya ile entegre oluşundan başka caresi yoktur , yorum için çok teşekkür ederim +1
Aslında önyargı taşıyorum fakat bu önyargılarımın nedeni kendi tarihimden ziyade AB'nin bize yaklaşık 45 yıldır üyelik konusunda çektirdiği sıkıntılar ve inatçı tavrı.Olayları onlar açısında değerlendirince gerçekten haklıda buluyorum çünkü bu kadar farklı bir toplumla kaynaşmak istememek en büyük hakları...
Onların önyargılarını yıkmadan kendi önyargılarımızı yıkmanınsa zaten anlamı kalmıyor çünkü biz onları istiyoruz ve dolayısıyla küçük düşen zavallı taraf oluyoruz..
Dünyanın küreselleştiği ve sınırların kalktığı doğru anca bu olayı ekonomik olarak değerlendirmek gerekir.Yoksa sosyal açıdan hiçbir toplumun özelliklede dini farkılıklar varken birbirine entegre olmasını isteyeceğini sanmıyorum.Ekonomik açıdan zaten ilişkilerimizin olduğunu ve her geçen gün bu ilişkilerin ilerlediğini söyledim.Fakat bu ilişkileri toplumsal anlamda ilerlemeye başladığında eminim sorun çıkacaktır...
Yazılanlar okudum fakat kendi yorumumu kendi düşüncelerim açısından yani partimizin yada burada yazılanların etkisinde kalmadan yapmak istiyorum...
Avrupa Birliği'ne girilmesini kişisel olarak desteklemiyorum!...Olaya ilk önce sosyolojik boyuttan bakmak gerek...
Bunun nedenlerinden ilki AB'nin zaten çökmeye başlayan ve gücünü yitirmeye başlamış bir birlik olması.AB yaşlanan nüfusu ve çöken sosyal yaşamıyla zaten gerileme sürecine girdi.Bunu ünlü New York Times gazeteside söyledi.400 yıllık Batı medeniyetinin artık batmaya başladığını ve Doğu'nun bu boşluğu dolduracağını açık açık yazdılar.Aslında biz zaten neredeyse 500 yıllık bir süreçten beri Avrupa ile her ne kadar savaşsakta ticari anlamda ilişkileri olan bir milletiz fakat zamanı geldiğinde bu ilişkileri sınırlandırmayı bilmemiz gerek...
Avrupa'nın br Hristiyan Birliği olduğunuysa anlamak için Irak ve Afganistan işgallerinde ki tavırları yada Filistin'de ki zulüm karşısında tutumundan anlayabiliriz!
Biz bu insanlar ve bu kıtayla tam bin yıldır CİHAD uğrunda savaşıyoruz ve bu insanların bilinçaltlarında Türklerin ve Türkiye'nin her zaman bir rakip yada düşman olduğunu bilmemiz gerekir.
Almanya'ya giden Türkler aradan 50 yıl geçmesine rağmen hala entegre olamadılar ve sorun yaşıyorlar.Bu sorun Türklerin beceriksizliği değil Hristiyan-Avrupalı ile Müslüman-Türk'ün geleneklerinin ve bütün inanışlarının farklı olması.Birlikte yaşamak bu açıdan imkansız...
Olaya ticari açında bakmayı ise zaten anlamsız buluyorum çünkü biz dediğim gibi yüzyıllardır Avrupa ile savaşırken dahi ticari ilişkilerimizi yürüttük ve şu anda da gayet iyi şekilde devam ediyor.Birliğe girmeden de bu ilişkiler ilerleyebilir...
Sözlerine kısmen katılıyorum. Çünkü AB'nin gerçek amacı barışı korumak, ekonomik ve sosyal ilerlemeyi destek olmak filan değildir. Bunlar amaca hizmet eden unsurlardır. Amaç muhakkak tek devlet olmaktır. Fakat İngiltere'nin, Almanya'nın, Fransa'nın, İtalya'nın içinde bulunduğu bir topluluğun bu amaca ulaşması mümkün değildir. Milliyetçilik duygusu mutlaka 1790'larda olduğu gibi yine patlak verecektir. Osmanlının geçmişteki birlik olma adına benimsediği, Osmanlıcılık, ümmetçilik gibi politikalar nasıl sonuç vermemişse AB'de sonuç alamayacaktır. İşte bu yüzden birgün dağılacaklar.
Fakat bu süreçte AB'den tamamen vazgeçmek bence doğru değildir. Ortada bitmemiş, tüketilmeyi bekleyen bir pasta var.Bu pastadan küçük AB ülkeleri (Yunanistan gibi) olabildiğince faydalanıyor. Bizimde faydalanmamız lazım.
...
Güzel kardeşim AB nin kendi içindeki aforoz kültürünün bize dönük olan yönlerini tartışma yerine , kendi iç mekanizmamızın vesayet kültürü ile koskoca bir milletin enerjisini yok eden bir sistemin sonunu nasıl getirirz bunun üstünde bir bakış acısı geliştirmek, olayın AB ye üye olmanın yanında ne için neden bizler için gerekli bir aygıt haline geldi bizi buna iten sebeplerin asimile ve dejenere olması için elimizde bir alternatif olup olmadığına da göz atalım bütün mesele , demokrasisi kök salamamış koca bir cumhuriyet tarihimizin milletin iradesini yok sayarak hukuk dışı sisteme gebe bırakılmasıdır , senelerce kendi dinamiklerimiz ile ulaşamadığımız insani ve evrensel evrelere AB üzerinden ulaştığımızın farkınada varalım lütfen , AB nin ne kültürü ne yaşamı hiç bir şey beni ilgilendirmez niyetlerinde düşmanlıkta olabilir benim için bunlar önemli değil , benim için önemli olan benim milletime senelerce tek tip anlayış idolojileri layik gören kemalist ironik anlayışın bize çektirdiği acıların son bulmasıdır .
Yazdıklarını beğeniyle okudum. Haklısın da. Karamsar olmak iyi değildir fakat sizi de fazla iyimser buldum. Türkiye yaklaşık 50 yıldır çabalıyor. Onlar şartlar sunuyor, biz yapmaya çalışıyoruz. Hep böyle devam etti. Bu süreçte türlü türlü iktidarlar geldi. Son 6 yıldır da Ak Parti başımızda. Kıbrıs sorununda bile Rumları rezil etmiş bir türkiye var. Ama çok sözler verilsede bir arpa boyu yol alamadık. Siz buna reğmen "50 yıldır izlediğim yola devam edelim. Mutlaka sonuç alacağız." diye düşünüyorsanız bence fazla iyimsersiniz. İnsan yolu bir kez dener, iki kez dener. Çıkmıyorsa ya vazgeçer yada yeni bir yol bulup hedefe ulaşmak ister. Benim söylemek istediğim işte budur. 50 yıllık yolun çıkmaz sokak olduğunu görelim ve bizi AB hedefine ulaştıracak yeni bir yol üzerinde düşünelim.
Müntesip
05-03-2008, 17:12
güzel ülkemiz şu zamanda askeri darbe zihniyetinin cocugu ve bircok ülkenin hukuk kuralları üzerinde carpık bir yapılasmayla gelişmektedir.yasama-yürütme-yargı-askeri organların entegre bir şekilde çalışmasını beklerken su an neredeyse hepsi çatışma içerisinde ve egemonyalarını koruma altına alma derdindeler.bu derdlerinden dolayı halkın ihtiyacları hep ikinci planda kalıyor ve gündeme gelen değişimler fertler planında yürürlüğe girmiyor giremiyor.bugün biz ülkemizdeki insanların %80'nin magdur oldugu basörtüsü sorununu dahi çözüme kavusturamayacak bir hukuk ve adalet sistemini içersinde yasamımızı sürdürüyoruz.şu an atılan adımlar saglam olmayan temel üzerine bina edilen bir sistemi dogurur.bu sistem de uygulama noktasında hata(error) veririr.bu sebeple mutlak bir reform'a ihtiyacımız var.çok acıgımız var bu acıklar yamayla kapanacak gibi de görünmüyor,bize yeni bir elbise gerek.bu elbise ise biçimini daha önceki tecrübelerin ve modellerin kesişimi olan ab'den almak durumundadır.muhakkak ki kumaş'ın pamugu bizim insanımız ve pamuğun kumaş olabilmesi için din-ahlak-örf ve adet gibi aşamalardan geçirilmesi gerekir bu olay konumuz dısında.bizim avrupa'dan kastımız sadece elbisenin modelidir.belki yüzlerce yıl kendi içinde kıyımlar yapıp içindeki farklı görüşteki insanları yokeden ve tek tip halk modelini yerlestiren bir avrupa modeli bize ne kadar uyar o bilinmez ancak su zaman itibarıyla örnek alacagımız daha iyi bir model yok.ab modelinin bize uyup uymadıgını da zaman göstercektir.
Müntesip
05-03-2008, 17:19
ayrıca bizim avrupa'ya olan ihtiyacımızın belki daha fazlasına ,şu an enerji ve hammadde sıkıntısı ceken avrupa'nın ihtiyacı var.belki su an farkında degiller ancak fazla degil bundan 10 sene sonra bize ne kadar muhtac olduklarını anlayacaklar.belki şu an da bunun farkındalar ancak daha fazla imtiyaz almak için bizi oyalıyor olmaları muhtemel.gümrükbirliği anlasmasının bize faydadan fazla zararı oldu ancak bizi avrupa birliğine almaMAk için ugrasan avrupa kendi işlerine gelecek anlaşmaları bundan 10-20 sene evvel imzaladı.bunun gibi ve zamanın kapitülasyonları gibi ayrıcalıklar beklemekteler bizden.ticaret yapanlar bilir eger bir malzemeyi almak istiyorsanız önce kusur bulursunuz sonra fiyat kırar taviz istersiniz
Bostancı
05-03-2008, 18:11
Avrupa birliği diye bir şey yok, o birlik Hristyan birliği bize avrupa birliği diye yutturmaya çalışıyorlar...
Hristyan olmayan bir ülkede giremez bakın bakalım avrupa birliği denen birlik'te Müslüman bir ülke varmı...
Bugün fransa İslamiyeti kabul etsin onuda çıkartırlar bu birlikten çünkü dediğim gibi Hristyan birliği bu..
Velhasıl daha çok bekleriz bizi alacaklar diye ;)
ben avrupa birliğne karşıyım. neden hap başkalarının liderliği altında olmaya çalışıyoruzki. nedir bu avrupa hayranlığı? avrupanın hayran olcak nesi varki? ahlaksızlıklarımı? avrupa birliğine girmeye harcanan çabayı Türkiye'nin liderliğiini yaptığı bir İSLAM BİRLİĞİ kurmaya harcamak daha isbetli olacak bence :-*
ben avrupa birliğne karşıyım. neden hap başkalarının liderliği altında olmaya çalışıyoruzki. nedir bu avrupa hayranlığı? avrupanın hayran olcak nesi varki? ahlaksızlıklarımı? avrupa birliğine girmeye harcanan çabayı Türkiye'nin liderliğiini yaptığı bir İSLAM BİRLİĞİ kurmaya harcamak daha isbetli olacak bence :-*
Güzel insan yukarıdaki yorumları dikkatlice okumamız hayranlığın ötesinde yeni oluşan dünya sistemi için var olma cırpınışıdır, birinci boğanın başına gelenleri ikinci boğa bilse idi matadorun elinde oyuncak olmayacaktı , Gelişen dünya sisteminin farkına varamayan ve yörüngesini bu koordinatlara göre dizayn edemeyenler edenlerin elinde oyuncak olmaktan kurtulamayacaktır.
ama Türk genci sizce bunun farkında mı? avrupa birliğine girince artık bizde avrupa gibi medeni(!) bir ülkeyiz havasına kapılacaklar bundan eminim. onlar gibi konuşmaya onların müziklerini dinlemeye onlara hayranlığını hergün artırmaya başlayacaklar. onların ahlaksızlıklarını kendilerine yakıştırmaya başlayacaklar. size bir örnek vereyim. ben bursa da oturuyorum bursada Bulgaristan göçmeni çok sınıfımızda çifte vatandaşlar var onlar avrupa birliği üyesi çağdaş(!) insanlar. ve diğer gençlerde onlara özenerek Türkiye'de girse diye ah çekiyorlar. bilmem anlata bildim mi? körle yatan şaşı kalkar. ha eğer türkiyedeki insanların imanına güvenseydim (buna bende dahilim) girsin derdim hepsi hristiyan olsun ne çıkar Türk'ün göğsündeki imanı kimse söndüremez derdim ama ne yazıkki diyemiyorum keşke diyebilsem :-\
zaten bizim burada konuşmamız boş bizi avrupa birliğine almıyacaklar bu bir gerçek. SAYGILARIMLA.....
Müntesip
05-03-2008, 18:36
ama Türk genci sizce bunun farkında mı? avrupa birliğine girince artık bizde avrupa gibi medeni(!) bir ülkeyiz havasına kapılacaklar bundan eminim. onlar gibi konuşmaya onların müziklerini dinlemeye onlara hayranlığını hergün artırmaya başlayacaklar. onların ahlaksızlıklarını kendilerine yakıştırmaya başlayacaklar. size bir örnek vereyim. ben bursa da oturuyorum bursada Bulgaristan göçmeni çok sınıfımızda çifte vatandaşlar var onlar avrupa birliği üyesi çağdaş(!) insanlar. ve diğer gençlerde onlara özenerek Türkiye'de girse diye ah çekiyorlar. bilmem anlata bildim mi? körle yatan şaşı kalkar. ha eğer türkiyedeki insanların imanına güvenseydim (buna bende dahilim) girsin derdim hepsi hristiyan olsun ne çıkar Türk'ün göğsündeki imanı kimse söndüremez derdim ama ne yazıkki diyemiyorum keşke diyebilsem :-\
zaten bizim burada konuşmamız boş bizi avrupa birliğine almıyacaklar bu bir gerçek. SAYGILARIMLA.....
gerçekten düşününce insanın içine kor gibi düşen kültür yozlaşmasını haber vermişssiniz.ancak hani diyor ya globalleşerek küçük bir köy haline gelen dünyamızda bu dediginiz kültür yozlasmasının önüne ab'ye girmememiz engel olamaz sanıyorum ki su an yukarıda bahsetmiş oldugunuz içler acısı duruma düşmeyen gencimiz cok az sanıyorum...aslında bunun tek sebebi var o da,dinimizin ülkemizde avrupa'dan daha fazla bir baskı altında tutulması.yukarıda belirttiğiniz sıkıntılar ab'ye girmeyle birlikte dinin üzerinden kalkması muhtemel olan baskıyla birlikte çözüme kavusur ümidini tasıyorum.
Müntesip
05-03-2008, 18:39
güzel ülkemiz şu zamanda askeri darbe zihniyetinin cocugu ve bircok ülkenin hukuk kuralları üzerinde carpık bir yapılasmayla gelişmektedir.yasama-yürütme-yargı-askeri organların entegre bir şekilde çalışmasını beklerken su an neredeyse hepsi çatışma içerisinde ve egemonyalarını koruma altına alma derdindeler.bu derdlerinden dolayı halkın ihtiyacları hep ikinci planda kalıyor ve gündeme gelen değişimler fertler planında yürürlüğe girmiyor giremiyor.bugün biz ülkemizdeki insanların %80'nin magdur oldugu basörtüsü sorununu dahi çözüme kavusturamayacak bir hukuk ve adalet sistemini içersinde yasamımızı sürdürüyoruz.şu an atılan adımlar saglam olmayan temel üzerine bina edilen bir sistemi dogurur.bu sistem de uygulama noktasında hata(error) veririr.bu sebeple mutlak bir reform'a ihtiyacımız var.çok acıgımız var bu acıklar yamayla kapanacak gibi de görünmüyor,bize yeni bir elbise gerek.bu elbise ise biçimini daha önceki tecrübelerin ve modellerin kesişimi olan ab'den almak durumundadır.muhakkak ki kumaş'ın pamugu bizim insanımız ve pamuğun kumaş olabilmesi için din-ahlak-örf ve adet gibi aşamalardan geçirilmesi gerekir bu olay konumuz dısında.bizim avrupa'dan kastımız sadece elbisenin modelidir.belki yüzlerce yıl kendi içinde kıyımlar yapıp içindeki farklı görüşteki insanları yokeden ve tek tip halk modelini yerlestiren bir avrupa modeli bize ne kadar uyar o bilinmez ancak su zaman itibarıyla örnek alacagımız daha iyi bir model yok.ab modelinin bize uyup uymadıgını da zaman göstercektir.
ayrıca bizim avrupa'ya olan ihtiyacımızın belki daha fazlasına ,şu an enerji ve hammadde sıkıntısı ceken avrupa'nın ihtiyacı var.belki su an farkında degiller ancak fazla degil bundan 10 sene sonra bize ne kadar muhtac olduklarını anlayacaklar.belki şu an da bunun farkındalar ancak daha fazla imtiyaz almak için bizi oyalıyor olmaları muhtemel.gümrükbirliği anlasmasının bize faydadan fazla zararı oldu ancak bizi avrupa birliğine almaMAk için ugrasan avrupa kendi işlerine gelecek anlaşmaları bundan 10-20 sene evvel imzaladı.bunun gibi ve zamanın kapitülasyonları gibi ayrıcalıklar beklemekteler bizden.ticaret yapanlar bilir eger bir malzemeyi almak istiyorsanız önce kusur bulursunuz sonra fiyat kırar taviz istersiniz.
birgün gelecek avrupa birliği biz istemesek dahi bizi birliğe alacaktır.bunda zerre kadar süpheniz olmasın.ama inşallah biz o gün avrupa birliğine girmeyi istemeyecek kadar refah seviyesine sahip oluruz
ama Türk genci sizce bunun farkında mı? avrupa birliğine girince artık bizde avrupa gibi medeni(!) bir ülkeyiz havasına kapılacaklar bundan eminim. onlar gibi konuşmaya onların müziklerini dinlemeye onlara hayranlığını hergün artırmaya başlayacaklar. onların ahlaksızlıklarını kendilerine yakıştırmaya başlayacaklar. size bir örnek vereyim. ben bursa da oturuyorum bursada Bulgaristan göçmeni çok sınıfımızda çifte vatandaşlar var onlar avrupa birliği üyesi çağdaş(!) insanlar. ve diğer gençlerde onlara özenerek Türkiye'de girse diye ah çekiyorlar. bilmem anlata bildim mi? körle yatan şaşı kalkar. ha eğer türkiyedeki insanların imanına güvenseydim (buna bende dahilim) girsin derdim hepsi hristiyan olsun ne çıkar Türk'ün göğsündeki imanı kimse söndüremez derdim ama ne yazıkki diyemiyorum keşke diyebilsem :-\
zaten bizim burada konuşmamız boş bizi avrupa birliğine almıyacaklar bu bir gerçek. SAYGILARIMLA.....
gerçekten düşününce insanın içine kor gibi düşen kültür yozlaşmasını haber vermişssiniz.ancak hani diyor ya globalleşerek küçük bir köy haline gelen dünyamızda bu dediginiz kültür yozlasmasının önüne ab'ye girmememiz engel olamaz sanıyorum ki su an yukarıda bahsetmiş oldugunuz içler acısı duruma düşmeyen gencimiz cok az sanıyorum...aslında bunun tek sebebi var o da,dinimizin ülkemizde avrupa'dan daha fazla bir baskı altında tutulması.yukarıda belirttiğiniz sıkıntılar ab'ye girmeyle birlikte dinin üzerinden kalkması muhtemel olan baskıyla birlikte çözüme kavusur ümidini tasıyorum.
İnşALLAH Ümidiniz gerçekleşir. :-*
bu benim tamamen kendi düşüncem. avrupadan hiçbir zaman Türklere fayda gelmemiştir tarih bunun örnekleriyle doludur. Osmanlının son zamanlarında batıya uyularak meşrutiyet ilan edilmiştir. bu Osmanlını çöküşünü hızlandırmaktan başka işe yaramamıştır. zaten eğer avrupa birliği gerçekten bizi kakındıracaksa zaten bizi almazlar. avrupanın en büyük rakibi osmanlı olmuştur. zamanında Osmanlı topraklarına göz diken İngiltere nin Fransa nın bulunduğu bir toplum bize faydası olacağını zannetmiyorum. ama inanınki düşünceleriniz yorumlarınız güzel. inşALLAH ben yanılırımda sizin dediğiniz umut ettiğiniz gibi olur :-*
Müntesip
05-03-2008, 19:02
:)
abim yüzündeki tebessüm hiç solmasın.ama sanki bu sefer imalı bir gülüş var yüzünde :)
türkiyenin avrupa birliğine katılması her 2 taraf içinde fayda sağlamaktadır.
küreselleşen dünyada türkiye olarak avrupa birliğindeki yerimizi almalıyız vede alacağız
bu benim tamamen kendi düşüncem. avrupadan hiçbir zaman Türklere fayda gelmemiştir tarih bunun örnekleriyle doludur. Osmanlının son zamanlarında batıya uyularak meşrutiyet ilan edilmiştir. bu Osmanlını çöküşünü hızlandırmaktan başka işe yaramamıştır. zaten eğer avrupa birliği gerçekten bizi kakındıracaksa zaten bizi almazlar. avrupanın en büyük rakibi osmanlı olmuştur. zamanında Osmanlı topraklarına göz diken İngiltere nin Fransa nın bulunduğu bir toplum bize faydası olacağını zannetmiyorum. ama inanınki düşünceleriniz yorumlarınız güzel. inşALLAH ben yanılırımda sizin dediğiniz umut ettiğiniz gibi olur :-*
Güzel kardeşim bizim hiç ortak noktamız olmayacakmı , bütün tehdit olarak algıladıklarının hepsine varım ama AB den bize bu güne kadar ne gelmiş geçmişin hesapları hepsi yorumlarda mevcut , bu gün küresel ve bilginin hızlı aktığı bir evrede gençlik olarak tehlikeli gördüğün noktalar ile her daim muhattaplar, bunun için bir medeniyet projesi olan ulus devletlerin ortak buluşmaları ve evlilikleri geleçek kuşaklar için ehemmiyetini baltalayacak sebep değildir. Gençliğe sahip cıkma , kültür birikim ve dini kutsal nüansları iradelerin yörüngesi haline getirmek için , ruh dünyalarını canlı tutacak beslenmelerini sağlayıp sosyal hayatın dayattıklarına karşı karar verme mercilerini din yörüngeli yaşamalarını sağlamak ile olur, küresel bir tehdit olarak algıladığımız şeylerin, bilginin çok hızlı aktığı bu evrede evlerimizde dahi bulunan bilgisayar ortamları ile farklı kültür ve hayatlara ulaşmanın basitliği içinde dahi aciz kalan bu aygıtı yok saymamızı dahi başaramıza imkan şağlamaz , hayatımıza giren lere rağmen artık çıkışları mümkün olmayanlara karşı pek yapabileçek bir şeyin olmaması herşeyi ifade edecek kıvamda , yok sayma adına değilde onları kendi lehimize cevirme förmülleri geliştirmek en mantıklı olandır sanırım , işte devlet projeleride böyledir , yok sayma değil kacma değil , kendimize kültürümüze sahip cıkarak asimile değil entegre olmanın formüllerini geliştirmemiz gerekir , çünkü artık dünya farklılıklar arasında yaşam sanatı geliştirme evresinde , farklılıklar ile catışma zamanımız artık kalmamıştır.
böyle düşünmeniz beni gerçekten üzdü. bu forumda ençok saygı duyduğum ve sevdiğim insanlardan birisiniz. biz başta müminiz bu en büyük ortak noktamız değil mi? bu fikir ayrılıkları bence iki tarafada daha çok fayda sağlıyor aynı görüşte olsak değişik yorumlar ortaya çıkmayacak ve iki tarafın biririne faydası olmayacak. :(
Müntesip
05-03-2008, 19:27
türkiyenin avrupa birliğine katılması her 2 taraf içinde fayda sağlamaktadır.
küreselleşen dünyada türkiye olarak avrupa birliğindeki yerimizi almalıyız vede alacağız
yorum için teşekkürler güzel kardeşim aslında yorulmana gerekte yoktu hani resimden biz çıkarırdık :D saka bir yanada bilgi için teşekkürler :-*
Yazıların hepsini okuyamadım ama Yalçın Abi'yi bu konuda haklı görüyorum.
İtiraza bakalım.
"A.b. bizi bünyesine almayacak."
Bu konuda kesin konuşmak gaybı taşlamak olur ama mevcut şartlara bakılınca büyük oranda haklı bir fikir. Bence de almayacaklar. Hatta Hrıstiyan Birliği olduğuna da katılırım. Bayraklarındaki 12 havariyi temsil eden 12 yıldız, A.b. bünyesinde kimi çevrelerin doğrudan/açıktan müslüman bir ülkeyi istemediklerini beyan etmesi, geçmişten gelen kültürel farklılık, önyargılar vs.. bunu destekler nitelikte.
Fakat şurası var ki Ab'nin bizi bünyesine almayacak olması Ab'nin nimetlerinden yararlandığımız gerçeğini değiştirmez. Süreçten pekala faydalanıyoruz, Erdoğan'ın dediği gibi biz evrense normları yakalayalım da onlar isterse almasın. Reformların ismini de "Ankara Kriterleri" koyar yola devam ederiz.
İkincisi Hristıyan birliği olması ondan uzak kalmamızı değil asıl yakınlaşmamızı gerektirir. Çağ yeni bir dine gebedir. Papalık batıda "sos" vermektedir. 10 yıl önce kiliseye devam edenlerin oranı %60 iken bugün %32'lere düşmüş. İngiltere'de en çok yaygınlaşan ismin "Muhammed" olduğunu İngiliz Dergileri yıllardır yazıyor.
Ecdadımız her fırsatı tebliğ vesilesi olarak kullanmıştır. Bir yeri fethetmenin birinci yolu da tarihi bir gerçek olarak sabit ki oranın insanlarının gönlünü fethetmekten geçer.
Güneş batıdan doğar mı? Neden olmasın ?!..
Ayrıca AB'ye girince manevi bakımdan tahrif olacak kadar zayıfsak demek ki sorun AB'de değil bizde
Öte yandan "De ki dolaşın yeryüzünü" Derin bir idrake sahip olmanın, dünyanın kaderini etkileyebilmek için dünyayı "bilmemiz", bir şekilde "rol oynamamız" "sözümüzü geçirebilmemiz" gerekir. Amerikaya Kristof Kolomb'tan 900 yıl önce keşfeden müslümanların ilimde, sanatta ileriye gidip, dünyaya hakim olması tesadüf olmasagerek.
Ayrıca "Demokrasi, hukuk devleti, laiklik..." vs. gibi batıdan gelen kavramların "asıl"larını anlayabilmek ve uygulayabilmek Türkiye'deki birçok sorunu çözecektir. Bize "laiklik, demokrasi, hürriyet" diye yutturulan kavramları istediği gibi "kullanan" laikçi kemalistlerin etekleri neden tutuşuyor zannediyorsunuz ?..
Konuyla ilgili şu makaleleri incelemeniz tavsiyemdir(söylediklerim çoğunlukla makalelerden alıntılar taşımakta):
Güneş Batıdan doğar mı? (http://www.uniyorum.net/index.php?option=com_content&task=view&id=85&Itemid=1)
Avrupa Birliği'nden Korkmuyorum, Ama... (http://www.akpartiforum.com/index.php?topic=37291.0)
Zeynep 3 noktalardan yine vazgeçmemişsin :D
Şaka biryana güzel bir sunum olmuş, bize yapacak bir yorum kalmamış
Kemalist59
05-03-2008, 21:26
Bağımsız Türkiye
AB ye hayır
İmzamı okumanızı öneriyorum...
Bostancı
05-03-2008, 21:57
Avrupa birliği diye bir şey yok, o birlik Hristyan birliği bize avrupa birliği diye yutturmaya çalışıyorlar...
Hristyan olmayan bir ülkede giremez bakın bakalım avrupa birliği denen birlik'te Müslüman bir ülke varmı...
Bugün fransa İslamiyeti kabul etsin onuda çıkartırlar bu birlikten çünkü dediğim gibi Hristyan birliği bu..
Velhasıl daha çok bekleriz bizi alacaklar diye ;)
Güzel kardeşim sevmek , sevmemek inanç farklılıkları dolayısıyla uzak kalmak ,bu cağın stratejisi olamaz ,insanlığın dinleri, farklılıkları, savaş nedeni olarak görüp ona göre kendini devlet anlayışı haline getirme düşüncesi artık etkinliğini yitirmiş baktığımız muhtaç olduğumuz sorunlar bir arada yaşama sanatları geliştirmede gizlidir , içindeki sıkıntılı serzenişlerini bir nebze olsun yüzeyselleştirecek yorumlar yukarıda mevcut okumanı isterim sevgilerimle
Kardeşim ne dediğinin farkındasındır herhalde..
Fatih Sultan Mehmet niye İstanbulu feth etti..Katilmiydi yoksa barbarmı..??
Hayır ikisi'de değildi peki o zaman niye feth etti sadece İstanbul değil bir çok yeri feth edip sınırlarını niye ikiye,üçe katladı...
Niye Avrupa ortalarına kadar yürüdü..Türkiye kadar bir toprak parçası Osmanlıya yetmezmiydi tabiki yeterdi bugün 70 milyona yetiyor onlaramı yetmiyecekti...
O zaman ne derdi vardı..
Tek bir derdi vardı Allahın,İslamiyetin emrini yerine getiriyorlardı.. Allahın kelimesinin bütün dünya'ya yayılması için mücadele ediyorlardı...
Sen yukarıda "insanların dinleri,farklılıkları, savaş nedeni olarak görülmez bu artık etkinliğini yitirdi"demişin bu nemenem bir cümledir..
Şimdi biz güçsüzüz Osmanlı gibi bir gücümüz yok onun için İslamın cihad emrini yapamıyoruz eğer bunu kasteddiysen ne ala...
Ama yarın bir gün yine eski gücümüze kavuşursak İslamın cihad emri bize farz olur..Allahın emirleri hiç bir zaman etkinliğini yitirmez kıyamete kadar geçerlidir..
Allahın emrine göre:
Biz eğer yine Osmanlı gibi cihad edebilecek bir güçte ülke olursak Yunanistanın kapısını çalarız Müslüman olun deriz onlar yok olmayız derlerse tamam Dinde zorlama yoktur ancak yine Allahın emrettiği gibi bize her yıl şu kadar vergi(Kuran'da cizye olarak geçer) vereceksiniz,askeri gücünüz olmayacak siz biz koruyacaz deriz...
Bunuda kabul etmezlerse işte o zaman Yunanistana savaş açarız ve feth ederiz işte Allahın emri bu...
Onun için Fatih Sultan Mehmet istanbulu feth etti,onun için Avrupa içlerine kadar yürüdü,Gazneli Mahmud onun için Hindistana 16 sefer düzenledi eğer İslamın bu emri olmasaydı,şuan İslamiyet hicaz bölgesi dışında Dünyanın başka yerlerin'de bu kadar etkin olamazdı..
Allahın bu emri Dünya'da feth edilmeyen kafir bir ülke kalmayıncaya kadar geçerlidir..
Ne var ki şimdi biz güçlü bir ülke olmadığımızdan Allahın bu emrini uygulayamıyoruz..
Aman ne söylediğimize dikkat edelim kardeşim..
Sen yukarıda "insanların dinleri,farklılıkları, savaş nedeni olarak görülmez bu artık etkinliğini yitirdi"demişin bu nemenem bir cümledir..
Çok doğru bir cümledir "medeniyetlere galebe ikna iledir" (b.s.n.)
Cihad "cehd" kökünden gelir ve sanıldığı gibi savaş anlamına gelmez. Cehd uğraşmak, çabalamak, emek sarfetmektir.
Nebi de ecdad da tebliğ vazifesine engel olan yabancılarla savaşmıştır. (savaş nedenlerinde sadece bir tanesi elbet)
Savaşmak amaç değil araçtır.
Cihad anlayışınızı siyer kültürü ve Kur'an ışığında gözden geçirin derim.
Ayşe_Berra
05-03-2008, 22:20
ben avrupa birliğne karşıyım. neden hap başkalarının liderliği altında olmaya çalışıyoruzki. nedir bu avrupa hayranlığı? avrupanın hayran olcak nesi varki? ahlaksızlıklarımı? avrupa birliğine girmeye harcanan çabayı Türkiye'nin liderliğiini yaptığı bir İSLAM BİRLİĞİ kurmaya harcamak daha isbetli olacak bence :-*
Güzel insan yukarıdaki yorumları dikkatlice okumamız hayranlığın ötesinde yeni oluşan dünya sistemi için var olma cırpınışıdır, birinci boğanın başına gelenleri ikinci boğa bilse idi matadorun elinde oyuncak olmayacaktı , Gelişen dünya sisteminin farkına varamayan ve yörüngesini bu koordinatlara göre dizayn edemeyenler edenlerin elinde oyuncak olmaktan kurtulamayacaktır.
ama Türk genci sizce bunun farkında mı? avrupa birliğine girince artık bizde avrupa gibi medeni(!) bir ülkeyiz havasına kapılacaklar bundan eminim. onlar gibi konuşmaya onların müziklerini dinlemeye onlara hayranlığını hergün artırmaya başlayacaklar. onların ahlaksızlıklarını kendilerine yakıştırmaya başlayacaklar. size bir örnek vereyim. ben bursa da oturuyorum bursada Bulgaristan göçmeni çok sınıfımızda çifte vatandaşlar var onlar avrupa birliği üyesi çağdaş(!) insanlar. ve diğer gençlerde onlara özenerek Türkiye'de girse diye ah çekiyorlar. bilmem anlata bildim mi? körle yatan şaşı kalkar. ha eğer türkiyedeki insanların imanına güvenseydim (buna bende dahilim) girsin derdim hepsi hristiyan olsun ne çıkar Türk'ün göğsündeki imanı kimse söndüremez derdim ama ne yazıkki diyemiyorum keşke diyebilsem :-\
zaten bizim burada konuşmamız boş bizi avrupa birliğine almıyacaklar bu bir gerçek. SAYGILARIMLA.....
Bence Avrupa Birliğine girmeliyiz kesinlikle.
Ayrıca Milli Mücahide burada yazılanların olması için bence Avrupa Birliği'ne gerek yok. Kültürümüzün ne kadar yozlaştırıldığı apacık ortada. Senelerdir onların olanlar hayatımızı bu kadar ipotek altına aldığından gençliğimiz bu durumda. Yani girsekde girmesekte onların müzikleri, konuşmaları zaten var.Bunlar girilmemek için bir neden olamaz bence.
Ayrıca çok güzel bir sunum hazırlamışsınız Zeynepcim. Yalçın ağabey yorumların çok güzeldi. :-* +1
ben avrupa birliğne karşıyım. neden hap başkalarının liderliği altında olmaya çalışıyoruzki. nedir bu avrupa hayranlığı? avrupanın hayran olcak nesi varki? ahlaksızlıklarımı? avrupa birliğine girmeye harcanan çabayı Türkiye'nin liderliğiini yaptığı bir İSLAM BİRLİĞİ kurmaya harcamak daha isbetli olacak bence :-*
Güzel insan yukarıdaki yorumları dikkatlice okumamız hayranlığın ötesinde yeni oluşan dünya sistemi için var olma cırpınışıdır, birinci boğanın başına gelenleri ikinci boğa bilse idi matadorun elinde oyuncak olmayacaktı , Gelişen dünya sisteminin farkına varamayan ve yörüngesini bu koordinatlara göre dizayn edemeyenler edenlerin elinde oyuncak olmaktan kurtulamayacaktır.
ama Türk genci sizce bunun farkında mı? avrupa birliğine girince artık bizde avrupa gibi medeni(!) bir ülkeyiz havasına kapılacaklar bundan eminim. onlar gibi konuşmaya onların müziklerini dinlemeye onlara hayranlığını hergün artırmaya başlayacaklar. onların ahlaksızlıklarını kendilerine yakıştırmaya başlayacaklar. size bir örnek vereyim. ben bursa da oturuyorum bursada Bulgaristan göçmeni çok sınıfımızda çifte vatandaşlar var onlar avrupa birliği üyesi çağdaş(!) insanlar. ve diğer gençlerde onlara özenerek Türkiye'de girse diye ah çekiyorlar. bilmem anlata bildim mi? körle yatan şaşı kalkar. ha eğer türkiyedeki insanların imanına güvenseydim (buna bende dahilim) girsin derdim hepsi hristiyan olsun ne çıkar Türk'ün göğsündeki imanı kimse söndüremez derdim ama ne yazıkki diyemiyorum keşke diyebilsem :-\
zaten bizim burada konuşmamız boş bizi avrupa birliğine almıyacaklar bu bir gerçek. SAYGILARIMLA.....
Bence Avrupa Birliğine girmeliyiz kesinlikle.
Ayrıca Milli Mücahide burada yazılanların olması için bence Avrupa Birliği'ne gerek yok. Kültürümüzün ne kadar yozlaştırıldığı apacık ortada. Senelerdir onların olanlar hayatımızı bu kadar ipotek altına aldığından gençliğimiz bu durumda. Yani girsekde girmesekte onların müzikleri, konuşmaları zaten var.Bunlar girilmemek için bir neden olamaz bence.
Ayrıca çok güzel bir sunum hazırlamışsınız Zeynepcim. Yalçın ağabey yorumların çok güzeldi. :-* +1
ben bu süreci hızlandıracağını düşünüyorum. ama dediğim gibi inşALLAH sizin dediğiniz gibi olur türkiyenin kalkınmasını neden istemeyeyim :-*
Bostancı
05-03-2008, 22:24
Sen yukarıda "insanların dinleri,farklılıkları, savaş nedeni olarak görülmez bu artık etkinliğini yitirdi"demişin bu nemenem bir cümledir..
Çok doğru bir cümledir "medeniyetlere galebe ikna iledir" (b.s.n.)
Cihad "cehd" kökünden gelir ve sanıldığı gibi savaş anlamına gelmez. Cehd uğraşmak, çabalamak, emek sarfetmektir.
Nebi de ecdad da tebliğ vazifesine engel olan yabancılarla savaşmıştır. (savaş nedenlerinde sadece bir tanesi elbet)
Savaşmak amaç değil araçtır.
Cihad anlayışınızı siyer kültürü ve Kur'an ışığında gözden geçirin derim.
Canım kardeşim Cihad bir çok anlama gelir bunu bende biliyorum size bir çok örnekte verebilirim Şeytana uymayarak onunla cihad etmiş olursun,Nefisle cihad vardır,Münafıklarla cihad vardır bunlar ayrı..
Birde kafirlerle olan cihad vardır buda savaşla olur. Cihad savaş anlamına gelmez demişin bu sözün ayetlerle çelişiyor
Cihad anlayışını gözden geçir demişin aşağıda iki tane ayet veriyorum..
Nebi de ecdad da tebliğ vazifesine engel olan yabancılarla savaşmıştır demişin onların neden savaştıklarını yukarı'da yazdım Allahın cihad emri için savaştı hepsi
zaten aşağıdaki ayetler her şey açık
"Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın. Mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır."
(Tevbe suresi, 41)
"Ey iman edenler ! Kafirlerden size yakın olanlarla savaşın. Onlar, sizde bir sertlik bulsunlar. Biliniz ki, Allah, müttakîlerle beraberdir."
(Tevbe suresi, 123)
Cihadın birden çok, derin, farklı manaları olduğuna göre cihad sadece savaş yoluyla olmadığını kabul ettin galiba ;)
İkincisi yukardaki ayetlerin sebebi nuzulleri ve tefsiri açıklamları hakkında sorun var. Sadece bir kaç ayete bakarak, İstikrai bir okuma yapılmadan Kur'andan "savaşmak her halde farzdır" hükmünü çıkarmayacak kadar bilgili gibisin kardeşim.
"Savaşmak farzdır, ama Kur'andaki şartlar gerçekleşmişse" ;)
Muhammed Esed:
Tevbe 123. Siz ey imana erişenler! Hakkı inkar eden kimselerden yakınınızda olanlarla savaşın; (öyle ki) sizi kendilerine karşı sert ve direngen (163) bulsunlar: ve bilin ki, Allah, kendisine karşı yüksek bir sorumluluk bilinci taşıyanlarla beraberdir.
163 - Yani, ahlakî ilkeler konusunda ödün vermez/uzlaşmaz. Savaşın caiz olduğu genel şartlar hakkında bkz. 2:190-194, 22:39, 60:8-9 ve ilgili notlar; ayrıca bu surenin 5. ayetine ilişkin 7 ve 9. notlar. "Yakınınızda bulunan kafirlere/hakkı inkar edenlere ilişkin atıf ya da uyarma, maddî anlamda ancak "yakında bulunanlar" tehlikeli olacağı içindir her halde; ya da alternatif bir yorum olarak, uzaktan gelip de Müslümanların bölgesine saldırgan bir amaçla yaklaşan birilerini îma ettiği söylenebilir.
Bakınız
190. SİZE savaş açanlara karşı Allah yolunda savaşın, ama (amacınızı aşıp) saldırganlık yapmayın; doğrusu Allah saldırganları sevmez. (167)
167 - Bu ve bundan sonraki ayetler, Müslümanlar için savaşın meşruiyetinin yalnızca (kelimenin en geniş anlamıyla) kendini savunma amacına bağlı olduğunu tereddütsüz bir şekilde ortaya koymaktadır. Müfessirlerin büyük çoğunluğu, lâ ta‘tedû ibaresinin, bu bağlamda "saldırganlık yapmayın" anlamına geldiği, mu‘tedîn ile de "saldırganlıkta bulunanlar"ın kasdedildiği konusunda hemfikirdirler. "Allah yolunda" -yani Allah tarafından konulmuş ahlakî ilkeler uğrunda- savaşmanın savunma amaçlı olma özelliği, ayrıca, "size savaş açanlar"a yapılan atıfta bariz bir şekilde ortaya konulmuş ve 22:39'da -"kendilerine haksız yere saldırılan kimselere [savaşma] izni verilmiştir"- daha da açık bir şekilde ifade edilmiştir. Eldeki bütün nakillere göre bu son ayet, cihâd yahut kutsal savaş meselesine en ilk (ve bu nedenle de en köklü) Kur'ânî atıftır (bkz. Taberî ve İbni Kesîr'in 22:39 ile ilgili yorumları). Savunmayı savaşın tek haklı gerekçesi olarak belirleyen bu ilk ve temel prensibin Kur'an'da, yukarıdaki ayetten sonraki bir döneme ait olan 60:8'de ve 4:91'in son cümlesinde de tekrarlandığı görülmektedir.
191. Onları karşılaştığınız her yerde öldürün ve sizi sürdükleri yerden siz de onları sürün; zaten zulüm ve baskı, öldürmekten daha kötüdür. (168) Onlar size savaş açmadıkça Mescid-i Harâm civarında onlarla savaşmayın; (169) ama eğer sizinle savaşırlarsa onları öldürün; hakikati inkar edenlerin cezası böyle verilecektir.
168 - Bir önceki emir açısından bakıldığında, ("Allah yolunda" yapılan bir kurtuluş savaşı olarak) "onları karşılaştığınız her yerde öldürün" buyruğu, yalnızca, "savaş açanlar"ın saldırganlar ve zalimler şeklinde anlaşılması halinde o anda devam etmekte olan düşmanlıklar bağlamında geçerlidir (Râzî); Fitne'nin bu bağlamda "baskı" olarak çevrilmesinin gerekçesi, bu terimin insanı sapıklığa götüren ve manevî değerlere inancını kaybetmesine yol açan her türlü müdahale için kullanılmasıdır (karş. Lisânu'l-‘Arab).
169 - Mekke sınırları içindeki savaşa yapılan bu atıf, bu ayetin nüzulü sırasında Kutsal Kentin hâlâ Müslümanların düşmanı olan putperest Kureyşlilerin elinde olmasından dolayı idi. Ancak -Kur'an'daki tarihsel referansların tümünde sıkça görüldüğü gibi- yukarıdaki buyruk genel bir muhteva taşımaktadır ve bütün zamanlar ve şartlar için geçerlidir.
Devamı için bakınız muhtelif siyer sibak fıkıh kitapları...
Bostancı
05-03-2008, 23:26
Tabiki bir çok şartı vardır ben yukarı'da sadece farz olduğunu göstermek için o ayetleri verdim...
Zaten bir önce ki yorumumda İlk önce İslama çağrılacağını kabul etmezseler vergi vermeleri gerektiğini savaşın bunuda kabul etmezseler yapılacağını söylemiştim..
Cihad sadece bir saldırı olduğunda yapılmaz Allahın kelimesi'ni(Dinini) bütün dünya'ya yaymak için'de yapılır..
Müslüman ülkeye savaş açanla elbette cihad yapılır buda Allahın emri..
Şu ayet kafirlerle Müslüman oluncaya ya da cizye verinceye kadar savaşmayı emrediyor..
"Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram ettiğini haram tanımayan ve hak dinini din edinmeyenlere küçülmüş oldukları halde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın!"(Tevbe 29)
Yani sadece savaş açtıkları zaman cihad olmuyor...
Bu ayetin tefsir açıklamasını'da veririm istersen
Ayetin tefsiride şu
"29- Ne Allah'a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah ve ahiret sözü etseler bile, gerçekte yüreklerinde ona yer vermeyen, dünya ilelebet kendilerinin olacak ve öyle kalacakmış gibi sanan, akıbet bir gün gelip yaptıklarından sorumlu tutulacaklarına önem vermeyen, Allah ve Resulü'nün haram kılmış olduğu şeyleri haram saymayan, (yani haramdan kaçınmayan, Allah'ın kitabında, Peygamberin sünnetinde ve hatta kendilerinin uyduklarını söyledikleri kitabın ve Peygamberin hükümleriyle haram olduğu kesin olan şeylerin haramlığını tanımayan, helâl veya haram her ne olursa olsun keyiflerinin istediği gibi, güçlerinin yettiği her şeye el uzatmayı mübah gören ve saldıran) ve hak dinini din edinmeyen, (dinleri varsa da hak din değil, hakperest değildirler) din diye tanıdıkları, itaat ve teslimiyet gösterdikleri şeyler varsa bile hakkı tanımak, hakka teslim olmak, hak yolunda yürümek, hak ve hukuku gözetmeyi din ve diyanetin en mühim amacı olarak bilmeyen, Hakk'ın hükümlerine, hak olan şeriatına itikat ve itaat edip hakkı ve hukuku korumayı, Hakkın hükümleriyle adalet icra edip, gerçek mabud olan Allah Teâlâ'ya ne zatında, ne sıfatında, ne de fiileri ve hükümlerinde hiçbir şerik ve nazir tanımadan, halık veya mahluk herşeye, herkese hakkını vermek demek olan bu hususlara hiç önem vermeyen, bu anlamda bir din ve diyanetleri bulunmayanlara karşı savaşın! Çünkü onların kendilerine göre dinleri varsa da bu gerçek anlamda hak din değildir. Hatta kısmen hak din de olsa, hakka mahsus olan halis bir hak din değildir. Onlar halis, muhlis hak din olan İslâm ile tedeyyün etmezler, hak şeriat ile amel etmeyi kabul eylemezler. Bundan dolayı dinleri batıldan ve haksızlıktan arınmış olmadığı gibi, dindarlıkları ve dinlerine bağlılıkları da hakkıyle bir dindarlık ve bağlılık değildir. Din namına bile birçok zulüm ve haksızlık yapmaya elverişli bir aşırılık, gulüvv ve taassup sahibidirler. Bu bakımdan hak ve hukuk gözetmeyen dindarlıkları da dinsizliğe eşit bir ahlâksızlıktır.
Çok dikkat çekici bir husustur ki, âyette "dînelhakk" "hak dini" buyurulmuştur. Bu ise "Hak din" deyiminden daha kuvvetlidir. "Hak dini" deyimi, hak dinin özünü ve mahiyetini gösteren bir tam ve kamil sınırı belirler. İslâm'ın en büyük ve kendine mahsus özelliği bulunan hakperestlik esasına dayanan, hukukun hükümlerini ve amacını, aynı zamanda dinin de en büyük amacı olarak tanıtan, Allah'ın hakkını, bütün hakların temeli ve başlangıcı sayan, umumun menfaatlarını hesaba katan, her şeyin ve herkesin kendine mahsus bir hakkı, bir hukuku bulunduğunu beyan ederek hakkın hakimiyetini ve hakların kutsallığını ilan ederek, hak ve hukukun gereklerine göre ödev ve görevlerin verilmesini ve seçim usullerini emredip bildiren hükümlerinin önemine özellikle tenbih yapılmıştır. Çünkü "Allah katındaki din İslâm'dır." (Âl-i İmran, 3/19) uyarınca Vâcibülvücud olan Allah katında din, İslâm'dan ibarettir. Yani dinin hakiki mânâsı Allah'ın emirlerine teslimiyettir. Ceza, sorumluluk vesaire gibi dinin öbür anlamları hep bu mânâdan çıkarılmışlardır. Şu halde teslimiyet neye ait ise o din ve diyanet de ona ait olmuş olur. Bu da batıl veya haksız, isteyerek veya istemiyerek olabilir. Bundan dolayı birçok haksız dinler veya dindarlık anlayışları bulunabilir. O halde Allah dini de Allah'a teslimiyettir. Yani keyfe göre bir teslimiyet değil, "İslâm, Allah için teslimiyet, Allah yoluna teslimiyettir." Tam anlamıyla ve her türlü didişmeden uzak salim bir ihlas ile itaat ve bağlılıktır ki, bunda İslâm kelimesinin tazammun ettiği "silm = sulh" ve selamet mefhumlarının hepsi vardır. "Kim İslâm'dan başka bir din ararsa ondan kabul olunmayacaktır." (Âl-i İmran 3/85). Dinin anlamı böylece bilindikten sonra demek hak İslâm, hakkın emrettiği ve kabul ettiği demektir. Özellikle hakka teslimiyet ve bağlanmakla hakkın ahkamını severek ve isteyerek ve hiçbir burukluk duymadan uygulamaktan ibaret olan İslâm demek olduğu açıkça ortaya çıkar. Hasılı, bir dinin hak olabilmesi ve hak sıfatı ile anılmaya hak kazanabilmesi, Hak Teâlâ'ya izafet-i kâmile ile ait olmasına bağlıdır. Bu da kaynağı ve amacı ile yüzünü ve özünü hakka dönüp, herşeyden önce Hak Teâlâ'yı ve hukukunu tanıması ve ona özünü bağlamasıyla mümkün olur. "Biz gökleri ve yeri ve aralarındaki her şeyi hak ile ve belli bir ecele göre yarattık." (Ahkâf, 46/3) uyarınca her mahluka bir ecel-i müsemma ile beraber verilmiş olan bir hak bulunduğunu, o varlığın hakkına saygılı olmak Allah'ın hakkına saygılı olmak demek olduğunu bilerek Allah'ın kullarının hakkını ve hatta herşeyin hakkını, hakkın emirleri çerçevesinde vermeye hizmet etmek, din-i hak ile dindar olmak demektir. Her hakikatın sınırı, hukukunun sınırıyla ayakta durduğu gibi, dinin hakikatı da hakkın hakkı olmasında, hakkı da hakka tahsis edilmiş bulunmasındadır. Onun için hak dini olmayan, yani hak ile ilişkisi bulunmayan, hak meselesini gözardı eden ve hakkın emri olmayan bir din, hak din olamaz. Hakkı gözetmeyen ve onun gereklerini yerine getirmeyen bir dindarlık da hak dindarlık olamaz. Halbuki burada söz konusu edilenler hak dinini kabul etmezler, hakka teslim olmazlar, hak ve hukuku tanımazlar, haram helâl seçmezler ve haklara saldırırlar. Ayrıca izah olunacağı üzere, yalnızca kulların hukukuna değil, Allah'ın hukukuna, Allah'ın hakkı olan dinin kurallarına da saldırırlar.
İşte Allah'a inanmayan, ahireti hesaba katmayan, Allah ve Resulü'nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dinini din edinmeyenlere, yani kendilerine kitap verilmiş olanların bir kısmına, açıkçası şu üç sıfatla belirlenmiş olan imansız, saygısız ve haksız kimselere karşı savaşınız. Ta ki, kendi elleriyle getirip cizyeyi versinler, küçülmüş oldukları halde. Yani hak dini olan İslâm'ı kabul etmedikleri takdirde, kendilerine kitap verilmiş iken hakka karşı gelen, o haksız , saygısız ve saldırganların kuvvetleri tükenip İslâm eli, İslâm himayesi altına girmeyi ve buna karşılık cizye vermeyi kabul ve taahhüt edinceye, zimmetlerinde kesinleşmiş olan cizyeyi hazır elden, içinde bulundukları aşağı durumu unutmadan saygılı bir şekilde verecekleri hale gelinceye kadar savaşın. Ve böylece onlardan nüfus başına vergi alıp, Allah'a ve ahirete imandan ayrılmayarak ve harama el uzatmayarak, hakkı hukuku gözeterek, hak dinin emirlerini yerine getirin. Zira Allah'ı ve ahireti unutup onların yaptığını yapacak, haram ve helâl tanımayacak, Allah ve Resulü'nün haram kıldığı şeyleri haram saymayacak, kitap ve sünneti gözetmeyecek, hak dini ile amel etmeyecek olduktan sonra ne savaş yapmaya, ne de cizye almaya hakkınız olmadığı âşikârdır. Çünkü bu vasıflar cihad edenlerin değil, kendilerine karşı harb açılacak olanların özellikleridir. Cizye almanın değil, cizye vermenin sebepleridir. Böylelerinin hakkı zaten galibiyet değil, mağlubiyettir, cizye almak değil, cizye vermektir. "
(Elmalılı Hamdi Yazır)
Ayetin tefsirini ikimizde okuyup yanlışımız varsa düzeltelim inş. başlığın konusu bu değil, sabote ettik.
tayyipleyiz
05-03-2008, 23:55
AB ile ilişkilerimiz çok uzun bir süreçtir. Bu süreçte yaşanan gelişmeler de son dönemde zirve olmuştur. "Birlik" üyesi ülkelerin ve Birliğin Türkiye'ye karşı tutumu çok ciddi değişiklikler göstermiştir. Avrupa ve dünya dengelerine paralel olarak, önümüzdeki uzun süreçte de AB'nin bize karşı tutumunda ciddi değişikliklerin yaşanması kaçınılmazdır. Yapılması gereken bu dengelerin dikkatli izlenmesi ve doğru bir biçimde okunmasıdır.AB bugün kuruluş amacından çok sapmış ya da bir başka ifadeyle kuruluş amacının çok dışına çıkmıştır. "Avrupa Birliği" adını taşıyan topluluk, ekonomik amacının yanı sıra, siyasal amaç taşıyan bir "kulüp" haline dönüşmüştü.
Bu birliğin bir "Hristiyan Kulübü" olarak isimlendirilmesi ne derece doğrudur, tartışılabilir. Fakat bizim bu kulübün felsefesine biraz uzak durduğumuz tartışılamaz. AB demek bir noktada "Batı" demektir, "çağdaşlık" demektir. Peki neden böyle bir nitelemeye haizdir AB...?Türkiye Cumhuriyeti temel kuruluş felsefesi olarak "halk egemenliğine dayanan, laik ve çağdaş bir cumhuriyet" olarak tanımlandığına göre, bu temel kuruluş felsefesi değişmedikçe, AB'ye girme arzusundan vazgeçemez.
Zira AB bünyesinde gözü kararmış bir biçimde Türkiye düşmanlığı yapacak unsurlar mevcuttur. Bu unsurlar yaptıkları lobi faaliyeti ile aleyhte yoğun bir çalışma da yürütmektedirler hani... Ama AB gözüyle bakıldığında Türkiye konumu itibari ile gözden çıkarılacak bir aday da değildir. Bu son yaşanan kaptama adına, demokrasi adına verilen destek de bunun bir gerçeğidir sanırım. AB açısından Türkiye vazgeçilmez olduğunu, bir kaybetme korkusu yaşandığını bu yoğın trafik de sezmemek mümkün de değil hani...
Bugün AB üyesi ülkelerde yaşayan milyonlarca Türk vardır. Bunları tam anlamıyla örgütleyebilmiş olmasak bile, içinde yaşadıkları ülkelerin yönetimleri üzerinde çok ciddi bir baskı unsurudurlar.Bunalrın kuracakları bir baskı bile AB nin üzerinde kaygı arttırıcı nitelik taşır bence...
Müzakerelerin kesilemeyeceği, kesilse de bir şekilde tekrar başlatılma olsalığının varlığı yüksek geliyor bana...
Saygılarımla...
tayyipleyiz
05-04-2008, 00:03
Türk milleti, ne yazık ki AB konusunda eski heyecanını, isteğini ve umudunu kaybetti. Çünkü üyelik sürecinde, olmayacak isteklerde bulunuldu. Diğer aday ülkelere yapılmayan haksızlıklar yapıldı. Başbakanımızın tabiri ile maç oynanırken kurallar sürekli değiştirildi. Böyle bir haksızlık başka hiçbir ülkeyi yapılmadı. Hedef sadece Türkiye oldu.
Bizim AB'ye girmemiz için öncelikle bu sorunu çözmemiz gerekir. Çünkü mevcut sorun çözülmeden, AB'ye girebilmemiz mümkün değildir. Girmiş olsak bile, haksızlıklar silsilesi devam edecek, Türk milletinin kabullenemeyeceği bir durum ortaya çıkacaktır. Bugün bile toplum içinde AB karşıtı sesler yükselmeye başladıysa, sebebi de bu haksızlıklar silsilesidir. Onları hor görmemek gerekir. Çünkü Türk milleti onurlu bir millettir. Aç da kalsa, açıkta da kalsa istenmediği yerde durmaz. Verilmeyeni istemez. İşte bu nedenle Türkiye ile AB arasında gerçek bir müzakere süreci, ancak AB'nin istekli tutumuyla başlayabilir. Bu sürecin ilk şartıdır.
Unutulmamalı ki vagon ne kadar kusursuz olursa olsun, tren gitmedikçe hareket etme şansı yoktur. Biz üzerimize düşeni yapacağız, fakat AB'de kendi üzerine düşen görevleri yapmalı, sorunun kaynağını bulmalıdır. İnanç ve tarihten kaynaklı olumsuz düşüncelerinden vazgeçmelidir. Bu sadece Türkiye'yi AB ülkesi yapmaz, aynı zamanda AB'yi de gerçek anlamda özgürlükçü, modern, hoşgörülü bir topluluk yapar. Bizim AB ödevimiz zor, AB'nin Türkiye ödevi daha zordur.
Sonuç olarak, Türkiye, yıllardır sürdürdüğü ancak sonuç alamadığı anlayışı değiştirmeli ve AB'ye kendi üzerine düşen görevi hatırlatmalıdır. Bunun için AB'nin, kesin, gerçekleştirildiğinde sonu belli olan bir planı, Türkiye'ye sunması gerekir. Böyle bir plan sunulmadıkça, Türkiye, AB ilişkilerini muhakkak askıya almalıdır. Çünkü kuralların sürekli değiştirildiği bir maç asla bitmez.
Güzel kardeşim AB girip girmemenin ötesinde ülke dinamiklerinin kendi insanına kazandıramadığı bir çok getirilerin varlığıdır ,belki bir ufuk nazarında bakıldığında dayatmalar ile gelen yenilikler askeri vesayet kültürü ile tasarlanmış olarak anayasamıza kazandırılan bir çok medeni kazanımlar ile sabitlenmesi gerekir.
Türkiye, AB üyelik süreciyle bölgesel dışa açılan politikalar ve bağlantılarıyla küresel süreçe girmiş bulunmaktadır. Bu aşamadan sonra Türkiye'nin bu iki süreçten köklü bir biçimde kopması çok zor görünmektedir. 27 Nisan süreci, yöneldiği hedefler bakımından Türkiye'yi AB sürecinden koparmak isteyen, AB sürecinin Türkiyeyi parçalamayı hedefleyen bir süreç olduğunu iddia eden söylemi teyid etmektedir Türkiye'nin Ortadoğuda aktif rol oynamasının önüne geçmek istemektedir. Bu iki gerekçeye dayanarak, cumhuriyetin tasfiye edilmek istendiğini öne sürenler, bu iki süreci durdurmayı başardıkları takdirde içeride kaybettikleri zemini iktisadi, siyasi ve sosyal yeniden kazanabileceklerini düşünmektedirler. Böyle bir kara hesapların beşinde olanların varlığı ile hangi tarz siyaset yapmak gerek
Türkiyenin daha fazla GSMH'ya, daha fazla üretime, daha fazla yabancı sermayeye, daha fazla istihdama, daha zengin uluslararası ilişki trafiğine, daha çok spor başarısına, daha fazla patente ihtiyacı vardır. Bu ve benzeri konuların herhangi birinde gerilemek demek, refahın azalması ve dolayısıyla ülkenin her açıdan yönetilemez olması demektir. Yani, bölünmez bütünlük ve Cumhuriyetin temel niteliklerinin güçlenmesi için bu değişim eşiğinin atlatılması zaruridir. Geçmiş bu rota üzerinde seyir alıyorsa sizin ifade ettiğiniz gibi soyutlanmak ülkeyi kaosa ve içerdeki otoriter güçlerin hatta cetelerin eline geçen bir devlet portresi ortaya koyar ülke için de bir son olur sevgilerimle
Sevgili Hocam Yorumunuz takdire değer nitelikte, teşekkür ederim... +1
Başlık altında çok güzel ve faydalı yorumlar okudum, tüm yorum yazan arkadaşlara teşekkür ederim. İstifade etme temennisi ile... :) :-*
Ak_Zeynep
05-04-2008, 00:08
Konuyu bölmek istemiyorum ama çok güzel ve faydalı yorumlar yapmışsınız.Yavaş yavaş okumaya gayret göstreriyorum.
Çok teşekkür ederim Allah razı olsun.
Bu arada yalçın abi süpersin :-* :-* Ne güzel yorumlar öyle :)
fazlrahmet
05-04-2008, 01:19
Allah razı olsun yazılarınızı bende baştan okudum...
Bizi almayacaklarına inanıyorum...Ve ülke olarak artık Türk İslam Birliğini kurmalıyız...Ve bu Birliğin bir önderi olacaktır inşAllah... :-*
fazlrahmet
05-04-2008, 01:30
1O Temmuz 2007 Salı tarihli Millî Gazete’sinden “Avraam Burg İsrail’in ölümü ve Süt Kovası” başlıklı yazıdan kısa bir alıntı sunmak istiyorum: Haberşöyle:" İsrail’de yayınlanan bir gazeteye açıklama yapmış. Biz Türkiye Yahudilerinin yayın organı Şalom’dan aldık. Açıklamasında çok önemli ayrıntılar var. Birincisi, Avrupa Birliği’ne ilişkin. Bakın Ünlü Yahudi siyasetçi Avraam Burg ne diyor: “Avrupa Birliği Tevrat Kaynaklı bir ütopyadır. Birliğin ne kadar zaman sonra sağlanabileceğini bilmiyorum ama tümüyle Yahudi temellere dayandığı kesin” Hukukta bir tabir vardı; “En kuvvetli şahitlik, Hasmın şahitliğidir” Bu şahitliğin üzerine başka ayrıntılarda ekleyebiliriz. Avrupa Birliği’nin 12 yıldızlı bayrağını Paul Levi adındaki Musevi asıllı bir Belçikalı’ya ait olması, 12 Yıldız’ın da İsrail’in dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış İsrail’in 12 Kabilesini simgelemesi gibi… Avrupa Birliği Hristiyan-Yahudi işbirliğinin en büyük örneklerinden biridir. Ortak düşmanları ise İslam Dünyasıdır. Hasmın şahadeti ortadadır. . “İsrail öldü!” diyor Burg. “Henüz haberi bize ulaşmadı ama ne yazık ki öldü…” İsrail’in artık bir Yahudi ülkesi olmadığını söylüyor ve İsraillilere kendisinin yaptığı gibi ikinci bir ülkenin vatandaşlığını almalarını öğütlüyor. Kendisi de Fransız vatandaşlığı almış.” Bu haber çok şey anlatıyor.
(ALINTI )
Kemalist59
05-04-2008, 01:39
Bundan 5 yıl öncesi lise yıllarım o dönemler her gazete okurdum manşetler özellikle aralık aylarında kıbrıs sorununu halledersek AB deyiz şeklindeydi.
1.KKTC AB hayalleriyle Rauf Denktaş'ın feda edilmesi ile başlayan süreçte gözden çıkarılmış Türk askeri işgalci konuma getirilmiş ve bu ders kitaplarına işlemiştir.Verdiğimiz taviz Güney deki RUM kesimini adanın tek sahibi gösterip KIBRIS adı ile AB üyesi yapmış TÜRK hakları katlolmuştur.
Bugün yeniçağ ve milli gazeteleri okuyorum bunlar AB ye uzak kaleler.Ancak bazen diğer haber manşetlerine bakıyorum yine özellikle haziran ve aralık ayları AB ye az kaldı.Ne istiyorlar FENER RUM PATRİKHANESİ
2.Patrikhaneyi bağımsızlaştırma çabası Türk devletindeki etnik ırkları yabancı milletletlere bağlamak devlet otoritesini satmak...(KABUL EDİLEMEZ.LOZAN DELİNEMEZ)
3.Ne istiyorlar 301.MADDE nedir bu üniter devletin ve sosyal devletin altını kazıma projesi
4.Tam özelleştirmelere devam serbest piyasa oysa biz bağırıyoruz özelleştirME diye ancak lafı güzaf sonuç yok.Bİz özelleştirmlere işsizliğe sorun olmak kaydıyla iş imkanı satıp arazi verilmesine göz yumarız hazır kurumu yabancılara para kazansın diye satma değil amaçlanan milli ekonomiyi çökertmek.
Bakıyorum'da Osmanlı'nın çöküşünü görüyorum.IMF=Duyunumumiye
Kıbrıs=Rumeli
Patrikhane ve 301=Azınlık
isyanları.....
Ne istiyecekler KÜRTLERE ÖZERKLİK amaç devleti bölmek...
Şimdi AB normal üyte koşulları ve tavizsiz büyük olanakken bu haliyle sömürgeleştirme kapısı olmuş ve SEVR i hortlatma projesine dönmüştür.
Olayın ekonomisini düşünelim AB ülkelerine kelle başı yardım yapıyor.Para yardımı bu yardım Türkiye'nin dış borcunu bitirir.Çünkü Nüfus 80 milyon dış piyasada bunu istemez.Diğer AB ülkelerinde en kalabalık nüfüs 20 milyon...
Şimdi aklı başında herkez bilir ki AB bizi normal üye yapmayacak.Zaten bunu kendide söyledi özel konum nedir bu AB nin arka bahçesine bağlayıp sömürge yapma konumu....
Buna karşı uyanmayacak mıyız?Emperyalizme ve güçlerine hayır demeyecek miyiz?
Bostancı
05-04-2008, 03:57
Yorumların çoğunu okudum,her birinizin ayrı düşünceleri ve yaklaşımları var bazılarınızın korkuları var peki avrupalılar bizim hakkımızda neler düşünüyor acaba hiç düşündünüzmü..?
Yorumların için'de hiç bununla ilgili bir bölüm göremedim tamam bizim neler düşündüğümüz tabi ki önemlide ama bir o kadar'da önemli olan avrupalıların bizim hakkımızda neler düşündüğü sonuşta onların oluşturduğu bir birliğe giricez...
Daha önce bu konuda fikrimi belirtmiştim bana göre bizi avrupa birliğine almıyacaklar yahut yurdumuzda ki misyoner faaliyetlerini daha da çok hızlandırıp bi 40-50 yıl sonra tamamen hristyanlaştığımız'da alabilirler..
Zaten yurdumuzda hızlı bir şekilde sürüyor hristyanlaştırma çalışmaları papanın sözü geldi aklıma "ilk bin yıl Avrupayı hristyanlaştırdık,ikinci bin yıl afrikayı hristyanlaştırdık,üçüncü bin yıl ise asyayı hristyanlaştıracağız" bakın adam hiç kimseden çekinmeden neler yaptıklarını ve neler yapacağını adeta Dünyanın gözüne sokarcasına anlatıyor buna rağmen bizde halaha bir ab merağıdır gidiyor..
Kimisi çağın gereği bu diyor,kimisi görüyorsunuz işte onlarsız olmuyor diyor,kimisi güç onlarda,para onlarda,ekonomi onlarda,itibar onlarda başka çare yok diyor bunları söyleyenlerde bir çaresizlik görüyorum üstelik tek çareyi onlarda arayan bir çaresizlik.
Bir zayıflık kendini beş para etmez gören bir anlayış seziyorum bu serzenişlerimi özellikle köklü bir tarihe vede kuvvetli bir inanaca sahip olan bu ülkenin insanlarında görmek çok üzücü..
Oysa biz gücün parası olanda,silahı olanda,itibarı olanda değil imanı olan'da olduğuna inanan Müslümanlarız inancımızın zayıflığı bizi böyle düşünmekten uzaklaştırıyor ve ab'ye muhtaç olduğumuza inandırıyor...
Ben yorumun başında hiç avrupalılardan örnek vermemişiniz demiştim o örneği kendim vericem..
Bakın Türkiye'de 1950'li yıllar'da İstanbul üniversitesinde dersler vermiş olan Alman profesör Neumarka boğaziçin'de yaptıkları bir gezinti'de bizim Türk talebeler bir soru yöneltiyor..
Avrupa bizi neden sevmez? diye soruyorlar tabi bu öğrenciler akıllıymış avrupanın bizi sevmediğini anlamışlar :)
Alaman profesör Neumarkta şu cevabı veriyor
" Çok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalı, Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir. Sebeplerine gelince:
1- Müslüman olduğunuz için sevmez.
2- Sizler farkında değilsiniz ama, onlar şu gerçeğin farkındadırlar: Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir.
3- Avrupa'nın pazarı idiniz. Şimdi Avrupa'yı pazar yapmaya başladınız.
4- En az 400 yıl Avrupa'da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.
5- Selçuklular Anadolu'yu, Osmanlılar ise orta Avrupa ve Balkanları Haçlı ordusuna mezar ettiler.
6- Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hakimiyet sağladılar.
7- Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etmeseydiler, İslamiyet bugün belki sadece Hicaz'da varlığını devam ettirirdi, kaldı ki Vehhabiliği kuranlar da, İngiliz Dominyon Bakanlığı'nın adamlarıdır. Batı her yerde İslamiyet’i, sapık inançlara kanalize etti. Ama Osmanlı, Asr-ı Saadeti devam ettirdi.
8- Kilise size kin kusmaktadır, sebepleri yukarıdadır.
9- Ben Türkiye'ye geldiğimde 2 üniversiteniz vardı, şimdi 19 üniversite var. [O tarihteki sayı]
10- Sizler, gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupa'nın refahı ve medeniyeti yıkılır.
11- Yine sizler, Avrupa'nın tarihi düşmanısınız ve daima düşman olarak kalacaksınız.)
Velhasıl bizi sevmeyen Avrupalılar bizi kendi birliklerine almazlar anca iyice hristyanlaştığımız zaman ;)
Fazrahmet
"israil öldü" demiş Berg. Ama birisi daha önce öldü. Nietche "Tanrı öldü" demişti. Haklıydı, Tanrı insanlar için ölmüştü. 19./20. yüzyıllar pozitivizmin boyunduruğu altında geçti. Diyeceğim o ki devletlerin menfaatleri devletlerinin dinlerinden önce gelir.(doğru mudur tartışılır ama mevcut hal öyledir) 1. /2. dünya savaşlarında Hrıstıyanlar müslümanları öldürmedi, Hrıstıyanlar Hrıstıyanları öldürdü. Ne için sanıyorsunuz ? Hammadde olmasın ?
Devletleri dostları/ düşmanları yoktur, dinleri de yoktur menfaatleri vardır.
Kemalist 59,
Mesele hakim zihniyetin yasakçı zihniyetinden birşey değil:
Kürt olmak yasak,
Süleymancılık yasak,
Nurculuk yasak,
Kominizm yasak,
Faşizm yasak...
Kıbrıs bugünün meselesi değil. A.b. nin gayrisamimi politikaları da malum. Herhalde şöyle düşünüyorsunuz; haklı olduğumuzu birbirimize anlatalım, Ab'ye Abd'ye Yunanistana savaş açalım, küselim konuşmayalım, aman masaya oturmayalım belki Kıbrıs'ın yanında dünyayı da promasyon olarak bize verirler. Kıbrıs'ta taviz verdik diyenler ne zaman verdiğimiz tavizi açıklayacak merak ediyorum. Kıbrıs sorunu ilk defa bu kadar sesli ve etkili dile getirildi uluslararası alanda. Referandum haklılığımızın tavana vurduğu yerdi. Rumlar Yunanlar durumu beğenmiyor anlıyorum da, siz niye beğenmiyorsunuz onu bir türlü anlamıyorum.
Kürt sorunu...
Kürt sorunu o yöredeki gelişen sosyal bağlarla aşılacaktır. Oradaki insanların kültürel kimlikleri bugüne kadar yok sayıldı. Ne diyordu Kenan Evren: "Kürt=dağ Türkü" Bu cümle yılların resmi politikasının özeti mahiyetinde.Böyle olunca o bölgede bir infial olması, terör olması normaldir. Bu ayrılıkçı zihniyete malzeme sağlar. Resmi ideoloji herkesi öteleştirdikçe, düşman ilan ettikçe başka türlü de olamaz. AB reformları sürecinde ne oldu ? Trt'de bazen Kürtçe şarkılar çalıyor, ben hala bir zararını görmedim. Varsa verdiğimiz "taviz" (kime veriyorsak) buyurun aydınlatın bizi.
İMf'nin borçlarının bittiğini bizzat başkanı ağzından duymak İMF ile ilgili beylik lafların hepsini ortadan kaldırır.
Bakın kaygılarınıza saygı duyarım. Kaygılanmıyor olmaktan iyidir. Ama emperyazlizme karşı çıkanların temelinde ya iktidara gelemeyeceği belli olduğu için "bekar olup karı boşayan insanlar" ya da Rus emperyalizmi Amerikanınkinden iyidir diyenler var. Bakın ve görün. Ayrıca Ab'den kopunca yerine koyacakları kültürel ve siyasi manada müspet hiçbirşey de yok. Kendileri birinci dereceden batıcı zaten.
Bostancı,
Ab. hakkında çizdiğin tasvire bakalım. Hrıstyanlaştırma çabası güden, kana susamış, bizi sevmeyen ve yoketmek isteyen.
Bir kısmına katılmak mümkün.
Ama
1. Onlar seni hrıstiyanlaştıracak diye korkuyorsun, dininden mi süphelisin, insanlarından mı ? Üç beş misyoner bizi Hrıstıyanlaştırıyorsa bu Ab'nin değil bizim sorunumuzdur. Bizim dini manada korkacak birşeyimiz olmadığı için "açık" olmalıyız. Biz manevi değerlerimize sahip çıkabiliyorsak misyonerlerden korkmamıza gerek yok. Çıkamıyorsak misyonerler olmasa da ateist oluruz, Hristiyan oluruz, Budist oluruz...
Benim Avrupa'nın falanca semtinde tebliğ etme hakkım varsa misyonerlerin deolmalı. Bundan korkacak bir dinim ya da insanlarım olduğunu düşünmüyorum. Misyonerler ve Hrıstiyanlar korksun. Fena halde korksun çünkü ellerinde İslam'ın güneşini söndürecek hiçbir şey yok. Ve batı yıllardır bir dine gebe. İnsanlar "birşeyler" arıyor.
2. Avrupa'da da Türkiye'de olduğu gibi birden fazla görüş var. Bunların arasında Türk- müslüman düşmanları da olabilir. Fakat bunun Ab'ye girişle alakasını anlamıyorum. Ab'nin "halklarımız birbirini çooook seviyor gelin küreselleşip bu hasreti dindirelim." gibi bir iddaası olduğunu hiç duymadım. Ab ila nihayeinde bir menfaat ilişkisidir, Ab'nin Türkiye'ye Tüürkiye'nin Ab'ye ihtiyacı vardır. Güç dengeleri, özellikle ekonomik ve siyasal güç birliği bakımından çıkarlar bunu gerektirir.
Devletlerin dostları yoktur, devletlerin düşmanları da yoktur, devletlerin menfaatleri vardır.
3. Almamaları mümkündür. Hatta almalarından daha mümkündür. Ama bu süreci öyle kullanalım ki Türkiye dinamiklerini tam manasıyla harekete geçirsin de onlar Türk birliğine girmeye çalışsın.
Kemalist59
05-04-2008, 12:03
Lügat isimli arkadaş bana hitaben yazdığın bölümlere cevap vericem.
Şimdi öncelikle mevcut sözde AB karşıtlarını bilirim.Bakalım istersen MHP PARTİ Programında AB-ABD ile iyi ilişkiler sözü geçmektedir.CHP de ımf politikaları ve AB-ABD politikaları hemen hemen aynı yani burada onların ağzından konuşmamaktayım.
Gelelim sırayla konulara
1.Kıbrıs'ta ne taviz verdik?İşbirlikçi TALAT hükümeti ile Kıbrıs'ta Türk Haklarının ve bağımsızlığının temsili RAUF DENKTAŞ'ı susturduk.En büyük hatadır.Kıbrıs'ta referandumda RUMLAR kabul etseydi.Uluslararası antlaşmalarla yapmış olduğumuz barış harekatının kazançlarını korumayı AB ye devretmiş olacaktık.Yine kıbrıs'ta adanın türk hakları kaybedilmiş Türk öğrencilere İngilizlerin belirlediği müfredatta ders veriliyor.Barış harekatı İŞGAL olarak adlandırılıyor.Bunlarda hükümet yetersiz kalmış taviz vermiştir.Şimdi yanlış anlamayın her parti bunun benzerlerini yapardı hemen hemen Ecevit dönemini hatırlıyorum DSP ni AB ci kanadıda taviz vermeyi savunmuştu.Cem-Özkan ve Derviş....
2.Biz ulusumuzda her vatandaşın özgürce ibadetini yapmasını ister bunu en temel hak görürüz.Ancak devleti cemaatlere teslim edemeyiz.Nurculuk-Süleymancılık....yasaktır.Bunu yaşamak değil bunu sömürmek yasaktır.
Bu konuda şunu diyicem''Laiklik hacılık,hocalık,üfürükçülük ve büyücülük gibi sahte din kapılarını kapadığından dolayı aslında gerçek dinin de güvencesidir.''
3.Bizler kenan evren faşizmini tamaıyla etnik bölücülük olarak görmekteyiz.Kürt varlığını haklarını inkar etmemekteyiz.Ancak onlara ne mutlu Türküm idyene felsefesiyle yaklaşmak en gerçek çözümdür.AB nin istediği azınlık hakları yasasının objektifçe incelerseniz Türkiye'nin 7 de 2 sinin Askersiz İşgalini serbest bırakmıştır.Yani haklarını korumayı yabancılara devretmiştir.
4.IMF politikalarını bu ülkeden defedip muhakkak milli temelde ekonomiye ulaşmak zorunlu olup ulusun gerçek aydınlığa giden yoludur.
NOT:[color=blue]Bizler ülkemizdede dünyadada barışı savunuruz.Yunanla savaş Ab ile savaş amerika ile savaş....Bunu savunamayız ama emperyallerin işgalci politikalarında uyumayız.Bana söyler misiniz Bugün Filistin'de olanları Bugün Irak'ta olanları,Bugün Afganistan'da olanları....O insan hakları sevdalısı hangi AB ülkesi kınadı?Bizler Türkiye'nin sömürgeleşmesine karşıyız.Bizler bağımsızlık sevdalılarıyız.
tayyipleyiz
05-04-2008, 13:42
AB nin bir hıristiyan kulubü olması tartışılabilir. Ancak üye edilecek bir ülkenin buna bakışıda yadsınamaz, yadsınamamalı... Üye edilecek ülkenin sosyokültürel konumu eğer dinden etkileniyorsa; AB buna da kayıtsız kalamaz. Bu aslında ortaya koyulan realiteler ve AB nin tutumunu da göz önünde bulundurdupğumuzda 2. planda kalıyor. Biraz da gerçek dışı, hani...
İçinde bulunduğumuz durumun gerçekten bir çıkış yolu olmalı, ülkemiz adına bazı şahlanış hamleleri ortaya konmalı ki; Bazı çevrelerin hegemonyaları bu alanda sona ermeli, ülke olağan seyrine kavuşmalı ve normalleşebilmeli... Satatüko ve bürokrasi engel olmamalı, devrimsel yenilemeler yapılabilmeli. Biz bunların gerçekleşemesinin, reel olarak günümüze baktığımızda AB den geçtiğini düşünüyoruz. Bu süreç bile Türkiyede ki değişimlerin, gelişimin habercisi olmadı mı? Ekonomik istikrar, atılan adımlarla sağlanmadı mı? Bazı vesayet kurumlarının kaleleri terkedişi- istemezselerde- gerçekleşmedi mi? İşin özüne inildiğinde, kelime ve kavramlara takılmdan artı ve eksi fizibilitesi iyi yapılmalı... Artıları fazla olan herşey, denenmeye değer geliyor bana...
Ak_Zeynep
05-04-2008, 15:23
AB Hakkında
AB'ne girmeye muhalif olmanın şartları, hükmü ve sonuçları üzerine kısa bir yazı yazmıştım. Yazıyı kendilerine göre yorumlayan/anlayan iki okuyucunun itiraz veya uyarılarını (ikincisini özetleyerek) aktaracak ve kısaca bizim maksadımızın ne olduğunu bir daha açıklayacağız.
"Sayın Hayrettin Karaman Hoca!
Son zamanlarda avrupa birliğine girme konusuna ne kadar müsamahakar baktığınızı görüyor ve hayret ediyorum. 28 şubat süreci belkide amaçlarından birine daha erişiyor...
Dindarlara yapılan zulüm, baskı dindar münevverlerin avrupa birliği yanlısı olma..hatta partileri vasıtasıyla bu sürece katkıda bulunma sonucunu doğuruyor.Devletin bu faşizan ve ceberrut tutumunun altında uzun süreli bir plan yatıyor. İmparatorluk bakiyesi bu toplumu, ona en büyük enerjiyi sağlayan dini değerlerinden yoksun bırakmak.ve böylece yeryüzünde etkin bir güç olmasını engellemek, keza fuhuş,sömürü,faiz düzenlerini devam ettirmek.Bugün avrupa birliğine destek verenler büyük bir vebal altına giriyorlar..Yarın eşcinsellerin evlenmesi ve kamuya açık yerlerde uygunsuz davranması devletin garantisi altında olacak. Lezbiyenlik yaygınlaştırılacak. Televizyonlarımızda sansürsüz porno filimleri oynatılacak..vs..vs.. Hangimiz neslimizi, dinimizi koruyabileceğiz böyle bir ortamda...Sorarım size... Selametle. M. Yazıcı"
Recep Karagöz daha uzun bir mektup yazmış, Avrupa'da yaşayan müslümanlara karşı uygulanan çifte standardı, asimilasyon faaliyetini ve din özgürlüğü konusundaki baskıları örnekler vererek anlattıktan sonra ve şöyle demiş:
"Bu paragraflardan ve yazının diğer paragraflarında soru şeklinde ileri sürdüğünüz görüşlerinizden çıkardığımız sonuç şudur: AB din ve düşünce özgürlüğünün ve bunların teminat altına alındığı yegane ülkeler topluluğudur.Böyle olmasını temenni ederiz, fakat gerek 27 yıllıkk Almanya tecrübelerimiz gerek sivil toplum kuruluşlarında yaptığımız çalışmalar esnasında yaşadığımız zorluklar ve gerekse merkezi Almanya'da bulunan İnsan Onuru ve Hakları Örgütü başkanlığı döneminde edindiğimiz/yaşadiğımız acı tecrübeler, AB'nin din ve düşünce özgürlüğü konularında tam bir ikirciklilik içinde olduğunu açıkça göstermiştir. Ki bunlarin bir çoğuna şahit olduğunuzu yakinen bilenlerdenim...Yer darlığından ötürü yazınıza dair mülahazalarımıza burada son vermek zorundayiz. Hülasa, AB ülkelerinde Hiristiyan olarak yaşıyor iseniz din özgürlüğünüz bulunmaktadır, yok eğer Müslüman olarak yaşamak istiyorsanız en temel haklarınız dahi çiğnenmektedir. Oysa makalenizde Müslüman bir halkın en başta din özgürlüğü için AB'ye evet fikri öne çıkmaktadır".
Yıllarca önce Avrupa Birliği bir ekonomik işbirliğinden ibaret iken bu birliğe girmemizin faydalı olabileceğini söylemiştim. Sonra bu birliğin mevzuatı, kapsamı ve amacı önemli ölçüde değişti, Avrupa Topluluğu, derken Avrupa Birliği oluştu. Bu değişiklik üzerine ben çeşitli yazılarımda ve konuşmalarımda bu birliğe dahil olmamızın caiz olmadığını; varlık, değerler ve çıkarlarımızı korumak için başka alternatifler üzerinde durmamız gerektiğini yazdım, bu arada İslam Birliğini savundum (İslam'ın Işığında Günün Meseleleri, Laik Düzende Dini Yaşamak, Hayatımızdaki İslam isimli kitaplarımıza bakınız). İtiraz edilen son yazımda da AB'ne girmeyi desteklemedim, yalnızca buna karşı olanlara bazı sorular sordum, tutarlı ve tedbirli olmaları gerektiğini hatırlattım. Bir daha hatırlatayım: Bugün Türkiye şeriatla mı idare ediliyor, genel ahlakımız İslam ahlakı mıdır? "Hangimiz neslimizi, dinimizi koruyabileceğiz böyle bir ortamda...Sorarım size..." diyen kardeşimize ve lezbiyenliğin, eşcinselliğin yayılacağını, televizyonlarda porno filimlerinin gösterileceğini ileri süren diğerine ben de şunu sormuş oluyorum: "AB dışındaki Türkiye şartlarında daha iyi koruma imkanlarınız mı var?" Ben Avrupa'da porno filimlerinin genel televizyonlarda oynatıldığını görmedim ve duymadım. Porno dışında kalan açık saçık filimler ve programlara gelince bizimkiler onlardan geri kalmıyorlar. Dün Bosna'da ve Afganistan'da, bugün Keşmir, Çeçenistan, Filistin'de müslümanların kanı akıyor, servet ve namuslarına tecavüz ediliyor; bunlara karşı dünya müslümanları ne yapabiliyor? Yoksulluk ve zillet müslümanların kaderi veya İslam'ın ön şartı mıdır? Elbette değildir, peki müslümanlar ne zaman ve nasıl izzet ve servete kavuşacak, maddi ve manevi değerlerini koruyacak, dünyanın karşısına farklı ve yüce bir medeniyeti temsil ederek çıkacaklar? Sevgili Peygamberimiz "Yosulluk insanı inkarın sınırına kadar götürür" buyurmuşlardır. Zengin ve zalim topluluklar yoksulları ve zayıfları sömürmeye devam ediyorlar, ya karşılarında veya içlerinde olarak bu gidişe bir dur demek gerekmiyor mu?
AB'ye girmenin caiz olması zarurete; yani maddi ve manevi varlığınızı korumak için başka çarenizin kalmamış olmasına bağlıdır; ben de yazımda ya dertlere (adım adım yok oluşa doğru gidişe) çare bulalım veya zarureti devreye sokalım dedim. O yazıyı, AB'ne girmeye değil, ona alternatif oluşturmaya bir teşvik ve destek olarak okumak da mümkündür.
Hayrettin Karaman
Ak_Zeynep
05-04-2008, 15:26
AB Politikasının Geleceği *
(E) Orgeneral Şener ERUYGUR
(* 2005 yılında yayınlanmıştır.)
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
3 Ekim 2005 ‘te AB ile üyelik müzakerelerinin başlaması bekleniyor.17 Aralık 2005 zirvesinde varılan mutabakat kamuoyunda uzun uzun tartışıldı. Bu tartışma sonucunda toplumumuz adeta iki ayrı kutba ayrıldı. Bir tarafta, yürütülen AB politikasının Ulus – Devlet yapısını çatlatacağını düşünenler, diğer tarafta bu politikayı uygulamayı inatla sürdürenler. Bu bölünme ülkemizde bir sağırlar diyaloğunu başlatmış durumda. Türkiye’nin KKTC’yi kendi eliyle yıkması demek olan Ek Protokol sorunu da, AB ile ilişkilere ilginç bir boyut kazandırmış görünüyor. Belki de kamuoyu baskısı sonucu olarak Türkiye tarafından yayımlanan deklarasyon işleri iyice kızıştırmış durumda. Nitekim konunun iç politika boyutunu kavrayamadığı anlaşılan Avrupa Komisyonu Başkanı Hans Jorg Kretschmer, sorunu Türkiye’nin kendisinin yarattığını açıklayıverdi. Gerçekten de, 17 Aralık 2004’te Türkiye’ye kabul ettirilen koşullar, şimdiki Güney Kıbrıs’ı tanımama girişiminin iç politika amaçlı olduğuna ilişkin önemli ipuçları vermektedir. Çünkü orada verilen sözlerle deklarasyondaki fikirler çelişmektedir.
Ne olursa olsun AB’ye girelim düşüncesi; "Türkiye kendi iç dinamikleriyle demokratikleşme yolunda ilerleyemiyor. Bu nedenle AB’ye giriş çok önemlidir." diyenlerle, içlerinde sakladıkları belli amaçlarını AB aracılığıyla gerçekleştirmek için fırsat kollayan bölücü, irticai gruplardan yoğun ve ortak destek almaktadır. Olaylara salt bireysel pencereden bakış, yani aşırı bireyci düşünce olsa olsa marjinal düzeyde destek alabilir. Bu düşüncenin, özellikle Türkiye gibi özel koşulları ve konumu olan bir ülkenin sorunlarına çözüm getirmesi olanaksızdır. Küreselleşme adı altında kendi ekonomik çıkarlarını diğer toplumlara dayatmanın bir sonucu olan bu düşünce, ülkemizin koşullarında başarı şansı olmayan ütopik bir özlemi ifade etmektedir. Uğruna savaşılan, şehit verilen üstelik devletimizin temeli olan değerlerle taban tabana zıt olan uygulamaların toplumumuza nelere mal olacağını hesaba katmalıyız. Yani, yürütülen AB Politikası’ndan endişeli olanların korkularının yersiz olduğunun inandırıcı delillerle kanıtlanması gerekmektedir.
Uygulanan AB politikasını tartışmasız destekleyenlerin düşüncelerini inceleyelim. Bu konuda kamuoyunu oluşturmak ve etkilemek amacıyla yoğun bir propaganda programı uygulanmaktadır. Örneğin; İktisadi Kalkınma Vakfı tarafından kamuoyunu etkilemeye yönelik bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada AB hakkında yanlış bilinen bazı hususlar olduğu ifade edilerek, bu yanlışlıkları gidermek için bazı açıklamalar yapılmıştır. Söz konusu çalışmada verilen birçok teknik bilginin doğruluğu tartışılamaz. Ancak bu açıklamalar temel kaygımız olan "ulus – devletin çökmesi", "bölünme" endişelerimizi gideremiyor. Çünkü AB’ye girince Türkiye bölünür endişesinin yersiz olduğu ifade edilirken yapılan açıklama rahatlatıcı unsurları içermemekte ve bir temenniden öteye gidememektedir. Bu açıklamada şöyle deniyor: "vatandaşlarının temel hak ve hürriyetlerinin güvence altına alındığı, bireylerin özgürce ifade edebildiği, dil, din, ırk, kültür farklılıkları nedeniyle ayrımcılığa maruz kalmadığı demokratik ve şeffaf hukuk devleti anlayışının var olduğu bir ülkenin bozulması ve bölünmesi endişesi son derece yersizdir." Bu düşüncenin uygulanan politikanın doğruluğu için kanıt olarak sayılabilmesi için, AB tarafından Türkiye’ye çifte standart uygulanmaması; Örneğin, azınlıklar konusunda AB üyesi ülkeler için ayrı, aday ülkeler için ayrı uygulamaların dayatılmaması gerekmektedir. İçinde mutlu olacağımızı varsaydığımız, önerilen AB Dünyası’nda bize azınlıklar konusunda tarihte de örneklerini gördüğümüz baskılar uygulanmaktadır. Buna karşılık Yunanistan’da, gerçeklere aykırı olarak azınlıkların bulunmadığı ifade edilebilmekte ve buna ses çıkarılmamaktadır. Bize komşularınızla sorunlarınızı çözün denirken, Güney Kıbrıs Rum yönetimi bu koşulları sağlamadan AB’ye üye olarak kabul edilmiştir. İktisadi Kalkınma Vakfı tarafından yapılan çalışmada AB’yi koşulsuz savunma gayreti o derece ileriye götürülmüştür ki; örneğin, "Gümrük Birliği’nden Türkiye zarar görmüştür" tezine karşılık "İddialar, genellikle AB’ye verilmiş bir taviz görüşü etrafında şekillenmekte ve GB’ni dar bir perspektif içinde sadece dış ticaret rakamlarına indirgeyerek yapılan değerlendirmelere dayanmaktadır." denmekte ve istenmeden endişenin haklılığı doğrulanmaktadır. Gerçekte, Türkiye AB arasında Gümrük Birliği’ni temsil eden 1/95 sayılı ortaklık konseyi kararının giriş bölümü Türkiye’nin AB’ye girişine ilişkin kesin bir vaatte bulunmaksızın 64 maddesinin büyük bölümüyle Türkiye’nin dış ticaret dengesine bozucu ve AB’ye bağlayıcı hükümler içermektedir. Bugün ticaretimizin büyük ölçüde AB ülkelerine bağımlı hale gelmiş olması bizi AB’ye yaklaştırıcı bir neden olarak ileri sürülemez. Bu durum yanlış politikalar sonucunda ortaya çıkan bir sonuçtur. Türkiye’nin Osmanlı Devri’nde 7 alacaklı Avrupa Devleti’yle imzaladığı 20 Aralık 1881 tarihli "Muharrem Kararnamesi" benzer bir politikanın sonucu olan, çok acı bir deneyimdir.
Türkiye’nin AB politikasının özü Sayın Öztin Akgüç’ün Cumhuriyet Gazetesi’nde deyindiği bir anketle çarpıcı bir şekilde açıklanıyor. Akgüç’ün anlatımına göre, bir ilkokul öğrencisi "AB’ye nasıl girilir?" sorusunu "yalvararak girilir" şeklinde yanıtlıyor. Bu acı verici saptamayı ne olursa olsun girelim mantığını doğru bir tercümesi olarak not etmeliyiz.
Türkiye’nin tek taraflı aşkını çok iyi değerlendiren AB ülkeleri, Türkiye’den koparılacak ihaleler ve özelleştirme konjonktürüne göre, sırayla Türkiye’nin hamisi nöbetine de girerek bizden olmayacak şeyleri istemek cesaretini gösterebiliyorlar. Bir taraftan avutup diğer taraftan amaçlarını gerçekleştiriyorlar.
AB bizi almaya mecburdur. Çünkü onların çıkarları da Türkiye’nin üyeliğini gerektiriyor şeklindeki düşünceler bir yönüyle doğrudur. Bu doğru yargıyı, dik durarak, uzun vadeli düşünerek Türkiye’nin yararına kullanabiliriz. 17 Aralık doruğu kararında da bahsedildiği ve sık sık anımsatıldığı gibi, "güçlendirilmiş ortaklık ve ayrıcalıklı ortaklık" söylemlerini duymazdan gelerek böyle bir politikanın yürütülmesi olanaklı değildir. Yazılı ve görsel medya haberlerine göre; Eurobarometre 2005 raporu, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Belçika, İtalya, Finladiya, Danimarka, Estonya, Yunanistan, Lüksemburg, GKRY ve Avusturya halklarının Türkiye üyeliğine net bir şekilde karşı olduğunu gösteriyor. Almanya ve Fransa’da bu karşıtlık yüzde 21 civarında. Yani istemiyorlar, bizi ilkokul öğrencisinin söylediği gibi yalvarttırıyorlar.
Bu gerçekleri dikkate alınca gelecekte uygulanabilecek politikalarla ilgili saptamalar çok kolaylaşıyor. Görünen şu ki, yakın gelecekte ek protokol konusunda zevahiri kurtaracak formüller bulunacak ve 3 Ekim’de ya da sonrasında müzakereler başlatılacak. Böylece girilecek süreçte Türkiye terletilmeye, kapıda bekletilmeye ve kendi yapısıyla çelişen ödünleri vermeye devam edecektir. Başta Sayın Manisalı olmak üzere, birçok bilim adamımızın dediği gibi; Türkiye Gümrük Birliği’yle ekonomik alanda AB’ye almak istediklerini vermiştir. Şimdi kültürel, siyasal alanda vereceklerini vermesi beklenmektedir. Bu amaçla Türkiye yanlısı görünme nöbeti sırası şimdilerde İngiltere’de gibi gözüküyor. Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi’nin işi ağırdan alıyor gözükmesi, Türkiye ile müzakerelerin başlatılmama olasılığının bulunduğu şeklinde algılanmamalıdır.
Çözüm Nerededir? Çözüm; Türkiye’nin ve ulusun geleceğinin, sonucunun net olarak görülemediği bir evlilik uğruna tehlikeye sokulmamasını güvence altına alacak önlemlerin geliştirilmesindedir. Bu amaçla öncelikle, kendimizi kafa karışıklığından kurtarmalıyız. Birilerinin de kafalarındaki oyunun çok tehlikeli olduğunu, başarılı olamayacaklarını, bu oyunun kendilerinin değil Türkiye’yi sömürmek isteyenlerin işine yarayacağını bilmeleri ve buna inandırılmaları gerekmektedir. Türkiye’ye mezar kazmaya soyunanların değil, yurttaşlarımızın özgürlüklerinin geliştirilmesi gereksinimi vardır. Belli merkezlerin çıkarları değil, öz çıkarlarımız hesaba alınmalıdır. Bu amaçla oluşturulacak özgün politikalar hem Türkiye’yi zengin kılar hem de yurttaşlarımızı mutlu yapar. Yani taşları yerine oturtmak zorundayız.
Nüfusumuzun yüzde 42’sinin günde 4 doların altında geçinmek zorunda olduğu, dost gözükenlerin Diyarbakır merkezli politikalar yürüttüğü ülkemizde özgün reçetelerin bulunması ve bu reçetelerin uygulanması gereklidir.
Ak_Zeynep
05-04-2008, 15:33
AVRUPA BİRLİĞİ SERÜVENİ VE ERMENİ SORUNU
Gökmen KILIÇOĞLU
Türkiye oldukça uzun sayılabilecek bir süredir Avrupa Birliği’ne girmek için mücadele etmektedir. Bunun doğru bir politika olup olmadığı tartışması ayrı bir konudur ancak Türkiye’nin hemen hemen tüm kurumlarının üzerinde uzlaştıkları neredeyse tek konu AB’ye girilmesinin gerekliliğidir. Gelişmeler Türkiye’nin her sorununa AB’ye giriş süreci perspektifinden bakılmasını zorunlu kılmıştır. Avrupa Birliği ülkeleri ve organları da bu hassas durumu kendi istedikleri doğrultuda sonuna kadar kullanmaktadırlar. İlgili ilgisiz her konuda görüş belirtmek ve hatta ülkemizi denetlemek yetkisini kendilerinde görmektedirler.
Avrupa ülke parlamentolarında kabul edilen sözde Ermeni soykırımının tanınmasına yönelik kanunlar bu çerçevede değerlendirilebilir. Bu tür uygulamalarla Avrupa Birliğine giriş sürecinde demokratikleşme, insan hakları, Güneydoğu ve Kıbrıs sorunu gibi önemli sorunlarla baş etmek zorunda olan Türkiye’nin bir de Ermeni meselesi ile köşeye sıkıştırılmak istendiği açıktır.[1]
Ermeni toplumunun görev bildiği bir diğer husus da bulundukları ülkede Türkiye ve Azerbaycan’ın lehine olabilecek her hareket ve girişimi bunlar kendilerinin veya Ermenistan’ın aleyhine olmasa bile, karsı çıkmaktır. Ermenistan dışındaki Ermeni toplumu özellikle ABD’de Türkiye ve Azerbaycan’ın her türlü çıkarını önlemek, buna karşın Ermenistan’a maddi yardım sağlamak yolundaki gayretlerini sürdüreceklerdir. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine aday olması Ermenilere bu üyeliği Türkiye’nin asılsız soy kırımının tanınması koşuluna bağlama fikrini vermiştir. Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olmak için son derece istekli davranması bazı ülkelerde Türkiye’nin bu üyelik uğruna Ermeni sorununda taviz vereceği gibi düşüncelere yol açmış olması olasılığı vardır.[2]
Ermeni sorunu her zaman bir takım güçlerin ilgilendikleri ve Türkiye üzerine stratejilerini belirlerken kullanmaya çalıştıkları bir konu olmuştur. Sorunun başlangıcını oluşturan Batı kışkırtmacılığı ve Osmanlı Ermenilerini silah olarak kullanma eğilimi, üslup değiştirilerek devam etmektedir.
Ermenileri AB yoluyla hedeflerine ulaşabilecekleri konusunda ümitlendiren en önemli olay Avrupa Parlamentosunun 1987 yılında aldığı bir karardır. Türkiye’nin AB’ye tam üyelik başvurusunda bulunmasından üç ay sonra Avrupa Parlamentosu “Ermeni Sorununun Siyasi Çözümü” başlıklı bir tavsiye kararı almıştır.[3] Bu kararda Avrupa Parlamentosu 1915 olaylarını soy kırım olarak kabul etmekte ve Türkiye soy kırımı tanımadığı taktirde Avrupa Birliği üyeliğine alınmayacağı belirtilmektedir. Türkiye’ni 1999 yılında adaylığının kabul edilmesinden sonra sözde Ermeni soykırımının tanınması konusu gündeme gelmiş ve Avrupa Parlamentosu 2000 yılı Kasım ayında Türkiye’nin adaylığı ile ilgili ilerleme raporu hakkındaki kararında asılsız soykırımı tanıması için Türk Hükümetine ve Türkiye Millet Meclisine çağrıda bulunmuştur. 2001 yılı ilerleme raporunda bu konu yok iken 2002 yılı ayı sonunda kabul edilen Güney Kafkasya Raporu ile ilgili Karar, 1987 yılı kararına atıfta bulunmakla, Türkiye’nin adaylığı ile asılsız soy kırım arasında tekrar bağ kurulmuştur[4]. Ermenilerin Avrupa Parlamentosundan her fırsatta bu konuda bir karar çıkartmaya veya eski kararları teyit ettirmeye çalışacakları ve Türkiye’nin adaylık statüsü devam ettiği sürece bu yoldaki faaliyetlerinin devam edeceği görülmektedir. Müzakerelere başlangıç tarihi olması beklenen 3 Ekim 2005 öncesi bu yönde bir karar Avrupa parlamentosunda yeniden kabul edilmiştir. Bunun üzerine yurtdışından açıklama yapan Tayip Erdoğan, bu kararın süreci etkilemeyeceğini savunmuştur.[5] Bazı hükümet yetkilileri ve milletvekilleri duruma şaşırdıklarını ve bunun kabul edilemez olduğunu söylemektedirler. Oysaki yukarıda tarihçesi verilen kararlara ek olarak çıkan yeni istekler bu bağlamda Ermeni soykırımı iddiaları müzakere başlangıç tarihi öncesi de önümüzde duruyordu. Bu talepler 6 Ekim günü yayımlanan ilerleme raporlarında yer almıştı. O gün yayımlanan üç belgeden biri olan ‘Etki Raporu’ hem Ermenistan ile sınırımızın derhal açılması talebini içeriyordu hem de Ermeni soykırımı iddialarının Türkiye tarafından bütün Ermenileri tatmin edecek bir tarzda kabullenilmesini istiyordu.[6] Avrupa Parlamentosu 17 Aralık 2004 zirvesinden iki gün önce 15 Aralık 2004 tarihinde de bir tavsiye kararı kabul etmiştir ve bu kararda da Türkiye’nin “soykırımı” tanıması istenmektedir.[7] 15 Aralık günü Türkiye’ye tarih verilmesini isteyen Avrupa Parlamentosu’nun çok ağır kararı diğer bir çok hususa ek olarak Ermeni soykırımı iddialarını da içermekteydi. Bu karar 17 Aralık Avrupa Konseyi yani AB zirve sonuçlarında da yer almıştı. AB zirvesi o kararında ‘Avrupa Parlamentosu’nun almış olduğu kararı memnuniyetle not’ etmekteydi.[8]
Avrupa Parlamentosunun bu tür kararlarının tavsiye mahiyetinde olduğu ve o nedenle de ne Avrupa Birliği üyesi ülkeler hükümetlerini ne de Türkiye’yi bağladığı, buna karşın Türkiye aleyhine kamuoyu oluşturulmasına yardım ettiği ileri sürülebilir. Ancak, Türkiye Avrupa Birliğine üye olursa bu konudaki antlaşma tasdik için Avrupa Parlamentosuna gelecektir. Parlamento önceki kararlarını dikkate alarak tasdikten önce Türkiye’nin asılsız Ermeni soy kırımını tanımasını istemesi olasılığı vardır. Ayrıca bu kararın genel bir kanaat oluşturmasında etkili olduğu gözden kaçmamalıdır. Ayrıca Türkiye’nin süreç içinde kabul ettiği bazı belgelerin AP kararları konusunda bağlayıcı ifadeleri kabul ettiği ileri sürülmektedir.
Bu tartışmalar süre dursun biz içerde gerçekleşenlere baktığımızda vahim bir durumla karşılaşmaktayız. Daha müzakerenin başlaması aşamasında bile ülkemize yönelik yapılan saldırılar karşısında elimizi kolumuzu bağlamış duruma geldik. Bu bize ait bir ifade değildir. İçişleri bakanı Çiçek’in “AB ile müzakere yapacağız diye hapşıramıyoruz” ifadesi dikkate değerdir. Türk milleti’ne yönelik asılsız soykırım iddialarına destek içeren bir konferansa önce hainlik diyerek karşı çıkan, sonra çeşitli ayak oyunları ile yeniden düzenlenmesi gündeme gelince, mahkemece yasaklanan aynı konferansın düzenleyicilerine yol gösteren Çiçek’in bu tutumuna AB korkusundan başka bir izah getirmek zordur.
Hapşırmak sağlık için oldukça faydalıdır, üstelik hapşırığı tutmak bazen çok tehlikelidir. Devlet etrafı bu kadar çok sorun ve düşmanla çevrilirken hapşırabilsin ki, sevenleri de “Çok yaşa” diyebilsinler.
Türk milleti’ne iftira atmaktan utanmayan bir yazara açılan dava bile AB için kırmızı çizgi haline geliyorsa, birileri Atatürk resimlerinden rahatsızlık duyuyorsa, Kıbrıs’ı satın diye dayatılıyorsa, Türklük yoktur, etnik az(g)ınlıklara ses çıkarmayın, bölünün diye bastırılıyorsa, devlet artık hapşırmalıdır. “Devletim çok yaşa” diyenler göreve hazırdır.
--------------------------------------------------------------------------------
Ak_Zeynep
05-04-2008, 15:54
Avrupa Birliğine girebilirmiyiz giremezmiyiz bilmiyorum ama yalçın abi seninde dediğin gibi
AB yolunda alınan mesafeler eminim ülkemiz için faydalı olacaktır (inş).En azından özgürlükler açısından..
Faydalı yorumların için tekrar teşekkürler...
politikaci
05-04-2008, 15:55
Bence Avrupa birliği bizi almaz bizi oyalıyorlar kendi çıkarlaı doğrultusunda bize iş yaptırmaya çalışıyorlar... eski adı hristiyan birliğiymiş ben şahsen hristiyan birliğine girmek istemem
Ak_Zeynep
05-04-2008, 16:09
:D
politikaci
05-04-2008, 16:10
Bence Avrupa birliği bizi almaz bizi oyalıyorlar kendi çıkarlaı doğrultusunda bize iş yaptırmaya çalışıyorlar... eski adı hristiyan birliğiymiş ben şahsen hristiyan birliğine girmek istemem
Sen girme :D , biz girelim iyi ise sizi cağırırız olurmu :)
toplu olarak konuştum . mecazii :-*
Ak_Zeynep
05-04-2008, 16:11
AB üyesi 27 ülkenin profili
ALMANYA
Başkent: Berlin
Nüfus: 83.029.536
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.27
Bebek ölüm oranı: Binde 4.71
Ortalama ömür: 77.61 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 99
GSMH: 2,362 trilyon Dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 28 bin 700 Dolar
Büyüme hızı: Yüzde 1,7
Enflasyon oranı: Yüzde 2
İşsizlik oranı: Yüzde 9.9
AVUSTURYA
Başkent: Viyana
Nüfus: 8.150.835
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.24
Bebek ölüm oranı: Binde 4.44
Ortalama ömür: 77.84 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 98
GSMH: 203 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 25 bin dolar
Büyüme hızı: Yüzde 3.1
Enflasyon oranı: Yüzde 2
İşsizlik oranı: Yüzde 5.4
BELÇİKA
Başkent: Brüksel
Nüfus: 10.258.762
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.16
Bebek ölüm oranı: Binde 4.7
Ortalama ömür: 77.96 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 98
GSMH: 259.2 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 25 bin 300 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 4.1
Enflasyon oranı: Yüzde 2.2
İşsizlik oranı: Yüzde 8.4
ÇEK CUMHURİYETİBaşkent: Prag
Nüfus: 10.264.212
Nüfus artış hızı: Yüzde - 0.07
Bebek ölüm oranı: Binde 5.55
Ortalama ömür: 74.73 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 100
GSMH: 132.4 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 12 bin 900 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 2.5
Enflasyon oranı: Yüzde 3.8
İşsizlik oranı: Yüzde 8.7
DANİMARKA
Başkent: Kopenhag
Nüfus: 5.352.815
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.3
Bebek ölüm oranı: Binde 5.04
Ortalama ömür: 76.72 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 100
GSMH: 136.2 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 25 bin 500 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 2.8
Enflasyon oranı: Yüzde 2.9
İşsizlik oranı: Yüzde 5.3
ESTONYA
Başkent: Tallinn
Nüfus: 1.423.316
Nüfus artış hızı: Yüzde - 0.55
Bebek ölüm oranı: Binde 12.62
Ortalama ömür: 69.73 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 100
GSMH: 14.7 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 10 bin dolar
Büyüme hızı: Yüzde 6.4
Enflasyon oranı: Yüzde 4.1
İşsizlik oranı: Yüzde 11.7
FİNLANDİYA
Başkent: Helsinki
Nüfus: 5.175.783
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.16
Bebek ölüm oranı: Binde 3.79
Ortalama ömür: 77.58 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 100
GSMH: 118.3 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 22 bin 900 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 5.6
Enflasyon oranı: Yüzde 3.4
İşsizlik oranı: Yüzde 9.8
FRANSA
Başkent: Paris
Nüfus: 59.551.227
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.37
Bebek ölüm oranı: Binde 4.46
Ortalama ömür: 78.9 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 99
GSMH: 1.448 trilyon dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 24 bin 400 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 3.1
Enflasyon oranı: Yüzde 1.7
İşsizlik oranı: Yüzde 9.7
Ak_Zeynep
05-04-2008, 16:12
HOLLANDA
Başkent: Lahey
Nüfus: 15.981.472
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.55
Bebek ölüm oranı: Binde 4.37
Ortalama ömür: 78.43 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 99
GSMH: 388.4 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 24 bin 400 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 4
Enflasyon oranı: Yüzde 2.6
İşsizlik oranı: Yüzde 2.6
İNGİLTERE
Başkent: Londra
Nüfus: 59.647.790
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.23
Bebek ölüm oranı: Binde 5.54
Ortalama ömür: 77.82 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 99
GSMH: 1.36 trilyon dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 22 bin 800 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 3
Enflasyon oranı: Yüzde 2.4
İşsizlik oranı: Yüzde 5.5
İRLANDABaşkent: Dublin
Nüfus: 3.840.838
Nüfus artış hızı: Yüzde 1.12
Bebek ölüm oranı: Binde 5.53
Ortalama ömür: 77 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 98
GSMH: 81.9 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 21 bin 600 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 9.9
Enflasyon oranı: Yüzde 5.6
İşsizlik oranı: Yüzde 4.1
İSPANYABaşkent: Madrid
Nüfus: 40.037.995
Nüfus artış hızı: Binde 1
Bebek ölüm oranı: Binde 5
Ortalama ömür: 79 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 97
GSMH: 720.8 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 18 bin dolar
Büyüme hızı: Yüzde 4
Enflasyon oranı: Yüzde 3.4
İşsizlik oranı: Yüzde 14
İSVEÇ
Başkent: Stokholm
Nüfus: 8.875.053
Nüfus artış hızı: Binde 0.2
Bebek ölüm oranı: Binde 3.47
Ortalama ömür: 79.71 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 99
GSMH: 197 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 22 bin 200 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 4.3
Enflasyon oranı: Yüzde 1.2
İşsizlik oranı: Yüzde 6
İTALYA
Başkent: Roma
Nüfus: 57.679.825
Nüfus artış hızı: Binde 0.7
Bebek ölüm oranı: Binde 5.84
Ortalama ömür: 79.14 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 98
GSMH: 1.273 trilyon dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 22 bin 100 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 2.7
Enflasyon oranı: Yüzde 2.5
İşsizlik oranı: Yüzde 10.4
KIBRIS RUM KESİMİBaşkent: Lefkoşa
Nüfus: 762.887
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.59
Bebek ölüm oranı: Binde 7.89
Ortalama ömür: 76.89 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 94
GSMH: 9.7 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 16 bin dolar
Büyüme hızı: Yüzde 4.2
Enflasyon oranı: Yüzde 4.2
İşsizlik oranı: Yüzde 3.6
Ak_Zeynep
05-04-2008, 16:13
LETONYA
Başkent: Riga
Nüfus: 2.385.231
Nüfus artış hızı: Yüzde -0.81
Bebek ölüm oranı: Binde 15.34
Ortalama ömür: 68.7 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 100
GSMH: 17.3 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 7.200 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 5.5
Enflasyon oranı: Yüzde 2.7
İşsizlik oranı: Yüzde 7.8
LİTVANYABaşkent: Vilnius
Nüfus: 3.610.535
Nüfus artış hızı: Yüzde -0.27
Bebek ölüm oranı: Binde 14.5
Ortalama ömür: 69.25 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 98
GSMH: 26.4 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 7 bin 300 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 2.9
Enflasyon oranı: Yüzde 1
İşsizlik oranı: Yüzde 10.8
LÜKSEMBURG
Başkent: Lüksemburg
Nüfus: 442.972
Nüfus artış hızı: Yüzde 1.26
Bebek ölüm oranı: Binde 4.77
Ortalama ömür: 77.3 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 100
GSMH: 15.9 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 36 bin 400 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 5.7
Enflasyon oranı: Yüzde 7.8
İşsizlik oranı: Yüzde 2.7
MACARİSTAN
Başkent: Budapeşte
Nüfus: 10.106.017
Nüfus artış hızı: Yüzde - 0.32
Bebek ölüm oranı: Binde 9
Ortalama ömür: 71.63 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 99
GSMH: 113.9 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 11 bin 200 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 5.5
Enflasyon oranı: Yüzde 9.8
İşsizlik oranı: Yüzde 10.4
MALTA
Başkent: Valetta
Nüfus: 394.538
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.74
Bebek ölüm oranı: Binde 5.83
Ortalama ömür: 78.1 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 88.76
GSMH: 5.6 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 14 bin 300 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 3.4
Enflasyon oranı: Yüzde 2.5
İşsizlik oranı: Yüzde 4.5
POLONYABaşkent: Varşova
Nüfus: 38.633.912
Nüfus artış hızı: Yüzde -0.03
Bebek ölüm oranı: Binde 9.39
Ortalama ömür: 73.42 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 99
GSMH: 327.5 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 8 bin 500 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 4.8
Enflasyon oranı: Yüzde 10.2
İşsizlik oranı: Yüzde 12
PORTEKİZ
Başkent: Lizbon
Nüfus: 10.066.253
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.18
Bebek ölüm oranı: Binde 5.94
Ortalama ömür: 76 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 87.4
GSMH: 159 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 15 bin 800 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 2.7
Enflasyon oranı: Yüzde 2.8
İşsizlik oranı: Yüzde 4.3
SLOVAKYA
Başkent: Bratislava
Nüfus: 5.414.937
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.13
Bebek ölüm oranı: Binde 9
Ortalama ömür: 74 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 99
GSMH: 55.3 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 10 bin 200 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 2.2
Enflasyon oranı: Yüzde 12.2
İşsizlik oranı: Yüzde 17
SLOVENYA
Başkent: Ljubliana
Nüfus: 1 930 132
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.14
Bebek ölüm oranı: Binde 4.51
Ortalama ömür: 75 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 99
GSMH: 22.9 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 12 bin dolar
Büyüme hızı: Yüzde 4.5
Enflasyon oranı: Yüzde 8.9
İşsizlik oranı: Yüzde 7.1
YUNANİSTAN
Başkent: Atina
Nüfus: 10.623.835
Nüfus artış hızı: Yüzde 0.21
Bebek ölüm oranı: Binde 6.38
Ortalama ömür: 78.59 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 95
GSMH: 181.9 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 17 bin 200 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 3.8
Enflasyon oranı: Yüzde 3.1
İşsizlik oranı: Yüzde 11.3
BULGARİSTAN
Başkent: Sofya
Nüfus: 7,385,367
Nüfus artış hızı: Yüzde -0.86
Bebek ölüm oranı: Binde 19.85
Ortalama ömür: 72.3 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 98.6
GSMH: 71.54 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 9,600 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 5.5
Enflasyon oranı: Yüzde 5
İşsizlik oranı: Yüzde 11.5
ROMANYA
Başkent: Bükreş
Nüfus: 22,303,552
Nüfus artış hızı: Yüzde -0.12
Bebek ölüm oranı: Binde 25.5
Ortalama ömür: 71.63 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 98.4
GSMH: 183.6 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 8,200 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 4.5
Enflasyon oranı: Yüzde 9
İşsizlik oranı: Yüzde 5.9
Ak_Zeynep
05-04-2008, 16:14
AB adayı 2 ülkenin profili
HIRVATİSTAN
Başkent: Zagreb
Nüfus: 4,494,749
Nüfus artış hızı: Binde -0.03
Bebek ölüm oranı: Binde 6.72
Ortalama ömür: 74.68 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 98.5
GSMH: 55.76 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 11,600 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 4
Enflasyon oranı: Yüzde 3.3
İşsizlik oranı: Yüzde 18
Ak_Zeynep
05-04-2008, 16:14
TÜRKİYE
Başkent: Ankara
Nüfus: 70,413,958
Nüfus artış hızı: Yüzde 1.06
Bebek ölüm oranı: Binde 39.69
Ortalama ömür: 72.62 yıl
Okur-yazar oranı: Yüzde 86.5
GSMH: 332.5 milyar dolar
Kişi başına düşen milli gelir: 8,200 dolar
Büyüme hızı: Yüzde 5.6
Enflasyon oranı: Yüzde 8.2
İşsizlik oranı: Yüzde 10.2
politikaci
05-04-2008, 16:15
ak zeynep yavaşş :D :D
Ak_Zeynep
05-04-2008, 16:20
Tamam durdum :D
Bostancı
05-04-2008, 16:23
Bostancı,
Ab. hakkında çizdiğin tasvire bakalım. Hrıstyanlaştırma çabası güden, kana susamış, bizi sevmeyen ve yoketmek isteyen.
Bir kısmına katılmak mümkün.
Ama
1. Onlar seni hrıstiyanlaştıracak diye korkuyorsun, dininden mi süphelisin, insanlarından mı ? Üç beş misyoner bizi Hrıstıyanlaştırıyorsa bu Ab'nin değil bizim sorunumuzdur. Bizim dini manada korkacak birşeyimiz olmadığı için "açık" olmalıyız. Biz manevi değerlerimize sahip çıkabiliyorsak misyonerlerden korkmamıza gerek yok. Çıkamıyorsak misyonerler olmasa da ateist oluruz, Hristiyan oluruz, Budist oluruz...
Benim Avrupa'nın falanca semtinde tebliğ etme hakkım varsa misyonerlerin deolmalı. Bundan korkacak bir dinim ya da insanlarım olduğunu düşünmüyorum. Misyonerler ve Hrıstiyanlar korksun. Fena halde korksun çünkü ellerinde İslam'ın güneşini söndürecek hiçbir şey yok. Ve batı yıllardır bir dine gebe. İnsanlar "birşeyler" arıyor.
2. Avrupa'da da Türkiye'de olduğu gibi birden fazla görüş var. Bunların arasında Türk- müslüman düşmanları da olabilir. Fakat bunun Ab'ye girişle alakasını anlamıyorum. Ab'nin "halklarımız birbirini çooook seviyor gelin küreselleşip bu hasreti dindirelim." gibi bir iddaası olduğunu hiç duymadım. Ab ila nihayeinde bir menfaat ilişkisidir, Ab'nin Türkiye'ye Türkiye'nin Ab'ye ihtiyacı vardır. Güç dengeleri, özellikle ekonomik ve siyasal güç birliği bakımından çıkarlar bunu gerektirir.
Devletlerin dostları yoktur, devletlerin düşmanları da yoktur, devletlerin menfaatleri vardır.
3. Almamaları mümkündür. Hatta almalarından daha mümkündür. Ama bu süreci öyle kullanalım ki Türkiye dinamiklerini tam manasıyla harekete geçirsin de onlar Türk birliğine girmeye çalışsın.
Kardeşim Çok basite indirgeyen bir yaklaşım göstermişin bir ülkenin hristyanlaşması,yahudileşmesi yahut putperestleşmesi öyle bir insan ömrüne sığabilecek bir zaman diliminde oluşabilecek bir şey değildir.
Bir çok örnek verebilirim zamanla nasıl değiştiğimizi ve hristyanlaştığımıza dair örnekler bunlar..
İlk önce başka kavimlerden örnek vericem..
Öncelikle şunu belirteyim bir ülkenin kendi inancından ve kültüründen tamamen kopması en az 2-3 asır'da tamamlanır..Hani sen diyorsun ya inanacından şüphenmi var diye bende sana ilk örneği putperstlerden vericem onlarında bizim gibi inançlarından hiç bir şüpeleri yoktu onlar putlara nasıl tapmaya başlamış, niye putperestlerden örnek veriyorsun biz Müslümanız deme çünkü onlarda daha önceler Hz.İbrahimin hanif Dinine bağlıydı onlardan çok önce yaşayanlarda Hz.Nuha iman etmiş olan topluluktu..
Yoksa siz puta tapanları hemen put heykellerini yapıp 2 dakika sonra'da önünde secdeyemi kapandı sanıyorsunuz..??
Hayır onlar ilk önce sevdikleri saygı duydukları insanların devlet ve Din büyüklerinin unutulmasın diye heykellerini yaptılar ilk 100 yıllık dönem zarfında o heykellere hiç bir şekilde tapmadılar sadecene kendi tarihlerinde önemli yerleri olan insanlar olarak andılar..
İkinci 100 yıllık zaman diliminde'de onlara tapmadılar ancak heykelleri çiçeklerle süslemeye ve tütsülerle(güzel kokularla) kokulandırmaya başladılar tabi bu dönem heykellere biraz daha saygı gösterip önünde tazim etmeye başladılar ama halaha tapmıyorlardı...
Ne var ki üçüncü 100 yılın ortalarına doğru heykeller yani putlara tapmaya başladılar ve onlarıda birer tanrı olarak kabul ettiler...
Görüyorsunuz tam 300 yıllık bir dönem içerisinde yavaş,yavaş değişimler yaşayarak putlara tağmaya başlıyorlar...
Bazı kavimler vardı onların bu tür heykelleri dahi yoktu mesela Yahudi kavmi bizim için çok büyük bir örnek teşkil ediyor bundan 2600 yıl önce yaşayan yahudi kavminden bahsediyorum onlarda Hz.Musa(a.s)'a ve henüz bozulmamış olan tevrata iman etmiştiler ama ne var ki kendilerinden daha güçlü olan purperest kavimlerle (tıpkı şimdi bizde olduğu gibi) iş anlaşmalar ve müzakereler düzenlemeye başladılar. sonra bunu daha da ilerlettiler ilk 100 yıl içinde kültürlerinin büyük bir bölümünü kaybedip o putperest kavmin kültürüne özendiler ikinci 100 yılın sonlarına doğru ise o putperest kavmin putlarına tapmaya başladılar sonrada Allahü teala onları çok büyük belalara maruz bıraktı..
Herneyse şimdi bizim yakın tarihimize bakalım kültürümüzden kopuyormuyuz, hristyanlaşıyormuyuz,yahudileşiyormuyuz gözden geçirelim...
Bir kaç örnek vericem Mini etek ve açık göbekle gezmek kimlerin modasıydı..? Tabiki Hristyan Avrupanın ve Amerikanın modasıydı ve hristyanlaşmanın örneklerindendir..
Hristyanlaşmak sadecene onların ibadetlerine yaparak değil onların kültürlerini benimseyerek'te olur...
1960'lı yıllar'da bir kız mini etek giyip şöyle istanbul'da yahut başka bir şehir'de dışarıda bir tur atmaya kalkışsa Ya bütün millet yüzüne tükürüp pis rezil diye bağırırdı..
Yahut linçte edebilirdi..Peki şimdi vaziyet ne..? kimsenin umurunda değil doğal karşılanıyor al sana bir hristyanlaşma örneği...
Mustafa Kemal batı müziğini Türkiye'ye getirdiğinde ilk olarak sivas sokaklarında Dinletilmişti..
Sonra Mustafa Kemal bir sivaslı vatandaşa "Nasıl beğendinmi " diye sormuştu..o vatandaşta "Sivas,sivas olalı böyle bir zulüm görmedi paşam"demişti..
Peki şimdi durum ne..? hangimiz bu zırıltıları zulüm olarak algılıyoruz..? neredeyse hiç birimiz işte buda Batılaşmadan'da ziyade hristyanlaşmaya bir örnektir..
Kendimizi kandırmayalım İnancından şüpenmi var diyorsun ama belki'de haram olan bu müzikleri dinliyorsunuzdur..ya da sizi es geçtim sokakta ki sizden Dini bilgisi daha az olan ve bu müzikleri dinleyen bir vatandaşın inanacı yokmu..? Peki bu adam inancından şüpelimi ki inanacına ters olan bu işleri yapıyor..?
Hayır belki'de günah olduğunu bile bilmiyor kandırılıyor,değiştiriliyor,git gide hristyanlaşıyor...
Allahu teala ve Peygamberimiz Yahudileşmeyi ve hristyanlaşmayı bu ümmetin karşılaşacağı en büyük tehlikelerden biri olarak görmüş Allahu teala Yahudileşmenin,Hristyanlaşmanın ne kadar büyük bir tehlike olduğunu anlatmak için onlarca ayet indirmiş.Peygamberimizin bir çok Hadisi şerifi var bu konu hakkında..
Olaya Dini literatürden bakıyorsun diyonuz ama başka bir literatürden bakmam mümkün değil ki...
Bakın neler diyor Peygamberimiz:
"(Ahir Zaman’da) Sizden önceki milletleri karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz, hatta onlar (Yahudi ve Hıristiyanlar) kertenkele deliğine girseler, siz de peşlerinden gireceksiniz."
Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 470
"Ümmetimin son zamanlarında mescitlerini süsleyip kalplerini harap bırakan, elbisesini sakınıp koruduğu kadar dinini sakınıp korumayan, dünya işlerinin yolunda gitmesi uğrunda dinini vasıta yapmağa aldırış etmeyen birtakım insanlar türeyecektir."
Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 25
Bu konuya Kuranda'da çok değinilir Yahudileşme ve hristyanlaşmadan korunabilmek bu kadar basit olsaydı bu kadar çok üstünde durulmazdı..
Ayrıca bizde onlara tebliğde bulunuyoruz bırakın'da onlarda bizi hristyanlaştırsın demek komik olur bu biz onları bozuyoruz onlar'da bizi bozsun demekle aynı manadadır..
Dediğim gibi bu bozulma bir insan ömründen çok daha uzun zaman'da gerçekleşiyor..
Bostancı
05-04-2008, 16:54
Ayşe Berra ,Ak zeynep ,tayyipleyiz yorumlarımıza karşı göstermiş olduğunuz ilgi için çok teşekkür ederim.
Bostancı , kardeşimin olaya din litaratüründe yanaşmasına karşılık , lügat kardeşimin kendisine karşı göstermiş olduğu ayetler yerinde ve manalı teşekkür ederim , bizlerin yorumları biraz daha sosyal ve ekonomik bağlamda gelişmiş olmasına rağmen ,olayın din eksenine cekilmesi , konunun ehemmiyetini çökertme ve dünya gerçeklerini görmemeye perde olacak düzeydedir.
Kardeşim olaya Din literatüründen bakmak zorundayım evet sosyal ve ekonomik yönler'de önemli ama en önemli'si Din literatürü, en nihayetinde sosyal ve ekonomik yönler Dünyamızı mağmur edecek olan yönlerdir..
Dünyamız rahat olsun sıkıntı çekmeyelim diyerek Dini kuralları arkamıza atamayız yahut Her çağa ayrı bir Din anlayışı getiremeyiz eğer böyle yaparsak Peygamberimizin "Öyle insanlar türeyecek ki dünyalık işleri uğruna Dinlerini arkalarına atacaklar,satıcaklar" şeklinde ki hadislerine dahil oluruz..
Sizi tenzih ederek söylüyorum yanlış anlamayın...
Ama bakın hadis açık "dünya işleri uğruna" diyor sizde dünya gerçeklerinden bahsediyorsunuz..
Aslında dünya gerçeklerini'de kendi lehimize çevirecek gücümüz var Türkiye olarak...
Ama biz en küçük bir çalışmamız'da dahi sınırlarını Türkiye'ye birleştirmek için can atan etrafımızda ki Ülkeleri görmüyoruzda ab'yi görüyoruz
_Yeniden_
05-04-2008, 17:24
Avrupa Birliğine girilmesi tarafındayım...Aslında giremeyeceğimizi biliyorum ancak girilmesi yönünde çalışmalara devam edilmesi gerektiğini düşünüyorum...
Kendimce iki önemli sebebi var;
Öncelikle asker baskısı...Türkiye'nin önünü tıkayan engellerden biri...Bizde asker istediği zaman aktif ya da pasif olarak siyasete karışabiliyor...Bir eylemde bulunmasa bile siyasi gündem hakkında yorum yaparak fikir beyan edebiliyor...Bu da diğer siyasileri arkamızda asker var psikolojisine sokuyor...
Şimdi AB'de buna bir örnek gösteremeyiz...Ordu sadece güvenlikten sorumludur...Siyasetle ilgilenmez dolayısıyla onun siyasi yorumları birilerince kullanılmaz...
İkinci sebebimize gelicek olursak;
Elbette orda yaşam standartlarının çok daha yüksek olması...İhalelere yolsuzlukların karışmaması...Bizde ordu silah vb. gereçler alıcakken bunların ihalesi askeriye kontrolünde yapılıyor...Daha ucuza, daha kaliteli vs. vs. özelliklerini taşıyıp taşımadığını bilmiyoruz...Bence bunlar devlet kontrolünde olmalıdır..
Ya da yola asfalt dökülecekse orda, kaldırım mesafeleri, altta kanalizasyona olan uzaklığı, üstten şusu, yandan busu diye incelenip mühendis onayından geçiyor....Ve işte o yollar bizim kırık dökük, engebeli yollarımız gibi kısa ömürlü olmuyor...
Bunlar ekonomik boyutundan örnekler sadece...Ha diyeceğiz ki girmeden de yaparız bunları...Ama yerleşmiş bu düzen birilerinin işine geliyor olsa gerek ki bunca zaman çark böyle döndü....
Ayrıca bizim halkımız da birşeyler yasalaşmadan, uygulanmadığı takdirde ceza alacağından emin olmadan kabullenemiyor, illa ki bir dayatma istiyor...
Bugün AB ye girme reformlarından biri de otobüslerin büyüklükleriyle orantılı olarak yolcu taşıması...Hiç bir otobüs şoförü bu kanunlaşmadan az yolcu taşımayı kabul etmez...İşte AB'yi bahane ederek kanunlaştırıyoruz....
Bunlar güzel, önümüzü açan, ilerlememizi hızlandıran eylemler olur...
Ancak bunlara rağmen giremeyeceğimizi düşünüyorum...
AB'de bizim AB üyesi olmamızı düşünenler ikiye ayrılıyor...
Bir kesim ki bunlar hümanisttir, bizim onlar gibi gelişmemizi, daha demokratikleşip, yaşam standartlarımızı daha da yükseltmemizi istiyor....Türkiye pek çok ülke tarafından beğeniliyor, eğer Türkiye AB'ye girerse, bu ülkelerde AB'ye karşı da bir sempati oluşacağı görüşündeler...
Bir kesim ise bizim Türki Cumhuriyetlerle ve İran gibi gelişmiş Orta Doğu ülkeleriyle ilişkimizin kesilmesi için AB'ye girmemizi istemekte....
İstemeyenleri ise, bizim kendilerine yük olacağımızı düşünüp, onlardan kesinlikle faydalanmamızı istemiyor ki bunun altında da tartışmaların bitmediği din yatıyor...
Farklı coğrafyalarda olduğumuzdan din ve kültürel yozlaşmaları yaşayacağımızı düşünmüyorum...Sadece ilişkilerimiz ilerleyecek karşılıklı olarak...Eğer bu birliğin tam ortasında bulunan bir ülke olsaydık girmeden zaten fazlaşıyla yozlaşırdık...
Onların da korkularından biri bu din faktörü olduğu için, bizi almayacaklarını düşünüyorum...Varsın almasınlar, bizler girermiş gibi düzeltelim bazı yanlışlarımızı...
1.Kıbrıs'ta ne taviz verdik?İşbirlikçi TALAT hükümeti ile Kıbrıs'ta Türk Haklarının ve bağımsızlığının temsili RAUF DENKTAŞ'ı susturduk.
Siz ütopyanızdaki işbirlikçiler ve diğerleri hayalini yıkmadan anlaşmamız namümkün.
İşbirlikçi ölçerlerinizin ayarlarını kontrol ediniz.
2.Biz ulusumuzda her vatandaşın özgürce ibadetini yapmasını ister bunu en temel hak görürüz.Ancak devleti cemaatlere teslim edemeyiz.Nurculuk-Süleymancılık....yasaktır.Bunu yaşamak değil bunu sömürmek yasaktır.
Bu konuda şunu diyicem''Laiklik hacılık,hocalık,üfürükçülük ve büyücülük gibi sahte din kapılarını kapadığından dolayı aslında gerçek dinin de güvencesidir.''
Devleti cemaatlere teslim etmek derken?.. Ortada iki sorun var bir devleti size kim verdi ki siz başkasına teslim etmiyorsunuz, iki cemaatlerin devleti ele geçirmesinden anladığınız mensupların devlet kadrosunda yer alabilmesiyse bu konuda sizden izin alınacağını mı bekliyorsunuz?
Ayrıca Nurculuk, Süleymancılık... yasak değildir.Hiçbir demokratik devlette yasak da olamaz.Ütopik Kemalizm devletinde yasak olabilir ama Türkiye Cumhuriyetinde değildir. Yasaklanamaz zaten. Devletin (o kimse?) bunlardan haberi yok mu? Devlet dediğiiz şeyin hapishaneleri en fazla 20 bin nufüslu, hadi yiğitse atsın tüm Nurcuları, Süleymancıları içeri. Atacaksa ben de girmek isterim, buralardayım. Bunlar küçük hikayeler yani, yok öyle birşey ;)
Bir de neden AB'yi destekliyorsun diyorlar???..
Süleymancılık, Nurculuk üfürükçülük değildir. Laik de dinin güvencesi olmak gibi bir gaye edinemez. (Kemalistler bilmese de)
3.Bizler kenan evren faşizmini tamaıyla etnik bölücülük olarak görmekteyiz.Kürt varlığını haklarını inkar etmemekteyiz.Ancak onlara ne mutlu Türküm idyene felsefesiyle yaklaşmak en gerçek çözümdür.AB nin istediği azınlık hakları yasasının objektifçe incelerseniz Türkiye'nin 7 de 2 sinin Askersiz İşgalini serbest bırakmıştır.Yani haklarını korumayı yabancılara devretmiştir.
Bu durumun kriterlerde geçtiğine, kriterlerin aslında neyi amaçladığına ve Türkiye'nin de bunu kabul ettiğine dair somut bir bilgi olmadığı için bunu geçiniz diyerek geçelim.
4.IMF politikalarını bu ülkeden defedip muhakkak milli temelde ekonomiye ulaşmak zorunlu olup ulusun gerçek aydınlığa giden yoludur.
Şuandaki ekonomik genişleme (ki yetersiz ve kimi yerlerde hatalıdır) İMF politikalarıyla sağlandı. Siz görmek isteseniz de istemeseniz de. İMF ile ilişkileri kesmenin tek yolu da bu ekonomik refahı geliştirmek. Borcumuz olduğunu ulusalcılar ve kemalistler gibi "bekar" olmadığımızı gözardı edemesiniz. Dediğim gibi göstergeler, İMF başkanı "Türkiye 5 yıl içinde borcunu öder" açıklaması tüm ezberlerinizi bozacak mahiyette.
NOT:[color=blue]Bizler ülkemizdede dünyadada barışı savunuruz.Yunanla savaş Ab ile savaş amerika ile savaş....Bunu savunamayız ama emperyallerin işgalci politikalarında uyumayız.Bana söyler misiniz Bugün Filistin'de olanları Bugün Irak'ta olanları,Bugün Afganistan'da olanları....O insan hakları sevdalısı hangi AB ülkesi kınadı?Bizler Türkiye'nin sömürgeleşmesine karşıyız.Bizler bağımsızlık sevdalılarıyız.
Sizin sözümona işbirlikçi olmayan (!) anlayışınız yıllar yılı doğuyu batıyı kuzaeyi güneyi bize düşman yaptı. Nerde kaldı Suriyeyle su sorunu, İranla ilgili sınır sorunu, Rusyayla ilgili bilmem ne sorunu?
Siyaset akıl işidir. Kurtlar sofrasında yem olmamanın tek yolu sofraya kurtlarla birlikte oturmak. Ya da sofrayı başlarına geçirmek. Sofrayı başlarına geçirecek kuvvetimiz olmadığı için en akilane çözüm ortadadır.
Ben laikçi kemalistlerin mandası altında kendi ülkemde bağımlı yaşamaktansa ingilizin rumun mandasını tercih ederim. Hiç değilse savaşmam gerektiğinde çok daha rahat olurum. Sizin bağımsızlığınız 80 yıllık Türkiye Cumhuriyeti ve resmi politikalarıysa sizin olsun. Demokrasi olmaksızın Bağımsızlığın da bir değeri yok.
Kemalist59
05-04-2008, 20:00
Lügat kardeş
1.İşbirlikçi benim şartlarımda vatan satan ve vatana göz dikene işbirliği yapandır.Kıbrısta bunlar olmuştur.
2.Bizler dinimizi savunur yaşayan ve yaşatan herkeze saygı duyarız.Laiklik dünsizlik olmayıp dinin güvencesidir.Bunu anlayacağınız günü umutla yanlış anlamayın laiklikte hemfikir olacağımız günü umutla beklerim.
3.sünü geçelim demişsiniz şarlatanlık yapmayacağım.Geçtim.
4.IMF politikaları şu anda tıkanmıştır.Gündem yoğunluğu halkı bundan uzak tutmuştur.Liberal dünya kriz yaşamaktadır ve Türkiye'de ki bizzat maliye bakanı bu hafta söyledi.Ancak 1 mayıs görüntüleri açıklamayı örttü.Neden 1 mayısta söyledi bence gizlemek için.
Bugün İngiltere milli ekonomiye dönmekte olup liberalizmin temeli ingiltere büyük bankalarını devlet tekeline alma çabasına girmiştir.IMF politikaları dünyayı idare edemez olmuştur.
Tekrar ediyorum bölücü dünya düşmanı savaşçı değiliz.Barıştan yanayız.Savaş zorunlu olmadıkça cinayettir.Ama bakıyorum bana katilmişim gibi davranıyorsunuz utanmasanız amerikada katledilen kızılderililerin hesabını bana soracaksınız.
Şİmdi maç izlemeye gidiyorum başak cevap yazamayacağım.
SAYGILARIMLA
Kardeşim Çok basite indirgeyen bir yaklaşım göstermişin bir ülkenin hristyanlaşması,yahudileşmesi yahut putperestleşmesi öyle bir insan ömrüne sığabilecek bir zaman diliminde oluşabilecek bir şey değildir.
Bir çok örnek verebilirim zamanla nasıl değiştiğimizi ve hristyanlaştığımıza dair örnekler bunlar..
İlk önce başka kavimlerden örnek vericem..
Öncelikle şunu belirteyim bir ülkenin kendi inancından ve kültüründen tamamen kopması en az 2-3 asır'da tamamlanır..Hani sen diyorsun ya inanacından şüphenmi var diye bende sana ilk örneği putperstlerden vericem onlarında bizim gibi inançlarından hiç bir şüpeleri yoktu onlar putlara nasıl tapmaya başlamış, niye putperestlerden örnek veriyorsun biz Müslümanız deme çünkü onlarda daha önceler Hz.İbrahimin hanif Dinine bağlıydı onlardan çok önce yaşayanlarda Hz.Nuha iman etmiş olan topluluktu..
Yoksa siz puta tapanları hemen put heykellerini yapıp 2 dakika sonra'da önünde secdeyemi kapandı sanıyorsunuz..??
Hayır onlar ilk önce sevdikleri saygı duydukları insanların devlet ve Din büyüklerinin unutulmasın diye heykellerini yaptılar ilk 100 yıllık dönem zarfında o heykellere hiç bir şekilde tapmadılar sadecene kendi tarihlerinde önemli yerleri olan insanlar olarak andılar..
İkinci 100 yıllık zaman diliminde'de onlara tapmadılar ancak heykelleri çiçeklerle süslemeye ve tütsülerle(güzel kokularla) kokulandırmaya başladılar tabi bu dönem heykellere biraz daha saygı gösterip önünde tazim etmeye başladılar ama halaha tapmıyorlardı...
Ne var ki üçüncü 100 yılın ortalarına doğru heykeller yani putlara tapmaya başladılar ve onlarıda birer tanrı olarak kabul ettiler...
Görüyorsunuz tam 300 yıllık bir dönem içerisinde yavaş,yavaş değişimler yaşayarak putlara tağmaya başlıyorlar...
Bazı kavimler vardı onların bu tür heykelleri dahi yoktu mesela Yahudi kavmi bizim için çok büyük bir örnek teşkil ediyor bundan 2600 yıl önce yaşayan yahudi kavminden bahsediyorum onlarda Hz.Musa(a.s)'a ve henüz bozulmamış olan tevrata iman etmiştiler ama ne var ki kendilerinden daha güçlü olan purperest kavimlerle (tıpkı şimdi bizde olduğu gibi) iş anlaşmalar ve müzakereler düzenlemeye başladılar. sonra bunu daha da ilerlettiler ilk 100 yıl içinde kültürlerinin büyük bir bölümünü kaybedip o putperest kavmin kültürüne özendiler ikinci 100 yılın sonlarına doğru ise o putperest kavmin putlarına tapmaya başladılar sonrada Allahü teala onları çok büyük belalara maruz bıraktı..
Herneyse şimdi bizim yakın tarihimize bakalım kültürümüzden kopuyormuyuz, hristyanlaşıyormuyuz,yahudileşiyormuyuz gözden geçirelim...
Bir kaç örnek vericem Mini etek ve açık göbekle gezmek kimlerin modasıydı..? Tabiki Hristyan Avrupanın ve Amerikanın modasıydı ve hristyanlaşmanın örneklerindendir..
Hristyanlaşmak sadecene onların ibadetlerine yaparak değil onların kültürlerini benimseyerek'te olur...
1960'lı yıllar'da bir kız mini etek giyip şöyle istanbul'da yahut başka bir şehir'de dışarıda bir tur atmaya kalkışsa Ya bütün millet yüzüne tükürüp pis rezil diye bağırırdı..
Yahut linçte edebilirdi..Peki şimdi vaziyet ne..? kimsenin umurunda değil doğal karşılanıyor al sana bir hristyanlaşma örneği...
Mustafa Kemal batı müziğini Türkiye'ye getirdiğinde ilk olarak sivas sokaklarında Dinletilmişti..
Sonra Mustafa Kemal bir sivaslı vatandaşa "Nasıl beğendinmi " diye sormuştu..o vatandaşta "Sivas,sivas olalı böyle bir zulüm görmedi paşam"demişti..
Peki şimdi durum ne..? hangimiz bu zırıltıları zulüm olarak algılıyoruz..? neredeyse hiç birimiz işte buda Batılaşmadan'da ziyade hristyanlaşmaya bir örnektir..
Kendimizi kandırmayalım İnancından şüpenmi var diyorsun ama belki'de haram olan bu müzikleri dinliyorsunuzdur..ya da sizi es geçtim sokakta ki sizden Dini bilgisi daha az olan ve bu müzikleri dinleyen bir vatandaşın inanacı yokmu..? Peki bu adam inancından şüpelimi ki inanacına ters olan bu işleri yapıyor..?
Hayır belki'de günah olduğunu bile bilmiyor kandırılıyor,değiştiriliyor,git gide hristyanlaşıyor...
Allahu teala ve Peygamberimiz Yahudileşmeyi ve hristyanlaşmayı bu ümmetin karşılaşacağı en büyük tehlikelerden biri olarak görmüş Allahu teala Yahudileşmenin,Hristyanlaşmanın ne kadar büyük bir tehlike olduğunu anlatmak için onlarca ayet indirmiş.Peygamberimizin bir çok Hadisi şerifi var bu konu hakkında..
Olaya Dini literatürden bakıyorsun diyonuz ama başka bir literatürden bakmam mümkün değil ki...
Bakın neler diyor Peygamberimiz:
"(Ahir Zaman’da) Sizden önceki milletleri karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz, hatta onlar (Yahudi ve Hıristiyanlar) kertenkele deliğine girseler, siz de peşlerinden gireceksiniz."
Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 470
"Ümmetimin son zamanlarında mescitlerini süsleyip kalplerini harap bırakan, elbisesini sakınıp koruduğu kadar dinini sakınıp korumayan, dünya işlerinin yolunda gitmesi uğrunda dinini vasıta yapmağa aldırış etmeyen birtakım insanlar türeyecektir."
Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 25
Bu konuya Kuranda'da çok değinilir Yahudileşme ve hristyanlaşmadan korunabilmek bu kadar basit olsaydı bu kadar çok üstünde durulmazdı..
Ayrıca bizde onlara tebliğde bulunuyoruz bırakın'da onlarda bizi hristyanlaştırsın demek komik olur bu biz onları bozuyoruz onlar'da bizi bozsun demekle aynı manadadır..
Dediğim gibi bu bozulma bir insan ömründen çok daha uzun zaman'da gerçekleşiyor..
Bostancı kardeş bence sen çok basit düşünüyorsun ;)
Bu saydıkların batılılaşmadan daha çok modernizmin etkisidir. Türk milleti açısından da bu sapma taa Lale devrine dayanır.
Avrupa'nın manevi değerlerimizi yozlaştırma, değerlerimizi derdest etme konusundaki çabaları da bellidir.
Fakat tüm bu söylediklerin bu konu başlığı altında "yok hükmünde" çünkü kimse "Avrupalılaşalım" demiyor. "Avrupa devletlerinin devlet yönetimi üzerindeki evrensel normlarından yararlanalım, bu adamlar nasıl bu kadar gelişmiş inceleyelim, güzel olan politikalarınız uygulayalım" diyoruz. Tüketim, Hayat tarzı vs.. normları Ab'nin olsun biz üretimnormlarının peşindeyiz.
Bugün AB'ye karşı çıkan ÇYDD vari kurumlardır senin hedef alman gereken, asıl onlar çağdaş bir "yaşam şekli"ni (yani "avrupai") dikte etmek isteyenlerdir. Bunu sana anlatmama gerek yok herhalde.
Sonra AB'ye rest çektiğimizde modernist kültür mühendisleri "Tamam bu adamlar artık kandırılmaz, bırakalım şunlarla uğraşmayı" mı diyecek ?
Hrıstiyanlık propagandası yapmayı yasaklayabilir misin? Yasaklarsan sorun sendedir. Bu zimnen ben İslamı anlatamıyorum, bari Hrıstıyanlar da anlatmasın" demektir. Kaldı ki yasaklarsan Hritıtanlaşma temayülünün artacağı da aşikardır, insanlık tarihiyle sabittir ki "yasaklanan daha çok ilgi görür." & "Fikirler, dinler yasaklarla öldürülmez"
Bu Hrıstıyanlaşma ve Müslümanlaşma yolunda müslümanlar nesne değil özne olmak zorundadır.
Kemalist kardeşim,
Bizler dinimizi savunur yaşayan ve yaşatan herkeze saygı duyarız.Laiklik dünsizlik olmayıp dinin güvencesidir.Bunu anlayacağınız günü umutla yanlış anlamayın laiklikte hemfikir olacağımız günü umutla beklerim.
Laiklik hiçbir ülkede böylesine sorun yapılan, böylesine büyük bir karmaşa oluşturan bir kavram değil. Bunun sebebi bunu kutsallaştıran zihniyetin eseri. Öyle büyük öyle kutsal bir şey ki dinin bile güvencesi...
Kusura bakmayın da buna laikliği ilk dilledirenlerden Montesqueler John Lockelar kargalarla birlikte gülerdi, aynı bugün diğer laik ülkelerdeki insanlar gibi... Laiklik rasyonelse kendini aşmak zorundadır, aşamıyorsa bir dogmadır ve laiklik dogmalara karşıdır :-*
IMF politikaları şu anda tıkanmıştır.Gündem yoğunluğu halkı bundan uzak tutmuştur.Liberal dünya kriz yaşamaktadır ve Türkiye'de ki bizzat maliye bakanı bu hafta söyledi.Ancak 1 mayıs görüntüleri açıklamayı örttü.Neden 1 mayısta söyledi bence gizlemek için.
Bugün İngiltere milli ekonomiye dönmekte olup liberalizmin temeli ingiltere büyük bankalarını devlet tekeline alma çabasına girmiştir.IMF politikaları dünyayı idare edemez olmuştur.
Tekrar ediyorum bölücü dünya düşmanı savaşçı değiliz.Barıştan yanayız.Savaş zorunlu olmadıkça cinayettir.Ama bakıyorum bana katilmişim gibi davranıyorsunuz utanmasanız amerikada katledilen kızılderililerin hesabını bana soracaksınız.
Liberal / modern ekonomiye Avrupa'nın sömürgeci zenginliklerine, Amerika'nın petrol uğruna insan öldürmesine taraftar değilim. Burdaki kimse değil. Bu ekonomi çökmek zorundadır zira kan üstüne kurulmuştur. Faiz üstüne adaletsizlik üstüne kurulmuştur.
Amaaaa toplayın gelsin tüm kemalistler yanınıza ülkücüleri de alın şu dediklerimizi kabul edin o zaman. Emperyalizmin karşısına İslamı koyalım. Ekonomisiyle, hukukuyla; siyaseti, felsefesi, toplum bilimi, insan bilimi... herşeyiyle.
Ne oldu ? "Laikliğe aykırı" değil mi?
Var mı yerine koyacağınız birşey,
Kazakları kesen Rus sosyalizmimi, Yahudileri ve özürlüleri,doğrayan ırkçı faşizt nazizm/ nasyonalizm mi? Bunları geçin bir kalem
Var mısınız onu söyleyin ? Evet?
(benim davetimi yapanların "antiemperyalist" (!) kemalistlerce 28 şubatta indirildiğini de unutmayın, hani Amerika destekli darbe yok mu ;) )
Ak_Zeynep
05-04-2008, 20:58
http://www.kriterdergisi.com/admin/files/original/sayi22.jpg
çok güzelmiş zeyneppp +1
özellikle yemekteyiz(birbirimizi) sloganına bayıldım.gerçekten öyle bir durumdayız..iç politikadaki karışıklıktan dolayı 2007 kayıp yıl olmuştu maalesef 2008 de elimizden kayıp gidiyor....
Bostancı
05-04-2008, 21:10
Yeniden yorum için teşekkürler +1 :-*
Bu arada Bostancı kardeşim sizinde aynı şeyleri düşünmesekte paylaşım ve yorumlar için teşekkür +1
Bende yorumların için teşekkür ederim kardeşim +1 :-*
Bu arada evet size yazdığım yorumda ki hadis Mütavitir değil ama konuyla ilgili ayetler'de mevcut ;)
Bostancı
05-04-2008, 22:02
Bostancı kardeş bence sen çok basit düşünüyorsun ;)
Bu saydıkların batılılaşmadan daha çok modernizmin etkisidir. Türk milleti açısından da bu sapma taa Lale devrine dayanır.
Avrupa'nın manevi değerlerimizi yozlaştırma, değerlerimizi derdest etme konusundaki çabaları da bellidir.
Fakat tüm bu söylediklerin bu konu başlığı altında "yok hükmünde" çünkü kimse "Avrupalılaşalım" demiyor. "Avrupa devletlerinin devlet yönetimi üzerindeki evrensel normlarından yararlanalım, bu adamlar nasıl bu kadar gelişmiş inceleyelim, güzel olan politikalarınız uygulayalım" diyoruz. Tüketim, Hayat tarzı vs.. normları Ab'nin olsun biz üretimnormlarının peşindeyiz.
Bugün AB'ye karşı çıkan ÇYDD vari kurumlardır senin hedef alman gereken, asıl onlar çağdaş bir "yaşam şekli"ni (yani "avrupai") dikte etmek isteyenlerdir. Bunu sana anlatmama gerek yok herhalde.
Sonra AB'ye rest çektiğimizde modernist kültür mühendisleri "Tamam bu adamlar artık kandırılmaz, bırakalım şunlarla uğraşmayı" mı diyecek ?
Hrıstiyanlık propagandası yapmayı yasaklayabilir misin? Yasaklarsan sorun sendedir. Bu zimnen ben İslamı anlatamıyorum, bari Hrıstıyanlar da anlatmasın" demektir. Kaldı ki yasaklarsan Hritıtanlaşma temayülünün artacağı da aşikardır, insanlık tarihiyle sabittir ki "yasaklanan daha çok ilgi görür." & "Fikirler, dinler yasaklarla öldürülmez"
Bu Hrıstıyanlaşma ve Müslümanlaşma yolunda müslümanlar nesne değil özne olmak zorundadır.
[/quote]
Modernizm hareketi 19.yüzyıl ortaların'da Fransa'da çıktı. Hedefi'de yeni bir kültür oluşturmaktı...
Bir başka hedefi'de tanrısız toplum oluşturmak kültür olarak ne kadar başarılı olduğu ortada, tanrısız bir toplum oluşturma hedefi pek tutmamışa benziyor.. lakin tanrıyı unutma'da ikinci plana atmada baya etkili olduğu'da belli..
Hedefi yeni bir kültür oluşturmak olduğu için bunu'da kültür bakımından hristyanlaşmak olarak kabul etmemiz gerek :)
Hristyanlaşma propagandasını yasaklasak bile gizli olarak devam edecektir. bize düşen en askeri'ye indirtip onuda kontrol altında tutmaktır.Oysa bugün tamamen kontrolsüz ve Avrupa'da amerika'da Müslümanlara verilen yasal hakların çok daha fazlasını biz ülkemizde ki Ehli-Kitaba veriyoruz...
Sahi onlar terör olarak gördükleri İslamın propagandasını ne kadar yaptırıyorlar..?
Türkiye dışında kim var İslamı tebliğ edebilen Arabistan İngiliz ajanlarının çıkarttığı vehhabilikle bozuldu onlarmı tebliğ decek..?
İran'da sapık fırkaların kucağında, başta Şiilik var bunlar zaten İslamı tebliğ edemez etseler'de bozuk inançlarını tebliğ eder..
Haa Osmanlı sağlam olmasaydı bizde bozulacaktık o zaman İslamı kim tebliğ ederdi bilinmez...
Yani Türkiyeden başka İslamı tebliğ edecek doğru itikatlı hemen,hemen kimse kalmamış kaldı ki Türkiyeden'de İslamı tebliye çalışanlardan bir kısmı yine onların tuzağına düşüyor onlar İslamı yok etmeye çalışırken biz misyoner çalışmalarını durdursak çokmu kaba davranmış oluruz..??
Osmanlının yıkılmasın'da son 100 yıllarında ortaya çıkan misyoner okullarının ne kadar büyük payı olduğunu söylememe gerek yok herhalde...
Ab'ye rest çekmekle bir şey değişmez zaten şimdi avrupa birliğin'de olmadığımız halde ne kadar hızlı bir şekilde değişime uğradığımız orta'da
Ancak kendi inancımıza,kültürümüze ne zaman gereken önemi verirsek işte o zaman modernist olsun,misyoner olsun hepsinin kolunu kanadını kırmış oluruz..
Ab konusun'da fikirlerimizin uyuşmadığı belli onun için fazla uzatmaya'da gerek yok ;)
Diğerlerini anladık da Şia ne zaman "sapık" oldu bilmiyorum.. Neyse konu bu değil.
100 yıllık misyoner okullarının faaliyeti yadsınamaz ama Osmanlı çökmüşse bunda Osmanlı'nın da kabahati vardır.Zalimin görevi her çağda zalimlik yapmaktır. Zalime fırsat verenlerde suç. Son 200 yılda medreselerimiz "Musa'nın asası meşeden miydi gürgenden miydi?" tartışması yerine sorumluluklarını yerine getirseydi Osmanlı yıkılmazdı.
Yasaklar ise onların haklılığını zımnen kabul etmektir, Amerikanın yaptığı gibi. Amerika beni ilgilendirmez, Asrı saadet ve 4 halife öndemleri yol gösterici olmalı. Kadercilik yapmayalım, misyonerler bizi kandırabiliyorsa suç bizimdir. Ben bu halimizle bile birşey çıkartamayacaklarını biliyorum. Korkmaya gerek yok :-*
Yani hristıyanlaştırılmaktan "korkan" bir nesne değil müslümanlaştıracak özne olalım. Özne olmak zorundayız.Yani,
Ancak kendi inancımıza,kültürümüze ne zaman gereken önemi verirsek işte o zaman modernist olsun,misyoner olsun hepsinin kolunu kanadını kırmış oluruz..
akturkan
05-05-2008, 00:52
ab asla girmeyecegiz girin cok sevdiginiz dinden ese kalıcakmı hep birlikte gorecek ab once ATATURK İLKE DEVRİMLERİNE SAHİP CIKSAK VATANI SATMASAK BİZDE ABYİZ AMA BİZ NAPIYORUZ ATATURK İLKLERİNE DEVİRMEK İCİN ELİMİZDEN GELNİ YAPIYORUZ
avrupa birliği bir hayal dir.... avrupa birliğine girmek anlamsızdır eskiden para yardımları falan cazipti artık parayardım fonları durduruldu... bizim hiç bir yararımıza bişi yok... avrupa birliğinin bie ihtiyacı var bizsiz avrupa yalnızdır çıplaktır....
"Apdullah GÜL den avrupa birliği yorumu ; "
video
http://www.youtube.com/watch?v=nKrrqzfB09M
tayyipleyiz
05-05-2008, 01:30
ab asla girmeyecegiz girin cok sevdiginiz dinden ese kalıcakmı hep birlikte gorecek ab once ATATURK İLKE DEVRİMLERİNE SAHİP CIKSAK VATANI SATMASAK BİZDE ABYİZ AMA BİZ NAPIYORUZ ATATURK İLKLERİNE DEVİRMEK İCİN ELİMİZDEN GELNİ YAPIYORUZ
Yazdıklarını biraraya getirebilsem yorum yazardım, fikir paylaşımında bulunurduk ama kusura bakma yazdıkların anlam bütünlüğü bakımından değer taşımıyor... Fikirlerinin öyle olmadığını umarım... Sevgilerimle. ;)
Müntesip
05-05-2008, 12:16
ab asla girmeyecegiz girin cok sevdiginiz dinden ese kalıcakmı hep birlikte gorecek ab once ATATURK İLKE DEVRİMLERİNE SAHİP CIKSAK VATANI SATMASAK BİZDE ABYİZ AMA BİZ NAPIYORUZ ATATURK İLKLERİNE DEVİRMEK İCİN ELİMİZDEN GELNİ YAPIYORUZ
ne anlatmaya çalıştın kardeşim benim anlayıs frekanslarım bu anlatımı kapsamıyor.eger biraz daha acıklayıcı olursan birbirimize cok faydalı oluruz ümidindeyim. selametle...
Ak_Zeynep
05-05-2008, 13:03
Lügat yorumların süper Allah razı olsun +1
avrupa birliği bir hayal dir.... avrupa birliğine girmek anlamsızdır eskiden para yardımları falan cazipti artık parayardım fonları durduruldu... bizim hiç bir yararımıza bişi yok... avrupa birliğinin bie ihtiyacı var bizsiz avrupa yalnızdır çıplaktır....
ne kadar hamaset ve gururumuzu okşayan bir cümle...birincisi ab fonları durmadı halen devam etmekte..tarımda mesela..ya da benim daha yakından şahit olduğum eğitim sektöründe.küçücük 6.sınıf çocukları bugün avrupaya gidiyor oradan buraya geliyorlar..ayrıca sadece ekonomik anlamda abyi istemiyoruz..özellikle demokrasi ve özgürlük alanında istiyoruz daha önce arkadaşlarım anlatmış defaatle tekrar etmek yerine önceki sayfaları okumanızı tavsiye ederim...
yani biz ab ye ya da onlar bize muhtaç değil! karşılıklı menfaatlerimiz söz konusu...
bu arada lügat baştan sona yorumalrını çok beğendim benden de +1 ve tabii yalçın abi sana da :)
Necip Fazil
05-05-2008, 13:29
9 sayflık uzun bir söyleşi olmuş, yazılanların hepsini okumaya zamanımda yok malesef. Bende düşüncelerimiz az da olsa kaleme alayım.
Ülkemizde Avrupa Birliği iki şekilde tehlike olarak görünüyor, dışarıdan gözlemlerime göre ;
1. si Türkiye Cumhuriyeti üzerinde, yıllardır süren derin devletçilerin koltuk kaybetme korkuları.
2. si Aşırı muhafazakar dediğimiz kesimin İslam'i değerlerden uzaklaşılma korkusu.
Bunları biraz açacak olursak, şunları söyleyebiliriz;
Ak Parti hükümetinin, nasl bir hükümetten sonra iş başına geldiği malumumuz. Fakat DSP - MHP - ANAP Hükümetinin kurulmasına sebebte 28 Şubat sürecinin sonuçlarıdır. En kısa bir tabir ile 28 Şubat'ı " Anti Demokratik Rejim'e devam " olarak adlandırabiliriz. Demek ki, ülke içerisinde bazı kesimler var ve bu kesimler canları sıkıldıkça, halkın seçimini bir yana koyarak kendileri atama yapabiliyorlar. Halk seçmiş gibi görünüyor ama, aslında atamalar yapılıyor.
DSP-MHP-ANAP Hükümetinin ülkeyi uçuruma savurmasından sonra, hükümet görevi işin ehli olan insanların eline geçti. Aslında bu dönemde, Tayyip Erdoğan'ın yasağının kaldırılması ve bu hükümetin kurulmasına rahatça vize verilmesinde ki düşünce " Ülkeyi düzlüğü çıkarsınlar, sonra icabına bakılır " mantığı taşıyordu ki, bunu izleyerek öğrenmiş olduk.
Hükümetimizde bunu önceden sezmiş olacak ki, görevi devraldığı günden buyana Avrupa Birliği ile sıkı ilişkiler içerisine girdi. Çünkü Avrupa'da, parlemento mensupları konuşur, Asker işini yapar, Yargı önünde ki kitapta ne yazıyor ise onunla amel eder.( Hiç olmazsa kendi vatandaşları için ) Hükümetimizin arzusuda bu yönde idi, illaki bir bağımlılık değil. Bunu Başbakanımızın " Biz kriterleri yerine getirelim, Halkımız istemezse girmeyiz " sözlerinden anlayabiliriz. Yani maksat refah seviyesini yükseltmek, bunun yanında da büyük bir bela olan " cunta " sistemine son vermek.
Tüm bunlar ortada iken, ismini kirlettikleri " Cumhuriyet Mitingleri "nde, " Ordu Göreve " pankartları açan kişilerden Avrupa Birliğine destek beklememizde pek akıllıca olmaz. Sözde çağdaş ve medeni, fiilen yosunlaşmış beyinler, ancak ülke önünde bir set oluşturmaya yararlar.
2. bölüme gelecek olursak, " Misyonerlik yaygınlaşıyor " yaygaraları ile karşılaşıyoruz. Buna siyasi çerçevede bakacak olursak, samimiyet konusunda oturup düşünmemiz gerekir. Bir devlet " Din " lerden korkuyor ise, insanından şüphe ediyor demektir. Avrupa Birliği sürecinde, Türkiye'de açılan Kiliseler, ülkemiz üzerinde bir sıkıntıdan çok, " Gizli Kiliselerin " bertaraf edilmesi ve gençlerin " Devletin kontrolü dışında " zehirlenmesinin önüne geçilmesini sağlamıştır.
Yurt dışında yaşayanlar veyahutta, görme imkanı olanlar. Almanya, Fransa ve Belçika gibi ülkelerde, her ilde birden fazla Camii'nin olduğunu bileceklerdir. Burada il dememde ki kasıt, Ülkelerin zaten ufak olduğu ve illerin bizim ilçelerimizden dahi küçük olduğu içindir, en azından Belçika için. Şimdi böyle bir sistem ile, Müslümanların özgüveni sağlamlaştırılıyor az da olsa yabancılık çekmemeleri sağlanıyor. Bu ülkelerde de bizde ki gibi bir tavır olsa acaba nasıl sonuçlar cereyan eder düşünmek lazım ...
Yabancı insanlar, nasıl yiyeceklerini istedikleri gibi alıyorlar ise, Müslüman insanlarda " Helal Kesim " veyahutta " Helal Gıga " alımı yapabiliyor, etiketlerin üzerine bu ibareler yazılabiliyor. Ve bu devlet izni ile oluyor. Buda büyük bir nimettir. Şimdi bizde kalkıp, ülkemizdeki Gayrı Müslimlerin yaşantı şekline ve devlet elinden yararlanmasına karşı çıkıyor isek bu büyük bir ikilem içerisinde olduğumuzun kanıtıdır.
Avrupa Birliği konusunda samimi olarak düşünecek olursak, Demokrasi açısından büyük yol kat edeceğimiz, Maneviyat yönünden, gençlerimize sahip çıktığımız sürece dünya üzerinde ki gayrı Müslimlerede katkı sağlayacağımız ve " Emri bil mağruf, nehyi anilmünker " i daha kolay yerine getirme imkanımızın olacağını anlamamız hiçte zor değil.
VesseLam
necip fazıl gerçekten güzel analiz etmişsin...+1
tayyipleyiz
05-05-2008, 14:36
AB, Türkiyeyi son dönem dönüşüm sürecine sokmuştur. Peki dönüşenler, dönüşmesi gerekenler nelerdir. 80 yıldır Türkiye bir iç sömürge devleti gibi yönetilmiş, toplumda sınıflaşma meydana getirilmiş değil mi? Belli kesim kendini devlet görmüş, halka rağmen Elit! olmaya devam etmiş... Bu sınıflaşma da gelirdağılımında dengesizliği beraberinde getirmiş, kimileri zenginken daha zengin, kimileri de ekonomik çöküntü içerisinde yaşam sürmüşler. Halk verdiklerinin karşılığını, hizmet olarak alamamış, yönetenlerde verilen vesayeti ülke adına, halkı için refaha etken kılmamışlar.
Özgürlük adına yatırımlar yapılmamış, halk tabanlı bir yönetim gösterilememiş... AB sunduğu seçeneklerle, kriterlerle bu tabuyu kırıcı bir istemde bulunuyor. Ülkemizdeki yaşantının standardına baktığımızda, AB ülkeleri ile mükayese ettiğimizde bir uçurum görünüyor. Peki halkımız bu ekonomik ve özgürlük düzeye layık değilmi ki, AB bunda araç olarak görülmesin. Üst düzeyde bir refaha haiz olabilseydik AB dermiydik? Türkiye kendi değerlerini insanlık sofrasına sunacaktır; yeter ki sunacak bir şeylerin olsun. Her iki taraf da birbirini zenginleştirecek. Türkiye AB’ye gençleşme, farklı kültür ve değerler ve bir dinamizm getirecek. AB’nin de bizden alacağı çok şey var.
Peki neden AB diyoruz da bunları biz gerçekeleştiremiyoruz...?
Ülkemizin reelpolitik atmosferine baktığımızda başta belirttiğim İç sömürge yönetim biçimi sistemleştiğinden, bürokratik oligarşi hakim olduğundan bir vesile - meşru olabilecek bir vesile - bulunmadan bunları gerçekleştirmeniz mümkün olamayacaktır.
AB sürecinde egemenlik devri de söz konusu... Bakıldığında ülkemizde gerçek egemenliğin vesayet sahibinden alındığı da bir gerçek... Yek parti dönemine haiz siyasi uygulamlara maruz bu ülke ve halkımız. Bu bağlamda AB ile bu tanımda yenilenecek, mana boyutunda hakiki değerine ulaşcaktır diye düşünüyorum. Paris Şartı, evrensel insan hakları ilkelerini uygulamayan ülkelere müdahale hakkı veriyor. Artık ulus devlet tek başına iç işlerinde istediğini yapamıyor.
AB, Türkiye ile ilişkileri olarak da en fazla birikimi olan coğrafya. AB ile ilişkilerimiz yolunda gitmezse, hem AB hem Türkiye zarar görür. AB, gençleşme ve çoğulcu bir yapı kazanma şansını geçici süre de olsa yitirir. İslam âlemi ile Batı’nın el sıkışması gündemden kalkar. Türkiye’de de içe kapanmacı, devletçi, insanını reddeden, slogan peşinde koşarak iç sömürge mantığını sürdürmek isteyenler güçlenir. Kopuş, Müslüman âlemin Batı’ya karşı şüphelerini artırır ve kışkırtıcı bir sürece gireriz.
Zaten biz yaptıklarımızı AB için değil kendimiz için yapıyoruz. Boşu boşuna demokratikleşmiş olmaktan mı korkuyoruz! Biz belki AB’ye girmeyiz; ama dünya standartlarında bir ülke oluruz.
Kazanma kuşağında kaybetme adına göze alınacaklar asgari olamlıdır... Saygılarımla...
Müntesip
05-05-2008, 14:40
necip fazıl kardeşim,ismiyle müsemma olan kardeşlerimizden birisin.acıklaman gercekten kısa bir tez mahiyetinde ve fertler planında temel fikir teşkil edebilcek bir yazı.fikir dünyamıza kattıkların için teşekkür ederim.
Ak_Zeynep
05-06-2008, 11:16
Abdullah Gül:
Türkiye'nin AB'ye üyelik tartışmasında bütün görüşler ortaya koyulmalı ve tartışılmalıdır. Milli bir siyaset temin edebilmek için hepimizin gayret etmesi gerekir. Türkiye'nin AB ile olan ilişkilerinin son 150 yıldır Batı ile yaşanan en sıcak temaslardan biri olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle bu konunun dinamik bir şekilde konuşulması siyaset kurumu adına bir zenginlik olacaktır. Dikkat etmemiz gereken şey tartışmalar sırasında birbirimizi karalamamak, suçlamamak, incitmemek ve herkesin ülkenin iyiliğini düşündüğünü kabul ederek, farklılıkları dinlemektir.
Bizim AK Parti olarak bu konudaki görüşümüz açık. Partimizin programını yazarken Türkiye'nin AB'de yer almasının Türkiye'nin ve halkımızın çıkarları doğrultusunda olduğuna inandık. Bugünlerde AB'ye taraftarım demenin de fazla bir anlam ifade etmediğine ve süreci hızlandırmak için gerekli katkılarda bulunmanın önemli olduğuna inanıyoruz. Türkiye'nin işleyen bir demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hak ve özgürlükleri ile düşünce ve düşünceyi ifade etmenin önündeki engellerin kaldırılmasını temin etmiş bir ülke olmasını istiyoruz. Rekabete ve verimliliğe dayalı bir piyasa ekonomisine sahip olmasını istiyoruz. Gelişmiş dünyanın bir parçası olmasını ve huzur ve barış içerisinde yaşamasını istiyoruz. AB'nin bütün bunlara katkı sağlayacağına inanıyoruz.
Şüphesiz, AB'nin olumsuzlukları da olabilir ama bütün bunları topladığımızda neticede bir kanaata varacağız ve bu Türkiye'nin bu süreci hızlandırmasından geçtiğine inanmaktır. Bunlara kimsenin itirazı yok, bunlar Avrupa Birliğine üye olmadan da başarılabiliriz denebilir. Bu konuda açık olmamız gerekir ki bunları söylemek ve yapmak aynı şeyler değildir. Dünya ve ülke şartları ortada, bu nedenle gerçekçi olmaya mecburuz. Türkiye'nin mevcut yapılanmasından ve Türkiye'yi yöneten zihinsel yapıdan kaynaklanan yönetim krizleri nedeniyle gerekli gelişmeyi ve değişimi Türkiye'nin sadece kendi iç dinamikleri ile gerçekleştirmesi zor görünüyor. Ne yazık ki Türk halkının layık olduğu adımları şu ana kadar atamadık. AB bizden gerekli kriterlere uymamızı bekliyor. Biz bu süreç içerisinde belirli bir plan ve takvim çerçevesinde bu kriterlerin hepsini ülkemizde hayata geçirelim. Halk istediği için bu değişimleri yapalım, eğer yine de Avrupa Birliğine giremezsek o zaman kaybedecek birşeyimiz olmaz. Tam aksine çok şey kazanmış olacağız. O zaman kaybedecek olan Avrupa Birliği olacak.
Kopenhag Kriterlerinin bize çok yabancı olmadığını da düşünmemiz gerekir. Uzun bir tarih derinliğinden baktığımızda Kopenhag Kriterlerinin kendi geleneklerimizde de olduğunu görürüz. Biz 600 sene farklı dinlerden, farklı ırklardan, farklı bölgelerdeki insanları yönettik. O bakımdan burada cesaretli davranmamız gerektiğine inanıyorum. Türkiye'nin ekonomik kalkınmasını gerçekleştirmediği sürece Türkiye'deki problemler giderek derinleşecektir. Bunların içerisinde iç ve dış güvenlik de söz konusudur. Güvenlik ile ilgili yapılan harcamalar ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişkileri ince bir şekilde irdelersek göreceğiz ki Türkiye'nin ekonomik olarak kalkınması şarttır. Bunun yolunun Avrupa Birliğine üye olmaktan geçtiğine inanıyoruz.
Bu araştırma ile somut olarak gördüğümüz gibi biz de parti olarak buna benzer çok geniş ve ciddi bir araştırma yaptık. Aynı sonuçları biz de elde ettik. Biz bu araştırmayı Sayın Cumhurbaşkanı'nın davetinden hemen önce yaptırdık. Dolayısıyla parti olarak görüşümüzü daha da kesinleştirmek için bu araştırmadan çok yararlandık. Halkımızın gerçekten Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesini istediğini gördük. Bizim partimize oy verenler ve oy vereceğim diyenler de burada gördüğünüz gibi Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesini istiyorlar. Biz siyasi partiler, bir yandan halka önderlik ederken bir yandan da halkın görüşlerini temsil etmemiz gerekir. Bu iki işlevi beraber yaparsak başarılı oluruz. Türkiye'de çıkan af yasalarından dolayı adalet duygusu kamu vicdanında tamamen yok olmuştur. Bunun için rakamlar yüzde 60 civarında çıkıyor. Eğer inanç, güven olursa bunlar çok daha fazla çıkacaktır. Buradan hareket ederek bir taraftan halkın görüşlerini göze alarak, bir yandan önderlik ederek bunların anayasa maddesi haline gelmesini önerdik. Bugün gördük ki burada bulunan siyasi partilerimizde bu görüşteler. Yani adı af olmayan başka adlar altında içeride durması gerekenlerin dışarı çıkmasını önleyecek bir tedbir alırsak bir problem kalmayacak.
Önümüzdeki önemli iki randevudan bir tanesi bitti, bir tanesi kaldı. Dolayısıyla buna iyi hazırlanılabilir. Aslında Sayın Cumhurbaşkanı ile yapılan toplantıdan sonra geçen süre kaybedilmiş bir süredir. Meclis kapanmak zorunda kaldı çünkü hiçbir şey yapılmıyordu ama her an toplanabilir. Biz Avrupa Birliği ile ilgili bir komisyon kurulmasını ve çalışmalarını sürdürmesini önermiştik. Biz partimiz içerisinde böyle bir komisyon kurduk ve çalışmalarını yapıyoruz. Bu süreci hızlandırmak için ne gerekliyse yapmak istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı ile yapılan toplantının zabıtlarının açıklanmasından da çok büyük bir memnuniyet duyacağız. O bakımdan hepimize düşen görev günlük çıkarlar yerine Türkiye için stratejik çıkarlar peşinde olmaktır.
Ak_Zeynep
05-06-2008, 11:23
Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan:
Milletimiz diyor ki Avrupa Ekonomik Topluluğundan bu yana Avrupa Birliği bünyesinde olan ülkeler AET'yi bir Hıristiyan klubü olarak takdim ediyorlar. En yetkili ağızlar burası bir Hıristiyan topluluğudur, siz Türkiye olarak buraya girmek istiyorsunuz halbuki siz Müslümansınız dolayısyla sizin burada yeriniz yok dediler. Ancak eski görüşler tamamen değişmiş durumdadır.
Avrupa Birliği bazı evrensel değerler etrafında bir araya gelmiş olan, çok kültürlü, çok dinli, çok etnik grupların oluşturduğu bir topluluktur. Halkımız eğer buna inanıyorsa Türkiye tereddütsüz olarak AB'ye girmelidir.
Şu ana kadar Türkiye devleti olarak AB ile yapılmış olan müzakerelerde bazı belgeler imzalanmıştır. Bunlardan bir tanesi de Kopenhag Kriterlerine uyacağımız ve geliştireceğimiz konusundadır. Buradan anlıyoruz ki halkımız bu kriterleri uygulamak istiyor ancak sadece AB'ye girmek için değildir. Biz toplum olarak bu değerleri temin etmek durumundayız, toplumumuz buna layıktır dolayısıyla bunları AB'ye girsek de girmesek de mutlaka gerçekleştirmek durumundayız. Ayrıca verilen cevaplarda da ifade edildiği gibi Türkiye'nin Avrupa Birliğine girişi AB'nin bir lütfu değildir. Türkiye AB'ye girerse kazancı olacaktır ancak Türkiye'nin girişi AB için de bir kazançtır. Türkiye bugün Batı alemi ile Doğu alemi arasında bir köprü durumundadır. Sadece coğrafi anlamda değil kültür, tarihi ve inancı ile de bir köprüdür. O halde Türkiye'nin AB'ye girişi AB'nin bir iddiasını temin edecektir. Dolayısıyla kazanç karşılıklıdır.
Saadet Partisi olarak biz de halkımızın da işaret ettiği anlayış içerisinde Türkiye'nin AB'ye girmesi gerektiğine inanıyoruz. Şu ana kadar ortaya koyduğumuz görüşmelerde de herhangi bir sapma meydana gelmemiştir. Bir süre önce Sayın Cumhurbaşkanı'nın daveti üzerine gerçekleşen Çankaya zirvesinde görüşlerimizi bu anlayış içerisinde ifade ettik. Ondan evvel çeşitli siyasi partilerimizin ifade ettiği görüşler ve toplantıda ortaya koyulan görüşler doğrultusunda Cumhurbaşkanımıza bir teklifte bulundum. Dışişleri Bakanımızın da belirttiği üzere bu mesele uzlaşma ile sonuçlandırılacak bir meseledir dolayısıyla siyasi partilerimizin görüşlerini ifade edebileceği süreli bir komisyon temin edelim. Şu anda bu istikamette bazı gayretler gösterilmektedir. Biz Saadet Partisi olarak buna kesinlikle destek vereceğimizi belirttik.
Müntesip
05-06-2008, 11:26
AB bizden gerekli kriterlere uymamızı bekliyor. Biz bu süreç içerisinde belirli bir plan ve takvim çerçevesinde bu kriterlerin hepsini ülkemizde hayata geçirelim. Halk istediği için bu değişimleri yapalım, eğer yine de Avrupa Birliğine giremezsek o zaman kaybedecek birşeyimiz olmaz. Tam aksine çok şey kazanmış olacağız. O zaman kaybedecek olan Avrupa Birliği
olayın özü olarak bu bölüm gercekten herşeyi özetleyen bir mahiyette...paylaşım için teşekkürler...
Ak_Zeynep
05-06-2008, 11:36
AB bizden gerekli kriterlere uymamızı bekliyor. Biz bu süreç içerisinde belirli bir plan ve takvim çerçevesinde bu kriterlerin hepsini ülkemizde hayata geçirelim. Halk istediği için bu değişimleri yapalım, eğer yine de Avrupa Birliğine giremezsek o zaman kaybedecek birşeyimiz olmaz. Tam aksine çok şey kazanmış olacağız. O zaman kaybedecek olan Avrupa Birliği
olayın özü olarak bu bölüm gercekten herşeyi özetleyen bir mahiyette...paylaşım için teşekkürler...
Ben de çok teşekkür ediyorum yorumlarınızı eksik etmediğiniz ve bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için..
Ak_Zeynep
05-06-2008, 13:01
Kopenhag Kriterleri
Avrupa Birliği´nin Haziran 1993´deki Kopenhag Zirvesi´nde kabul edilen ve birliğe aday olmak isteyen ülkeler için ortaya konan Kopenhag kriterleri, ''olmazsa olmaz koşul'' niteliği taşıyor.
Kopenhag ölçütleri, Türkiye´nin gündemine ciddi bir şekilde çıkacak ve Türk hükümetlerini, hukuk mevzuatı ve uygulamaları açısından bu ölçütlere göre kendini uyarlamak durumunda bırakacak. Türkiye geride bıraktığımız dönemde Kopenhag trölçütlerine tam uyum sağlayacağını taahhüt etmişti. Okunduğunda çok basit görünmekle birlikte Kopenhag kriterleri AB´ye aday ülkeyi bir çok konuda köşeye sıkıştıracak kozlar veriyor.
İşte Türkiye´nin önümüzdeki dönemde uyum sağlaması gereken Kopenhag ölçütleri:
1- TAM DEMOKRASİ:
Kopenhag kriterleri öncelikle aday olacak ülkede istikrarlı bir demokrasi ve işleyen demokratik modern kurumlar ile hukukun varlığını şart koşuyor. Kopenhag belgesinde bu çerçevede, ''azınlık haklarının korunması'', ''işkencenin önlenmesi'', ''insan haklarının korunması'' ve ''bağımsız yargının varlığı'' önem taşıyor.
2-AVRUPA REKABETİNE DAYANIKLILIK:
Kopenhag belgesi, AB´den gelecek rekabete dayanabilecek bir pazar ekonomisinin geliştirilmesini öngörüyor. Türkiye bu madde ile devlet ve özel sektöründe Avrupa standardını yakalamak zorunda kalacak.
3-AB MEVZUATINA UYUM:
Belgede, aday ülkelerin politik, ekonomike ortak para konuları başta olmak üzere AB mevzuatına uyum sağlayabilme yeteneğini kuvvetlendirmesi şart koşuluyor.
Türkiye, ayrıca AB adaylığı ile, AB´nin ortak para birimi, dış politika veya ortak savunma politikalarına yönelik aldığı kararlara çekince koyamayacak.
Müntesip
05-06-2008, 13:08
venedik kriteleri
Venedik kriterlerinden herkes söz ediyor ama, muhtevası bir türlü yazılmıyor. 1990 yılında Avrupa Konseyi'ne hukuki mütalâa vermek üzere kurulan bu komisyon, partilerin kapatılmasının ilke ve kriterlerini de belirledi.
1- Herkes, siyasi partilerin çatısı altında, serbestçe örgütlenme hakkına sahiptir. Bu hak, siyasi düşünce hürriyetini de kapsar.
2- Bir partinin yasaklanması veyahut feshi, sadece bu parti, şiddet kullanarak ya da şiddet kullanmayı savunarak demokratik düzeni yıkmayı ve anayasa ile teminat altına alınan özgürlükleri ortadan kaldırmayı amaçladığı takdirde, mümkündür. Bir parti, barışçıl yoldan anayasa değişikliğini talep ediyorsa, bu talep o partinin feshi için yeterli sayılmaz.
3- Bir siyasi parti, temsil görevi bulunmayan üyelerinin ferdi davranışları dolayısıyla sorumlu tutulamaz.
4- Partilerin kapatılması, sınırlı bir uygulamaya konu olabilir. Feshi talep edilmeden önce, söz konusu partinin kişi hakları ve demokratik düzen açısından gerçek bir tehlike oluşturup oluşturmadığı iyice incelenmeli ve daha az radikal tedbirlerle bu tehdidin bertaraf edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.
5- Partilerin kapatılması, sıra dışı bir uygulama olarak kabul edilmeli ve güdülen amaç ile alınan tedbir arasındaki orantıya özen gösterilmelidir. Sadece üyelerin değil, partinin tüzel kişiliğinin anayasa dışı bir eylem süreci içinde olup olmadığı hususu, iyice araştırılmalıdır.
bu kriterlerin halkımıza kazandıracagı bircok güzellik var !!!
Müntesip
05-06-2008, 13:27
Demokrasi tarihimizi hallac pamuğuna ceviren kök salmasına yakın anti demokratik müdahaleler ile milletin enerjsini bloke eden zümrelerin varlığına son verecek bu kriterlere karşı durmanın mantığını anlamakta zorlanıyorum.
"milletin enerjisini bloke eden zümreler"
ne güzelde tasvir etmişsin güzel abim.işte bu zümreler degil mi sadece şahsi egemonyaları için ülkemizin geleceğini kapkara bir bulut gibi kapamaya çalışan,vatanına en büyük ihaneti yapmalarına ragmen kendilerini vatansever adleden,halkının bilinçlenmesinin ve hak ettikleri özgürlükleri için ugrasmalarının önünü kesmek adına ülke için faydalı kendi egemonyaları adına tehlike arzeden bu durumu her türlü iftira ve yanlış bilgiyi ve bu bilgiyle geliştirdikleri vehimlerini anlatmakla kendilerini vazifeli hisseden bu güruhun ne idüğünü ortaya cıkarmak,ergenekon soruşturmalarını sonuçlandırmak istiyorsak bu birliğe katılmamız kanaatindeyim.
ayrıca bu konuyu sakın silmeyin tez hazırlıyorum :)
Ak_Zeynep
05-06-2008, 13:34
Avrupa birliği konusun da mı tez hazırlıyorsunuz?
yaşasın biz de sunum hazırlamaya çalışıyoruz :D
Ama çok geniş ve zor bir konuymuş herkes farklı düşünüyor :(
Müntesip
05-06-2008, 13:35
Avrupa birliği konusun da mı tez hazırlıyorsunuz?
yaşasın biz de sunum hazırlamaya çalışıyoruz :D
Ama çok geniş ve zor bir konuymuş herkes farklı düşünüyor :(
evet ama benim ki doktora tezi degil :) şahsi köse bası tezim ;)
Müntesip
05-06-2008, 13:37
Asimov güzel kardeşim komisyon isterim , yada dört abone bulacaksın (zaman) :) :-*
inşallah güzel abim.abone demen yeterli ;)
Ak_Zeynep
05-06-2008, 15:47
Avrupa Birliğine girilmesi tarafındayım...Aslında giremeyeceğimizi biliyorum ancak girilmesi yönünde çalışmalara devam edilmesi gerektiğini düşünüyorum...
Kendimce iki önemli sebebi var;
Öncelikle asker baskısı...Türkiye'nin önünü tıkayan engellerden biri...Bizde asker istediği zaman aktif ya da pasif olarak siyasete karışabiliyor...Bir eylemde bulunmasa bile siyasi gündem hakkında yorum yaparak fikir beyan edebiliyor...Bu da diğer siyasileri arkamızda asker var psikolojisine sokuyor...
Şimdi AB'de buna bir örnek gösteremeyiz...Ordu sadece güvenlikten sorumludur...Siyasetle ilgilenmez dolayısıyla onun siyasi yorumları birilerince kullanılmaz...
İkinci sebebimize gelicek olursak;
Elbette orda yaşam standartlarının çok daha yüksek olması...İhalelere yolsuzlukların karışmaması...Bizde ordu silah vb. gereçler alıcakken bunların ihalesi askeriye kontrolünde yapılıyor...Daha ucuza, daha kaliteli vs. vs. özelliklerini taşıyıp taşımadığını bilmiyoruz...Bence bunlar devlet kontrolünde olmalıdır..
Ya da yola asfalt dökülecekse orda, kaldırım mesafeleri, altta kanalizasyona olan uzaklığı, üstten şusu, yandan busu diye incelenip mühendis onayından geçiyor....Ve işte o yollar bizim kırık dökük, engebeli yollarımız gibi kısa ömürlü olmuyor...
Bunlar ekonomik boyutundan örnekler sadece...Ha diyeceğiz ki girmeden de yaparız bunları...Ama yerleşmiş bu düzen birilerinin işine geliyor olsa gerek ki bunca zaman çark böyle döndü....
Ayrıca bizim halkımız da birşeyler yasalaşmadan, uygulanmadığı takdirde ceza alacağından emin olmadan kabullenemiyor, illa ki bir dayatma istiyor...
Bugün AB ye girme reformlarından biri de otobüslerin büyüklükleriyle orantılı olarak yolcu taşıması...Hiç bir otobüs şoförü bu kanunlaşmadan az yolcu taşımayı kabul etmez...İşte AB'yi bahane ederek kanunlaştırıyoruz....
Bunlar güzel, önümüzü açan, ilerlememizi hızlandıran eylemler olur...
Ancak bunlara rağmen giremeyeceğimizi düşünüyorum...
AB'de bizim AB üyesi olmamızı düşünenler ikiye ayrılıyor...
Bir kesim ki bunlar hümanisttir, bizim onlar gibi gelişmemizi, daha demokratikleşip, yaşam standartlarımızı daha da yükseltmemizi istiyor....Türkiye pek çok ülke tarafından beğeniliyor, eğer Türkiye AB'ye girerse, bu ülkelerde AB'ye karşı da bir sempati oluşacağı görüşündeler...
Bir kesim ise bizim Türki Cumhuriyetlerle ve İran gibi gelişmiş Orta Doğu ülkeleriyle ilişkimizin kesilmesi için AB'ye girmemizi istemekte....
İstemeyenleri ise, bizim kendilerine yük olacağımızı düşünüp, onlardan kesinlikle faydalanmamızı istemiyor ki bunun altında da tartışmaların bitmediği din yatıyor...
Farklı coğrafyalarda olduğumuzdan din ve kültürel yozlaşmaları yaşayacağımızı düşünmüyorum...Sadece ilişkilerimiz ilerleyecek karşılıklı olarak...Eğer bu birliğin tam ortasında bulunan bir ülke olsaydık girmeden zaten fazlaşıyla yozlaşırdık...
Onların da korkularından biri bu din faktörü olduğu için, bizi almayacaklarını düşünüyorum...Varsın almasınlar, bizler girermiş gibi düzeltelim bazı yanlışlarımızı...
,
maşallah +1...teşekkürler
Kemalist59
05-06-2008, 18:23
Lügat arkadaşım bir kaç gündür giremediğimden cevap yazmadım bu konuda öncelikle özür dilerim.
Şimdi şöyle diyeyim ki 28 Şubat'ı kabul etmemde sözkonusu olamaz.80i de 72 i de Menderes'e yapılanıda demokrasiyle gelenleri demokraasi götürmeli faşist uygulamalar değil.
Ak partili değilim.Bağımsız Hulki Cevizoğlu'na oy verdim ancak ak partinin kapanmasına sonuna kadar karşıyım.Hemfikirizdir bu konularda diye düşünüyorum.
Gelelim AB de demişsiniz ki o halde ülkücü ve antiemperyal kemalistleri topla etrafına var mısın?Burada dediğimiz hiçbirşey çözüm olamaz ki!!!
Ülkücülerle aram pek iyi değildir.Onlar her kürde ön yargılı bakar ben insan olarak bakarım ilk önce bölücü değilse bizdendir.
Kemalist biri olarak ADD den kovulduğum gün şu sözde Kemalistlerle ilişkim tamamen bitmiştir.
Ancak AB ye sonuna kadar yine karşıyım.
Madem İslam üzerinden laikliğe karşı bazı tezler savundunuz ki saygı duyarım şunu da sorucam kutsal kitabımızda şu ayet yok mudur?
''Yahudi ve Hristiyanları kendinize dost edinmeyin.''
Buradan AB yorumunuzu almak isterim.Uygun olursanız eğer dinler arası diyalog yorumunuzu da beklerim...
Saygılarımla
Lügat arkadaşım bir kaç gündür giremediğimden cevap yazmadım bu konuda öncelikle özür dilerim.
Şimdi şöyle diyeyim ki 28 Şubat'ı kabul etmemde sözkonusu olamaz.80i de 72 i de Menderes'e yapılanıda demokrasiyle gelenleri demokraasi götürmeli faşist uygulamalar değil.
Ak partili değilim.Bağımsız Hulki Cevizoğlu'na oy verdim ancak ak partinin kapanmasına sonuna kadar karşıyım.Hemfikirizdir bu konularda diye düşünüyorum.
Gelelim AB de demişsiniz ki o halde ülkücü ve antiemperyal kemalistleri topla etrafına var mısın?Burada dediğimiz hiçbirşey çözüm olamaz ki!!!
Ülkücülerle aram pek iyi değildir.Onlar her kürde ön yargılı bakar ben insan olarak bakarım ilk önce bölücü değilse bizdendir.
Kemalist biri olarak ADD den kovulduğum gün şu sözde Kemalistlerle ilişkim tamamen bitmiştir.
Ancak AB ye sonuna kadar yine karşıyım.
Madem İslam üzerinden laikliğe karşı bazı tezler savundunuz ki saygı duyarım şunu da sorucam kutsal kitabımızda şu ayet yok mudur?
''Yahudi ve Hristiyanları kendinize dost edinmeyin.''
Buradan AB yorumunuzu almak isterim.Uygun olursanız eğer dinler arası diyalog yorumunuzu da beklerim...
Saygılarımla
Sevgili kardeşim,
O ayet şöyle dursun cebimize.
İslam tarihi, bırakın kan ve sömürge medeniyeti Avrupa'yı, şeriatı zulümle uygulayan sultanlara, hükümdarlara karşı durup bu uğurda canını veren kahramanlarla doludur. "Cihatın en hayırlısı zalim hükümdara karşı yapılandır"
Bu emperyalist güçler nasıl bu hale gelmiş, insanlık bu sülüklerden nasıl kurtulur, bunları düşünmek farzdır. "İnsan yeryüzünün halifesidir", yeryüzünde bulunduğu sürece Allah'ın adaletini hem inananlar hem inanmayanlar için yüceltmeye gayret eder.
Resul'un hayatını da gözönüne alarak şu ayrıntıları dikkate alalım.
Resulullah tevhid mücadelesine başladığında zalim Mekke kodamanları çıkarları (bugünki deyimle emperyal dilekleri, sömürge gelirleri) zarara uğradığı için ona karşı çıktılar, Resul'un inançları onları çok da rahatsız etmiyordu:
"Ey Muhammed istediğin gibi inan sana Kureyşin reisliğini de verelim, yeter ki putlarımızı yalanlama (üzerinden para kazandığımız putlar) , yeter ki dinini başkalarına anlatma !.."
Resul'un tavrı açıktı :"Sağ elime güneşi sol elime ayı verseniz yolumdan dönmem"
Ayete geldiğimizde bu yanlış anlaşılan bir ayettir. Kur'anı anlamanın birinci yolu Kur'anın tüm ayetlerini bir ayette bir ayetini tüm kur'anda değerlendirmekten geçer. Bu ayette vurgulanmak istenen dostluk onların bozuk inançlarına meyletmek, dinlerine dostluk gösterek manasındadır. Yoksa islam "kafirleri dışlayın, onlarla konuşmayın, hiçbir ilişki kurmayın" demez.
Bakınız;
“Kitap ehliyle ancak en güzel bir yoldan mücadele edin; güzellikle, yumuşaklıkla, delil ve ispat yoluyla onlara hakkı anlatın; ancak onlardan zulme sapanlar müstesnadır. Onlara deyin ki: ‘Bize indirilene de, size indirilene de îmân ettik. Bizim İlâhımız da, sizin İlâhınız da birdir. Biz ancak Ona boyun eğeriz.”
“Sizinle din hususunda savaşmamış ve sizi yurdunuzdan çıkarmamış olanlara iyilik yapmaktan ve adalet etmekten Allah sizi men etmez. Şüphesiz ki, Allah adalet edenleri sever.” “Ancak Allah sizinle din hususunda savaşmış, sizi yurdunuzdan çıkarmış ve çıkarılmanıza yardım etmiş olanları dost edinmekten sizi men eder. Kim onları dost edinirse işte onlar zâlimlerin tâ kendisidir.”(1)
Resulullah'ın amcasına inanmak nasip olmadı rivayetleri gelir, bilir misiniz Resulullah amcası öldüğünde ağlamıştır ?
Resulullah döneminde, dört halife döneminde iktisadı, siyasi, diplomatik ilişkiler hep yaşanmıştır.
Resulullah en kafirde bile müslüman ameller keşfetmiştir.
Dolayısıyla İslam denge dinidir, emperyalist ülkelerin emperyalist şirket patronları insan kanı içiyor diye, masum insanlara garez beslemek, onları İslam'ın nurundan mahrum bırakmak müslümana yakışmaz.
Kemalist59
05-06-2008, 18:58
Kur'an-ı Kerim i okudum.Daha önce.Uygun oldukça namazımıda kılar elhamdilüllah inanırımda.Ancak tabi ki eksiklerim var bilgilendirmen için sağolasın. :) :)
Kur'an-ı Kerim i okudum.Daha önce.Uygun oldukça namazımıda kılar elhamdilüllah inanırımda.Ancak tabi ki eksiklerim var bilgilendirmen için sağolasın. :) :)
Estağfurullah, hepimizin eksikleri var, Allah güzel bir bakış, güzel bir duruş versin hepimize.
Kemalist59
05-06-2008, 19:14
Tekrar sağo Lügat kardeş amin...
Ak_Zeynep
05-06-2008, 21:40
Kemalist;
AB yi neden istemediğini daha geniş anlatırsan çok mutlu olurum çünkü bu konuda farklı görüşlerin ne düşündüğünü merak ediyorum.
Mesela chp nin AB yi istememe nedenlerine katılıyormusun?
Ak_Zeynep
05-06-2008, 21:42
Hangi AB?
Temel İskit
Avrupa Birliği konusunun içinden çıkmak kolay değil… Konu Türkiye’de kırk yıldır gündemde ama ‘AB nedir ne değildir ? Türkiye için ne anlam ifade eder ?’ diye sorulduğunda yanıtlar hala son derece farklı olabiliyor. Bu konuda yüzlerce kitap yayınlanmış, binlerce yazı yazılmış, üniversitelerde bölümler açılmış ama en basit kavramlar bile hala anlaşılabilmiş değil. Aynı bilgilerden hareket edilmediği için de ortak bir görüş ve anlayış yok. Bir bakıyorsunuz sanki Avrupa bütünleşme hareketinde yer almak 1964’den beri tüm T.C. hükümetlerinin temel politikası değilmiş, 1987’de AB tam üyeliğine başvurulmamış, 2005’de katılma müzakereleri başlamamış, üyelik kriterlerine uyma yükümlüğüne girilmemiş, uyum yolunda önemli bir mesafe katedilmemiş, bu dinamiğin katkısıyla her alanda yapısal reformlara girişilmemiş… Hala herkesin kendine göre bir Avrupa Birliği ve üyelik anlayışı var. Üstelik de herkes AB’yi kendi anlayışına alet ediyor, her amaç için kullanabiliyor. Avrupa Birliği yetkililerinin beyanları, hatta üyelik süreciyle ilgili pek açık hukuki metinler amaca göre yorumlanıp saptırılabiliyor.
Bütün bu farklı anlayışlar Barroso’nun ziyareti vesilesiyle tekrar ortaya döküldü. AB ile ilişkimizi herhangi bir ülkeyle ikili ilişki sananlar Komisyon Başkanına Tayland Başbakanı muamelesi yaptılar. İç işlerimize karışmakla suçladılar. Görevi gereği bir üye adayı için en fazla bilgi sahibi olması gereken adamı bilgisizilikle itham ettiler. Ulusalcılar yine AB’nin emperyalizminden ve Türkiye’yi bölme emellerinden dem vurdular. ‘Bunlar Hıristiyan kulübü, zaten bizi almazlar’cılar bir kere daha sarsılmaz kanaatlerini tekrarladılar.
Aslında AB karşıtı olmak ayıp değil. Avrupa Birliği üyelerinde de üyeliği benimsemeyen, karşı çıkan çevreler, hatta siyasi partiler var (İngilizlerin ‘eurosceptic’ terimi bu muhalefeti tanımlayan yerleşmiş bir kavram). ‘Ne AB ne ABD, bağımsız Türkiye’ diye bağıranlar hiç olmazsa açık sözlü. Türkiye projeleri çıkmaz bir yola işaret etse de samimi olabilirler. Zaten seçimlerde aldıkları oyların da gösterdiği gibi etkinlikleri marjinal, onun için bağırmalarının pek zararı da yok.
Ama asıl ilgi çekici olan ‘AB üyeliğine taraftarız’ diyen başlıca siyasi aktörlerin yaklaşım ve söylemleri arasındaki farklılıklar.
Ak Parti’nin AB’si gerçeklere nispeten uyuyor. Üyeliğin gereklerini, arada unutsa bile, yerine getirmeye uğraşıyor. Bunu kendi çıkarları için yapsa da, Türkiye’nin demokratikleşmesine ve refahına katkıda bulunduğu için mesele yok. DTP AB’nin demokratikleştirici etkisini doğru anlamış ama üyeliği salt Kürt sorununun çözüm aracı olarak görme eğiliminde. Ayrıca zaman zaman Kopenhag siyasi kriterlerine fazla ‘esnek’ yorumlar getirmiyor da değil.
Ana muhalefet partisi CHP’nin AB anlayışı pek uzun süredir gerçeklerden koptu. Bu Partinin AB taraftarı olma iddiası inandırıcılığını tamamen kaybetti. CHP’nin üyelik için ileri sürdüğü ‘AB üyeliğini biz tarif ederiz ve kendi koşullarımızı dayatarak üye oluruz’ şeklindeki ‘ufacık’ koşul ciddiyetten uzak. CHP bu yaklaşımının gereğini de yapıyor. ‘Özelliklerimiz göz önünde tutulmuyor’ gerekçesiyle AB reformlarıyla ilgili her adıma karşı çıkıyor. Reform çerçevesinde çıkarılan bütün yasaları Anayasa Mahkemesine götürüyor. Statükonun en ateşli taraftarı olarak AB değerleri ve normlarına karşı bütün cephelerde savaşıyor. Elinden gelse Avrupa Birliğini baştan tarif edecek. (Aslında Barroso geldiğinde Komisyon Başkanına bir AB dersi vermediler değil.)
MHP’ye gelince. Bu Partiye son dönemde belirli bir tutarlılık ve ciddiyet atfediliyor. Partinin eski haşin ve aşırı milliyetçiğini terk ettiğini kanıtlama çabasında olduğu da görülüyor. MHP teorisyenlerinden Doç.Dr.Vedat Bilgin’in Neşe Düzel’le geçen Pazartesi ‘TARAF’da çıkan söyleşisinde ‘demokratik milliyetçilik’ kavramını vurgulamasının bir değişim arzusunu yansıttığı muhakkak. Ancak, Partinin kendisi bu noktadan hala çok uzakta. Özellikle programına göre ‘devlet politikası mahiyeti kazanmış olan Avrupa Birliğine tam üyeliği ilke olarak benimsemekte’ olan bu partinin söyleminde ve eyleminde ortaya çıkan çelişki CHP’ninkinden de çarpıcı. Reformlar söz konusu olunca MHP olağanüstü katılaşıyor. AB normları çerçevesinde yer alan özgürlükleri ‘vatanın bütünlüğüne’ tehdit olarak görüyor, dini azınlıklara haklarını vermeyi Sevr’i hortlatmak olarak tanımlıyor, katılma belgelerinde yer alan ‘kültürel haklar’dan bahsedildiğinde AB’yi bölücülükle suçluyor, ‘ana dilde eğitim hakkı’ derhal Türkçe yanında Kürtçenin resmi ilköğretim dili yapılması istendiği şeklinde çarpıtılıyor. MHP’nin Türk kavramına etnik-ırkçı anlam verdiği, 301inci Madde konusundaki tutumundan açıkça anlaşılıyor. Bu maddedeki değişikliği ‘Türklüğe hakaret etme özgürlüğü’ şeklinde takdim ederek aleyhte kampanyalar başlatıyor. AB üyeliğine taraftar olmak ile üyeliğin gereklerine karşı çıkmak arasındaki çelişki hatırlatıldığında MHP sözcülerinin açıklaması pek ilginç: ‘Üyeliğe karşı değiliz, üyelik ilişkisinin yanlış temellere oturtulmuş olmasına karşıyız !’ Anlaşılan sırf Türkiye için MHP usulü ‘doğru temellere’ dayanan özel bir üyelik, hatta yepyeni bir AB yaratılması gerekiyor.
Aslında dilleri bir türlü varmıyor ama CHP ile MHP belki açıkça AB karşıtıyız deseler –ve tabii nedenini tutarlı şekilde izah edebilseler- AB tarafından da daha ciddiye alınacaklar. Şimdilik pek muhatap görüldükleri yok da…
Ak_Zeynep
05-06-2008, 21:46
İşte ihtiyacım olan yazı kendimi tebrik etmeden geçemiyeceğim :D :D :D
İşte ihtiyacım olan yazı kendimi tebrik etmeden geçemiyeceğim :D :D :D
mütevazı arkadaşım benim biraz beni örnek alsan hiç fena olmayacak :D
tebrik ederim artııııııııııııııı 1
Ak_Zeynep
05-06-2008, 22:46
İşte ihtiyacım olan yazı kendimi tebrik etmeden geçemiyeceğim :D :D :D
mütevazı arkadaşım benim biraz beni örnek alsan hiç fena olmayacak :D
tebrik ederim artııııııııııııııı 1
sen de olmasan :'( sen yokken çok ezdiler beni burada :D :D :D
İşte ihtiyacım olan yazı kendimi tebrik etmeden geçemiyeceğim :D :D :D
mütevazı arkadaşım benim biraz beni örnek alsan hiç fena olmayacak :D
tebrik ederim artııııııııııııııı 1
sen de olmasan :'( sen yokken çok ezdiler beni burada :D :D :D
dağılın ülennnnnn ezemezsiniz arkadaşımı!!!!!!!!!!! :D :D
valla havuz keyfi yapıyordum ki hissettim beni özlediğini geldim...
bu arada arkadaşlar ab konusunda özellikle de muhalif olanlar çok merak ediyorum öne süreceğiniz fikirleri hadi bakalım konuşturun bilginizi
alem-i ervah
05-07-2008, 00:52
Selamün aleyküm ben avrupa birliğine girme taraftarı değilim asırlardır bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış hükmetmiş bu topraklar avrupa birliği çatısı altında toplanacak ben tasvip etmiyorum başkalarının emri doğrultusunda bazı şeylerin yapılmasına ki bizi avrupa birliğinede almicaklar bir rum kesimi olan güney kıbrısı bile yaptılar bekletmeden bizi biraz zor yaparlar diye düşünüyorum aralarına müslüman bir ülkeyi almazlar muhteremler... ;)
Kemalist59
05-07-2008, 19:11
Şimdi Zeynep bacı.
Ben CHPnin AB ye gerçekte karşı olduğunai nanmıyorum.Çünkü Başbakanında dediği gibi pek çok AB uyum yasasına imza attı.MHP de aynı şekilde bunlar lafla peynir gemisi yürüten saf......
Zaten parti programlarında da AB-ABD İLE iyi ilişkiler sözü bulunmaktadır.İsterseniz okuyun.
Şimdi ben neden karşıyım?
AB hiçbir zaman bizi Tam üye yapmayacak özel statü diyor kendileri içini doldurursak sömürge statüsü ve tam bağımlı Türkiye
Takdir edersiniz ki ABnin istediği pek çok yasa milli egemenlik ve bağımsızlığımıza terstir.
Bugün ermeni meselesi-kürt olayları dediğimiz olaylarda da tavı nettir.
Oysa bizim antiemperyal duruşu ihtiyacımız var.
Ve yukarıda saydığım pek çok neden beni AB fikrinden uzak tutmaktadır.
'AK Parti kapatılırsa AB ile ilişkilerin bir şey olmamış gibi devam etmesini beklememek lazım'
Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, "AK Parti'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması halinde, AB ile ilişkilerin hiç bir şey olmamış gibi devam edeceğini beklememek gerektiğini söyledi.
Babacan, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantıları ve bugün yaptığı ikili görüşmelerle ilgili bir basın toplantısı düzenledi.
Dışişleri Bakanı Babacan, "AK Parti'nin kapatılması halinde AB ile ilişkilerin nasıl etkileneceği" yolundaki bir soru üzerine verdiği yanıtta, "Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanların, daha fazla sorun çıkartmalarına şaşırmamak gerekir. AB'nin bu konuda hem kurumsal bir yaklaşımı, hem de ülkelerin kendi yaklaşımları var. Bazı ülkeler bunu olumsuz şekilde kullanabilir" dedi.
Babacan, AK Parti'nin kapatılması konusunu muhataplarıyla yaptığı görüşmelerde gündeme getirmediğini, ancak, muhataplarının bu konudaki sorularıyla karşılaştıklarında durumu aktardıklarını ifade etti.
Türkiye'nin son dönemde sürekli yaptığı reformlarla gündeme geldiğini kaydeden Babacan, "Böyle bir gelişmenin olumsuz bir bakışla önümüze gelmesi kuşkusuz bizi üzüyor. Ancak Türkiye'de kurumlar var. Temel kurallar ve kurumların sapasağlam ayakta durması önemli. Yargın bağımsızlığı ve itibarı önemli. Sonuçta, yargının verdiği kararlar son kararlardır, Türkiye'de her şey meşruiyet zemininde olmalıdır. Bizim şu anda odaklandığımız nokta, Anayasa Mahkemesi'nden çıkacak kararın, partimiz için olumlu olmasıdır" diye konuştu.
Takdir edersiniz ki ABnin istediği pek çok yasa milli egemenlik ve bağımsızlığımıza terstir.
Mesela?
AB' NİN CEK CAK YASALARI
TÜRKİYE'NİN UMUTLA BEKLEDİĞİ AB'YE HAZIRLIK SÜRECİ UYGULAMADA SANCILI VE UZUN GEÇECEK
TÜRK VATANDAŞININ AVRUPALILIĞI KAĞIT ÜZERİNDE KALACAK, SERBEST DOLAŞIMA GETİRİLEN KISITLAMA NEDENİYLE TÜRKLER ATALARI GİBİ VİYANA KAPILARINA DAYANAMAYACAK
ÇİFTÇİ TARLASINA TUVALET YAPTIRACAK, ÇOBAN HAYVANI AB STANDARTLARINA GÖRE GÜDECEK. HAYVAN DÖVMEK YASAK OLACAK, HİZAYA GETİRİLMEK İSTENEN HAYVANA İKİ SANİYELİK ŞOK UYGULANABİLECEK.
TÜRKİYE'NİN SAHİP OLDUĞU 700 BİN KAMYON VARLIĞININ 400 BİNİ ISKARTAYA ÇIKACAK. UZUN YOLLARIN FATİHİ KAMYONLAR VE TIRLAR, EN FAZLA YEMEK PİŞİRİLEN DOĞALGAZLI OCAKLAR KADAR HAVAYI KİRLETEBİLECEK.
AYGÜN: TÜRK HALKI 80 BİN SAYFADA DEVRİ ALEM'E ÇIKACAK. AB'NİN CEK CAK YASALARI HALKIMIZA İYİ ANLATILMALI
Eller kalktı, kollar indi...O yasa değişti, şu madde eklendi. Yasalar, anayasa maddeleri AB'ye uydu. Uzun ve yorucu tartışmalardan sonra devlet kendi üzerine düşeni yaptı. Türkiye AB'ye uydu. Ancak yasa çıkartmakla bu iş bitmiyor. Uyum için vatandaşın ne yapacağı merak ediliyor...Vatandaş AB'yi içine sindirebilecek mi?
Türkiye'nin 40 yıldır fedakarlıklarla beklediği AB'ye üyelik süreci, Türk halkına yeni disiplinler getirecek. AB'nin günlük yaşam için öngördüğü gerçeklerle karşılaşacak olan vatandaşlar, alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kalacak.
Ankara Ticaret Odası, "AB Hayatımıza Ne Getirecek" başlıklı çalışmasına göre, AB ile bankacılıktan müteahhitlik hizmetlerine, turizmden tanıtmaya, tarımdan ulaştırmaya kadar 35 başlık altında yapılacak müzakereler sürecinde sokaktaki vatandaş da olumlu ya da olumsuz etkilenecek.
AB'ye üyelik müzakere görüşmelerini tamamlasa bile serbest dolaşıma getirilen kalıcı derogasyon nedeniyle Türk vatandaşları, Avrupa vatandaşları gibi tam Avrupalı olamayacak. Türk vatandaşlarının Avrupalılığı, kağıt üzerinde kalacak. Türkler ataları gibi Viyana kapılarına dayanamayacak.
TARIMDA CEK-CAK
AB ile müzakere edilecek 35 başlıktan 3'ü tarımla ilgili olması nedeniyle bu süreçten en çok etkilenen kesim tarım kesimi olacak. AB'ye uyum adı altında tarım nüfusunu azaltma çabaları sonucu yaklaşık 7 milyon insan topraktan koparak kentlere akın edecek. 7 milyon insan işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalacak
Türkiye'deki tarım arazilerinin çok parçalı olması, AB'ye uyum sürecinde sorun yaratacak. Çiftçi ya arazisini birleştirerek büyüyecek, ya da ayakta kalamayarak yok olacak.
Halen sürdürülen tarama sürecinin ardından başlayacak müzakere sürecinde, Türkiye'nin en sorunlu ürünleri olan, süt, et, hububat, şeker ve tütün üreticileri sıkıntı yaşayacak.
Türkiye'de 3 milyon tonu kayıtlı olmak üzere 10 milyon ton süt üretimi yapılıyor. AB, Türkiye'ye 3 milyon tonluk süt kotası uygulayacak, geri kalanı ise Türkiye içinde de satılamayacak. Çünkü Türk sütü AB standartlarına uymuyor ve AB standartlara uymayan sütün Türkiye'de de satışına izin vermiyor.
AB süt hijyenine ilişkin mevzuata göre, sütteki somatik hücre sayısının (hayvanın meme bezindeki hastalıklı hücre sayısının) 100 bin civarında olması öngörülüyor, oysa Türk sütündeki somatik hücre sayısının 1 milyonun üzerinde seyrettiği belirtiliyor. Bu durumda, 7 milyon tonluk süt üreten üretici, hayvanını kasaplık yapmaktan başka çare bulamayacak. Sütler çıplak elle sağılamayacak. Süt sağan kişi ya eldiven kullanacak ya da sütler bu iş için üretilmiş robotlarla el değmeden sağılacak.
Üreticisi sütünü sokakta satamayacak. AB mevzuatı buna da izin vermeyecek.
ÇİFTÇİ HASADINI ALIP TMO'YA GİDEMEYECEK
Türkiye AB'ye üyeliği durumunda Ortak Tarım Politikası'nın gereği olarak çiftçiye ancak AB seviyesinde destek verebilecek. Avrupa birliği çiftçisine desteği müdahale fiyatı olarak hububatta ton başına 101.3 Euro, çeltikte 150 Euro, doğrudan gelir desteğinde ise hububatta 63 Euro, çeltikte ton başına 177 Euro olarak uyguluyor. Türkiye'de bu yıl doğrudan gelir desteği hariç ekmeklik buğday alımlarında ton başına 220 Euro fiyat ödendi.
Tarım kesiminde mevzuat uyumunu sağlamak geçimini hububatla sağlayan 10 milyon aileyi yakından ilgilendirecek. AB'nin düzenlemelerine göre, eline iki çuval buğday alan çiftçi TMO'ya gidip ürününü satamayacak. Çünkü AB, Ortak Tarım Politikası'na göre müdahale kurumlarının alımlarında asgari bir miktar belirleniyor ve bu miktarın altında kalan ürünler satın alınmıyor. Türkiye'de TMO buna göre 2014 yılına kadar asgari alım miktarını kademeli olarak yükseltecek ve ekmeklik buğdayda 80 ton, makarnalık buğdayda 20 ton ve çeltikte 10 tonluk asgari sınıra ulaşacak.
Kota uygulamaları nedeniyle zaten sıkıntılar yaşayan tütün ve şeker üreticilerinin sıkıntıları AB'ye üyelik sürecinde de devam edecek. Ortak Tarım Politikası kapsamında şeker politikalarında köklü değişiklikler yapan AB, Türkiye'den şekerin üretim maliyetlerini 600 Euro'dan 350 Euro'ya indirmesini isteyecek. Mevcut şartlar altında Türk üreticisinin şeker maliyetini bu rakama çekmesi mümkün olamayacağı için yaklaşık 450 bin üretici, aileleriyle birlikte 2 milyon insan şekerin acı tadıyla karşılaşacak.
KAHVE KEYFİNE AB STANDARDI
Avrupa Komisyonu'nun 1999 yılında çıkardığı Kahve ve Hindiba Ekstraktı hakkındaki direktifine göre, artık kahve öyle atadan kalma metotlarla üretilmeyecek. Üretici kahve ürünlerini tekniğine uygun ve hijyenik şekilde ürettiği gibi, aynı şekilde depolayıp, taşıyıp pazarlanmasını sağlayacak.
ÇOBAN DA CEK CAK
Hayvancılıkta, AB'ye uyum için Türkiye'nin hayvan varlığını kayıt altına alması gerekecek. Ancak uyum için bu yeterli olmayacak. Türkiye'de hayvancılıkla uğraşanlar hayvanları bir nerden bir yere naklederken herhangi bir araçla değil, bu işe uygun taşıma araçlarıyla yapacak ve uzun mesafeli taşımalar için istasyonlar inşa edilecek.
AB kurallarına göre bir haftadan küçük kuzular 100 kilometreden uzun mesafeye taşınamayacak.
Dişi hayvanlar hamileliğinin son haftasında ve doğum sonrası ilk haftada yolculuğa çıkartılmayacak. Yolculuk yapabilecek hayvanlar belirli bir sürelik yolculuktan sonra bir saatlik molada dinlendirilecek.
AB'ye uyum sürecinde hayvancılıkla iştigal edenler, hayvanlarını gütmek için kullanacakları aletlerin bile AB kullarına uymasını sağlayacak.
Yürümemek için inat eden hayvanları dövmek yasak, sadece iki saniyelik şok uygulayan cihazlar kullanılarak hayvanların yürümesi sağlanacak.
ET DE CEK CAK
Türkiye'de et kesimi yapılan 674 kombina ve mezbaha mevcut. AB'ye uyum sürecinde 1. sınıf olarak tanımlananlar dışındaki mezbahalar AB standartlarına uymaması nedeniyle kapatılmak zorunda kalacak.
Türkiye'de kesimlerin önemli bir kısmı kaçak yapılıyor. AB'ye uyum için kaçak kesimin bitirilmesi gerekiyor.
Türk hayvancılığının AB'ye uyumunu sağlamak için et ırkı oluşturulması gerekecek, bunun için ise damızlık işletmeler kurulacak.
Üt üretim tesislerinde veteriner hekimler sürekli görev yapacak.
Açıkta kıyma satılmayacak. Etler satışa sunulurken, cinsi, etin kasabı, mezbahası, hayvanın yetiştiği çiftliğe ilişkin bilgiler etiketinde mutlaka yer alacak.
YAĞMURLUKLU BALIKÇILAR
AB mevzuatı uygulanmaya başlayınca Türkiye'deki balıkçı tekneleri canlarının istediği yerde balığı karaya çıkartamayacak. Balığın karaya çıkacağı limanlar belirlenecek ve AB hijyen kurallarına uygun olarak donatılacak. Balıkçılar ava giderken yağmurluk giymek zorunda kalacak.
AB salık stoklarını korumak için kısıtlamalar getiriyor. Türkiye'de özellikle hamsi avı kısıtlanacak.
Seyyar balıkçı tezgahları kapatılarak, balık satışı paslanmaz çelikten soğutuculu tezgahlarda yapılacak.
GIDA TESİSLERİ UYUMDA ZORLANACAK
AB kurallarına uyum gıda sanayini de zorlayacak. Türkiye'de gıda imal tesisi sayısı tam olarak bilinmezken kayıtlı çalışan imalatçı sayısının 12 bin civarında olduğu belirtiliyor. Bu sayının kayıtsız imalatçılarla birlikte 30 bine yaklaştığı belirtilirken, AB mevzuatları tam olarak uygulandığında bu tesislerin yarısından fazlasının yok olacak.
AB mevzuatına göre, açıkta gıda satılamayacak. Yani evde yoğurdunu mayalayan götürüp pazarda satamayacak. Selede zeytin, açıkta turşu satılmayacak. Ev kadınlarının evde yapıp sokak tezgahında sattığı tarhana, erişte tarih olacak.
FIRINLAR KAPANACAK
Türkiye'nin gıda konusunda en çok gözaltında olduğu konulardan biri de kanserojen madde üreten odun fırınları. AB mevzuatı gereğince odun fırınlarının kapatılması gerekecek.
Yine AB mevzuatı gereğince marketlerde ekmekler herkesin ellememesi için yüksek dolapların içinde satışa sunulacak.
TAVUKLARA ÖZGÜRLÜK
Tavuk üreticileri de AB'ye uyum çalışmalarından payını alacak. Tavuklar artık sadece kümeslerde değil, serbest alanlarda beslenecek. Açıkta yemlenen tavuklar erken kilo alıp, vaktinden önce besili gözükmeyecek.
Tavuk eti ambalajsız satılamayacak, yumurtalar soğuk ortamda depolanıp satışa sunulacak.
400 BİN KAMYON ISKARTAYA ÇIKACAK
Avrupa Birliği Ekim 2005 tarihinden beri ağır yük taşıyan araçlara Euro 4 emisyon standardını uygulamaya başladı. Türkiye'de bu standartlara uymak zorunda kalacak ve ağır yük taşıyan tır ve kamyonlar yollara rasgele egzoz gazı bırakamayacak. Tır ve kamyonların egzozlarından çıkan gazın kirletme seviyesi ancak mutfakta kullanılan gaz kadar olacak. Tehlikeli madde taşıyan araç ve sürücüler özel sertifika alacak. 50 tondan fazla tehlikeli madde taşıyan firmalar "güvenlik danışmanı" istihdam etmek zorunda kalacak.
Türkiye'nin limanlarında artık sadece Türk bandralı gemiler değil, yabancı gemiler de yolcu taşıyacak. Çevre ve güvenlik standartlarına uymayan gemiler uluslar arası taşımacılık yapamayacak, buna göre Türkiye'nin gemi varlığının yüzde 30'u karaya çekilmek zorunda kalacak.
ŞOFÖRE ÖZEL EĞİTİM
AB mevzuatına göre, eline ehliyetini alan şoförlük mesleğini icra edemeyecek. Mesleği şoförlük olanlar mesleğe girmeden önce 280 saat ders alacak ve her 5 yılda bir de 35 saatlik hatırlatma dersine tabii tutulacak.
YAŞLI ARAÇLARA TEST
Türkiye'nin AB'ye üye olması için yapması gerekenler arasında vatandaşın kullandığı ve 12 yaşını geçen trafik araçlarını her yıl "yol değerlilik testine" sokması da yer alıyor. Araç testi geçemezse, trafiğe çıkamayacak.
AB çevreye duyarlılığı da Türk vatandaşına öğretecek. Öğrenciler artık defter ve kitaplarını güzel görünsün ve çabuk yıpranmasın diye kaplayamayacak. Çünkü her yıl milyonlarca ağacı yok olduğu gerekçesiyle AB ülkelerinde defter kapı kullanılmıyor.
ATO BAŞKANI AYGÜN
AB Hayatımıza Ne Getirecek" başlıklı çalışmayı değerlendiren ATO Başkanı Sinan Aygün, yaklaşık 80 bin sayfalık AB mevzuatının Türkiye'de uygulanmaya başlamasının Türk vatandaşının hayatını bire bir etkileyeceğini belirterek, "Türk halkı 80 bin sayfada devri alem'e çıkacak " dedi. Aygün şunları söyledi:
Siyasi kriterler açısından Türkiye yapmaması gereken değişikler yaptı, ödünler verdi, kendi güvenliğini tehlikeye attı. Bu tür düzenlemelerin yanlışlıkları yavaş da olsa ortaya çıkmaya başladı. Ancak bir o kadar önemli olan konu, vatandaşın AB standartlarını içine sindirip sindiremiyeceği. Türk halkı burada büyük sınav verecek. Bu süreçte işyerleri kapanacak, işten atılmalar yaşanacak. Böylesi gelişmelere hazır olmak gerekiyor. Örneğin binlerce kamyonun ıskartaya çıkması bile tek başına bir sosyal sorun olarak karşımıza çıkacak. Hükümetlere düşen görev, AB süreci halka açık ve net olarak anlatılmalı. Aksi halde bu yaslar "Cek Cak Yasaları" olarak buz üzerine yazılmış olur"
AB: Bizi ikna edin
önümüzdeki günlerde Türkiye"ye gelecek Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin üyeliğe ilgisinin sürdüğü konusunda AB'yi ikna etmesi gerektiğini söyledi.
Portekiz'in başkenti Lizbon'da düzenlenen “Avrupa ve Küreselleşme Tehditleri” konulu konferansta konuşan Barroso, “Türkiye, bünyesinde yer almak istediği konusunda Avrupa'yı ikna etmelidir. Türkiye, bütün kriterleri yerine getirirse AB üyesi olabilecektir” dedi.
AB Genel Sekreterliği de, Başbakanlığa “acil çıkartılması gereken yasaları” bildirdi. TCK 301. maddenin yanı sıra, listede Sayıştay kanunundan, emekçilerin hakları ve çalışma koşullarına kadar birçok başlık bulunuyor.
Sol
Kemalist59
05-08-2008, 18:41
Takdir edersiniz ki ABnin istediği pek çok yasa milli egemenlik ve bağımsızlığımıza terstir.
Mesela?
Evet şimdi cevabımla geliyorum....
Bakınız
13 Aralık 1995 Avrupa Gümrük birliği üyesi olduk.Ticaret egemenliklerimizden taviz verilierek imzalayan ÇİLLER VE DESTEKÇİSİ BAYKAL o dönem de de Türkiye ABye girdi dendi Kızılay'da kutlama yapılmasada AB ye girmiştik.Türkiye medyaya siyasilere göre 10 yılda 5 defa AB ye girdi.Sonuç sıfır.
Dünya Ticaret Örgütü-IMF desteği ile serbest piyasa adında başlayan özelleştirmeler..(Türkiye'nin askersiz işgali gibi)
İstanbul Rum Kİlisesinin özerkliği tamamen bağımsızlıkçı duruşumuza terstir.
Ermeni Emperyal yalanı tamamen dedelerimize iftiradır.
Kürt hakları-halkları-devleti...eyaleti özerkliği ulus devleti üniter devleti bölme projesi...
Bunlar bağımsız Türkiye şartlarına uygunsa ya akıl noksanlığı vardır ya da gaflet içinde kalmıştır o kişi.Ki ben böyle olduğuna inanmıyorum.İnanmak istemiyorum diyorum ki güzel avrupa medeniyetine ulaşmak için verilen tavizlerdir.Yani öbürü ihanetten farksızdır.
O niyette iseniz AB süreci sevr sürecine döner.Bir tarafta Mustafa Kemal'leri diğer tarafta Ali Kemalleri görürüz.
ENGİNEER
05-08-2008, 18:44
AB'ye girmek istememe konusunda ilk defa bir kemalistle hatta ve hatta kemalist 59 ile aynı fikirdeyim 8)
fazlrahmet
05-08-2008, 23:26
En kötü karar kararsızlıktan iyidir...Bunlar sadece AB'nin oyalama taktikleridir...Bizi hiç bir zaman o kapıdan içeriye almayacaklar...İnşAllah kendi birliğimizi kurmamız yakındır... :-*
En kötü karar kararsızlıktan iyidir...Bunlar sadece AB'nin oyalama taktikleridir...Bizi hiç bir zaman o kapıdan içeriye almayacaklar...İnşAllah kendi birliğimizi kurmamız yakındır... :-*
ZAFER İNANANINDIR VE ZAFER YAKINDIR :-*
Kemalist59
05-08-2008, 23:34
Türki ve İslami Devletlerle yapacağımız sınırlı ticari birlikler ve Şangay'a yaklaşmamız AB-ABD faşizmine karşı denge oluşturacak Güçlü Türkiye'nin hazırlayıcısı olacaktır.
Müntesip
05-08-2008, 23:40
Türki ve İslami Devletlerle yapacağımız sınırlı ticari birlikler ve Şangay'a yaklaşmamız AB-ABD faşizmine karşı denge oluşturacak Güçlü Türkiye'nin hazırlayıcısı olacaktır.
evet gerçekten orjinal bir tespit,tebrik ederim :-*
fazlrahmet
05-08-2008, 23:40
Elbette Türkiye kuracağı bu birlikle aslında islam dünyası ile avrupa arasında bir köprü olacak... böylelikle ilişkiler dahada iyileşebilir... :-*
fazlrahmet
05-08-2008, 23:42
En kötü karar kararsızlıktan iyidir...Bunlar sadece AB'nin oyalama taktikleridir...Bizi hiç bir zaman o kapıdan içeriye almayacaklar...İnşAllah kendi birliğimizi kurmamız yakındır... :-*
ZAFER İNANANINDIR VE ZAFER YAKINDIR :-*
amin inşallah :-*
fazlrahmet
05-08-2008, 23:42
Türki ve İslami Devletlerle yapacağımız sınırlı ticari birlikler ve Şangay'a yaklaşmamız AB-ABD faşizmine karşı denge oluşturacak Güçlü Türkiye'nin hazırlayıcısı olacaktır.
evet gerçekten orjinal bir tespit,tebrik ederim :-*
:-*
AB’ı Hayat mı? AB’ı Zehir mi?
Geçen hafta sokakta karşılaştığım bütün tanıdıklarıma neredeyse aynı soruyu yönelttim. AB maceramız ne zaman başladı? Hemen herkez 1959 A.E.T. ye başvurduğumuz dönemden bahsetti. Arada bazıları 1996 Gümrük Birliği dedi. Asıl itibariyle iki grupta yanlış biliyor. Hatta abartıyorum yaygın medya diye tabir ettiğimiz gazete ve yayın organlarındakiler, Hatta TBMM deki sayın vekillerimizin bile pek çoğu AB maceramızın asıl başlangıç tarihinden habersizdir gibime geliyor. Aslında tarihi okuyan kişiler az çok bilir fakat sosyal bilimlerde anlam okumalar kişiye göre değiştiği için farklı yorumlarla karşılaşmak mümkündür. Vatandaş ise duyduğu yorumu gerçek addettiğinden gerçek çok hızlı bir şekilde sulara gömülmüş oluyor.
Peki AB maceramız ne zaman başladı? Sıkı durun işte asıl tarih 1814… Bu da nereden çıktı değil mi. Elbetteki birliğin bu dönemdeki adı Avrupa Birliği değildi. European Concert (Avrupa Korosu/Konseyi) adıyla Fransız devriminden sonra Bozulan Avrupa dengesini toplamak maksadıyla Viyana Kongresinde olşturulmuş bir Avrupa Güvenlik Örgütü idi. Dönemin Yazışmalarına baktığımız zaman Fransa’nın Rusya’ya yazdığı mektuplarda ve görüşmelerde Osmanlı’nın Parçalanması gerektiği ve ortak çalışırlarsa karlı çıkacakları yönündeki dileklerini görürüz. (İsteyen okurlarım için ilgili kaynakları açıklayabilirim). Bu paylaşım neticesinde Rusya’nın Avrupa’dan üstün duruma geçeceğini ve kendi ticaret yollarını kontrol edebileceğini bilen İngiltere ise Osmanlı’yı destekler gözükmüş ve Osmanlı içinde “Asılacaksan İngiliz Sicimiyle Asıl” mantığı doğmuştu. Öyleki dönemin ayrılıkçı Yunan Örgütü Filiki Eterya Rusya destekleriyle ve Rusya’ya bağlı olarak kurulmuş ama bu durum İngiltere’nin işine gelmemiştir. İngiltere Fransa ile birlikte Rusya’ya karşı Osmanlının yanında gibi bir tutum sergilese dahi sonralarda gerek Mora’daki Navarin savaşıyla ve gerekse de Sinop Savaşında asıl niyetinin Parçalanan Osmanlı’dan toprak kapmak olduğunu göstermiştir. Bu durum da “Bölüneceksen İngiliz Bıçağıyla bölün” mantığını doğrurmuştur. 2. Mahmut döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda Osmanlı çıkan ayaklanmayı bastırmıştır. Dost(!) ve Müttefik (!) İngiltere ayaklanmanın bastırıldığını gördüğünde ise Osmanlıya nota göndererek Yunanistan’dan çekilmesini istemişti. Bunu reddeden Osmanlı İngiliz-Fransız ve Rus savaş gemileri tarafından 1827 de Mora açıklarında topa tutulmuş ve 57 gemimiz batırılarak 6000 askerimiz şehit edilmiştir. Bunun üzerinde Osmanlı Yunanistandan geri çekilerek Bağımsızlığını kabul etmek zorunda bırakılmıştır. Yunanistanın ilk Kıralı OTTO ilginçtir ki Yunan bile değildir. Bavyera Kralı Kudwing’in 198 yaşındaki oğluydu. Şu anda Irak’da yaşanan olaylara ne kadar çok benziyor değil mi? Tabiiki bu aynı zamanda Avrupa Birliğine girebilmek uğruna verdiğimiz ilk ciddi kaybımızdır. Sultan 2. Mahmut’un akabinde Sultan Abdulmecit han tahta geçmiştir. Sultan Abdulmecid’inde en büyük hayali ne olursa olsun Avrupa Birliğine girmekti. Hatta bu uğurda Tanzimat Fermanları çıkartılmış ve Diplomatik Dil Fransızca olarak benimsenmiştir. 1838 Balta limanı antlaşması ile İngiliz Sanayiisi ürünlerinin ülkemize Gümrüksüz girmesi sağlanmıştır. Gümrük Birliği tarzı bir anlaşma olan Balta limanı anlaşmasıyla A.D. Noviçev isimli tarihçi Osmanlı’nın yarı Sömürgeleşme sürecine girdiğini yazar. Ayrıca dönemin İngiliz Büyükelçisi Sir G.H. Seymour Rus Çarı I. Nikola ile yaptığı görüşmelerde bunu açıkça dile getirmektedir. Amdulmecit döneminde AB uğruna kaybettiklerimiz sadece bununla sınırlı değil elbette. 1853 yılında üzerinde “Senin için Öldüler Avrupa” yazılı madalyayı Abdulmecit hanın Avrupa’da dağıtma sebebi de Sinop Deniz savaşında 2700 askerimizi şehit vermemizdir. Zira Abdulmecit han Avrupaya şirin gözükmek adına Rusya’ya savaş açmıştı. Ve yine İngiliz donanmasının donanmamızın önüne geçmesiyle 2700 şehit vermiştik. Bu durum AB uğruna Nato Barış gücü adı altında sağa sola asker göndermemizle de örtüşmüyor mu sizcede. Allah’tan Askeri güçlerimiz savaş noktasında uyanıklarda kayıp vermiyoruz. Peşine 15 Mayıs 1854 tarihinde Silistreyi kuşatan 80000 (Seksen Bin) kişilik Rus ordusunu 10000 (Onbin) kişilik Türk Ordusu durdurmuş ve Silistre savunmasını kazanmıştır. Avrupaya şirin güzükmeye çalışan Abdulmecit bu savaş içinde üzerinde “Senin için Savaştık, Senin İçin Yendik Avrupa” yazan madalyonlar bastırmış ve Avrupaya dağıtmıştı.
AB uğruna ilk borçlanmamızda yine Abdulmecit döneminde denk gelmektedir. İngiltere ve Fransa’nın öldürücü dostluğu “Kalkınma ve kaynakları kullanılır hale getirmek yoluyla servet arttırımı” adı altında ülkemizi borca sokmuştu. Hatta Kars Savunmasında Bize yardım ettikleri iddiasıyla gönderdikleri birliklerin –ki bu birliklerde müslümandır- maliyetini bizim adımıza borç hanemize yazdıklarını belirtmişler ve böylece cebren borçlandırılmamız sağlanmıştır. Bütün bu ölme, öldürme, borçlanma gibi uğraşıların ardından 1856 yılında Avrupa Devletler Konseyine kabul edilmemizi beklediğimiz dönemde Bu seferde Avrupa bizden Yabancılara toprak satışı hakkını vermemizi istemiştir. Son ıslahat fermanıyla bu istekleride gerçekleşmiş ve Osmanlı Konseye kabul edilmiştir. Fakat bu durum Sultan Abdulmecit Hanın sevinmesine fırsat bile vermeden beraberinde başka istekleri getirmiştir. Mesela İslam Halifesi ve Osmanlı Padişahı Abdulmmecidin Saint George Hristiyan tarikatına üye olması gerektiğini belirtmişlerdir. Konseye girmek için bu kadar çaba sarf eden Abdulmecit bu isteğide kabul etmiş ve İslam halifesi ünvanıyla Hristiyan tarikatına üye olmuştur. Ama Hristiyanlaştırma isteği bununla bitmemiş ve bu seferde Garter Haçlı Şövalyelerinin arasına girmesi gerektiği belirtilmiş, Abdulmecit bunu da kabul etmiş ve hatta Yemin ederken İngiliz Büyükelçiliği Başpiskoposunun “Siz bundan sonra İsa yolunda çalışacak ve Onun için her türlü özveriyi yapacak bir şövalyesiniz” demiş ve Halife Abdulmecit’de bunu kabul etmiştir. Böylece Hristiyan Tarikatına üye, Haçlı Şövalyesi ünvanını kabuleden bir halife Padişahımız da olmuş oluyordu. Elbetteki tek amaç Osmanlının toprtak bütünlüğünü sağlamaktı. Bunun için ölmüş, öldürmüş, hatta borçlanmış, haçlı şövalyesi bile olmuştuk. Hiç doymayan bir azman gibi sürekli yeni bir şeyler isteyen Avrupa doymuşmuydu. Elbetteki hayır. Bu seferde Abdulmecitin “Hristiyanlığa hizmet” sözünü yerine getirmesi istenmiş ve bu söz karşılığında Hristiyanlığa hizmet yasaları çıkartılmış Kiliselere araziler bağışlanmış ve Kiliseler yaptırılmıştı. Tıpkı Şimdiki “Cesaret Ödülü” ve ardından Ahdamar Kilisesinin onarılması örneğiyle ne kadar örtüşüyor değil mi? Bu örnekleri çoğaltmak o kadar kolayki…
George Soros’un Mart 2002 de Sabancı Üniversitesinde söylediği “Türkiye'nin en iyi ihracat ürünü ordusudur" sözleri çok büyük tepki görmüştü. Fakat Soros’dan 3 yıl kadar önce 29 Kasım 1999 da Emekli Orgeneral Çevik Bir’in bir toplantı’da Türkiye’nin görevinin Batı İçin Güvenlik Üretmek olduğunu dillendirmesinden bahseden nedense çıkmamıştı. Tarih bize gösteriyor ki Batı için Savaşmak ve Ölmek fikri bizde çok eskilerden kalma bir hastalık. Tedavi olmak vakti gelmiştir bence. Avrupa aynı Avrupa, Birlik Aynı birlik, İstekler aynı istekler, Reformlar aynı reformlar. Şimdi siz oturun karar verin Şu Avrupa Birliği AB’ı hayat mı?; AB’ı Zehir mi
Halil ÜLKER
AB ve Ulus Devlet (3)
Peki emperyalizme karşı mücadele açısından ulus devlet zemini dışında bir mücadele zemini var mıdır? Cumhuriyet gazetesi yazarı sayın İzettin Önder şöyle yazmaktadır:
“AB’ye ciddi karşı çıkış ancak sol görüşle olasıdır. Sol görüş üzerinde yükseltilen karşı duruş sadece AB’yi değil, dünya kapitalizmini ve küreselleşmeyi de kapsar.”
Bu “karşı duruş” nasıl olacaktır? Hangi zeminde ve hangi araçlarla? Gezici kumpanyalar gibi kapitalizmin zirve toplantılarının gerçekleştirildiği dünya başkentlerini dolaşarak karşı protestolar örgütleyen yeşiller, eşcinseller, anarşistler ve kendisini “solcu” olarak tanıtan diğer “muhaliflerin” kapitalizm karşıtı mücadeleleri ile mi olacak bu karşı duruş?
Veya bir yandan Avrupa Birliği’ni savunup, Birlik’in fonlarından aldıkları paralarla faaliyetlerini sürdüren; öte yandan “ama biz emeğin Avrupası’nı savunuyoruz” kandırmacısının ardına sığınarak Avrupa burjuvazisinin himmetli kollarına kendilerini atanlar mı o karşı duruş temsil ediyorlar?
Gerçekçi olalım. Bugünün dünyasında Avrupa Birliği’ne olsun, diğer emperyalist devletlere karşı olsun, ulus devlet zemini haricinde bir mücadele zemini yoktur.
Bu zemindeki mücadelenin kimin önderliğinde olacağı, sağlıklı ve kesin bir sonuca ulaşmak bakımından önemlidir.
Öte yandan ulus devlet zemininde mücadele eden mazlumlar, dünya ölçeğinde emperyalizme karşı ortak duruşu gerçekleştirmek zorundadırlar. Bu da ayrı bir konu.
LATİN AMERİKA
Bugün Latin Amerika’da olup biten nedir? Venezuela, Bolivya, Şili, Brezilya ve Arjantin’de Amerikan emperyalizmine karşı verilmekte olan mücadele hangi zeminde verilmektedir?
Bu devletlerin her birisi bir ulus devlet değil midir?
Ve buralarda, bütün solcularımızın gıptayla ve övgüyle izledikleri bu ülkelerde olup bitenlerde, ulus devletlerin, ulusal devrimciler öncülüğünde emperyalizme karşı mücadelesinden başka ne vardır?
Hugo Chavez, Venezuela’da petrolü kamulaştırdı. Solcularımızın bazıları ifadeyi pek sevmeyecekler ama başka bir ifadeyle “devletleştirdi”.
Evo Morales, seçimleri kazanmasının ardından çıktığı Avrupa seyahatinde yaptığı açıklamada, Bolivya’nın maden zenginliklerini kamulaştıracağını söyledi.
Bugün Latin Amerika’da iktidarı alan solcular, “halkçı devletçi bir ekonomi politikası” uygulamaktadırlar.
Yani 1930’lu yıllarda Kemalist iktidar tarafından Türkiye’de uygulanan politikanın Latin versiyonu ile karşı karşıyayız.
Özetle söyleyecek olursak; ulus devlet zemininde, kapitalizm sınırları içinde, anti emperyalist ve sosyalizme de açık olan bir politikadır söz konusu olan.
Dünyamızın dört bir yanında bugün emperyalizme karşı mücadelenin aldığı biçim budur. Bu mücadele gerçekçidir ve onun içindir ki başarıya ulaşmaktadır.
TÜRKİYE’DE DURUM
Türkiye’mizde durum nedir?
Avrupa Birliği’ne en baştan ve kategorik olarak karşı çıkan biricik Parti, İşçi Partisi oldu. Ama bugün Avrupa Birliği’ne karşı çıkış, sadece İşçi Partisi ile sınırlı değil.
Soldan sağa oldukça geniş bir yelpaze bugün Avrupa Birliğini sorguluyor. Avrupa Birliği’ne temelden karşı çıkanların sayısı giderek artıyor.
Avrupa Birliği yandaşları bile yaptıkları kamuoyu araştırmaları ile halk içinde AB taraftarlığının hızla azaldığını saptamaktadırlar.
AB karşıtlığının kendini tarif ettiği zemin, ulusalcılık/milliyetçilik zeminidir. Milliyet gazetesinden Abbas Güçlü’nün televizyonda yaptığı “Genç Bakış” programına katılan binlerce üniversitelinin büyük çoğunluğu, AB karşıtlığı olarak ifade ettikleri görüşlerini ulusalcı bir zemine oturtmaktadırlar.
21. yüzyılın başında bizim cevabını vermemiz gereken soru; önümüzdeki onyıllarda biz bir ulus devlet olarak olacak mıyız, olmayacak mıyız sorusudur. Bu ulus devlet sosyalistlerin yönetiminde olabilir veya sosyalist olmayan ulusalcıların yönetiminde de olabilir.
Ve görülmelidir ki genel olarak emperyalizme karşı olsun, özel olarak AB’ye karşı olsun, bundan başka bir karşı duruş yoktur.
MAJESTELERİNİN MUHALEFETİ
Yeşillerin, eşcinsellerin, anarşistlerin, “emeğin Avrupa’sı” taraftarların ve onlarla kol kola meydanlarda boy gösteren bilumum muhaliflerin sözümona AB, kapitalizm ve küreselleşme karşıtlığı, “majestelerinin muhalefeti” olmanın ötesinde bir anlam ifade etmemektedir.
Aslında birazcık dikkatli bir gözlem; bütün bu “keskin” muhaliflerin Avrupa Birliği’nin yönetim çevreleri iç içe olduğunu bize gösterecektir. Joschka Fischer veya Otto Schilly bir önceki Alman hükümetinin Dış İşleri ve İç İşleri bakanlarıydı. Daha yakın bir zaman önce ise, Yeşiller’in saflarında keskin muhalif pozlarındaydılar.
Sayın İzettin Önder’in “sol adına kapitalizme, küreselleşmeye köklü karşı duruş” dediği tavrın sahipleri herhalde bunlar değil.
Peki bunlar değilse; bu “duruş,” kim tarafından, nerede ve nasıl ortaya konmaktadır veya konacaktır?
Bu soruya pratikte, hayat içinde bir cevap aramaya kalktığınız an varacağınız yer, ulus devlettir.
BEDRİ GÜLTEKİN
ENGİNEER
05-10-2008, 22:56
Arkadaşlar İslam Birliğini kurarak ABD emperyalizminden kurtulmaktan bahsetmişsiniz ama zaten şu anda İslam Birliği kurabileceğimiz devletlerden Suudi Arabistan, Lübnan, Katar gibileri ABD kontrolünde; Cezayir, Tunus ve Fas gibi ülkelerde ise bizde ki laikliğin katbekat ağırı uygulanıyor...
Bir ara sanıyorum Tunus'ta başörtülü kadınların dışarı çıkması bile yasaklandı.Açılma zorunluğu getirilmişti..
Yani demek istediğim İslam Birliğ yapmamız için Müslümanların topyekün uyanması ve dizginleri ele alması lazım...
İslam birliğinin kurulması avrupa birliğine girmekten daha hayalci bir durum bence...Neden Avrupa birliğine girip tüm müslümanları orada temsil etmeyelim :o
tabi alırlarsa :)
yasinarslanpay
05-11-2008, 19:52
Bence AB'ye girilmelidir. Ancak devamlı yeni koşul yeni zorluk çıkarsa Başbakanımızın dediği gibi "AKACAK MECRA BULURUZ..
Demokrat
05-11-2008, 20:03
Bir gün...
Demokrat
05-11-2008, 20:52
Ne olacak bu AB nin hali 8)
fazlrahmet
05-11-2008, 23:42
Neden hayal olarak nitelendirdiniz anlamadım...Türkiye Cumhuriyeti Osmanlının devamıdır...Yani imparatorluk geleneği olan köklü bir millettir...Kimsenin çatısı altına girmeye ihtiyacı yoktur bence...Vatan bilincine sahip bir ülkedir Ortadoğu ve kafkasların bulunduğu coğrafyanın en güçlü ülkesidir..Avrupa birliğindeki devletlere bakın arkadaşlar tarih boyunca birbirinin kanını akıtmış devletler ve hristiyan bir topluluk ayrıca hiçte özenilecek bir yanları yok biz Allah'a şükürki her yönden gerekli güce sahibiz...Bunlar avrupanın bir taktiğidir...Biz böyle düşünürüz...
Biz derken?
Madem bu kadar güçlüyüz neden dünyadaki müslümanlara yardım edemiyoruz..Neden Filistine faydamız dokunmuyor?
Sorun güçlü olmak değil sorun sözümüzün geçmemesi
fazlrahmet
05-11-2008, 23:56
biz derken yani ben :)
Faydamız dokunmaz olurmu!...
İnşallah ilerde göreceğiz ülkemizi bu kadar karıştırmalarının sebebini çok iyi biliyorlar ve çok iyi planlıyorlar ama durum hiçte onların istediği gibi olmayacak bunu çok iyi bildikleri için bizi oyalıyorlar...Avrupa birliğine giremeyeceğiz değil GİRMEYECEĞİZ... :-*
Girersek ne yapcaksın :) Bi arkadaş ben avrupa birliğine girmem diyip duruyodu :D gülmekten cevap verememiştim
Diyelim ki girdik ne kaybederiz sence?
fazlrahmet
05-12-2008, 00:18
:D :D
Hay Allah razı olsun...Adamlar bizleri çözmüş yıllardır bitmek tükenmeyen bahanelerle bizleri oyaladılar...En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir...Bize madem bukadar önem veriyorlar takdir ediyorlar neden almıyorlar...
Neden girelimki onlardan geri değilizki zaten onların yüzünden geri kalmışız...Avrupa Birliğine girersek ülkemiz bölünür haberiniz olsun...Ama öyle olmayacak inşallah...Herşeyin başında israil var...Sanırım bu yeterli..
"Avrupa birliğine girersek ülkemiz bölünür...."
Bu beylik lafın gerekçelerini de görebilirz değil mi kardeş?
Neden hayal olarak nitelendirdiniz anlamadım...Türkiye Cumhuriyeti Osmanlının devamıdır...Yani imparatorluk geleneği olan köklü bir millettir...Kimsenin çatısı altına girmeye ihtiyacı yoktur bence...Vatan bilincine sahip bir ülkedir Ortadoğu ve kafkasların bulunduğu coğrafyanın en güçlü ülkesidir..Avrupa birliğindeki devletlere bakın arkadaşlar tarih boyunca birbirinin kanını akıtmış devletler ve hristiyan bir topluluk ayrıca hiçte özenilecek bir yanları yok biz Allah'a şükürki her yönden gerekli güce sahibiz...Bunlar avrupanın bir taktiğidir...Biz böyle düşünürüz...
İşte sorun burada Avrupa'nın tarihine bakın deyip duruyorsunuz...
Geçmişi bir nebze geçmişte bırakın...
Bugüne kadar kimseyle ticareti geliştirmemişiz o ülkleye gitmem bu ülkeye gitmem demişiz...
Başbakan ne yaptı önümüze bakmak lazım dedi ve her ülkeye gitti anlaşmalar yaptı,ülkeye yatırım getirdi...
Buna Avrupa da dahildir...
Çünkü bulunduğumuz coğrafya asya ve ortadoğu değildir sadece..
Aynı zamanda AVRUPAdır...
Bugün kalkmış hamaset dolu cümlelerle kimsenin çatısı altına girmeyiz diyorsunuz...
Bu birinin mandasına girmek değil bilakis bir çıkar ortaklığıdır...
Ha geçmişten dolayı biri 'küstüm oynamıyorum' diyecekse bu biz değil Avrupalı olmalıdır!
ENGİNEER
05-12-2008, 01:18
Tekrar söylüyorum...
Ekonomik işbirliklerine Asya, Avrupa ve Afrika farketmez her zaman evet..
Sosyal alanda bir birleşmeye ve kültür konjugasyonuna hayır!
tayyipleyiz
05-12-2008, 01:32
Çağı okuyabilmek, çağın gereklerini görebilmekten geçer... Görmeden okumanın tezahürü, ne derece sağlıklı olur, düşünmeye değer ... :-X
Çağı iyi okuyan bir devlet adamı; dünyaya kapalı olmak yerine, dünyayı ülke sınırlarına kapatmayı tercih edebilendir. Bu atılımlar da bunun göstergesi ... ;)
Liberal_Demokrat
05-13-2008, 17:53
Türkiye AB üyeliğini destekliyorum. AB projesi, insan hakları projesidir. AB projesi hukukun üstünlüğü projesidir. Türkiye'nin AB projesi, tepeden tırnağa bir değişim projesidir. Türkiye'nin 'dünyada birinci lig'e demir atma ve Batı ile gerçekten bütünleşme projesidir.
Demokraside, hukukta, insan haklarında, ekonomide, eğitimde, sağlıkta, çevrede, aklınıza gelebilecek her alanda çıtanın çağdaş düzeye yükseltilmesidir.
Özellikle aş ve iş sorununu çözmek için yaşamsal nitelik taşıyan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını hızlandırmakta da anahtar role sahiptir AB projesi. Çünkü bu proje, dış yatırımcılar açısından Türkiye'de yatırımı cazip kılan bir 'kalite belgesi'dir.
Türkiye'de şiddet ve terör sorununu en aza indirmenin ve 'Kürt meselesi'ni demokrasi içinde sorun olmaktan çıkarmanın yolları da AB projesinden geçer.
AB projesi aynı zamanda demokrasi içinde 'asker sorunu'nu çözmek, demokratik rejim içinde askeri yerli yerine oturtmaktır. Demokrasiyi Türkiye'de en büyük iç düşman olarak gören odaklardan, 'vatansever çeteler'den kurtularak hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlet düzeni kurmaktır.
AB karşıtlığının altında değişim korkusu yatıyor. AB karşıtlığının altında demokrasi korkusu yatıyor.Peki, AB bizi böler mi? Bakın, eğer Türkiye'nin bir bölünme tehlikesi varsa, asıl AB rayından çıkan bir Türkiye'de bu tehlike daha büyür.
Tekrar söylüyorum...
Ekonomik işbirliklerine Asya, Avrupa ve Afrika farketmez her zaman evet..
Sosyal alanda bir birleşmeye ve kültür konjugasyonuna hayır!
Kardeş iyi de 'sosyal alanda bir birleşme ve kültür konjugasyonunu' zaten var!!!
Sen ab ye girince kültür alışverişi başlamayacak....
Teknoloji , internet yani küresel dünya sayesinde iyi veya kötü birbirimizden etkileniyoruz hatta o kadar ki kabenin 100m ilerisinde coca cola bilboardı var...
Bunun ab ile alakası yok anlayacağın...
Ekonomik işbirliğine gelince...
Son dönemde ülkemizde takip etmişsindir eminim TUSKON zirveleri yapıldı ve 500bin dolarken hedef 2 milyon dolara yakın anlaşmalar imzalanmış Afrika ülkeleri ile...bizim işadamlarımız oraya yatırım yapacak...neden: çünkü bizden daha gerideler!!!
biz abye girmek istiyoruz çünkü ekonomileri bizden kat be kat fazla!!! ve öyle birliğe girmeden de kimse bizi bağrına basmıyor!!!!
Ezcümle: kültür yozlaşmasına hayır! ama bu ab ile alakalı değil!!! ekonomik kalkınmaya evet!! bu ab ile olacak bişey!!!
Yorum yerinde ve güzel teşekkürler +1
ben teşekkür ederim sizinkiler kadar güzel olamasa da nacizane fikrimiz :)
ENGİNEER
05-13-2008, 20:41
AB'ye girmekle girmemek arasında sosyal anlamda fark olmayacağını sanmak yanlış olur...
Her ne kadar kültür yozlaşması dediğin gibi olsada bu saadece halkın belli bir kesiminde var aslında.Tamamında yok..
Özellikle serbest dolaşım konusu çok bozar bu milleti bana göre...
AB'ye girmekle girmemek arasında sosyal anlamda fark olmayacağını sanmak yanlış olur...
Her ne kadar kültür yozlaşması dediğin gibi olsada bu saadece halkın belli bir kesiminde var aslında.Tamamında yok..
Özellikle serbest dolaşım konusu çok bozar bu milleti bana göre...
ben öyle düşünmüyorum...bence kültür yozlaşması tv ve internet aracılığı ile daha etkili oluyor...ayrıca bak bana bir kaç gün sonra kep atma törenim var...gavur adeti....ama oluyor...ab etkili olur ama o kadar değil bence....
Elfida YILDIRIM
05-16-2008, 02:08
daha uyum yasa tasarılarında türkiyeden bir çok taviz talep eden ab ülkeleleri tam üyelikte kim bilir neleri daha sömürmeye teşebbüs edeceklerdir...
Hülasa bu gözle görülür bir gerçektir...
müzakare süreci ve beyanda bulundukları bazı yasaları okuyormda hayrettte kalmamak imkansız hemen bir tanesini söylüyeym
(türkiye ab ye girmekle dış ülkelerle yapacağı anlaşma yetkilerini ab ülkelerine teslim edecektr) bu fazlasıyla dehşetlik verici bir durumdur ekomik sosyal alanda bir çok değişikler olacakmışta öylede şöylede böylede babane efendim benim ülkemin dış yetkileri başka bir birliğe emanet ettikten sonra diğer getiriler ne denli değer kazanabilirki??
Bu esaretten başka bir şey değildir...
murat kurt
05-16-2008, 17:34
daha uyum yasa tasarılarında türkiyeden bir çok taviz talep eden ab ülkeleleri tam üyelikte kim bilir neleri daha sömürmeye teşebbüs edeceklerdir...
Hülasa bu gözle görülür bir gerçektir...
müzakare süreci ve beyanda bulundukları bazı yasaları okuyormda hayrettte kalmamak imkansız hemen bir tanesini söylüyeym
(türkiye ab ye girmekle dış ülkelerle yapacağı anlaşma yetkilerini ab ülkelerine teslim edecektr) bu fazlasıyla dehşetlik verici bir durumdur ekomik sosyal alanda bir çok değişikler olacakmışta öylede şöylede böylede babane efendim benim ülkemin dış yetkileri başka bir birliğe emanet ettikten sonra diğer getiriler ne denli değer kazanabilirki??
Bu esaretten başka bir şey değildir...
Bir an önce üzerinizdeki "paronayak eyvah bize herkes düşman"hastalığınızı iyileştirmek için çalışın bence.
Türkiyede bozulan zaten bozulur,Ab ye ihtiyaç yok!Ama bizim karnımızın doyması,daha iyi yaşam standartı için Ab şart.
By_ÇAKIR
05-16-2008, 17:35
Mesajını destekliyorum... Aynı görüşteyim...
Kemalist59
05-16-2008, 17:37
ABnin en güzel ve bizim için tek güzel yanı A harfinden sonra B harfinin gelmesi bence
murat kurt
05-16-2008, 17:40
Hayır murat kardeşim yanılıyorsun :D beni nasıl muhalefet üye secersin sen bakim :)
bak hala bana muhalefet yapıyorsun: )niye mesajımı beğenmiyorsun?: )
murat kurt
05-16-2008, 17:43
baktım ki seni hep işte karizmatik,ciddi,en iyi erkek seçmişler ben de kıskandım heralde...: ))
Niye seçtim bilmiyorum tam yazarken bana muhalefet ettin galiba: )
Müntesip
05-16-2008, 17:45
daha uyum yasa tasarılarında türkiyeden bir çok taviz talep eden ab ülkeleleri tam üyelikte kim bilir neleri daha sömürmeye teşebbüs edeceklerdir...
Hülasa bu gözle görülür bir gerçektir...
müzakare süreci ve beyanda bulundukları bazı yasaları okuyormda hayrettte kalmamak imkansız hemen bir tanesini söylüyeym
(türkiye ab ye girmekle dış ülkelerle yapacağı anlaşma yetkilerini ab ülkelerine teslim edecektr) bu fazlasıyla dehşetlik verici bir durumdur ekomik sosyal alanda bir çok değişikler olacakmışta öylede şöylede böylede babane efendim benim ülkemin dış yetkileri başka bir birliğe emanet ettikten sonra diğer getiriler ne denli değer kazanabilirki??
Bu esaretten başka bir şey değildir...
benim yazı stilimi seçtiğiniz için sizi protesto etmekle beraber :D fikirlerinize katılmadığımı belirtmek isterim.çünkü ab'ye girdiğimiz zaman almanya kadar sözü geçen bir ülke olacagımız için bizim dış siyasetimiz onlara değil onların dış siyasetleri bize baglı olacak...
murat kurt
05-16-2008, 18:03
baktım ki seni hep işte karizmatik,ciddi,en iyi erkek seçmişler ben de kıskandım heralde...: ))
Niye seçtim bilmiyorum tam yazarken bana muhalefet ettin galiba: )
Anlık hislerine intikal etmenin hazzı benim lehimde kalsın bir dahaki ayda anlık geçişlerine dikkat ederim , sonra yoğun bir şekilde üstüne sağnak sağnak yağarım enlerin bitiminde tabiii :)
Rahmet olup yağarsın inş.. :)
_Yeniden_
05-16-2008, 18:33
Birazdan modlarımız konuyla ilgili olmayan mesajların silineceğini belirticek sanırım....Yapmazlarsa şaşırırım...Arı gibi çalışıyorlar maşallah... 8)
Demokrat
05-16-2008, 18:35
bir yaramazlik mi var arkadaslar 8) bu siralar silme,kilitleme konusunda cok talimliyim ona göre :)
hipermuhafazakar
05-16-2008, 19:51
Avrupa Birliği'ne girmek CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK PROJESİDİR :-*
HAYAL ETTİĞİMİZ TÜRKİYEYE ULAŞMADAKİ EN ETİKLİ EN ÇABUKLAŞTIRACAK EN HAYATİ OLMAZSA OLMAZ HAMLEDİR.
Elfida YILDIRIM
05-16-2008, 20:02
daha uyum yasa tasarılarında türkiyeden bir çok taviz talep eden ab ülkeleleri tam üyelikte kim bilir neleri daha sömürmeye teşebbüs edeceklerdir...
Hülasa bu gözle görülür bir gerçektir...
müzakare süreci ve beyanda bulundukları bazı yasaları okuyormda hayrettte kalmamak imkansız hemen bir tanesini söylüyeym
(türkiye ab ye girmekle dış ülkelerle yapacağı anlaşma yetkilerini ab ülkelerine teslim edecektr) bu fazlasıyla dehşetlik verici bir durumdur ekomik sosyal alanda bir çok değişikler olacakmışta öylede şöylede böylede babane efendim benim ülkemin dış yetkileri başka bir birliğe emanet ettikten sonra diğer getiriler ne denli değer kazanabilirki??
Bu esaretten başka bir şey değildir...
Bir an önce üzerinizdeki "paronayak eyvah bize herkes düşman"hastalığınızı iyileştirmek için çalışın bence.
Türkiyede bozulan zaten bozulur,Ab ye ihtiyaç yok!Ama bizim karnımızın doyması,daha iyi yaşam standartı için Ab şart.
tavsiyeniz için teşekkrler fakat sizn hastalığınız şu an benden daha vahim çünkü müzakere sürecinde dahai bir çok taviz isteyen bir birliğe her türlü maddi ve mavevi zenginlikler içersnde yaşayan bir ülkenin insanı olaraktan ekonomik ekmek kapısı olarak bakmanız vede olmassa olmazımız olarak görmeniz dehşet verici bir durum bence...
türkiyenin sosyal statüsü ve yaşam şartlarını arttırması için hiç bir birliğe girmesini ihtiyacı yok evet böyle bir eksiklik vardır yalnız bu ihtiyaçları ülkenin bireyleri ve zihniyetninin eleele vermesiyle hallolunacak bir durum teşkil eder...
senelerdir bu kapıda süründürülmek vede hala alınmamak hiçmi sis perdesini aralandırma hissi vermiyor sizlere ... biraz düşünün lütfen tarih okuyun
Elfida YILDIRIM
05-16-2008, 20:08
daha uyum yasa tasarılarında türkiyeden bir çok taviz talep eden ab ülkeleleri tam üyelikte kim bilir neleri daha sömürmeye teşebbüs edeceklerdir...
Hülasa bu gözle görülür bir gerçektir...
müzakare süreci ve beyanda bulundukları bazı yasaları okuyormda hayrettte kalmamak imkansız hemen bir tanesini söylüyeym
(türkiye ab ye girmekle dış ülkelerle yapacağı anlaşma yetkilerini ab ülkelerine teslim edecektr) bu fazlasıyla dehşetlik verici bir durumdur ekomik sosyal alanda bir çok değişikler olacakmışta öylede şöylede böylede babane efendim benim ülkemin dış yetkileri başka bir birliğe emanet ettikten sonra diğer getiriler ne denli değer kazanabilirki??
Bu esaretten başka bir şey değildir...
benim yazı stilimi seçtiğiniz için sizi protesto etmekle beraber :D fikirlerinize katılmadığımı belirtmek isterim.çünkü ab'ye girdiğimiz zaman almanya kadar sözü geçen bir ülke olacagımız için bizim dış siyasetimiz onlara değil onların dış siyasetleri bize baglı olacak...
taklit demiyelim bu benim tarzım genelde öyle yazı tipi kullanırım:)tevafuk olmuş:)
konu hakkındaki düşüncenize sıra gelince almanya kadr söz sahibi olma teminniniz güzel. yalnız ben belgede geçerli olan dış politika maddesini sizlerle paylaştım.. dolayısıyla sizn yaptığınız yorum umuttan ötesini geçemez...
Müntesip
05-16-2008, 21:38
taklit demiyelim bu benim tarzım genelde öyle yazı tipi kullanırım:)tevafuk olmuş:)
konu hakkındaki düşüncenize sıra gelince almanya kadr söz sahibi olma teminniniz güzel. yalnız ben belgede geçerli olan dış politika maddesini sizlerle paylaştım.. dolayısıyla sizn yaptığınız yorum umuttan ötesini geçemez...
taklit tabirini kullanmamaya özen gösteririm ...aklıma da zerre miskal gelmedi öyle birşey sadece tevafuk veya tesadüf'de diyebiliriz...
benim söylediğimin umuttan ötesine geçmemesi için şuan ki ab yasalarını değiştirmeli..çünkü üye ülkeler birliğe nüfusları oranında temsilci gönderebiliyorlar almanya'nın nüfusu 80 milyon ve gittikçe azalıyor bizim nüfus ise 70 milyon ve gittikçe artıyor(basbakan'da tavsiye ediyor zaten ;) ) .biz birliğe gireceğimiz zaman almanya ile aynı söz hakkına sahip olacagız ;)...
bu sebeple benim söylediğim umut'ta belgeli ;)
yasinarslanpay
05-16-2008, 21:50
Ben girelim derim gerçekten şart . Kim ne derse desin Türkiye'nin olmassa olması AB'dir AB medeniyetler buluşması AB elli yılın hikayesi AB geç kalmış nikah gibidir. Ve elbet ama elbet bir gün gerçekleşecektir. Karşı çıkmak isteyen yozlar yobazlar çıkmıştır. Çıkacaktır. Fakat koşumuz yalnız girene kadar değil girdiketen sonrada devam edecektir. UNUTMAYIN DURMAK YOK YOLA DEVAM.
murat kurt
05-16-2008, 23:40
daha uyum yasa tasarılarında türkiyeden bir çok taviz talep eden ab ülkeleleri tam üyelikte kim bilir neleri daha sömürmeye teşebbüs edeceklerdir...
Hülasa bu gözle görülür bir gerçektir...
müzakare süreci ve beyanda bulundukları bazı yasaları okuyormda hayrettte kalmamak imkansız hemen bir tanesini söylüyeym
(türkiye ab ye girmekle dış ülkelerle yapacağı anlaşma yetkilerini ab ülkelerine teslim edecektr) bu fazlasıyla dehşetlik verici bir durumdur ekomik sosyal alanda bir çok değişikler olacakmışta öylede şöylede böylede babane efendim benim ülkemin dış yetkileri başka bir birliğe emanet ettikten sonra diğer getiriler ne denli değer kazanabilirki??
Bu esaretten başka bir şey değildir...
Bir an önce üzerinizdeki "paronayak eyvah bize herkes düşman"hastalığınızı iyileştirmek için çalışın bence.
Türkiyede bozulan zaten bozulur,Ab ye ihtiyaç yok!Ama bizim karnımızın doyması,daha iyi yaşam standartı için Ab şart.
tavsiyeniz için teşekkrler fakat sizn hastalığınız şu an benden daha vahim çünkü müzakere sürecinde dahai bir çok taviz isteyen bir birliğe her türlü maddi ve mavevi zenginlikler içersnde yaşayan bir ülkenin insanı olaraktan ekonomik ekmek kapısı olarak bakmanız vede olmassa olmazımız olarak görmeniz dehşet verici bir durum bence...
türkiyenin sosyal statüsü ve yaşam şartlarını arttırması için hiç bir birliğe girmesini ihtiyacı yok evet böyle bir eksiklik vardır yalnız bu ihtiyaçları ülkenin bireyleri ve zihniyetninin eleele vermesiyle hallolunacak bir durum teşkil eder...
senelerdir bu kapıda süründürülmek vede hala alınmamak hiçmi sis perdesini aralandırma hissi vermiyor sizlere ... biraz düşünün lütfen tarih okuyun
Fikirlerinizden akan cehaleti ben hastalıklı bir kafanın ürünü sanmıştım.Yanılmışım.
Sizin fikir cehaletiniz hastalık mazeretiyle kapanmayacak gibi görülüyor.
Siz tamamen bilgi cahiliymişsiniz.Türkiyenin hiçbir birliğe girmesi gerekmediğini söylemiş olmanız beni fazlasıyla güldürdü.
Sizin Necmettin Erbakana yakın görüşte olduğunuzu hatırlıyorum,zihnim beni yanıltmadıysa..
Hiçbir birliğe girmesine gerek yok derken Hocanızın neden D8 birliği için uğraştığını bana izah edermisiniz.
Ha bu arada kapıda sürünmek falan diye basit,kişiliksiz edebiyat yapma çabanıza da oldukça güldüm.Bu yerlerde sürünen edebiyatla siyaset yapmayı da Tuncay Ö. dan mı öğrendiniz merak ettim doğrusu.
Bu arada beni bu kadar güldürdüğünüz için size teşekkür ederim hanımefendi.
Elfida YILDIRIM
05-17-2008, 15:58
daha uyum yasa tasarılarında türkiyeden bir çok taviz talep eden ab ülkeleleri tam üyelikte kim bilir neleri daha sömürmeye teşebbüs edeceklerdir...
Hülasa bu gözle görülür bir gerçektir...
müzakare süreci ve beyanda bulundukları bazı yasaları okuyormda hayrettte kalmamak imkansız hemen bir tanesini söylüyeym
(türkiye ab ye girmekle dış ülkelerle yapacağı anlaşma yetkilerini ab ülkelerine teslim edecektr) bu fazlasıyla dehşetlik verici bir durumdur ekomik sosyal alanda bir çok değişikler olacakmışta öylede şöylede böylede babane efendim benim ülkemin dış yetkileri başka bir birliğe emanet ettikten sonra diğer getiriler ne denli değer kazanabilirki??
Bu esaretten başka bir şey değildir...
Bir an önce üzerinizdeki "paronayak eyvah bize herkes düşman"hastalığınızı iyileştirmek için çalışın bence.
Türkiyede bozulan zaten bozulur,Ab ye ihtiyaç yok!Ama bizim karnımızın doyması,daha iyi yaşam standartı için Ab şart.
tavsiyeniz için teşekkrler fakat sizn hastalığınız şu an benden daha vahim çünkü müzakere sürecinde dahai bir çok taviz isteyen bir birliğe her türlü maddi ve mavevi zenginlikler içersnde yaşayan bir ülkenin insanı olaraktan ekonomik ekmek kapısı olarak bakmanız vede olmassa olmazımız olarak görmeniz dehşet verici bir durum bence...
türkiyenin sosyal statüsü ve yaşam şartlarını arttırması için hiç bir birliğe girmesini ihtiyacı yok evet böyle bir eksiklik vardır yalnız bu ihtiyaçları ülkenin bireyleri ve zihniyetninin eleele vermesiyle hallolunacak bir durum teşkil eder...
senelerdir bu kapıda süründürülmek vede hala alınmamak hiçmi sis perdesini aralandırma hissi vermiyor sizlere ... biraz düşünün lütfen tarih okuyun
Fikirlerinizden akan cehaleti ben hastalıklı bir kafanın ürünü sanmıştım.Yanılmışım.
Sizin fikir cehaletiniz hastalık mazeretiyle kapanmayacak gibi görülüyor.
Siz tamamen bilgi cahiliymişsiniz.Türkiyenin hiçbir birliğe girmesi gerekmediğini söylemiş olmanız beni fazlasıyla güldürdü.
Sizin Necmettin Erbakana yakın görüşte olduğunuzu hatırlıyorum,zihnim beni yanıltmadıysa..
Hiçbir birliğe girmesine gerek yok derken Hocanızın neden D8 birliği için uğraştığını bana izah edermisiniz.
Ha bu arada kapıda sürünmek falan diye basit,kişiliksiz edebiyat yapma çabanıza da oldukça güldüm.Bu yerlerde sürünen edebiyatla siyaset yapmayı da Tuncay Ö. dan mı öğrendiniz merak ettim doğrusu.
Bu arada beni bu kadar güldürdüğünüz için size teşekkür ederim hanımefendi.
sizn ne kadar güldüğünüzü bilemeyeceğim fakat benden çok gülmediğinize eminim beyfendi....
izlenimlerim neticesindeki formdaki bir kaç kişinin genel özelliği karşndaki kişinin tezini çürütmek için bilgi cahili yok bilmem ne hastalığı tarznda hakaret bazında anlaşılabilecek sözler sarfetti bu da beni çok üzdü eğer bir şeyi karşınızdakine anlatmak istiyorsanız daha ikna edici bir uslupla bunu yapabilirsinz emin olun .. fazlada bir şey kaybetmeezsiniz ..
yazınızı okuyunca aklıma bir peygamber efendimizn nefsi münazarardan Allaha sığınırım hadisi 2. ise ünlü bir bilginin şu an tam ismini hatrlayamayacağm ama şu sözü hatırıma geldi (düşüncelerinize katılmayabilirim fakat görüşlerinizi özgürce beyan edebilmeniz için canımı dahi verir sizi dinlerim cümlesi aklıma geldi...
ben sözlerimin tamamiyle arkasındayım yazdığım o yanıtta hiç bir birliğe girmemeli tabirimi dalgınlıkla söylemiş olabilirm ...o noktada düzeltmeliyim elbette ülkesinin huzur ve refahı için bu gerekliyse olmalıdır...
yalnız akp li olmanız szn bu partinin girişimde bulunacağı her şeyi onaylamanız manasına gelmez ki ab de bu istisnalar arasında olmalı diye düşünüyorm..
hiçmi uyum yasa tasarılarını okumuyorsunuz gündemde olanlar doğrultusunda ahkam kesiyorsunuz ben bu konu ile ilgili çok araştrma yapmasam zaten asla konuşmam bir siyasi görüş yanlısı olarak bu birliğe girmek istemiyorm demiyorm ülkenin duyarlı bir vatandaşı olarak bazı hassasiyetlermin neticesinde bunu beyan ediyorum...
birliğin içersindeki ülkelere tanınan bir çok hak, türkiye cumhuriyetnden kısıtlanma göstermektedir bu tamamiyle bir hakszlık göstergesidir..belgelerlede bunu araştırabilirsniz ...olaya sadece ekonomik açıdan rahatlığa kavuşacağz umudu ile bakmak çok bencilce bence...ki kaldıki o noktadada bir çok setler türkiyenin önüne koyulmakta..evet hiç yararı olmazmı elbette olacak.. ama yüzde 20 yarar sağlarken yüzde 80 oranında bir zarar boyutu olduğu müddetçe avrupa türkiye için ateşten çember olmaya devam edicek
bu arada tuncay ö. bana örnek aldığımı göstermenizi ise sadece yorumsuz bırakacağım bu size eminm yeterli bir cvp olur.. karşılığını vermemzsizn yaptığınız örneklendirmeden daha da yanlış olur zannımca...
siyaseti Allaha şükrler olsun elimden geldiğince iyi yaparım.. diğer bir nokta sizn erbakan dediğiniz kişi yi dünya kabullenmiş siz hala bizm olarak görüyorsanız onada eyvallah hiç sorun değil emin olun...
murat kurt
05-17-2008, 16:12
daha uyum yasa tasarılarında türkiyeden bir çok taviz talep eden ab ülkeleleri tam üyelikte kim bilir neleri daha sömürmeye teşebbüs edeceklerdir...
Hülasa bu gözle görülür bir gerçektir...
müzakare süreci ve beyanda bulundukları bazı yasaları okuyormda hayrettte kalmamak imkansız hemen bir tanesini söylüyeym
(türkiye ab ye girmekle dış ülkelerle yapacağı anlaşma yetkilerini ab ülkelerine teslim edecektr) bu fazlasıyla dehşetlik verici bir durumdur ekomik sosyal alanda bir çok değişikler olacakmışta öylede şöylede böylede babane efendim benim ülkemin dış yetkileri başka bir birliğe emanet ettikten sonra diğer getiriler ne denli değer kazanabilirki??
Bu esaretten başka bir şey değildir...
Bir an önce üzerinizdeki "paronayak eyvah bize herkes düşman"hastalığınızı iyileştirmek için çalışın bence.
Türkiyede bozulan zaten bozulur,Ab ye ihtiyaç yok!Ama bizim karnımızın doyması,daha iyi yaşam standartı için Ab şart.
tavsiyeniz için teşekkrler fakat sizn hastalığınız şu an benden daha vahim çünkü müzakere sürecinde dahai bir çok taviz isteyen bir birliğe her türlü maddi ve mavevi zenginlikler içersnde yaşayan bir ülkenin insanı olaraktan ekonomik ekmek kapısı olarak bakmanız vede olmassa olmazımız olarak görmeniz dehşet verici bir durum bence...
türkiyenin sosyal statüsü ve yaşam şartlarını arttırması için hiç bir birliğe girmesini ihtiyacı yok evet böyle bir eksiklik vardır yalnız bu ihtiyaçları ülkenin bireyleri ve zihniyetninin eleele vermesiyle hallolunacak bir durum teşkil eder...
senelerdir bu kapıda süründürülmek vede hala alınmamak hiçmi sis perdesini aralandırma hissi vermiyor sizlere ... biraz düşünün lütfen tarih okuyun
Fikirlerinizden akan cehaleti ben hastalıklı bir kafanın ürünü sanmıştım.Yanılmışım.
Sizin fikir cehaletiniz hastalık mazeretiyle kapanmayacak gibi görülüyor.
Siz tamamen bilgi cahiliymişsiniz.Türkiyenin hiçbir birliğe girmesi gerekmediğini söylemiş olmanız beni fazlasıyla güldürdü.
Sizin Necmettin Erbakana yakın görüşte olduğunuzu hatırlıyorum,zihnim beni yanıltmadıysa..
Hiçbir birliğe girmesine gerek yok derken Hocanızın neden D8 birliği için uğraştığını bana izah edermisiniz.
Ha bu arada kapıda sürünmek falan diye basit,kişiliksiz edebiyat yapma çabanıza da oldukça güldüm.Bu yerlerde sürünen edebiyatla siyaset yapmayı da Tuncay Ö. dan mı öğrendiniz merak ettim doğrusu.
Bu arada beni bu kadar güldürdüğünüz için size teşekkür ederim hanımefendi.
sizn ne kadar güldüğünüzü bilemeyeceğim fakat benden çok gülmediğinize eminim beyfendi....
izlenimlerim neticesindeki formdaki bir kaç kişinin genel özelliği karşndaki kişinin tezini çürütmek için bilgi cahili yok bilmem ne hastalığı tarznda hakaret bazında anlaşılabilecek sözler sarfetti bu da beni çok üzdü eğer bir şeyi karşınızdakine anlatmak istiyorsanız daha ikna edici bir uslupla bunu yapabilirsinz emin olun .. fazlada bir şey kaybetmeezsiniz ..
yazınızı okuyunca aklıma bir peygamber efendimizn nefsi münazarardan Allaha sığınırım hadisi 2. ise ünlü bir bilginin şu an tam ismini hatrlayamayacağm ama şu sözü hatırıma geldi (düşüncelerinize katılmayabilirim fakat görüşlerinizi özgürce beyan edebilmeniz için canımı dahi verir sizi dinlerim cümlesi aklıma geldi...
ben sözlerimin tamamiyle arkasındayım yazdığım o yanıtta hiç bir birliğe girmemeli tabirimi dalgınlıkla söylemiş olabilirm ...o noktada düzeltmeliyim elbette ülkesinin huzur ve refahı için bu gerekliyse olmalıdır...
yalnız akp li olmanız szn bu partinin girişimde bulunacağı her şeyi onaylamanız manasına gelmez ki ab de bu istisnalar arasında olmalı diye düşünüyorm..
hiçmi uyum yasa tasarılarını okumuyorsunuz gündemde olanlar doğrultusunda ahkam kesiyorsunuz ben bu konu ile ilgili çok araştrma yapmasam zaten asla konuşmam bir siyasi görüş yanlısı olarak bu birliğe girmek istemiyorm demiyorm ülkenin duyarlı bir vatandaşı olarak bazı hassasiyetlermin neticesinde bunu beyan ediyorum...
birliğin içersindeki ülkelere tanınan bir çok hak, türkiye cumhuriyetnden kısıtlanma göstermektedir bu tamamiyle bir hakszlık göstergesidir..belgelerlede bunu araştırabilirsniz ...olaya sadece ekonomik açıdan rahatlığa kavuşacağz umudu ile bakmak çok bencilce bence...ki kaldıki o noktadada bir çok setler türkiyenin önüne koyulmakta..evet hiç yararı olmazmı elbette olacak.. ama yüzde 20 yarar sağlarken yüzde 80 oranında bir zarar boyutu olduğu müddetçe avrupa türkiye için ateşten çember olmaya devam edicek
bu arada tuncay ö. bana örnek aldığımı göstermenizi ise sadece yorumsuz bırakacağım bu size eminm yeterli bir cvp olur.. karşılığını vermemzsizn yaptığınız örneklendirmeden daha da yanlış olur zannımca...
siyaseti Allaha şükrler olsun elimden geldiğince iyi yaparım.. diğer bir nokta sizn erbakan dediğiniz kişi yi dünya kabullenmiş siz hala bizm olarak görüyorsanız onada eyvallah hiç sorun değil emin olun...
Cahillere cahiliğini söylemek gerekir.
Hiçbir birliğe girmeyelim diyene ben en azından cahil derim.
Forumdaki bir kaç kişi derken kimlerden söz ediyorsunuz bilmiyorum ama beni okumadığınız belli.
Ben doğru sözü severim,yalana ve iftiraya,bilmeden yorum yapana gıcık olurum ve ona cahilliği nisbetince cevap vermeye çalışırım.
Sizi susturan yok hanımefendi bu forum sizin gibilerin bize küfür etmek için kullandığınız forumlar gibi değildir.
Hepimiz nefsimiz altında eziliyoruz,İnş. siz de biz de kurtuluruz.
Ben Akp li değilim hanımefendi.Yazı yazmayı inş. bir gün öğrenirsiniz
Hiçbir uyum yasa paketini okumadığım kanısına ne güzel de vardınız,tanışıyor muyuz benim hakkımda nasıl hüküm veriyorsunuz.
AB benim için ekonomidir.Ben iktisat öğrencisi olarak ekonomi biliyorum biraz.
T.Özkandan biraz daha uzaklaşmışsınız bu yazaınızda tebrikler.
Türkiyenin baş harfi büyük olsun lütfen.
Siyaseti nerede yaptığınız belli.Ben sizin partinizi sizin kadar bilirim hanımefendi..orada siyasetin adı dedikodudur.
Erbakanı hangi dünya kabullenmiş neden?Açıklasanız da içinizde kalmasa.
Sayın Erdoğanın dünyadaki yerini hatırlatmıyorum bile,daha fazla ezilmenizi istemem
Elfida YILDIRIM
05-17-2008, 16:24
daha uyum yasa tasarılarında türkiyeden bir çok taviz talep eden ab ülkeleleri tam üyelikte kim bilir neleri daha sömürmeye teşebbüs edeceklerdir...
Hülasa bu gözle görülür bir gerçektir...
müzakare süreci ve beyanda bulundukları bazı yasaları okuyormda hayrettte kalmamak imkansız hemen bir tanesini söylüyeym
(türkiye ab ye girmekle dış ülkelerle yapacağı anlaşma yetkilerini ab ülkelerine teslim edecektr) bu fazlasıyla dehşetlik verici bir durumdur ekomik sosyal alanda bir çok değişikler olacakmışta öylede şöylede böylede babane efendim benim ülkemin dış yetkileri başka bir birliğe emanet ettikten sonra diğer getiriler ne denli değer kazanabilirki??
Bu esaretten başka bir şey değildir...
Bir an önce üzerinizdeki "paronayak eyvah bize herkes düşman"hastalığınızı iyileştirmek için çalışın bence.
Türkiyede bozulan zaten bozulur,Ab ye ihtiyaç yok!Ama bizim karnımızın doyması,daha iyi yaşam standartı için Ab şart.
tavsiyeniz için teşekkrler fakat sizn hastalığınız şu an benden daha vahim çünkü müzakere sürecinde dahai bir çok taviz isteyen bir birliğe her türlü maddi ve mavevi zenginlikler içersnde yaşayan bir ülkenin insanı olaraktan ekonomik ekmek kapısı olarak bakmanız vede olmassa olmazımız olarak görmeniz dehşet verici bir durum bence...
türkiyenin sosyal statüsü ve yaşam şartlarını arttırması için hiç bir birliğe girmesini ihtiyacı yok evet böyle bir eksiklik vardır yalnız bu ihtiyaçları ülkenin bireyleri ve zihniyetninin eleele vermesiyle hallolunacak bir durum teşkil eder...
senelerdir bu kapıda süründürülmek vede hala alınmamak hiçmi sis perdesini aralandırma hissi vermiyor sizlere ... biraz düşünün lütfen tarih okuyun
Fikirlerinizden akan cehaleti ben hastalıklı bir kafanın ürünü sanmıştım.Yanılmışım.
Sizin fikir cehaletiniz hastalık mazeretiyle kapanmayacak gibi görülüyor.
Siz tamamen bilgi cahiliymişsiniz.Türkiyenin hiçbir birliğe girmesi gerekmediğini söylemiş olmanız beni fazlasıyla güldürdü.
Sizin Necmettin Erbakana yakın görüşte olduğunuzu hatırlıyorum,zihnim beni yanıltmadıysa..
Hiçbir birliğe girmesine gerek yok derken Hocanızın neden D8 birliği için uğraştığını bana izah edermisiniz.
Ha bu arada kapıda sürünmek falan diye basit,kişiliksiz edebiyat yapma çabanıza da oldukça güldüm.Bu yerlerde sürünen edebiyatla siyaset yapmayı da Tuncay Ö. dan mı öğrendiniz merak ettim doğrusu.
Bu arada beni bu kadar güldürdüğünüz için size teşekkür ederim hanımefendi.
sizn ne kadar güldüğünüzü bilemeyeceğim fakat benden çok gülmediğinize eminim beyfendi....
izlenimlerim neticesindeki formdaki bir kaç kişinin genel özelliği karşndaki kişinin tezini çürütmek için bilgi cahili yok bilmem ne hastalığı tarznda hakaret bazında anlaşılabilecek sözler sarfetti bu da beni çok üzdü eğer bir şeyi karşınızdakine anlatmak istiyorsanız daha ikna edici bir uslupla bunu yapabilirsinz emin olun .. fazlada bir şey kaybetmeezsiniz ..
yazınızı okuyunca aklıma bir peygamber efendimizn nefsi münazarardan Allaha sığınırım hadisi 2. ise ünlü bir bilginin şu an tam ismini hatrlayamayacağm ama şu sözü hatırıma geldi (düşüncelerinize katılmayabilirim fakat görüşlerinizi özgürce beyan edebilmeniz için canımı dahi verir sizi dinlerim cümlesi aklıma geldi...
ben sözlerimin tamamiyle arkasındayım yazdığım o yanıtta hiç bir birliğe girmemeli tabirimi dalgınlıkla söylemiş olabilirm ...o noktada düzeltmeliyim elbette ülkesinin huzur ve refahı için bu gerekliyse olmalıdır...
yalnız akp li olmanız szn bu partinin girişimde bulunacağı her şeyi onaylamanız manasına gelmez ki ab de bu istisnalar arasında olmalı diye düşünüyorm..
hiçmi uyum yasa tasarılarını okumuyorsunuz gündemde olanlar doğrultusunda ahkam kesiyorsunuz ben bu konu ile ilgili çok araştrma yapmasam zaten asla konuşmam bir siyasi görüş yanlısı olarak bu birliğe girmek istemiyorm demiyorm ülkenin duyarlı bir vatandaşı olarak bazı hassasiyetlermin neticesinde bunu beyan ediyorum...
birliğin içersindeki ülkelere tanınan bir çok hak, türkiye cumhuriyetnden kısıtlanma göstermektedir bu tamamiyle bir hakszlık göstergesidir..belgelerlede bunu araştırabilirsniz ...olaya sadece ekonomik açıdan rahatlığa kavuşacağz umudu ile bakmak çok bencilce bence...ki kaldıki o noktadada bir çok setler türkiyenin önüne koyulmakta..evet hiç yararı olmazmı elbette olacak.. ama yüzde 20 yarar sağlarken yüzde 80 oranında bir zarar boyutu olduğu müddetçe avrupa türkiye için ateşten çember olmaya devam edicek
bu arada tuncay ö. bana örnek aldığımı göstermenizi ise sadece yorumsuz bırakacağım bu size eminm yeterli bir cvp olur.. karşılığını vermemzsizn yaptığınız örneklendirmeden daha da yanlış olur zannımca...
siyaseti Allaha şükrler olsun elimden geldiğince iyi yaparım.. diğer bir nokta sizn erbakan dediğiniz kişi yi dünya kabullenmiş siz hala bizm olarak görüyorsanız onada eyvallah hiç sorun değil emin olun...
Cahillere cahiliğini söylemek gerekir.
Hiçbir birliğe girmeyelim diyene ben en azından cahil derim.
Forumdaki bir kaç kişi derken kimlerden söz ediyorsunuz bilmiyorum ama beni okumadığınız belli.
Ben doğru sözü severim,yalana ve iftiraya,bilmeden yorum yapana gıcık olurum ve ona cahilliği nisbetince cevap vermeye çalışırım.
Sizi susturan yok hanımefendi bu forum sizin gibilerin bize küfür etmek için kullandığınız forumlar gibi değildir.
Hepimiz nefsimiz altında eziliyoruz,İnş. siz de biz de kurtuluruz.
Ben Akp li değilim hanımefendi.Yazı yazmayı inş. bir gün öğrenirsiniz
Hiçbir uyum yasa paketini okumadığım kanısına ne güzel de vardınız,tanışıyor muyuz benim hakkımda nasıl hüküm veriyorsunuz.
AB benim için ekonomidir.Ben iktisat öğrencisi olarak ekonomi biliyorum biraz.
T.Özkandan biraz daha uzaklaşmışsınız bu yazaınızda tebrikler.
Türkiyenin baş harfi büyük olsun lütfen.
Siyaseti nerede yaptığınız belli.Ben sizin partinizi sizin kadar bilirim hanımefendi..orada siyasetin adı dedikodudur.
Erbakanı hangi dünya kabullenmiş neden?Açıklasanız da içinizde kalmasa.
Sayın Erdoğanın dünyadaki yerini hatırlatmıyorum bile,daha fazla ezilmenizi istemem
yorum yok
dediğim gibi nefsi münazaralardan allaha sığınırım
bu size vereceğim cvbımn olmasında değilde sayglığımı yitirmemk istememeden ileri gelir buda benim bir prensip anlayışım
yalnız şunuda geçmeden edemeyeceğim siyaset dedikodu diye nitelendirilse idi şu an ne akp nede saadet olurdu gerisini sz anlamışsınızdır
diğer bir nokta beni hiç tanımıyorsunuz diye açıklamalarda bulunuyor sizi ve partinizi sizden daha iyi tanırım diye akabinde açıklamada bulunuyorsunuz bu ifade ise hayrete şayan daha cvp vermeyeceğim
SLM VE DUA İLE...
murat kurt
05-17-2008, 18:03
SeLaM VE DUA İLE...
vBulletin v3.8.4, Copyright ©2000-2025, Jelsoft Enterprises Ltd.