|
![]() |
#1 |
![]() El Kaide kavramını anlayabilmek için Önce deccali yalanlardan sıyrılıp sade ve salt bir kavram ile bakmak lazım gelir ! Usame ne anlatıyor
![]() http://www.youtube.com/watch?v=xXHBmWULVro
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
#2 |
![]() Müslümanlar olarak hepimiz için zihinsel anlamda, kültürel ve siyasal anlamda yoğun bir hesaplaşma zorunlu hale gelmiştir. Zihinlerimizi baskı altında tutan karanlık ve şovenist kavramların geçerliliklerini sorgulamakta da çok geç kaldığımızı hatırlamalıyız. Tek boyutlu bir teknik uygarlığın, tek boyutlu bir ilerleme yaklaşımının, maddi konfor ve maddi rahatlıktan ibaret bir modernlik anlayışının sömürgesi olmaya devam edemeyiz. Dünyanın, hayatın, siyasetin din’den, ahlaktan bağımsızlaşması demek, insanlık için iyi bir gelecek olmadığına işaret eder. Siyasetin din ve ahlaktan arındırılması bugünün dünyasında görülebileceği üzere siyaseti bir yıkım aracına dönüştürür. |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#3 |
![]() Son zamanlarda “Ilımlı İslam Projesi” biraz rafa kalkmış durumda. Daha önce ABD, AKP gibi iktidarları destekleyerek bunlar üzerinden toplumlara "siyasal İslam" yerine "ılımlı İslam", yani siyasi iddiasından vazgeçmiş bir din öneriyordu. Bu önerilen hayat tarzının siyasal kısmını AKP, sosyal kısmını ise Cemaat temsil ediyordu Türkiye’de. Son gelişmelerle birlikte bu proje rafa kalkmış gibi görünüyor, Libya’da, Tunus’da ve özellikle Mısır’da. Ilımlı İslam projesinden ABD vazgeçmiş diyebilir miyiz? Yoksa bir dönem için mi ertelenmiştir?
Ondan asla vazgeçmezler çünkü çıkarlarını korumak için tek kurtuluş yolu odur. Yani İslam’ı tamamen yok edemezsiniz, bu bir vakıadır. O halde onu razı olacağınız boyuta indirgemeniz lazım. Mesela Mustafa Kemal de önce İslam şeriatına savaş açmıştır. Sonra onu yok edemeyeceğini görünce Diyanet üzerinden sistemin razı olacağı bir İslam algısı üretmeyi, İslam'ı ve Müslümanları bu algı üzerinden denetleyip yönlendirmeyi tercih etmiştir. Yani "dine karşı din" politikasını esas almıştır. Aynı şey küresel sistem için de geçerlidir. Önce yeni NATO konsepti içinde düşman ilan ederek bütün olarak İslam'a savaş açmışlardır. Huntington'un medeniyetler arası çatışma tezi öne çıkarılmış, soğuk savaş döneminin düşmanı olan komünizmin yerine İslam konmuştur. Medeniyetler arası çatışma olacak, İslam’la Batı medeniyeti (içinde Rusya ve Çin de olmak üzere, Batı İslam karşıtı seküler kapitalist zihniyet olarak düşünülmeli) çatışacak denmiştir. Sonra böyle topyekûn İslam'ı ve bütün Müslümanları karşıya almanın akıllıca bir strateji olmadığını ve bu şekilde galebe çalınamayacağını görmüşlerdir. Ondan sonra Kissinger’ın ürettiği tez şudur: “İslam kendi içinde çatışacak”. Ondan sonra "Dine karşı din" projesi ABD ve batı hegemonyasının hiç vazgeçemeyeceği bir proje olarak gündemdeki yerini almıştır. Takip ettikleri politikanın özü şudur; "Ilımlıları destekle ve uzlaş, radikalleri düşmanlaştır, terörize et ve yok et". "İslam algısının ve Müslümanların bölünüp kendi içinde çatıştırılması" suretiyle küresel sömürü düzeninin devamı sağlanmak isteniyor. Yani "İslam ile Batı medeniyeti çatışacak" tezini terk ederek, "ılımlılarla" "radikaller" çatışacak demişler ve ılımlı saydıklarının arkasında yer almışlardır. Rand Corporation’ın önemli ve kapsamlı raporları var bu konuda. Sürekli şunu vurgulamışlardır: “ılımlıyı destekle, radikali vur”. Türkiye ve ABD dışişleri bakanlarının eş başkanı olduğu “Küresel Terörizmle Mücadele Forumu“ var, 2012’de kuruldu. Çok yakın bir süre önce 200 milyon dolar bütçe tahsis edilerek harekete geçirilen bir organizasyon bu. Kendilerine göre "radikal" ve "cihatçı" dedikleri İslam anlayışına sahip Müslümanları takip edip onlara bir takım iş vb. imkânlar sağlayarak kazanmaya yönelik, öyle olmayanları da ya İHA’larla vurarak ya da başka bir yöntemle tasfiye etmeye yönelik bir çaba başlattılar. Otuz ülke üye oldu bu foruma ve eşbaşkanları Türkiye ve ABD dışişleri bakanları. Bu çaba, Şeriati’nin güzel tespiti ile “Dine Karşı Din” projesidir. Zaten tarih boyu bu böyle olmuştur. Din ve dinsizliğin kavgası yoktur, dine karşı din vardır. Tevhid diniyle şirk dininin mücadelesi söz konusudur. Evet ifade ettiğim gibi, İslam coğrafyasında "doğrudan doğruya İslam’ın bütününü karşılarına almaları çok büyük bir kesimin de ''radikalleşmesine'' yol açabilir ve tam tersine kendilerine düşman olan kitleyi büyütür" endişesine kapıldıkları için "Uzlaşmacı İslam" algısı ve yandaş "Ilımlı Müslüman" taraftarlar oluşturulup, İslam'ın karşısına kendi içinden bir cephe açılmak istenmektedir. Evet, bir kısmını yandaş haline dönüştürürlerse, ılımlılık adı altında, sizler iyisiniz diyerek yanlarına çekerlerse, diğerlerini alt etmekte onları kullanırlar ve Kissinger’ın tezi işler. Şu anda yapılmak istenen de yapılan da budur. |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#4 |
![]() İstenmeyen Irak ve Şam’daki İslam Devleti değil Allah’ın şeriatıdır. Bunu ikame etmek isteyen IŞİD olsun, Nusret olsun Somali’de Şebab, Yemen’de Ensaru’ş Şeria olsun hiç farketmez. Bugün IŞİD’den mücahid kardeşlerimiz Amerikan uşaklığı yapan silahlı satılık fitnecilerin kuşatması altında. Bu adamlar tüm soğukkanlılıkla mücahid kardeşlerimizi şehid ederken münafık medyadan bir tek kalemin kıpırdağını ve mücahid kardeşlerimize yapılan zulmü ortaya koyduklarını göremiyoruz. Ancak Allah’ın dininin zaferi için onlara ihtiyaç yoktur. Allah emrinde galiptir. Bundan önce devletin mücahidleri zalimce öldürüldüğünde hiç gıkları çıkmayan satılık kalemlerden bugün de bir şey beklemenin elbette bir anlamı yoktur. Ancak değerli halkımız şunu bilmelidir ki Müslümanlar gerçekten büyük bir medya propagandasıyla kandırılmaya, samimi, şeriat isteyen mücahidler şeytan gibi gösterilirken kendilerine zalimce saldıran gruplar mazlum gösterilmeye çalışılmaktadır.
Tüm kardeşlerimizi, hepimize hakkı hak batılı da batıl olarak göstermesi için Allah’a dua etmeye çağırıyorum. |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#5 |
![]() Son yapılan operasyonlar Müslüman Kasabı Ariel Şaron’un ruhunu şâd etmek için midir?
Geberdiğinde taziye mesajı yayınlamayan, leşinin gömülmesinde bulunmayan Türkiye adına bir özür dilemek midir, bir nebzecik de olsa İsrail’i teselli etmek midir? Artık iyice biliyoruz, Hakan Fidan operasyonundan son 17 Aralık ihanetine kadar olanlar Mavi Marmara’nın intikamıydı, “One Minute”ün intikamıydı. Bundan sonra yapılanlar da, Sabra ve Şatilla kamplarında binlerce Müslüman kadın ve çocuk mültecinin katili Ariel Şaron’nu kaybetmenin üzüntüsünden olmalıdır. Evet, bütün bu olup bitenler israil’e bayram ettirmek içindir, israil’i son zamanlarda içine düştüğü zilletten birazcık olsun kurtarmak ve rahatlatmak içindir. Lütfen kimse lafı döndürüp dolaştırmasın ve hiç kimse de Müslümanları aptal ve enayi zannetmesin… Kayseri’de görülmekte olan Furkan Doğan davasında “İsrail yargılanamaz, bana mı danıştınız giderken?” diyen hâkim için, “İsrail’den bir hâkim gelip yargılasa bu kadar küstah olamazdı” demiştik, gerçekten yanılmamışız. Bugün Kayseri’de bundan daha küstahça, daha aptalca bir iş yaptılar; Kayseri’nin en çok sevilen yardımsever ağabeylerine operasyon düzenlediler. İsterseniz bir araştırma yapın, Recep Çamdallı ve Ömer Faruk Aksebzeci’den daha çok sevilen kim vardır Kayseri’de? Fakir olup da çaresiz olup da öksüz ve yetim olup da bu iki kişiyi tanımayan kim var acaba? Biri umrede olduğu için henüz gözaltına alınmadı fakat onun da evine baskın düzenlendi. Türkiye genelindeki bu son operasyonlar söylediğimiz gibi israil’den gelen ekipler tarafından yapılsaydı belki bu kadar aptalca olmazdı, Gülen gurubunun Müslüman camiaya olan kin ve düşmanlığı bu kadar su yüzüne çıkıp sırıtmazdı, kalmışsa eğer, haysiyet ve değerini bu kadar yerle bir edecek şekilde olmazdı. Allah aşkına bu kadar kin ve düşmanlık nedir kendileri dışındaki İslami camiaya? Bu operasyonlarla başta yardım kuruluşları ve onlar üzerinden iktidarı ve Türkiye’yi terörizmi destekleyen ülke olarak dünyaya sunmanın ne anlama geldiğini, bunu ancak en azılı düşmanların yapabileceğini bilmiyorlar mı acaba? Nedir bu kin ve düşmanlık? Biz unutmadık herkul.org’da Fethullah Gülen’in suratını ekşiterek “Hizbulvahşet, Tahşiye” görüntüleri yayınlandıktan hemen sonra Malatya’da, Elazığ’da Müslümanlara düzenlenen baskınları, uydurma CD’lerle şu anda yüz elli yedi yıl ceza alan kardeşlerimizi. Tahşiye adına da Mehmed Doğan Hoca’nın Mustafa Kaplan ve arkadaşlarının aylarca zindanlara atıldıklarını. Şu anda sizin tedarik ettiğiniz uydurma delillerle, emniyet ve yargıdaki çöreklenenlerinizin marifetiyle Hizbuttahrir adına, İBDA-C adına, Hizbullah adına, El Kaide adına zindanlarda ne kadar Müslüman yatıyor biliyor musunuz? Hem sadece İslam adına ve İslami camialara değil, Hoca Efendi ve cemaat aleyhine yazdığı ve konuştuğu için içerde olan ne kadar insan var acaba? Evet, nedir Müslümanlara olan bu kininizin sebebi? Televizyon dizilerinizde dışınızdaki insanlara kustuğunuz kininizin sebebi nedir? Şekavet Tepelerinden dışınızdaki Müslümanların üzerine akıttığınız fitne ve zehirlerin sebebi nedir? Eğer bir gün tam olarak iktidarı ele geçirirseniz ne yapacaksınız acaba? Artık hiç tereddüt etmiyoruz çoğumuzu Guantanmo’ya göndereceğinizden, israil’e teslim edeceğinizden, Amerika’ya teslim edeceğinizden. Peki, Recep Tayyip Erdoğan’ı, Ahmet Davudoğlu’nu, Hakan Fidan’ı nereye göndereceksiniz, merak ediyoruz. Galiba onları da terörü destekleme, El Kaide’yle birlikte olma ve savaş suçlarından Lahey’e göndereceksiniz. Bu arada gücünüz yettiği an Sisi ile birlikte Hamas’ı çökertmeye çalışacağınızdan da hiç şüphemiz yok. Hani şu hiç hazzetmediğiniz, israilli masum çocukları füzelerle öldüren(!) Hamas’ı. Yanılıyor muyuz, yanlış mı düşünüyoruz hakkınızda, yapmaz mısınız öyle bir şey? Şu nefret listenizin tamamını bir yayınlasanız da görsek, hani birinci sırasında Üsame bin Ladin’in olduğu nefret listenizi. Artık öyle olunca şefaat listenizin tamamını da görmek isteriz, birinci sırada Ecevit’in olduğu şefaat listenizi. |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#6 |
![]() Afganistan'dan Fas'a kadar bu coğrafyada en büyük aidiyeti kendi aşiretidir. Türk Dış Politikasının en büyük hatası aşiret bağlarını önemsememesidir. Stratejik Derinlikte Şammar ve Duleym ile ilgili hiç bir şey yoktur. Şammar Haseke'den Riyad'a kadar her yerdedir, Duleym Irak'ın her şehrindedir. Şammar 5 milyon, Duleym 3 milyonluk mini devlettirler. Eğer Davudoğlu Suriye'de Öso-Suk yerine Şammar ve Şeytat ile masaya otursa idi Allahualem Suriye'nin Doğusunda Işid değil Türkiye olurdu...! Eğer Davudoğlu Barzani'ye değilde Duri'ye, Duleym'e, Tamim'e destek verseydi Musul ve Kerkük'te Türk Bayrağı Dalgalanırdı...!
Sözde Davudoğlu coğrafyayı çok iyi bilir ama Osmanlı'nın Kürdistan'da, Mezepotamya'da, Levant'ta bu aşiretlerle burada tutunduğunu bilmez...! Nusra liderleri Culani ve Ebu Mariya başlarda Şeytat aşireti ile iyi geçinmeselerdi Irak'tan Suriye'ye adımlarını bile atamazlardı...! @anlamazdınki Halil İbrahim |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#7 |
![]() Eğrilen kardeşleri düzeltecek kılıç biz olmaz isek ezilip gitmekten kurtulamayız… “Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşimize yardım etmemiz” gerekmiyor muydu? “Zalime yardımın da onu zulümden vazgeçirmek” olduğunu bilmiyor muyuz?
Evet, bizim birbirimize müdahale etme hakkımız vardır… Kardeşlerimizi, yaşadıkları şerle, münkerle baş başa bırakamayız, merhamet müdahale etmeyi gerektiriyor… Kimse bu “Benim özelimdir”, “özgürlük alanımdır” diyerek kendini bunun dışında tutamaz… Bugün herkes kendince bir “dokunulmazlık” zırhına bürünmüş durumda… Hoşgörü gündemlerinin gürültüsü içinde sorumluluklar güme gidiyor… Din kişinin özeline indirgensin isteniyor. Allah’ın hoş görmediğine nasıl hoşgörü ile bakabiliriz? Bu durumda münkerin önü açılıyor ve insanlar savunmasız… İşte “emri bil ma’ruf, nehyi anil münker” toplumun kendi içerisinde bir otokontrol sistemi olarak fonksiyon icra edecektir… İmani, insani ve vicdani bir yükümlülük olarak rol üstlenecektir… Bu sayede toplum kendi içindeki günahkârları dışlamadan rehabilite etme yöntemini uygulamaya başlamış olacaktır… Toplumsal yozlaşmaya karşı en etkili çözüm ve güvenilir sigorta bu önlemdir… Bu bakımdan “toplumsal barış” adına toplumun yanlışlarını onaylamak zorunda değiliz... “Çoğulculuk” adına, doğrularımızı gündemden düşürmek yoluna gidemeyiz... “İnsan hakları” söylemi sadece hak ihlallerini değil, insanların maruz kaldığı ifsadı da göre bilmelidir… Toplumsal çürümenin temelinde, topyekûn Müslümanların bu farzı terk etmelerinin olduğunu söyleyebiliriz. Münkerin her türlüsü toplumu tehdit ediyor… Görsel, işitsel, sanal, yasal, legal, sosyal, siyasal ve kültürel tüm münkerler, tüm kirler toplumsal varoluşu tüketiyor… Bugün yangın bacayı değil, paçayı sarmış durumda… Bu yangını söndürmek hususunda herkesin elinden geleni yapması lazım… Karınca duyarlılığı ile ateş-i Nemrud’a doğru harekete geçmek esastır... Münkerin medyatik gücü, ekonomik gücü, iktidar gücü, fiziki gücü gözümüzü yıldırmaması lazım… Hangi korkular bizi elsiz, dilsiz ve tepkisiz kıldıysa önce korkularımızı ve kaygılarımızı atmamız gerekiyor... Tedbirciliğimiz bizi silikleştiriyorsa, tevekkülümüz tezellüle sürüklüyorsa, takiyyelerimiz bizi tanınmaz hale getiriyorsa gerçekten biz kimiz? İslam’ın şiarı, Müslüman’ın şuuru nasıl bir duruş öneriyor? Kötülerin kötülükte gösterdikleri cesareti biz doğrularımızı ve değerlerimizi hayata geçirmede gösteremeyeceksek İslami kimliğimize sirayet eden zilleti nasıl atabiliriz? Münkere itiraz etme yükümlülüğümüz var… Şerre karşı çıkma mecburiyetimiz bulunuyor… Sükûtun altın olduğu günler geride kaldı… Tam aksine suskun kalmanın bir ucunun şeytanlaşmaya kadar uzandığını biliyoruz… Evet, “sukut orucu” nu bozmamız gerekiyor… “Zor zamanda konuşmak” zorundayız… Münkere duyarsız duran, o suçun ortağıdır… Şayet münkere “hayır” diyemeyeceksek biz de hayır kalır mı? Hala İslam’ın doğrularını, değerlerini gündemleştirmede gecikiyorsak bir bildiğimiz olmalı? Evet, biz işini bilen insanlarız(!) Kendimizi riske atmaya değmez… Hele hele fincancı katırlarını ürkütmeye hiç gelmez… Çünkü çok akıllandık(!)… Çok tecrübe(!) kazandık… Çok uyanık(!) olmak gerekiyor… Bu durumda yapılacak bir iş de yok demektir… Evli evine, köylü köyüne… “Zaten iman etmişiz; Allah belasını verecektir… Onların hakkından gelecektir… O halde bize ne oluyor ki?” Ama unuttuğumuz bir şey var; Allah bizim elimizle kirlilikleri ve kötülükleri gidermek istiyor… Şimdi elimizi bu işten çekebilir miyiz? Asla! Çünkü bu çağın öncelikli farzı, iyiliği emretmek kötülüğü engellemektir… Bugün buna “farzlar ötesi farz” diyen alimlerimiz var… Kişinin kendisinin “iyi bir Müslüman” olması yeterli değil. İyinin aktif ve yetkin olması şarttır… Cahiliye Mekke’sinde de pasif iyiler vardı, ancak hayata bir etkileri ve müdahaleleri yoktu… Bugün de kimilerine göre “iyi insan” profili; uysal, uyumlu, sorgulamayan, eleştirmeyen, tepki vermeyen, itiraz etmeyen, “evet, efendim”ci prototiplerdir… “İslam’ın insanı”nın farkı burada kendini gösteriyor… Hayata yönelik iddia ve itirazlarının bedeli neyse göğüsleyerek yaşamdaki çarpıklıkların ve yanlışlıkların izalesine yoğunlaşır… Tabi ki, bu görevi yaparken kırıp-dökmez, ezip-geçmez, sövüp-saymaz… İtici, kırıcı, kavgacı olması da gerekmiyor... Hikmetle hakikatin savunucusu, hidayetin sunucusu olur… Bu ibadeti eda ederken ne kimseye zorbalık, ne de yobazlık var… Bedevice değil medenice… Kabaca değil kibarca… Ramazan Kayan |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#8 |
![]() Mehmet Ali BİRAND-HÜRRİYET
Bırakalım bu ucuz populizmi... Toplumu, gereksiz şekilde kışkırtmanın, ümitsizliğe sokmanın hiç anlamı yok. Terör ile daha uzun süre birlikte yaşayacağız. Kolay kolay da bitmeyecek. Toplumu sabırsızlığa sevketmek yerine, aksine sabır tavsiye edecek, durumu anlayışla karşılayacak başlıklar atmamız gerekiyor. PKK, bu ülkeyi yeterince yakıyor. Yangına bari bizler de körükle girmeyelim. Toplumun psikolojisine dikkat edelim. siyaset yapmak, iktidarı yıpratmak için, terör kartını kullanmayalım. MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE-ZAMAN MHP lideri Devlet Bahçeli'nin vatanseverliğini kimse tartışamaz. Ama terör hakkında söylediklerinin neye hizmet ettiğini bizzat kendisi ölçüp biçmeli. Bahçeli diyor ki: "AKP döneminde kanlı terör cesaret ve cüret kazanmış, etnik bölücülüğün önü açılmış ve ayrılıkçı ve bölücü emellerinin hayata geçirileceği ümitleri yeşertilmiştir". Yani? Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti teröre katkı sağlamıştır. Doğru mu? Doğru olabilir mi? Bu sözlerin terör üzerinden İktidar Partisi'ni köşeye sıkıştırmak dışında bir anlamı var mı? Şemdinli'de saldıranlar planlamayı yaparken MHP liderinin yapacağı yorum hakkında hangi öngörüde bulunmuşlardır? Terör gerekçesi ile erken seçim isteyen kime hizmet etmiş olur? Terör bize yol göstermemeli. Ne yapacağımızı öğretmemeli. Terörü durduracak olan, şehit cenazelerindeki tevekküldür. Kürt'üyle, Türk'üyle birlikte yaşamaya azmetmiş bir millettir. Unutmayalım: Sabır olmazı oldurur. ESER KARAKAŞ -STAR Milliyet gazetesinin 20 Haziran Pazar günkü sayısının birinci sahifesi ilginç başlıklarla dolu idi. O sayısında Milliyet gazetesi manşet olarak “Göğüs göğse çarpıştılar” ifadesini tercih etmiş. Hemen altında da şöyle yazıyor: “Mehmetçik mevzilere sızan teröristleri göğüs göğse çatışarak püskürttü”. Mehmetçik birileriyle göğüs göğüse çatışıyorsa ve ancak püskürtüyorsa bu sürecin adı artık terör değildir, bunu da en iyi herhalde Milliyet’teki gazetecilerin bilmesi gerekir. Sırf resmi terminolojiye uymak için belirli sözcükleri tercih etmek de gazetelerin işi olamaz. Bu bir. İkinci konu çok daha vahim. Menfur olaydan hemen sonra TBMM Başkanı Sayın Mehmet Ali Şahin bir açıklama yapıyor ve “Bugün verdiğimiz 8 şehidimizle ilgili ben Genelkurmay’dan tatmin edici bir açıklama bekliyorum” diyor. Milliyet gazetesi de TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in bu açıklamasının şaşkınlık yarattığını yazıyor ve “Olmadı M. Ali Bey” gibi bir ifadeyi birinci sahifede kullanıyor. Bendeniz de neyin neden olmadığını anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Ortada bir akıl karışıklığının olduğu muhakkak ve bu akıl karışıklığının tam da göbeğinde TBMM’nin ve TSK’nın tanımlarının netleşmemesi yatıyor. İSKENDER PALA-ZAMAN gece veya gündüz, yalnız kalacağınız bir köşeye çekilin ve ellerinizi şakaklarınıza, dirseklerinizi dizlerinize dayayıp şöyle sorun kendinize: "- Ben nasıl bir insanım?!.." Hayır, hayır, bunu kendinizden nefret veya şahsınıza hayranlık için değil, bütün samimiyetinizle ve kendinizi anlama ihtiyacı ile yapın. Peşin fikirlerden, yersiz methiyelerden, ucuz mazeretlerden ve cebriyeci bir teslimiyetten uzaklaşarak, sanki kendinizi karşınıza alarak, bir hasta muayene eder gibi yapın. Kendinize sorun: "- Ben nasıl bir insanım!.." Ancak bu sorunun ardından kendinizi keşfetmeye başlayabilirsiniz?!.. Sahi siz nasıl bir insansınız? |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#9 |
![]() Özgürlük dediğiniz, sorumluluğun bahçesinde yeşerir. Sorumlu hissetmediğin, geleceğini dert etmediğin birini, zorlandığın ilk virajda sırtından atmak demokratlıkla bağdaşmaz.
Bejan Matur |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#10 |
![]() Siyasal diktatörlerden kurtulan toplumlarımızda, yerel diktatörlerin yerine emperyal sermayenin diktatörlüğü geçiyor. Yerel diktatörlerin zulümlerini ısrarla konuşurken, küresel diktatörlüklerin kitlesel katliamlarını tartışmayı unutuyoruz. Yerel diktatörlerden nefret ediyoruz, ancak, yerel diktatörlerden kurtulmak için, emperyal diktatörlerin, eli kanlı diktatörlerin yardımlarına ihtiyaç duyuyoruz. Tarihin kendisi olan tanıklıklar gerçekleştiremiyoruz. Duygusal muhalefet ya da duygusal muvafakatin sınırlarını aşamıyoruz. Ortalık gözü yaşlı romantik duygusallıklardan geçilmiyor.
|
|
![]() |
![]() |
![]() |
Etiketler... Lütfen konu içeriği ile ilgili kelimeler ekliyelim |
bugün, bölüm, bölümler, etkileyen, hayat, hayatınızı, okuduklarınızda |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
Seçenekler | |
Stil | |
|
|