Bir insan veya gazete; hem “mağdur” hem “sanık” ve hem de “müdahil” nasıl olabilir?..
Sonra düşündüm ki;
Sözkonusu olan İlhan Selçuk veya Cumhuriyet ise, gerisi “teferruat”tır!..
Çünkü efendim, Cumhuriyet dedin mi, insanın aklına ilk gelen özellik, “fırıldaklık” veya “dansözlük”tür!..
Bugün, “mağduru” oldukları “Ergenekon Terör Örgütü”ne, aynı zamanda nasıl “sempati” besliyorlar ve nasıl onu savunmaya kalkıyorlarsa, “geçmişte yaptıkları” da aynen buydu...
Meselâ Nazım Hikmet olayı...
Bugün “sıkı bir Nazımcı” kesilen Cumhuriyet, dün “tükürün kızıl şaire” diyerek kampanyalar yürütüyordu...
...
İlhan Selçuk ve şürekâsı; “kendi özgün iradeleri” ile değil de, “birilerinin diktesi” ile mi hareket ediyorlar?..
Onlar, “görev”lerini mi yapıyorlar?..
Bu işler “iş” midir, “sipariş” mi?
Bir insan, eğer “görevli” değilse, bu kadar “fikir”, bu kadar “görüş” ve bu kadar “taraf” değiştirmez!..
Dün “Kızıl Şair” dediğin, “katil” ilân ettiğin ve hakkında “yüzüne tükürün” diye kampanyalar yürüttüğün Nazım Hikmet’i, bugün yere-göğe sığdıramıyorsan, sorarlar adama;
“Sen kimsin?.. Kimin yanındasın?.. Kimden emir ve talimat alıyorsun?”
Ergenekon Terör Örgütü ile ilgili gelişmelerden sonra, bu soruyu daha sık sorar oldum!..
“İlhan Selçuk görevli mi acaba?”
Görevli ise, nerede görevli?..
helal hasan karakaya....
bu adama hakkımı helal etmiyorum etmeyeceğim ahirette yakasına yapışacağım...
habervaktime helal olsun nefislerine yenilmeyip öldü yazmışlar geberdi de yazabilirlerdi...