|
|
|
|
#1 |
|
Rabbim kafirler, müşrikler, münafıklar topluluğuna karşı bizlere yardım eylesin. Nusretini üzerimizden eksik eylemesin. Bizler şehitliğin ne olduğunu biliriz. Rabbim bizlere de şehadet nasip eylesin. Şu an mücadele veren, harp içinde olan ordumuza Rabbim yardım eylesin, güvenlik güçlerimize muvaffakiyetler nasip eylesin, muzafferiyetler ihsan eylesin. Bu hakkın batıla karşı büyük bir micadelesidir.*
Ebrehe'nin ordusunu yerle bir eden yüce Mevla'mız Esma'ül hüsna'sı kuvvetine ebabillerin ağzından düşen çamur taneleri gibi ordumuzun silahından çıkan her bir kurşunu isabetli olarak yerine nasip eylesin. Rabbim güvenlik güçlerimize, kahraman Mehmetçik'imize muzafferiyetler nasip eylesin. Düşmanlarımızı mağlup eylesin. Onları Kahhar ism-i şerifi hürmetine kahreylesin, perişan eylesin. Devletimizin, milletimizin üzerinde en küçük dahi bir parçasında gözü olanların gözünü kör eylesin, kalbini mühürlesin. Onlara fırsat vermesin. Şu an Suriye'de ordumuza karşı kurulmuş olan her türlü tuzağı düşmanların kendi başlarına makuz eylesin. Birliğimizi, dirliğimizi Rabbim daim eylesin
|
|
|
|
|
|
|
| Sayfayı E-Mail olarak gönder |
|
|
#2 |
|
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
MEVLANA VE MENKIBELER *Mevlananın Hanımı anlatır: “Birgün Mevlânâ kayboldu. bulamadık. Uyandığımda Mevlânâ’yı namazda gördüm. Mübârek ayakları tozlu idi. ayakkabılarında kırmızı kumlar gördüm. Mekke’de bir velî dostum vardır. onunla sohbet ettim. O kum, Hicaz’ın kumudur” buyurdu. kısa zamanda nasıl gittiği aklıma geldi. O da şöyle buyurdu “Allahü teâlânın velî kulları gönül gibi, bir anda her yeri dolaşabilir.” *Oğlu Sultan Veled anlatır: “Birgün babamla halvethânedeyken, yeşil cübbeli üç kişi selâm verdiler Bunlar çok nâzik ve nurlu kimselerdi babama; bunlar kimdi” dedim. Buyurdu ki: “Bunlar ricâl-i gayb denilen evliyâların kırklar zümresindendirler. birisi vefât etmiş, bizim sakayı istediler, o günden sonra sakayı göremedim. Babamın vefâtında saka başsağlığına geldi ve yine kayboldu.”*Mevlânâ’yı sevenler vasıyyetlerinde Mevlânâ hazretlerinin kabirde, Kur’ân okumasını istirhâm etti. Mevlânâ kabirlerde Kur’ân okudu. Vefât edenlerden çocuklarının biri, rü’yâsında babasını görünce; “Babacığım Bu dereceye nasıl vâsıl oldunuz?” diye sordu. Babası Beni kabre koyunca Münker ve Nekir melekleri suâl sordular ve oraya çok güzel bir melek geldi. Onlara; “Allahü teâlâ bu zâtı Mevlânâ’ya bağışladı. Onu bırakınız! dedi. O günden beri hamdolsun hâlim iyidir *Mevlânâ’nın talebelerinden Muhammed anlatır: “Konya’nın soğuk kış günlerinde, herkes evinden çıkmaz iken, hocam Mevlânâ medresede sabaha kadar namaz kılardı. elleri ve ayaklar soğuktan çatlar ve kanardı. talebeleri üzülür hocalarına ağlarlardı. *Mevlânâ’nın mübârek hanımı anlattı: “Mevlânâ hazretleri, namaza durdu. Sükûnet ve tevâzuyla Kur’ân-ı kerîm okuyor, gözlerinden yaşlar akıtıyordu. hayretle ona bakıyorduk. Namazdan sonra tesbihini çekip, cenâb-ı Hakka yalvarıp yakararak duâsını yaptı. bu hâli bana çok te’sîr etti, ağlamaya başladım. *Mevlananın hanımı“Ey efendi! Dünyâda ve âhırette günahkârların ümîdi sensin. ibâdetde korkar, ağlar, yalvarırsan, biz tenbel hâlimizle kıyâmetde ne yaparız?” diye sordum. buyurdu ki: “Allahü teâlânın verdiği ni’metlerin,ve ihsânların yanında benim yaptığım ibâdet ve yalvarışlar kusur ve eksiklikten başka birşey değildir. *Bütün korku ve yakarışlarımla; “Ey Kerîm olan Allahım! Benim gibi bir âcizin, bir çaresizin kuvveti ve takati ancak bu kadardır, ma’zûr buyur yâ Rabbî” demek istiyorum.sana lâyık ibâdeti kim yapabilir?”*Mevlânâ hazretleri, müslim veya gayr-i müslim herkese yaptığı iyilik ile meşhûrdu. Konstantiniyye’de meşhûr bir hıristiyan papaz, Mevlânâ’yı görmek için Konya’ya geldi. Papaz Mevlânâ’ya hürmet gösterdi. Mevlânâ da tevâzu gösterdi. iltifâtta bulundu. Papaz ve hıristiyanlar, Mevlânâ’nın iltifâtı tevâzusu ve olgunluğuna dayanamayıp, Kelime-i şehâdet getirip müslüman oldu*Mevlânâ, oğlu Sultan Veled’e buyurdu ki: “Oğlum! Cennette olmak istersen, herkes ile dost geçin, kin tutma, tevâzu göster. alçak gönüllü olmak asıl sultanlıktır.” *Mevlânâ, ezân-ı şerîf ayakta veya dizi üstünde huşû’ ile dinlerdi. ezân-ı şerîf duâsını okuyup, salevât-ı şerîfe söylerdi. namazda talebelerine, namazı vaktinde kılmalarını tavsiye ederdi. Buyururdu ki: Belhde bir kimse ezan zamanı işini bırakır, iki dizi üstüne oturur salevât-ı şerîfe getirir, ezan duâsını okurdu.vefât etti. Cenâzesinde ezân-ı şerîf okununca . Cenâze doğruldu, ezan bitinceye dek diz üstü oturdu Sonra tekrar yattı. *Cenâzeyi kabre koyduklarında, suâl melekleri geldiler. Bu sırada Allahü teâlâdan bir hitâb geldi ki: O kulum. İsmim anıldığı zaman. İsmimi azîz tutarak hürmetle beklerdi. Siz de onu ziyâret edip azîz tutun.”*Selçuklu Sultânı Rükneddîn, Mevlânâ’ya beş kese altın gönderdi Mevlânâ’ya altınları arz edilince; “Beni seviyorsanız, altınları çamurun içine atın” buyurdu. *Talebeleri mevlananın emriyle altınları çamurun içine atdılar dünya malına tamah edenlet çamurun içine girdiler üstleri, başları, yüzleri çamurdu ve pislikti kirden görünmez bir hâle geldiler. *Mevlânâ, insanların vaziyetlerini göstererek altınlar, dünyâ ehlinin üstünü başını batırır âhıret ehlinin kalbini karartır, kirletir. günahlara sevkedip, ibâdetden alıkoyar. Dünyâ için çalışın ancak Dünyâ malını kalbinize koymayın *Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyâya, yarın ölecekmiş gibi âhırete çalışın Burada dikkat edilecek nokta; hırs yapmadan kanâat edin.âhıret saadeti için çalışıp kazanın niyetinizi düzeltin. İslâmiyet, insanlara faydalı olmayı emreder. *En büyük saadet, en büyük sermâye, helâlinden kazanıp, hayır ve hasenatı âhırete göndermektir. asıl sermâye, mal, mülk, para sahibi olmak değil, ilim, amel, ihlâs ve güzel ahlâk sahibi olmaktır” buyurdu. |
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
MEVLANA VE MENKIBELER *Mu’înüddîn Pervane, Konya’nın hatırı sayılır zâtlarını yemeğe da’vet etti. Hocası Mevlânâ hazretleri de mecliteydi. Yemekten sonra, sohbete Herkesin önüne, bir tabak içinde bir mum konuldu. Mevlânâ’ya altınla süslenmiş bir mum koydular. Mevlânâ; “Önüme mumun yerine küçük bir mum getirin” dedi.Mevlânâ; “Bu küçük mum, sizin iri mumlarınızdan iyidir onların canıdır, diyerek Küçük mumdan sonra herkesin mumları sönüverdi. Mevlânâ; “Meraklanmayın, tekrar yakarız” diyerek elini salladı ve mumların hepsi yandı*Emîr Ahmed anlatır: “Mevlânâ’nın ismine vasıflarına âşık olmuştum. Hergeçen gün ona olan kavuşma arzum artıyordu Bir gece iki rek’at namaz kılıp, Allahü teâlâya çok duâ ve niyazlarda bulundum.En’âm sûre-i şerîfini okuyarak uyudum. Rü’yâmda Mevlânâ hazretlerini gördüm. *Simâsıyla aynen oydu. Rüyamda mevlana Bizim eve gelmişti. koşarak huzûruna yaklaştım hürmetle ellerinden öptüm. Beni kucakladı ve alnımdan öptü. Eline aldığı makas ile alnımdan saçımı keserek; “Bu, Mesnevî âlimi olacaksın ” buyurdu. Uyandığımda, saçlarım ve makas yastık üzerindeydi rü’yânın te’sîri altında idim. Annem ve babamın izini ile Konyada Mevlânânın talebesi olmakla şereflendim.Kısa zamanda Mesnevî hakkındaki her soruyu cevaplandırdım *Bedreddîn Tirmizî simya ile uğraşırdı, Mevlânânın ziyâretine geldi. oğlu Sultan Veled’e Altın vereceğini va’d eyledi. Mevlânâ cevap vermedi. Birkaç gün sonra Bedreddîn’in laboratuvarına gitti. Mevlânâ, demirden ve diğer madenlerden yapılmış eşyaları Bedreddîn’e vermeğe başladı. Bedreddîn, her eeşyanın en yüksek som altından yapılmış olduğunu hayretle gördü. *Mevlânâ, talebesi Bedreddîne simya ile uğraşmayı bırak. Çünkü âhırete gidince, simya dünyâda kalacaktır. öyle bir simya ile uğraş ki, seninle âhırete gitsin. İşte o dîn ilmidir. Bu, kalbden mâsivâyı çıkarıp. Allahü teâlânın beğendiğini kalbe doldurmakla olur” buyurdu.*Hafız Muhammed anlatır: “Hacca gidip vazîfemizi yaptık Hacı arkadaşlarımızı zaman zaman Mevlânâ’ya götürüyor, sohbetlerine teşvik ediyorduk Birgün mevlana şöyle bir cevap verdi: “Hacda bir konakda uyumuştum. kâfilem beni unutmuştu yol bilmiyordum. Cenâb-ı Hakka yalvararak göz yaşlarıyla istikâmete yürüdüm büyük bir sahrada heybetli kimseler helva pişirmekteydiler kime pişiriyorsun? diye de sordum. Bana; “Bu helvayı Sultân-ül-Ulemâ’nın oğlu Mevlânâ için pişiriyorum. Hergün buradan geçer Birazdan gelir. Sabredersen görürsün” dediler *Kaybolmuş ve kafilemden ayrılmıştım Mevlânâ geldi. İkram edilen helvadan yedi, kerem sahibi Mevlânâ hazretleri bana tebessüm ederek; “Hiç merak etmeyiniz, yalnız gözünüzü yumup biraz sonra açınız” buyurdular. gözlerimi Açtığımda kâfilenin yanındaydım, işte Mevlânâ hazretlerini sevmemin arkadaşlarıma tavsiye etmemin sebebi *Mevlânâ’yı sevenlerden biri ticârete İstanbul’a gitmek için Mevlânâ’dan izin istedi. Mevlânâ hazretleri izin verdim İstanbul’da şu adreste bir kilise ve içinde şu vasıflarda bir zat bulacaksın. selâm söyle” buyurdu. Tüccâr; emredileni yaptı O Mevlânâyı gördü.ve bayıldı. Kendisine geldiğinde, kilisede sâdece selâm getirdiği zat vardı. *Ayrılmak için izin istedi o zât da; “Mevlânâ’ya selâm söyledi Tüccâr oradan ayrılıp, Konya’da Mevlânâ’nın huzûruna gitti, uzaktan selamını getirdiği zat Mevlânâ’nın önünde diz üstü oturuyordu tüccar bayıldı Ayıldığında, Mevlânâ; “Ey tüccâr! gördüklerini, kimseye söyleme” buyurdu. tüccâr, tüm malını İslâma harcadı ve Mevlânâ’nın talebesi olmakla şereflendi. Dünyâ ve âhıret saadetine kavuştu |
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
MEVLANA VE MENKIBELER *Eflâtun kilisesinde bir kimse Üzerine rahip elbisesi giyer, kilisede İslâmiyetin üstünlüğünü anlatır, insanların müslüman olmasına vesile olurdu Mevlânâ hazretlerinin talebelerin çok saygılı davranırdı. sebebi nedir diye sordular. O da Biz Mevlânâ’nın kerâmetlerini gördük,isterseniz anlatayım. *Birgün kırk papaz, Mevlânâ’ya suâl için giderken, kendisiyle bir fırında karşılaştık. biri; “Kur’ân-ı kerîm Meryem sûresinde yetmişbirinci âyetde İçinizden, hiçbiri istisna edilmemek üzere, müslüman ve kâfir herkesin Cehennemden geçeceği bildiriliyor. Madem herkes Cehenneme girecek, o zaman İslâmiyetin üstünlüğü nerededir dedi. Mevlânâ; Âyet-i kerîmede herkes Cehenneme uğrayacaktır. Mü’minler Cehenneme uğradığında, Cehennemin ateşi te’sîr etmiyecektir. Cehennem; “Ey mü’min, çabuk geç, nûrun ateşimi söndürüyor” diyecektir. *Mevlana şöyle buyurdu ateş, Allahü teâlânın emriyle ateş kâfiri yakacaktır. şimdi size göstereyim” diyerek elbiselerimizi çıkarmamızı istedi. hırkasını çıkarıp, bizim gömleklerimizi sardı. fırına attı. fırının kapağını açıp, elini aleve soktu. hayretler içindeydik Hırkada en ufak bir yanık yoktu, bizim gömleklerimiz yanıp kül oldu *Mevlânâ Ey rahipler biz ateşe böyle uğrarız. Siz de uğrarsınız” deyince, insanlar insaf edip, Kelime-i şehâdeti getirerek müslüman olduk.İslâmiyet için çalıştılar, hıristiyanların doğru yola gelmesi için uğraştılar İşte Mevlânâ ve talebelerine hürmet ve iltifât edilmesinin sebebi budur.” *Mevlânâ’nın Celâleddîn isimli talebesi vardı “Birgün Mevlânâ hazretleri bir at hazırlamasını emretti. O da atların en güçlüsünü eyerlemek için huzûrdan ayrıldı. at huysuzdu eğerlenemiyordu Mevlânâ’nın yanında, at sakinleşti, huysuzluğu kalmadı. Mevlânâ ata binip, kıble istikâmetinde yola çıktı. *Mevlana atın üzerinde ter içindeydi Atı çok zayıflamıştı Cesâret edip sebebini soramadık. Ertesi gün bir at daha emretti. Akşama geldiğinde; “Elhamdülillah! Ey cemâat’ Müjdeler olsun ki, kâfir, Cehennemin dibini boyladı” dedi. *Şam tarafından bir kâfile müslümanlar ile Moğolların savaşını anlattılar. Dediler ki; “Düşman çoktu. Müslümanlar mağlup olmak üzere idi Mevlânâ hazretleri, bir atın üzerinde savaş meydanında göründü. En ön saftaydı; “Allah, Allah” nidalarıyla düşmana hücum edip önüne geleni tek vuruşta ikiye bölüyordu. *Müslümanlar, Mevlânâ’nın akıl almaz yardımıyla morali düzeliyor yapılan hücumlarla düşman püskürtülüyirdu. Mevlânâ hazretleri düşman komutanını öldürdü, kâfirler kaçmaya başladılar.” *haberi işitince, hocam Mevlânâ’nın huzûruna çıktım. Beni görünce Ey gözümün sultânı Müslüman askerlere yardım ederek zafere kavuşturan süvari kimdir?” deyince, mübârek ellerini öptüm. Lütfedip buyurdular ki: “Ağlama ey Celâleddîn! Bize cân-ı gönülden hizmet edenler, dünyâda ve âhırette gam ve kederden kurtulur.” *Kâdı Sirâceddîn talebelerine; “Bugün Mevlânâ’yı soru yağmuruna tutalım. Ve hiç birisine cevap veremesin” dedi. Mevlânâ hazretleri tecessüm etti. Kâdı Sirâceddîne bakıp kayboldu. Kâdı, Mevlânâ geldi” talebeler; görmedik efendim” dediler. Sirâceddîn’in düşüncelere daldı. Mevlânâ tekrar göründü. kadı ve talebelerine selâm verip ayrıldı. kadı ve talebeleri, odaya çıktıklarında, odada yazılar gördüler, , Mevlânâ’ya soracağı soruları ve cevaplarını yazmış idi. *Kâdı Sirâceddîn ve talebeleri,mevlananın karşısında hayretden dona kaldılar. büyük âlim ve evliyânın hakkındaki kötü düşüncelerinden pişman oldular. Hep birlikte Mevlânâ’nın talebesi olmakla şereflendiler. *Salâhaddîn Malatî anlatır: “Gençliğimde İskenderiyye’ye ticârete gitmiştim. Gemimiz girdaba yakalandı, kurtulmamız imkânsızdı. Korku içinde idik.adaklar adadık Tövbeler ettik Helâllaşip. kurtuluş duaları duâları ettik *Konyalı olmam sebebiyle, aklıma Allahü teâlânın evliyâ kulu Mevlânâ hazretleri geldi. Hemen; “Yâ hazret-i Mevlânâ! İmdâdımıza yetişmen için yalvarıyorum” diye seslendim.herkesin gözü önünde, Mevlânâ hazretleri gemimizin yanıbaşındaydı Gemimizi girdaptan kurtardı ve kayboldu. * Mevlânâ’nın huzûruna çıktığımızda bize; “Elhamdülillah. Allahü teâlânın sevdiği kullarından birine tâbi olanlar, dünyâda da âhırette de halâs olur, kurtulurlar” buyurdu. hepimiz Mevlânâ’ya talebe olmakla saadete kavuştuk.” |
|
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|