Siyaset Forum - Siyasetin Kalbi
Osmanlı Tarihi (AK Parti) Osmanlı Devleti ve Osmanlı kültürü.



Cevapla
Seçenekler
 
Alt 06-11-2018, 22:18   #1
Kullanıcı Adı
murataltug1985
Standart
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com

ABDULHAMİT HAN


*Meclis, fetva ile Sultân’ı hal’ karârı aldı.Pâdişâh’a tebliğ için, Âyan ve Meb’ûsan’ı temsîlen bir hey’et Yıldız Sarayı’na gönderildi. Bu Türk târihinin en yüz kızartıcı hâdisesiydi Osmanlıyı temsil etmesi gereken hey’ette Türk yoktu. yahûdî Karasso, arnavut Toptanî, ermeni Aram Efendi ve Pâdişâh’ın uzun seneler yaverliğini yapan Arif Hikmet Paşa idiler. mâbeyn başkâtibi Cevâd Beye “Bir Türk pâdişâhına, İslâm halîfesine hal’ karârı bildirmek için bir yahûdî, bir ermeni, bir arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?!” demekten kendini alamadı.İttihâdçılar, 27 Nisan 1909 da Abdülhamîd Han’ı İstanbul’dan çıkararak, kontrolde tutabilecekleri bir yere nakletmeyi düşünüyorlardı. En emin yer; İttihâd ve Terakkî ile Üçüncü ordunun hâkimiyeti altındaki Selânik idi. *sultan Abdülhamîd kendisine baş kaldıran Selanik Halkının ayağına getirilerek rencide edilecekti. Sultan Abdülhamîd, 38 kişilik maiyyetiyle trene bindirilerek hiçbir şeyini almasına izin verilmedi. Pâdişâh’a yolculuğunda üç kızı ile oğullarının ikisi refakat etti. Selanik’te Alâtini Köşkü tahsis edildi. acıklı yıllar geçirdi. Bu arada özellikle gazete okumasına izin verilmedi.Sarayı yağmalanan Sultan, Selanik’teki ızdırâblı günlerinde İttihâd ve Terakkî cemiyeti tarafından gönderilen telgrafla, bütün mevduâtına el koyabilmek için mâliye nâzırı Câvid Bey’e vekâletname vermeye zorlandı. Vaziyet vahim’di. Abdülhamîd Han şöyle anlatmaktadır: “Bu günler hayâtımın en elim günleriydi. çoluk-çocuğum da tazyik ediliyordu. subaylar, istedikleri parayı orduya vermezsem, köşkün Osmanlı donanması ile topa tutulacağını, hepimizin yok olacağını söylemekten çekinmiyorlardı.

*İstedikleri paranın bir kısmı tahvil, bir kısmı çocuklarımın Ayrupa’da tahsili için Liyon bankasına yatırdığım elli bin lira idi. Memleketimden esirgeyeceğim hiç bir şeyim yoktu. Severek son üç kuruşumu verebilirdim.hayâtımız emniyette değildi. Bizi korumakla vazîfeli olanlar, bizi ölümle, topla tehdîd ediyorlardı. hareket ordusu kumandanı Mahmûd Şevket Paşa; “Öldüğün zaman paran elimize geçecek, bizi zorlama, gönül rızânla ver elimizi kana bulama diyordu. Getir imzâlıyacağım” dedim. “Böylece büyük Osmanlı Sultân’ı servetinden mahrum bırakılarak devlete ve hükûmete el açar duruma geldi. İkinci Meşrûtiyet memleketimiz için büyük felâket ve ziyandı 1911 de Trablusgarb’ı İtalyanlar işgal etti. 1912 de Balkan harbi bozgunu oldu. İki büyük kıta ile ilgimiz kesildi. *Afrika’da bir milyon iki yüz bin; Rumeli’de ise, iki yüz elli bin kilometre kare yerimiz elden gitti. Sultan Abdülhamîd Han, Selanik’te üç yıldan fazla kaldı. Yunanistan’ın Osmanlı Devleti’ne harb îlân etmesiyle, Büyük kabine Gâzi Ahmed Paşa sultan Abdülhamîd Han’ı İstanbul’a nakleddi Sultan Reşâd karârı tasdik etti.1 Kasım 1912 de Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirildi.Sultan Abdülhamîd Beylerbeyi Sarayı’nda beş buçuk yıl yaşadı. otuz üç yıl dâhiyane bir denge ile harp riskine sokmadan ayakta tutmaya çalıştığı devletin oldu-bittiyle felâketine sürüklendiğine şâhid oldu.

*İngilizler ve Fransızlar Çanakkale Boğazı’nı zorluyordu... Boğazın dayanamayacağı ve düşmanın Marmarayı geçeceğinden endişe ile pâdişâh ve hükûmetin Eskişehir’e nakli kararlaştırılmıştı. Durum Abdülhamîd Han’a bildirilince; “Ben Fâtih’in torunuyum. Bizans imparatoru Kostantin’den aşağı kalamam. Dedem İstanbul’u alırken, Kostantin askerinin başında savaşa savaşa ölmüştür. Biraderim nereye giderlerse gitsinler. Fakat o ve hükûmet, İstanbul’dan ayrılırsa bir daha dönemezler. ben Beylerbeyi Sarayı’ndan ayağımı dışarıya atmam!” diye cevâb verdi. hükûmet İstanbul’da kaldı. devletin yıkılması önlendi*Abdülhamîd Han, Harb-i Umûmî’nin sonuna yaklaşıldığı 1918 Şubat ayında hastalandı. Yetmiş yedi yaşında idi. Şiddetli nezleye tutulmuş, yaşlılığından dolayı yatağa düşmüştü. 10 Şubat 1918 günü akşamı vefât etti.Sultan Hamîd’i tahtdan indiren İttihâd ve Terakkî memleketi düşman çizmelerine bırakarak kaçtılar. Onun büyüklüğünü anlıyamadıklarını itiraf edip hayatlarını hüsranla bitirdiler. İlk Enver Paşa, Talat Paşa, Doktor Nazım 30 Ekim 1918’de Mondros mütârekesini imza ettikten bir gün sonra, gece yarısı memleketi terk etti Talat Paşa 1921’de kırk dokuz yaşında Berlin’de, Enver Paşa kırk yaşında 1922’de Türkistan’da, Cemâl Paşa da 1922’de elli yaşında Tiflis’de öldürüldüler.

 

murataltug1985 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 06-11-2018, 22:18   #2
Kullanıcı Adı
murataltug1985
Standart
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com

ABDULHAMİT HAN


*Abdülhamîd Han 30 Temmuz 1908’de, İttihâdçılar idareyi gasb ederken; “Türkiye’yi 10 sene idare edebilirlerse, bir asır idare edebildik diye sevinsinler” diyerek neticeyi işin başında işaret ediyordu. koca devlet İttihâd ve Terakkî zıddına yol aldı ve kısa zamanda dağıldı Sultan Abdülhamîd rekabet üzerine kurulan dış politikayı göz önüne alıp, zaman kazanarak devleti kalkındıracak reform yapmak gayesini güttü. Tanzîmât borçları Pâdişâh’ı bağlıyordu. devlet, maddî bakımdan güç durumda idi. Harpler, hazîneyi bitirmiş ve dış ülkeler milyonlarca borç altına girmişti. Abdülhamîd Han, pâdişâh olunca, devletin borçlarını ödemeyi vâdetmiş ve sarsılan itibârı bu şekilde düzeltme yoluna gitmişti. Alacaklı devletler 1 Eylül 1881’de İstanbul’da toplandı. *Muharrem kararnamesi diye meşhur olan kararnameyle devletin borçlarının Ödeneceği açıklandı.siyâsî dehâ olan Sultan, alacaklı İngiltere ve Fransa’yı razı ederek, borcu indirtti. borç tahsîli için Düyûn-ı umûmiye kuruldu. idareye, tütün, tuz ve ipek gelirleri ile, damga pulu gibi bâzı vergileri toplama yetkisi verildi. Abdülhamîd Han, saltanatında dış borçların büyük kısmını ödedi. Az mikdarda dış borç aldı. Sultan Abdülhamîd Han’ın eğitim ve îmâr hizmeti büyüktür. Bunlar, onun dikkatle tâkib ettiği hususlardı. Sultan, hükümdarlığında çok hizmet yapmıştır. faaliyetlerini düşmanları bile kabul etmiştir. Onun devri, ilmî, edebî, dînî bakımından Osmanlı Devleti’nin en zengin ve verimli zamanlarından biridir.

*Matbaalar artmış; neşriyat gelişmiştir. ilim dalında yeni ve modern eserler basılmış, ansiklopediler neşredilmiş, Türk lügatçiliği bugün bile o devri geçememiştir. Yaptırdığı ilk, orta, lise ve yüksek okulların çok olduğu, mecmualardan anlaşılmaktadır. ilim adamları üstün tutulmuştur. Safvet ve Tunuslu Hayreddîn paşalar sadrâzam olmuşlar; Cevdet Paşa, Gâzi Ahmed Muhtar Paşa, ve daha niceleri dâima devletin en yüksek kademelerinde hizmet görmüşlerdir. İlim, irfan ve hizmet için imkânlar tanınmıştır. edebiyat adı ile yıkıcılığı meslek edinen bâzıları, ilim adına hiyânete sapmış sansür yaygarası koparıp iftirada bulunmuşlardır. *Abdülhamîd Han, memleketin her köşesine okul yaptırarak, eğitim ve öğretime gayret sarfetmiştir. Basra, Bağdâd, Musul, Haleb, Suriye, Beyrut, Kudüs, Hicaz, Yemen, Bingâzi ve pek çok yerde ilk, orta, lise ve yüksek okul yaptırmıştır. Anadolu ve Rumeli’de yaptırdığı mekteplerin mikdârı kabarıktır. bir kısmı günümüzde de öğretime devam etmektedir. açtığı yüksek okullardan bâzıları: Mekteb-i Mülkiye, Yüksek Ticâret Mektebi Mülkiye Lisesi, Fen ve Edebiyat Fakültelerini Bir çok vilâyetde Abdülhamîd Han yaptırmıştır. Askerî Tıbbiye’den çıkan hekimlerin staj gayesiyle, 1898 de Viyana’dan başka bir yerde bulunmayan Gülhâne Askeriye Tatbîkât Mektebi kuruldu.

*1903 de Haydarpaşa Mekteb-i Şâhâne ve Şam Tıbbiyesi açıldı.Kendi parasıyla yaptırdığı Şişli Etfal Hastahânesi, en mühimlerindendir. yüzlerce tabib Avrupa ve dünyâ tıbbında söz sahibi idi Herbiri İstiklâl harbinde hizmet görmüşler, Bütün vilâyetlere batı tarzında okullar açtırdı.mektepleri köylere kadar götürdü. ortaokullarda yabancı lisan öğrenimi mecburî tutuldu. Memleketin kültür seviyesi yükseldi. mekteblerde yetişen kültürlü genç nesil Çanakkale savaşlarında şehîd oldu.
Abdülhamîd Han, şehirlerin, fotoğraflarını çektirip, albüm kolleksiyonu hazırlattı. albümler, İstanbul Üniversitesi Kütüphânesi’nde mevcuttur.
*Abdülhamîd Han’ın askerî hizmetleri takdire şayandır. Balkan harbi ve Birinci dünyâ savaşı Millî mücâdelenin komutanları onun devrinde yetişti Çok mikdarda tüfek,top te’min ettirmiştir. İstanbul ve Çanakkale boğazlarını tahkim ettirdi. askerî te’sisler yaptırdı. Birinci cihân harbinde Çanakkale, Abdülhamîd Han’ın istihkâmlarıyla kendini savundu Ordunun geçimiyle bizzat ilgilendi geçim şartlarına îtinâ gösterdi. İlk defa denizaltı proje ve inşâsı yaptırdı örneğidir. Harp gücünü kaybetmiş eski gemileri Haliç’e çekip, Avrupa’da yapılan kruvazörler, zırhlılar ile donanmayı kuvvetlendirdi. Askerî ıslâhat için Almanya’dan uzman getirtti bu ülkeye Türk subayları gönderdi. Askerî rüşdiyeleri çoğalttı.
murataltug1985 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-11-2018, 22:19   #3
Kullanıcı Adı
murataltug1985
Standart
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com

ABDULHAMİT HAN

*Kâğıthâne’de bir poligon kurdurdu. Subayı öyle şerefli idi ki, bir kahve önünden binbaşı geçerken kahvede oturanlar ayağa kalkardı Öyle bolluk vardı ki, bir binbaşının evinde pişen yemekten bir, mahalle doyardı.Abdülhamîd Han, zirâat, sanâyî ve ticâret odalarını açtırdı. İlk defa nüfûs sayım teşkilatı kurarak insan gücü ve mal varlığı istatistiği yaptırdı Çini fabrikası açtırdı. Terkos suyunu İstanbul’a getirtti. Osmanlı Bankasını Hamîdiye kâğıt fabrikası, fabrikası, Osmanlı sigorta şirketi, Sakız limanı rıhtımı, Haydarpaşa rıhtımı, Galata, Tophâne rıhtımı, Dolmabahçe saat kulesi, Mum fabrikası ve Tuna nehrinde Demirkapı kanalı kendi eseridir. Ereğli kömür ocakları çalıştırıldı. Haydarpaşa İstasyon binasını yaptırdı.
*Beşiktaş tepesindeki Yıldız Sarayı’nı ve önündeki câmiyi yaptırdı. Hamîdiye suyunu halka sundu. Ankara vâlilerinden Abidîn Paşa, Elmadağı’ndan Ankara’ya tatlı su için halkdan para toplamıştı, halîfeden izin istedi. Abdülhamîd vâliye Susuzlara su vermek çok sevâbdır. Dînimizin emirlerindendir Bu vazîfe ve şeref bize bırakılsın. Topladığın paraları geri ver. Bütün masrafı hazînemdendir hemen işe başla. Milletimi iyi suya kavuştur!” dedi. Az zamanda Ankaralılar tatlı suya kavuşturuldu.
Medîne-i münevvereye telgraf hattını, Bingâzi telgraf hattını yaptırıp, Musul ve Kerkükte petrol kuyuları açtırdı.Hicaza hizmetler götürdü. hizmetleri yalnız ümerâya, ulemâya ve makama olmayıp, fakirlerin hepsine ulaşmıştır.

*Mescid-i haramı gözleri kamaştıracak derecede tamir etmiş, Hadîce-tül-Kübrâ’nın türbesini ve Resûlullah kızı hazret-i Fâtımâ’nın doğdukları binaları, en iyi şekilde ihya etmiş, Minâ şehrini su şebekeleri ile doldurmuştur. Seyyid Ahmed Rıfâî ile velîlerin türbelerini tamir etmiş ve âlimlere değer vermiştir. Mekke’de Gayretiyye ve Hamîdiyye piyade kışlalarıyla, topçu kışlası ve hükûmet konağı yaptırmıştır. Osmanlı halîfelerinin Hâdim-ül-harameyn hizmetçisi olduklarını, bütün dünyâya îlân eden eserlere vermiştir. Bursa demiryolunu, Yafa-Kudüs hattını, Ankara demiryolunu, Manastır-Selânik, afyon-Konya, İstanbul-Selânik demiryollarını döşetti. demiryolu uzunluğu Rumeli’nde 1993, Anadolu’da 2507 kilometreye yükseldi. *Demiryoluna ehemmiyet verilmesinin sebebi, hasta adam gözüyle bakılan vatanın müdâfaası ve asker sevkıyatını gidermek içindir. Osmanlı-Rus harbi Balkan isyânları ile harpten alınan derslerden sonra Rumeli’de Selanik-İstanbul, Manastır-Selânik hatları yapılmıştır. bu hatlar önce yapılmış olsaydı, Balkanlardaki ayaklanmaları bastırmak ve Doksanüç harbini önlemek mümkün olabilirdi.Abdülhamîd Han, Anadolu müslümanlarının kendisine bağlanarak bir bayrakda toplanmalarını, ve batı emperyalizmine karşı birleşmelerini istiyordu. Bu gerçekleşirse İngiltere ve Avrupa müslümanları sömüremeyecek, İslâma kötü gözle bakamıyacaklardı. Bunun için de demiryolu ağını Medîne ve Mekke’ye ulaştırmak istiyordu.

*İslâm dünyasındaki ulaşımı kolaylaştıracak, müslümanlar arasındaki bağ kuvvetlenecek, bütün müslümanlarda, halîfenin Abdülhamîd Han olduğunda fikir birliği olacak, Osmanlı liderliğinde birleşeceklerdi.Mekke’ye kadar uzanacak 2000 kilometrelik demiryolu parası, hazînede yoktu. Sultan, İslâm âlemi açısından hattın acilen yapılmasını istiyordu. kendisi şahsî malını bu yola ayırdı. müslümanlardan yardım istedi. Afrika, Mısır, Afganistan, Türkistan, İran, Hindistan ve Osmanlı müslümanları canla başla yardıma koştular. milyonlarca altın toplandı ve Almanlara ihale edilerek, demiryolu hattı Medîne’ye ulaştı. Abdülhamîd Han’ın, Güneydoğuya demiryolu ağı kurması Rusları; Hicaz demiryollarını yaptırması İngilizleri telaşlandırdı. *eşit şartlarda Osmanlı ordusu düşmanlarına galip geliyordu. harplerde Osmanlı’nın mağlûb olmasının sebebi, asker sevkiyâtı yapılacak yolların bulunmaması, cephelere Türk ordusunun zamanında yetişememesi idi. Eskişehir-Adana-Bağdâd hattının yapılması ile, Rusların, Doğu Anadolu üzerinden sıcak denizlere inme ve Kudüsü himaye hayâli sona eriyordu. Bağdâd ve Medîne hatları İngilizlerin, Hindistan’a geçme siyâsetine engeldi Osmanlı’nın Mısır’a hâkim olma İhtimâli vardı. Abdülhamîd Han, demiryolunun emniyeti için Akabe kalesine asker gönderdi. İngiltere, Osmanlı Devleti’ne ültimatom verdi. Sultan İngiltere’nin buna hakkı olmadığını söyleyerek, yeni komisyonun belirleyeceğini bildirdi. Sultân’ın politikasıyla Akabe Osmanlı’da kaldı
murataltug1985 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-11-2018, 22:19   #4
Kullanıcı Adı
murataltug1985
Standart
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com

ABDULHAMİT HAN

*Abdülhamîd Han; orta boylu, geniş göğüslü, omuzları kalkık, sesi kalın ve gür, sakin idi. Sık sık tebessüm eder, kahkaha ile gülmezdi Yürüyüşü vakarlı, nâzik, fevkalâdeydi. hassas, zekî, sağlam ve dikkatliydi. kış ve yaz, uzun palto giyer, sıhhate en müsait kumaşları tercih ederdi. Sadeliği ön plânda tutar, yaptığını not ederdi. Zekâsı ve gönül muamelesi ile yabancıların da hürmetini kazanmıştı. Hâl ve tavrına hayran kalanlar, ona hizmet etmekte yarışırdı Abdülhamîd Han, vekillerine, ilim ve san’at erbabına ihsânı, ecnebilere hediyesi bol ve kıymetli idi. Mevkilerine, hizmet ve başarılarına göre ihsân ve ikrâmda bulunurdu. Halkdan, fakirlik içinde olanlara para veya eşya gönderir, hastalara bizzat doktor yollardı.*Abdülhamîd Han’ın şahsiyeti hakkında, İngiliz koramirali Sir Henry Woods şöyle demektedir. sultan Abdülhamîd, gelmiş geçmiş Osmanlı pâdişâhları arasında en müstesna mevkiidedir Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri gelen en başarılı hükümdarlardandır. Çok sakin ve gösterişten uzak yaşardı. Şehzâde iken de akıllı, nâzikti ve seçkin Avrupalılar kendisini ziyaret etmek isterlerdi... Eğer Abdülhamîd Han olmasaydı, devleti akılla idare etmeseydi, devlet yıkılmış olurdu. Türkiye’yi para ve personelce kemiren, yoksul bırakan, Rus harbinin yaralarını sarabilmesi hayrete şayandır. Dış borçları ödedi, orduyu kuvvetlendirdi ve Osmanlı Devleti’ni aranır hâle getirdi... Sultan Abdülhamîd düşürülmeseydi, Birinci cihân savaşı patlamıyacaktı.

*Sultan, Türkiye’yi tarafsız bırakacak harbden hiç yıpranmamış bir Türkiye, yıpranmış devletler arasında sivrilecekti... Yoksul halk tabakasıyla dertleriyle üzülerek ilgilendi ve hıristiyan tebeasını da ayırmadı. Çok büyük servetini bu yolda kullandı... Avrupa basınını tercüme ettirip, okur ve okuturdu. 6.000 kitap tercüme ettirmiştir dış politikasını soğukkanlılık, harpi atlatmak, düşmanlıkları, kıskançlıkları teşhis etmekti Sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar çalışır az uyurdu. Halîfelik sıfatına,ehemmiyet vermiştir. müslümanlarla meşgul oldu. Onları İstanbul’a sevgi ve saygıyla bağlandı. İstanbul’da devamlı binlerce yabancı müslüman bulunur, Orta Afrika’dan Çin’e kadar müslümanlar gelip gider, emir alırlardı... aile babasıydı çocuklarına düşkündü *iyi terbiye eder, hoşsohbetti. Orduyu kullanmaya azmetseydi, hiç bir kuvvet onu tahtından indiremezdi. Ama yanaşmadı. savaşa ve kavgaya değil, diplomasiye inanırdı... Her seviyedeki adamın değeri olduğunu bilirdi... Hareket ordusu, üç beş bin kişiydi. Arnavud, yahûdî, rumlardandı Yalnız subayları Türk’tü, son Cuma selâmlığında kendisine refâket eten 8.000 yetişmiş hassa askeri bile bu kuvveti darmadağın ederdi. Halk kendisini çok sevmiştir. Pâdişâh’ım çok yaşa” âvâzeleriyle yeri göğü inleten halk, samimî idi...”Abdülhamîd Han, İslâmıyetin emirlerini yapmakta hassasiyet gösterirdi. Abdestsiz yere basmazdı. İslâm’a aykırı neşriyat yapılmaması, müslüman evlâdlarının dinlerini ziyana uğratmamaları için her hizmeti yürütmüştür.

*Çok cesur ve tevekkül sahibi idi. 1898 de Dolmabahçe Sarayı’nda Sultan, devlet erkânı, subaylar, paşalar, yüzlerce yerli ve yabancı temsilcilerle toplantı hâlinde iken şiddetli bir zelzele oldu. Sultan, bir kaç tonluk avizenin tam altındaydı, avize sağa sola sallandı. Kahraman paşalar, cesaretli subaylar, gâziler birbirlerini çiğneyerek dışarı kaçarken, Pâdişâh yerinden kımıldamadı. İstifini bozmadan; Allahü teâlânın kelâmından âyet-i kerîmeler okuyarak, büyük bir tevekkül ile neticeyi bekliyordu. Âbdülhamîd Han’ın çocukları: Selîm Abdülkâdir , Ahmed Burhâneddîn Abdürrahîm , Nûreddîn , Bedreddîn Mehmed Âbid Efendi, Ulviye , Zekiye Ayşe Refia , Hadîce ve Sâmiye Sultandı
murataltug1985 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı




2007-2026 © Siyaset Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.


Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı