Siyaset Forum

Siyaset Forum (https://www.siyasetforum.com.tr/index.php)
-   Belgelendirme (https://www.siyasetforum.com.tr/forumdisplay.php?f=206)
-   -   Dünden bugüne : BAŞÖRTÜSÜ (https://www.siyasetforum.com.tr/showthread.php?t=28320)

Berika 07-01-2008 10:25

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
“Başörtüsü Üzerindeki Yıkıcı Kısıtlamalar” (Türkiye İnsan Hakları Ve Avrupa Birliği Katılım Ortaklığından, Eylül 2000)



Başörtülü kadınlar dini inanışlarının samimi bir ifadesi olarak bu giyim tarzını benimsediklerini ifade ediyorlar. Toplum hayatında her hangi bir giysinin örneğin başını örten bir giyecek (kullanma ya da kullanmama[3]) kararı kişisel yapı ve dini inancın dışa yansıması olarak Avrupa İnsan Hakları Anlaşması 9. ve 10. maddeleri dahil olmak üzere çeşitli vesilelerle korunmuş bir haktır. Ve ancak toplum düzeni, sağlığı ve ahlaki yapısı hakkında devletin yasaları bireyin çıkarlarından daha ağır bastığında, bu haklar sınırlandırılabilir. Türkiye’de öğrenciler ya da seçilmiş milletvekilleri tarafından başörtü kullanımı toplum düzeni, sağlığı ve ahlaki yapısı üzerinde şu ana kadar bir tehdit oluşturmadı ve bundan sonra oluşturabileceği koşulları hayal etmek de oldukça zordur.



Katılım Ortaklığı Önerileri



Türk Otoriteler yüksek öğretimde öğrencilerin, başörtüsü veya başı örtmeyi gerektiren dini kıyafetleri kullanmalarını yasaklayan uygulamaları kaldırılmalıdır. Ve devlet memurları hakkındaki kılık kıyafet kısıtlamalarının yeniden gözden geçirilmesi konusunda yönlendirilmelidir. Mecliste seçilmiş milletvekillerinin kılık-kıyafetleri hakkındaki kısıtlamanın hiç bir haklı gerekçesi olamaz. Bu koşul rapor ve ajandada belirtilmektedir.



“Türkiye’nin AB’ye Uyum Sürecinin Gelecek Basamağı İçin İnsan Hakları Gündemi Özet Dosyası Ocak 2003 ve 31 Ocak 2003 AB Troiko-Türkiye Toplantısının İnsan Hakları Gündemi (Raporu)”



Türkiye’deki diğer bir kronik insan hakları ihlali de, dini inançları nedeniyle başörtüsü kullanan bayanların devletin eğitim kurumlarını kullanmalarının yasaklanmış olmasıdır. Binlerce bayan öğrenci sadece başörtüsü yüzünden orta ve yüksek öğrenimden mahrum edilmektedir. Ayrıca görevleri sırasında başörtüsü kullanan bir çok öğretmen ve doktor da işlerini kaybetmişlerdir.



Bir giyim tarzını seçmek veya seçmemek, düşünce vicdan ve din özgürlüğünün bir göstergesidir. Düşünce vicdan ve inanç özgürlüğü, kamu düzeni, güvenlik, ahlak ve sağlığını korumak ve diğerlerinin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almak amacıyla kanunla kısıtlanabilir. Üniversitelerdeki yasağı ele alacak olursak, İnsan Hakları Sözcüsü öğrencilerin başörtüsü kullanmalarının yasaklanmasında bir adalet görmemektedir. Kamu çalışanları ve memurlar için uygulanan başörtüsü yasağının da bir temeli yoktur. Çünkü, sadece oldukça küçük bir alanda başörtüsü kullanmak onların görevleri sırasındaki performanslarını engelleyebilir.



Türk yetkililer öğrenciler tarafından başörtüsü takılması veya diğer dini baş sargılarının kullanılmasındaki yasağı kaldırmalıdır. Ve çalışma performansının etkilendiği koşullar dışında memurlar için olan kılık-kıyafet kısıtlamaları da kaldırmalıdır.



+ Eğitimciler Birliği Sendikası’nın İstanbul Şubesi” 1999 yılında yayımladığı İnsan Hakları Raporunda, başörtülü memurlar için sadece bir yönetmeliğe dayanarak gerçekleştirilen müdahalenin insan hakkı ihlali olduğu beyan edilmiştir.



Raporda “bazı kıyafetler, inançlı kimseler için dini bir gerekliliktir. Yaşadığımız dünyada devletler nelerin dinen gerekli olduğunu belirleme hakkına sahip değildir. Kişiler bir davranışın gerçekten dini bir gereklilik olduğuna inanıyorsa, devlet bunu bir “dini gereklilik” olarak kabul etmek zorundadır. Baş örtmenin dini bir vecibe olduğu, hem kişiler tarafından benimsenmekte, hem de devletin bir anayasal kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından belirtilmektedir”, Anayasa ve uluslar arası sözleşmelerde din hürriyeti güvence altına almışlardır. Eğitim Bir Sendikası Genel Başkanı 10/12/2003 tarihinde insan hakları günü nedeniyle yaptığı basın açıklamasında, “yıllarca devlette görev yapıp takdir alan 3.500 öğretmenin başlarını örttükleri için mağdur edildiği, 6.000 stajyer öğretmenin memur yapılmadığını” ifade etmiştir.



+ İnsan Hakları Derneği, basına yaptıkları açıklamalarda, konunun insan hakkı ihlali olduğu bir insan hakları kuruluşu olarak, sembollere, giysilere ve tamamen formellik üzerine kurulu, sözde çağdaşlık, uygarlık söylemlerine itibar etmediklerini, başörtüsü sorununa bireyin özgürlük alanı açısından baktıklarını belirtmişlerdir.



İnsan Hakları Derneği’ne göre, başörtü giyme yasağı veya giyimdeki kısıtlamalar, genel ayrımcılık ve insanların özel yaşamlarına müdahale yasağının ihlalidir. İnsanların giyinme şekillerine veya görünüşlerine göre kamu hizmetlerini kullanmasına izin verilmemesi, ayrımcılık olarak kabul edilmelidir.



i. Devlet adına hükümetin yasallığı konusundaki nihai kriter, devletin insan haklarını koruma husundaki sorumluluğudur.



ii. İnsanların özel yaşamdaki ve sosyal yaşamdaki görünüşlerine ilişkin bireysel tercihlerine müdahale etmek veya onları tercihlerini değiştirmesi noktasında zorlamak yetkisine ne hükümet, ne de kamu sahiptir.



iii. İdare ve yetkililer, bu gibi bireysel tercihlerinden dolayı tehditlerden veya ayrımcılıklardan korumak zorundadır.



iv. Eğitim hakkı, çalışma hakkı, bireysel hayatın gizliliği ve toplumsal yaşama katılmak – tüm bu temel haklar istisnasız kabul edilmelidir.



v. Bireyin politik ideolojisi veya dininden dolayı haklarındaki veya özgürlüklerindeki kısıtlamalar bütün devletleri başlayan, ayrımcılığın ortadan kalkması karşıtıdır.



vi. Kızları veya kadınları eğitim, çalışma ve sosyal yaşama iştirak etme haklarından giyim stillerine, başörtü giyip giymemelerine göre mahrum etmek, devletin kişilerin bireysel gelişimlerinden önce engelleri ortadan kaldırma sorumluluğuna karşıttır, kadınlara karşı ayrımcılığın ortadan kalkmasına karşıttır, kadınların insan haklarına ilişkin çalışmaların amacına karşıttır.



+ İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), yaptığı açıklamalar ve hazırladıkları raporlarda, başörtülü bayanların eğitim ve çalışma hakkını kullanmalarının engellenmesinin insan hakkı ihlali olduğu defaaten tekrarlanmıştır. 1998 yılında Mazlumder tarafından yayımlanan Türkiye insan hakları ihlalleri raporunda; din özgürlüğü ihlalleri 26.669, görevden alınan, atılan, sürgün edilen memur 1.052, soruşturma geçiren memur 7.126, başörtülü öğrenci 4.236, okula alınmayan ve yok yazılan öğrenci 8.238, çeşitli cezalar alan öğrenci sayısı 1.573 olarak belirlenmiştir[4]. (Ek 20)



2000 yılı içinde derneğe 500'ü aşkın başörtüsü ile ilgili şikayet ulaştığı, özellikle Milli Eğitim Bakanlığının yüzlerce öğretmen, yasa ve usulü çiğnenerek görevlerinden uzaklaştırdığı, pek çok öğretmenin istifa etmek zorunda kaldığı, çok sayıda memurun açığa alındığı, haklarında disiplin soruşturmaları sürdüğü, hatta daha önce başörtüsü takmış olan bazı öğretmenlerin peruk takmaları nedeniyle soruşturma geçirdikleri, bu memurlarının çoğunun 8-10 yıldır bu şekilde görevlerine devam ettiği ve daha önce herhangi bir sorunla karşılaşmazken, son üç yıldır yoğun ve sistematik bir şekilde yasak ve baskı uygulamalarına maruz kaldığının tesbit edildiği ifade edilmiştir.



2001 yılı insan hakları ihlalleri raporunda, başörtülü memurların bir kısmının istifa ederken diğerlerinin de çeşitli cezalara çarptırıldıktan sonra memuriyet ve görevlerinden atıldığı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre verilebilecek en ağır ceza “kınama” olduğu halde suçlamanın niteliğinin değiştirilerek "kurumun huzur ve sükunu bozmak" iddiasıyla atılmaların sağlandığı, yapılan soruşturmaların çoğunda memurun başörtülü olmasının yeterli görüldüğü, memuriyetlerine son verildiği, bu nedenle peruklu veya okul dışında başörtüsü takan öğretmenler de cezalandırıldığı, soruşturmaların eksiklik ve usulsüzlüğü yanında Yüksek Disiplin Kurulu çıkarma cezası verdiği memurların çoğuna savunma hakkı gibi temel haklarını kullanmalarına da imkan vermediği ifade edilmiştir. Bu yolla atılan öğretmenlerin sayısının binlerle ifade edildiği açıklanmıştır.



+ Örneklediğimiz araştırmalar ve insan hakları raporları, mevcut yasağı halkın desteklemediğini, başörtüsünün Türkiye sınırları içinde bir insan hakkı ihlali olarak değerlendirdiğini ortaya koymaktadır. Somut vakıalarla ortaya konan insan hakkı ihlallerini makul ve demokratik toplumda gerekli hale getirebilecek bir neden mevcut değildir.




Berika 07-01-2008 10:26

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME



Yetişkin bir insanın en doğal haklarından bir tanesi, nasıl giyineceğine kendisinin karar vermesidir. Yedi yaşındaki bir kız çocuğunun bile giyim zevki varken, seneler önce kendi kararlarını kendi verme kabiliyetini kazanmış, reşit bir bayana nerede başını örtebilip nerede açması gerektiğinin söylenmesi ve aksi hareket halinde diğer haklarının elinden alınması, kadınlık onurunu zedeleyen bir durumdur. Başörtüsü yasağı aslında tamamıyla kadınları hedefleyen çok ağır bir ayrımcılıktır. İsteyen kendi inançları doğrultusunda istediği kılığı tercih etmelidir.



Dini inancından dolayı ayrımcılığa maruz kalan bayanlar, aslında kadın olmalarından dolayı da ayrımcılığa uğramaktadır. Eğitim hakkı kısıtlanan, çalışma imkanları ellerinden alınan bayanlar, eğer erkek olsalardı, düşünce ve inançları ne olursa olsun herhangi bir müdahale ile karşılaşmayacaklardır. Bu durumda, aslında Türkiye’de cinsiyet ayrımcılığı yapılmaktadır. Kadınlar yaşları, konumları ne olursa olsun aciz, daha kıyafet biçiminin ne olacağına kendisi karar vermeyen, saçlarını örtüp açmasına başkalarının karar verme hakkının bulunduğu ikinci sınıf insan konumunda değerlendirilmekte, kendi kıyafetleri konusunda verilen kararlara uymadıkları için cezalandırılmaktadırlar. Gerekçe olarak üçüncü kişileri hakları gösterilmektedir. Kimsenin sadece görünüş biçimiyle diğer insanların haklarını olumsuz etkileyemeyeceği gerçeği önemsenmemektedir.



Tüm insanlar kıyafetleri ve cinsiyetlerine olursa olsun, doğdukları anda temel insan haklarına sahiptirler. Hangi hakkı ne zaman ve nerede kullanabilecekleri kendi takdirlerindedir. Haklarının kısıtlanması ancak Anayasa öngörülen usullere bağlıdır. Açık bir yasa yada Anayasa maddesi olmadan, sadece keyfi yorumlarla kısıtlanamaz. Sadece yargı kararlarındaki yorumlar yasağın yasal temelleri olarak değerlendirilemez.



Türkiye’de bir bayan zaten en doğal haklarından birisini kullanıp kıyafetini belirlerken, insanlığından ve insan olmasının gerektirdiği temel haklarından feragat etmez. Bir temel hakkın kullanımı diğerinden feragat etmeyi gerektirmez. Bireyler, birbirinden bağlantısız iki haktan birisini tercih etmek zorunda bırakılamaz. Kişi yaşam hakkını kullanırken, işkence görmeme hakkından vazgeçmiş sayılamaz.



Demokratik sistemin korunması, on binlerce kadını eğitimsiz bırakarak hayatın kıyısına atılması ile zorla başlarını açtırarak kendi kendileri ile çelişen psikolojisi bozulmuş, kişiliği zedelenmiş insanlar oluşturarak sağlanamaz. Hedeflenen amaç insanları sahip oldukları eğitim hakkı ya da din özgürlüğü gereği kullandığı başörtüsü arasında seçim yapmaya zorlamak olmamalıdır.



Zira eğer sadece başını örttüğü için eğitim hakkını kullanmayan bir öğrenciye gerçekleştirilen müdahalenin demokratik bir toplumda doğru olduğu kabul edilirse, başını açmadığı için öğrencisini anfiye kilitleten öğretim görevlisinin de doğru yaptığını kabul etmek gerekecektir. Soyut varsayımlarla hak ihlallerine mazur gösterilmesi halinde, her davranışa bir mazeret bulmak mümkündür.



Bu noktada somut örnekleriyle ifade edilmeye çalışıldığı üzere, bayanların din ve vicdan özgürlükleri ile eğitim, çalışma, insan gibi yaşama haklarından birisini tercih etmek zorunda bırakılmaları insan hakkı ihlalidir. Türkiye de bu ihlal 1998 yılından itibaren sistematik olarak sürekli gerçekleştirilmektedir. Binlerce genç, mevcut yasak yüzünden okulu bırakmak zorunda kalmış, pek çoğu evlerine çekilmiş, bir kısmı yurtdışına giderek ailelerinden ve arkadaşlarından kopmak zorunda kalmışlardır. Binlerce bayan geçimini temin edemez duruma getirilmiştir. Bir kişiyi öldürmek ile geleceğini elinden almak arasında bir fark yoktur. Bu nedenle Hukukçular olarak, Türkiye’deki mevcut uygulamaya ilişkin değerlendirmemizi tarafınıza bildirme ihtiyacı hasıl olmuştur.
Kaynak: Umran dergisi

Deniz.Feneri 07-01-2008 10:28

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
ben de bunu bulmak istiyordum tarihçeyi teşekkürler paylaşımcılara
Berika bu arada imzan çok güzel hoşuma gitti süper bişey olmuş :)

Berika 07-01-2008 10:52

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
Alıntı:

gece_gezgini89 Nickli Üyeden Alıntı
ben de bunu bulmak istiyordum tarihçeyi teşekkürler paylaşımcılara
Berika bu arada imzan çok güzel hoşuma gitti süper bişey olmuş :)

teşekkürler :) parantez yaptı :)

Berika 07-01-2008 10:55

Danimarka'nın Merve'si çok mutlu!
 
Danimarka'nın Merve'si çok mutlu!


Danimarkalı, başörtülü ve milletvekili...
Adamlar açıktan İslam düşmanlığı yaptılar ama Danimarka kadar bile olamadık!
Biz başörtülü vekili Meclis'te linç ettik onlar baştacı yaptı!
Karikatür kriziyle İslam dünyasını ayağa kaldıran Danimarka’da başörtülü milletvekiline “Meclis onayı” çıkması büyük yankı yaptı.
Kararın odağındaki isim Filistin asıllı Esma Abdülhamid ile Avrupa’da başörtülü siyaseti konuştuk.
Danimarka’da insanların ne söylediği önemli, başına ne taktığı değil. Tarih boyunca birçok kadın başını örtmüştür ve örtmeye de devam edecektir. Herkes buna saygı duymalıdır.”
Danimarka eski Kültür Bakanı Elsebeth Gerner Nielsen, bu sözleri Kasım 2007’deki genel seçimlere katılan başörtülü adayı desteklemek için sarf etmişti. Eski bakan bununla da yetinmemiş, düzenlediği bir basın toplantısına başörtüsü takarak çıkmıştı.
1999 genel seçimlerinin ardından Türkiye’de gündem olan Merve Kavakçı olayının bir benzeri Danimarka’da yaşanıyor.
Geçen kasımdaki genel seçimlere başörtüsüyle katılarak yedek milletvekili olarak parlamentoya girmeye hak kazanan Esma Abdülhamid idi bu kez gözlerin kendisine çevrildiği isim.
Eski komünistlerin oluşturduğu Birlik Listesi’nden adaylığını koyan Esma Abdülhamid, Milletvekili Johanne Schmidt Nielsen’in hastalığında veya izine ayrılmasında asil üye olarak Meclis’te görev alabiliyor.
Kendisine ihtiyaç duyulduğunda Meclis’e başörtüsünü çıkarmadan gireceğini açıklayan Abdülhamid, ülkedeki aşırı sağcı ve milliyetçilerin hedefi hâline geldi. Tartışmalara son vermek üzere Meclis Başkanı Thor Pedersen tarafından kurulan komisyonun hazırladığı “Meclis’te giyilecek kıyafetler” raporu Başkanlık Divanı tarafından değerlendirildi.
Divan, Abdülhamid’in kürsü dahil olmak üzere Meclis’e başörtüsüyle girebilmesine onay verdi. Bu kararla Danimarka’da, hayatın her alanında serbest olan başörtüsüne Meclis kürsüsünde de onay çıkmış oldu.

Danimarka’daki Müslüman din adamları ve Müslüman cemaatlerin yanı sıra, Nielsen gibi bazı sol kesimlerden de destek alan Filistin asıllı milletvekili Esma Abdülhamid ile “başörtülü siyaseti” konuştuk. Abdülhamid ailesi, Esma henüz 5 yaşındayken (1987) “siyasi mülteci” statüsünde göçmüş Filistin’den Danimarka’ya. Genna şehrine yerleşmişler. O dönemde şehirdeki tek Müslüman aile olan Abdülhamidler komşularla iyi diyalog kurmayı başarmış. Esma Hanım Danimarka’daki ilk yıllarını şöyle anlatıyor: “6’sı kız 7 kardeşten oluşan geniş bir aileydik. Komşularımız ön yargısız davranarak kapılarını bize açtı. Bizim Müslüman olmamız aramızda bir duvar oluşturmadı.” Esma’nın 6 kardeşinden 5’i üniversite eğitimini Danimarka’da tamamlamış. En küçük kardeşi de ilkokula devam ediyormuş. Bugünlerde Ünlü masalcı Hans Christian Andersen’in şehri Odense’de yaşayan Abdülhamid, geçimini profesyonel olarak yaptığı sosyal danışmanlıktan sağlıyor. İlk başörtüsünü ilkokula giderken, 14 yaşında takmaya başlamış Esma Abdülhamid.
Ne eğitim sürecinde ne de sosyal yaşamda hiçbir ayrımcılığa tabi tutulmamış:

Başörtüsü benim özgürlüğüm. O benim için çok önemli. Kendimi böyle daha rahat hissediyorum. Maalesef günümüz dünyasında kadına bir cinsel obje olarak bakılıyor. Bu kıyafetimle insanların dış görünümden ziyade fikirlerime odaklanmasını sağlıyorum.”

Esma Hanım, yıllardır başörtülü olmasına rağmen görmediği tepkiyi milletvekili adayı olmasının ardından almaya başladığını belirtiyor. Adaylığı ile birlikte hayatı medya gündeminden hiç düşmemiş. Önceleri ailesi ve evini basın mensuplarına açıp, onlara izzet-i ikramda bulunan Abdülhamid, basının ‘arkadan vurmaya başlamasıyla’ evini ve ailesini gazetecilere kapatmış.

Üzerindeki baskıya zamanla alıştığını vurgulayarak “Artık böyle yaşamaya alıştım.” diyor. PARTİSİ ‘KOMÜNİST’ AMA… Kendisini “Filistinli, Danimarkalı ve Müslüman” olarak tanımlayan Esma Abdülhamid, siyasi hayata ilk adamını 17 yaşındayken Sosyal Demokrat Parti’nin Gençlik Örgütü’ne (DSU) üye olarak atmış. O günlerde de başörtüsünü hiç çıkarmıyormuş. Politika merakının aileden kaynaklandığını anlatıyor: “Geldiğimiz yer itibariyle politika ailemin günlük yaşamında önemli bir yer tutuyordu. Böyle bir ortamda büyüyünce, memnun olmadığım konularda fikrimi küçük yaşta söylemeye başladım. Gazetelere yazdığım okuyucu mektuplarıyla yanlışlara dikkat çekerken, okulda tartışma ortamlarında aktif olarak yer aldım. Yaşım ilerleyince siyasete aktif olarak girdim.” Esma Hanım’ın mensubu olduğu Birlik Listesi Partisi’nin kurucuları ağırlıklı olarak eski ‘komünist’lerden oluşuyor. Başkanlık sisteminin olmadığı ve en fazla iki dönem milletvekilliğine imkân sağlayan partisinin kendisinden memnun olduğunu aktarıyor. Başörtülü, Müslüman bir siyasetçinin ‘komünist’ ağırlıklı bir partide politika yapmasının paradoks olup olmadığı sorusu üzerine, partisinin dışarıdan göründüğü gibi bir yapıya sahip olmadığını belirtiyor: “Birlik Listesi dışardan görüldüğü gibi değil. İnançlı Hıristiyanlar ve Budistler de var partide. Odense Belediye Meclis Üyesi Danimarkalı Anne Rytter de Müslüman bir bayan. Partinin temel felsefesi ‘din özgürlüğü’ olduğu için benim bulunmam bir paradoks oluşturmuyor.” Danimarka’da bugüne kadar hiçbir partinin başörtülü bir bayanı aday olarak göstermediğinin altını çizen Esma Abdülhamid, kendi partisinin cesur bir çıkış yaptığına inanıyor: “Benim aday olmam milat niteliğinde. Çünkü biz Müslüman kadınların toplumun bir parçası olmasını istiyoruz. Ancak bazı kapılar onlara kapatılıyor. Ben içinde yaşadığım toplumun bir parçasıyım. Benim de bu toplumun sorunlarına çözüm getirecek fikirlerim var. Başımın örtülü olması, toplum dışı kalmamı gerektirmiyor.” Sosyal Demokrat, Muhafazakâr, Sosyalist Halk ve Danimarka Halk Partisi’nin karşıt açıklamalarına rağmen, Başbakan Anders Fogh Rasmussen’in “Danimarka’da din özgürlüğü var. Her parti istediği adayı gösterir. Kimse engel olamaz” mesajı ona cesaret vermiş. Kendisini ‘provokatör’ olarak görenlere sitemde bulunan Abdülhamid, “Ben bu toplumun bir parçasıyım. Müslüman kadının baskıya uğrayıp, eve kapatıldığını savunanların adaylığa karşı çıkmasını çifte standart olarak görüyorum.” diyor. Avrupa parlamentolarına giren ilk başörtülü milletvekili olmaya hazırlanan Esma Abdülhamid, Meclis Başkanlık Divanı’nın lehine verdiği onayı “demokrasinin zaferi” olarak görüyor: “Yasak kararı çıksaydı, bizim demokrasicilik oynadığımız ortaya çıkacaktı. Din ve ifade özgürlüğü Batı’nın temel değerleri arasında yer alıyorsa, benim de Meclis’te temsil edilmem normal karşılanmalı. Meclis kürsüsüne çıkarsam da sosyal konularla ilgili konuşmayı düşünüyorum. Danimarka zengin bir ülke olmasına karşılık, son yıllarda zengin - fakir uçurumu oluşuyor. Ancak kafamda nasıl bir konuşma yapacağımın planını tam yapmadım.” KAVAKÇI’YA REVA GÖRÜLEN UYGULAMA ONUR KIRICI Hali hazırda politik yaşamın önemli bir figüranı hâline gelen Abdülhamid, sadece başörtüsüyle gündemde olmaktan sıkıldığını ifade etse de ‘asil üye’ hedefini gizlemiyor, “İnşallah yakın bir zamanda o da olacak” diyor. Eğitim ve politika sorunları üzerinde yeni çözümleri bulunduğu söylüyor. Danimarka’da çok sayıda Türk arkadaşının bulunduğunu ifade eden Abdülhamid, Türkiye’yi iyi bildiğini hissettiriyor. AK Parti’ye açılan kapatma davasını anlamakta zorlandığını vurguluyor. “Partileri halk kapatır” diyen Esma Abdülhamid, AB üyeliği konusunda Türkiye’nin yalnız bırakıldığına inanıyor: “Diğer ülkeler için istenmeyen birçok şart Türkiye için istendi. Çifte standart uygulandı.” TBMM’deki Merve Kavakçı olayını ‘onur kırıcı’ olarak değerlendiriyor Esma Hanım. Başörtüsünden dolayı kadınları toplum dışına itmenin çok yanlış olduğuna işaret eden Abdülhamid, “Kadınlarla ilgili bir tartışmayı erkeklerin yürütmesi çok anlamsız. Erkeklerin kravatlı olup olmaması veya giyeceği takım elbisesinin rengi tartışılmazken, kadının giyim-kuşamına karışmak kadınların onuruna bir saldırıdır.” DEVLET KANALINDA ATEİSTLE PROGRAM YAPTI Danimarka resmÎ televizyonu DR’nin ilk başörtülü yapımcısı olan Esma Abdülhamid, ateist partneri Adam ile ‘Esma & Adam’ adı altında bir program da yaptı. Programla, bir ateist ile bir Müslümanın aynı masa etrafında oturup ülkenin sorunları hakkında fikir yürütebileceği mesajı verildi. Danimarka’daki İslamofobi’ye değinirken, ülkede İslam’ı terörle eş değer göstermeye çalışan, İslam’ı ideoloji olarak görenlerin bulunduğunu ifade eden Abdülhamid, Müslümanlara en büyük kötülüğü dini ideoloji olarak görenlerin yaptığına dikkat çekiyor. İslam hakkında oluşan ön yargıları yıkmak için aktif mücadele gerektiğini düşünüyor ve bu mücadelenin diyalogdan geçtiğini ifade ediyor: “Hem İslamiyet’i bir ideoloji olarak kullananlara hem de İslam’ı terörle eş değer gösterenlere karşı mücadele etmemiz lazım. Bugün bir yanlış anlama varsa sorumlusu biziz. İslam’ı doğru anlamak yerine, dini bir gelenek gibi görerek ön yargılar oluşturduk. Tabii karşı taraf da ön yargılı davranmak için elinden gelen her şeyi yaptı. İslam artık Avrupa’nın bir gerçeğidir. Bunu unutmadan içinde yaşadığımız topluma katkı sağlamamız gerekli.”





Habervakit.com / 18.04.2008






Berika 07-01-2008 10:59

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
http://www.mervekavakci.net/icsayfa/...sim/mkemal.jpg

http://www.mervekavakci.net/icsayfa/...eydehanim1.jpg

http://www.mervekavakci.net/icsayfa/...,169173,00.jpg

Dinimizin tavsiye ettiği tesettür, hem hayata, hem fazilete uygundur."

Ankara, 03.04.1923
M.Kemal Atatürk

Berika 07-01-2008 11:01

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
http://www.mervekavakci.net/icsayfa/basorturesim/2.jpg

http://www.mervekavakci.net/icsayfa/basorturesim/3.jpg

http://www.mervekavakci.net/icsayfa/basorturesim/4.jpg

http://www.mervekavakci.net/icsayfa/basorturesim/5.jpg

http://www.mervekavakci.net/icsayfa/basorturesim/10.jpg

http://www.mervekavakci.net/icsayfa/basorturesim/12.jpg

Berika 07-01-2008 11:02

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
http://www.mervekavakci.net/icsayfa/basorturesim/18.jpg

http://www.mervekavakci.net/icsayfa/basorturesim/19.jpg

http://www.mervekavakci.net/icsayfa/basorturesim/27.jpg

http://www.mervekavakci.net/icsayfa/basorturesim/13.jpg

http://www.mervekavakci.net/icsayfa/basorturesim/15.jpg

http://www.mervekavakci.net/icsayfa/basorturesim/14.jpg

http://www.mervekavakci.net/icsayfa/basorturesim/07.jpg

Hıfz-ı lisan 07-01-2008 15:07

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
son üç kare nekadar üzücü.. :(

Berika 07-01-2008 20:41

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
Alıntı:

Hıfz-ı_Lisan Nickli Üyeden Alıntı
son üç kare nekadar üzücü.. :(

evet malesef :( videosu vardı aslında ama koymak istemedim >:(

Berika 07-04-2008 23:58

Ben Bir Başörtüsü Engellisiyim
 
Ben Bir Başörtüsü Engellisiyim
--------------------------------------------------------------------------------
Merhaba sevgili günlüğüm! Gazete de okudum bugün. Önümüzdeki hafta "Engelliler haftası" imiş. Biliyormusun biricik günlüğüm içimi derin bir hüzün kaplayı verdi. Herkesin bir imtihanı var işte! Rabbimiz çeşit çeşit dert ve sıkıntılarla kulları imtihan eder. Hastalıklar, özürler sabredilirse Allah katında günahlara kefaret olucu birer nimettir.
Biliyor musun biricik günlük! Bence bedensel engellilik gelip geçici bir imtihan. Asıl kötü olan iman engelli olunması olsa gerek. Ne kadar acı değil mi? Düşünsene Allah kalbini mühürlemiş, gözlerin hakikati göremiyor, kulakları bir türlü gerçekleri duyamıyor. Allah muhafaza ne acı bir durum değil mi? Bedensel engelli olsan, sabretsen ecrin büyük oluyor ve günahlarına kefaret oluyor. Ama iman engelli olmak ne garip, hiç kurtuluş ümidi yok. Düşündüm de günlüğüm iman engelli olunca amel engellide oluyorsun haliyle. Kulluk etme niyetinden uzak kalmaktan daha acı bir engellilik olmasa gerek. Hem iman engelli olunca sorgu edebilme engellisi de oluyorsun. Hakikati düşünme engellisi de oluyorsun. Ne kadar kötü bir durum olsa gerek değil mi? İnsan olma farkından mahrum kalmak. Ne anlamı var ki günlüğüm bedensel olarak sapasağlam olmuşsun ama iman engellisin neye yarar ki? Mü'min bedensel engelli olduğunda günahlarını hafifletiyor. İman engelli bedensel sağlamlığıyla günahlarını artırıyor. Çok ilginç değil mi sence günlüğüm?
Benim sırdaş günlüğüm sana bir sır vereyim ister misin? Biliyorum sende konuşma engellisin. Evet diyemezsin bana. Ama sen dinleme ve paylaşma engelli değilsin günlüğüm. Ne mutlu sana. Birçok insan bundan bile mahrum biliyor musun? Derdini duyuramazsın, sıkıntını dinleyerek bile paylaşamazsın. İyi ki sen varsın günlüğüm. Namazlarımın ardından Rabbime dua edip sıkıntılarımı O'na havale ettikten sonra o kadar rahatlıyorum ki bilemezsin. Belki seninle de bu huzur sayesinde paylaşabiliyorum çoğu şeyi. Neyse, tatlı günlüğüm paylaşacağın sırrı unuttum sanma, sıkı dur şimdi. Ben bir BAŞÖRTÜSÜ ENGELLİSİYİM! Ne o, neden şaşırdın. Haklısın! Doğal olarak seninde aklına başörtüsü takamayan bir kız geldiğinde ilk tanımlamanı anlayabiliyorum. Ne olacak? Başörtülü kız denince akla ya irtica gelir ya da mağdur. Hayır canım! Ben ne mürteciliği nede mağdurluğu kabul etmiyorum. Hiç kusura bakma. Çünkü Rabbim beni başörtülü yaşayacak şekilde hislerle yaratmış. Yani başörtüsü benim herhangi bir uzvum gibi. Kolum, elim, ayağım gibi bir şey. Hangi yakıştırmayı yaparlarsa yapsınlar ben bir başörtüsü engellisiyim. Ama bu uzvumu ne trafik kazasında kaybettim ne de herhangi bir ateşli hastalıkta. Doğrusu bende anlayamadım nasıl başörtüsü engelli olduğumu. Ya! Günlük doğuştan başörtüsü engellisi olsan belki az çok idare edebilirdin. Tıpkı doğuştan görme engelli ile sonradan gözlerini kaybeden insan arasındaki fark gibi bir şey bu.
Ne garip bir engel biliyor musun bu benimkisi? Engeli ayaklarında olan sadece belli şeyleri yapamaz, misal top oynayamaz ya da ne bileyim kaldırımlarda zorlanır. Evet Allah sabır versin bu da zor bir durum. Ama sevgili günlüğüm en azından insani hakları var bu kardeşlerin. Engellilikleri sadece bedensel. Ve o kardeşlerim aşağılanmıyorlar. Bazı yerlerden kovulmuyorlar. Engelini aşmadıkça şuraya giremezsin demiyorlar. Ya ben? Ne yapabilirim günlük? Ben niye engelli oldum durup dururken. Okuluma gidemiyorum yürüme engelliyim. Derslerimi dinleyemiyorum duyma engelliyim. Sınıfta tahtadaki yazıları okuyamıyorum görme engelliyim. Bilgimi artıramıyorum zihinsel engelliyim. Haksız mıyım söyle hadi? Başımı örttüğüm için neden ben bütün engellilerden daha engelliyim? Hangi tıp kitaplarına bakacağım ben bu sorunun çözümünü? Ve niçin bizim ülkemizde var oluyor bu başörtüsü engelliliği. Havasından mı, suyundan mı, toprağından mı desen saçma olacak. Çünkü biliyorum ki bu coğrafyada bin yıldır gözükmemiş bir engelli çeşidi bu. Hangi yasak meyveden tattım ki ben örtü engellisi oldum.
Sevgili günlük söyle hadi başörtüsü engellisi olmak % kaç özürdür sence? %20? %40? %80 mi yoksa? Peki neden malul emeklisi değilim? Biliyorum cevabın yok bu sorularıma, zaten olmazda. Hangi engellilik insan olma engelliliğidir. Başörtüsü engellisinden başka. Başörtüsü engellisi = İnsan olma engellisi diye bir tez ortaya koysak ispatı mümkün olur mu sence günlüğüm?
Tamam, sırdaşım yazmayacağım daha sustum! Sadece şunu bil BEN BİR BAŞÖRTÜSÜ ENGELLİSİYİM!

Teyfik Alındanesi VUSLAT DERGİSİ... ALINTIDIR.

Berika 07-14-2008 15:42

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
Başörtüsü mü desek, türban mı desek tartışması neye yarar ki? Başörtüsü de desek, türban da desek, aynı şeyi demek istiyoruz; Müslüman kadının tesettürü...
Tarihler, Müslüman kadının tesettüründen duyulan rahatsızlığın ilk örneklerinin bizzat Asr-ı Saadet'te olduğunu haber verir. Bu rahatsızlığı ilk duyan Yahudiler'di. Bir keresinde bir Müslüman kadının tesettürüne müdahaleye kalkışmışlar, çıkan olaylar üzerine Allah Resulü onlarla olan anlaşmayı feshederek, bazı Yahudi kabilelerini Medine'den çıkarmıştı.
Müslüman kadının tesettüründen duyulan rahatsızlık, yakın tarihimizde de ortaya çıktı. Mütareke döneminde, işgal askerleri, Maraş'ta Müslümn kadınların tesettürüne müdahale etmek istemişlerdi. çevreden itirazlar olmuş ve münakaşa çıkmıştı. Derken Sütçü İmam belirdi ve işgal askerlerine haddini bildirdi. Milli Mücadele dönemenin en unutulmaz sahnelerinden biri meydana geldi.

Ama işgalcilerin yapamadığını sonrakiler yaptı. Müslüman kadının tesettürünü peyderbey kaldırdılar.
Böylece şehilerde tesettürsüz bir Batılı kadın modeli ile, kenar mahallelerde ve taşrada tesettürlü bir içine kapalı hayat tarzı ortaya çıktı. Batılı kadın modeline uyan kadınlarımız okur, sosyal hayata katılırken, tesettürünü açmayan kadınlarımız sosyal hayatın dışında kaldı.
Buna rağmen, henüz trajik sahneler yaşanmıyordu. Bu sahneler, şimdilik sadece komünist ülkelerde mevcuttu. Müslüman kadının tesettüründen duyulan rahatsızlık, sadece komünist ülkelerde yasaklama ve kovuşturma sebebi yapılmıştı. Sovyetler, Orta Asya'da, Bulgarlar ve Arnavutlar Balkanlar'da, tesettürle amansızca mücadele ettiler. "Kamusal Alan" uygulamaları ilk defa komünist ülkelerde ortaya çıktı. Kadınları zorla soydular ve her türlü dini kitabı toplattılar.
Bu politikayı her nasılsa Türkiye'de de hükümetler örnek almaktan sakınmadılar. Dini kitaplarla savaşın en meşhur sahneleri, İnönü döneminde yaşandı. Müslüman kadının tesettüründen duyulan rahatsızlığın ayyuka vardığı tarih ise 1968 oldu. Bu tarihte kendilerini "kemalist" olarak ifade eden "gizli komünistler"e devletin her kademesinde rastlanıyordu.

Bunlardan biri de Bahriye üçok'tu. Sovyet modelini Türkiye'ye taşımaya kalkışarak, Ankara İlahiyat Fakültesi'ne tesettürlü gelen bir genç hanımı dersten çıkarmak istedi.
Türkiye'de tesettür mücadelesi, mütarekete yıllarından sonra, ilk defa burada ortaya çıktı. Başını açması yönünde baskı yapılan Müslüman hanım, baskıyı reddedince, dersten çıkarıldı. Bunu gören 317 öğrenci de dersten çıktılar ve Ankara İlahiyat öğrenime ara vermek zorunda kaldı. Bu ve bunun gibi hadiseler, tıpkı Sütçü İmam olayında olduğu gibi, baskılara karşı mücadele şuurunun hızla gelişmesine yol açtı.
12 Eylül Cuntası da Müslüman kadınını tesettüründen büyük rahatsızlık duyuyordu. Kenan Evren, bir Erzurum seyahatinde, köylerine su getirilmesini isteyen hanımlara, "Başınızı açarsanız, köyünüze su getiririm" demişti. 1986'da tesettür yasağına karşı gösteriler İstanbul'dan başlayarak çığ gibi yurdun dört yanına yayıldı. Bazı hocaefendiler, bu gösterileri karalamaya çalıştılarsa da, Müslüman genç kızların üniversiteye girmeleri engellenemedi. Böylece tesettürlü kadınların şehir hayatına ve sosyal hayata katıldıkları yeni bir dönem başlıyordu.

Bu dönem 28 Şubat'a kadar sürdü. 1997'de İslâmcı parti hükümetin büyük ortağı durumundayken müdahale gerçekleşti. Hükümet yıkıldı ve Müslümanlar her alanda kovuşturulmaya başlandı. 1998 başlarında Kemal Alemdaroğlu İstanbul üniversitesi'nde türbanı yasaklamaya kalkıştı. Bazı cılız gösteriler dışında ciddi bir tepki ile karşılaşamayınca, 1998-99 öğretim yılından itibaren tesettür yasağı bütün üniversiteler ve imam-hatip okullarında uygulamaya konuldu.
Sovyetler ve çin'den sonra, tesettür yasağının en şiddetli uygulandığı ülke Türkiye oldu. Türkiye'de belki Sovyetler ve çin'den daha büyük acılar yaşandı. Binlerce genç kız, mağdur edildi, yerlerde sürüklendi, coplandı ve bir o kadarı tahsilini tamamlamak için Batılı ülkelere gittiler. Tesettür yasağı tarihinde bir eşi görülmemiş "İkna Odaları" uygulaması getirildi.


Abdullah Burak

ümitli_bekleyis 07-14-2008 15:58

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
Alıntı:

BEN BİR BAŞÖRTÜSÜ ENGELLİSİYİM!
:(

Yazının içinde geçen şu cümleye katılıyorum ;

Başımı örttüğüm için neden ben bütün engellilerden daha engelliyim?

Onların en azından belli başlı, kanunlarla koruma altına alınmış hakları var. Biz de ise her türlü görev sorumluluk olmasına karşı hak yok.

Allah yardımcımız olsun.Bu zulmün daha fazla zayiat vermeden sona ermesi dileğiyle... :(

Sağol Zeynep (+)

Berika 07-14-2008 23:11

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
ben teşekkür ederim eda :)

okuyan tek kişisin 8) :D

Meftun 07-14-2008 23:19

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
Alıntı:

Berika Nickli Üyeden Alıntı
ben teşekkür ederim eda :)

okuyan tek kişisin 8) :D


öhhüüüüü :-X

biz neciyiz burada :(

Berika 07-14-2008 23:23

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
bu daha kötü

okudun ve yorum yapmadın >:(

Yâren 07-14-2008 23:26

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
Hadi kavga edin ;D

Berika 07-14-2008 23:27

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
sen bizim hiç kavga ettiğimize şahit oldun mu ;D

Neşe 07-14-2008 23:31

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 

Bunlardan biri de Bahriye üçok'tu. Sovyet modelini Türkiye'ye taşımaya kalkışarak, Ankara İlahiyat Fakültesi'ne tesettürlü gelen bir genç hanımı dersten çıkarmak istedi.
Türkiye'de tesettür mücadelesi, mütarekete yıllarından sonra, ilk defa burada ortaya çıktı. Başını açması yönünde baskı yapılan Müslüman hanım, baskıyı reddedince, dersten çıkarıldı. Bunu gören 317 öğrenci de dersten çıktılar ve Ankara İlahiyat öğrenime ara vermek zorunda kaldı. Bu ve bunun gibi hadiseler, tıpkı Sütçü İmam olayında olduğu gibi, baskılara karşı mücadele şuurunun hızla gelişmesine yol açtı. :-* :-*


aynı olayı bnede yaşadım türbanla derse girdim diye hoca beni dersden çıkardı hiç unutamıyorum rabbim öyle insanlara fırsat vermesin paylaşım için allah razı olsun :-*

Yâren 07-14-2008 23:33

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
Alıntı:

Berika Nickli Üyeden Alıntı
sen bizim hiç kavga ettiğimize şahit oldun mu ;D

Bu olmayacak anlamına gelmez. :)
Ama yinede etmeyin

Berika 07-14-2008 23:34

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
Alıntı:

neşe Nickli Üyeden Alıntı

Bunlardan biri de Bahriye üçok'tu. Sovyet modelini Türkiye'ye taşımaya kalkışarak, Ankara İlahiyat Fakültesi'ne tesettürlü gelen bir genç hanımı dersten çıkarmak istedi.
Türkiye'de tesettür mücadelesi, mütarekete yıllarından sonra, ilk defa burada ortaya çıktı. Başını açması yönünde baskı yapılan Müslüman hanım, baskıyı reddedince, dersten çıkarıldı. Bunu gören 317 öğrenci de dersten çıktılar ve Ankara İlahiyat öğrenime ara vermek zorunda kaldı. Bu ve bunun gibi hadiseler, tıpkı Sütçü İmam olayında olduğu gibi, baskılara karşı mücadele şuurunun hızla gelişmesine yol açtı. :-* :-*


aynı olayı bnede yaşadım türbanla derse girdim diye hoca beni dersden çıkardı hiç unutamıyorum rabbim öyle insanlara fırsat vermesin paylaşım için Allah razı olsun :-*


Amin cümlemizden..
bana da kıyafetimle sınıfa yakışmadığımı söylemişti :D gülüyorum ama kime >:(


neyse biz yaşadık biliyoruz ama tüm gayretimiz bizden sonrakiler çekmesin :)

Berika 07-14-2008 23:35

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
Alıntı:

Yâren Nickli Üyeden Alıntı
Alıntı:

Berika Nickli Üyeden Alıntı
sen bizim hiç kavga ettiğimize şahit oldun mu ;D

Bu olmayacak anlamına gelmez. :)
Ama yinede etmeyin

inşallah etmeyiz :)

Meftun 07-14-2008 23:35

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
haklısın kardeşim (çatla yaren :D ) hemen yorum yapıyorum...

aslında yapamıyorum...bize 'eğitim' hakkı vermiyorlardı..imkanı olan yurtdışından alıyordu...biz peruk gibi bir yolunu bulup alıyorduk..

ama kenan evren zatı şahanesi! suyu bile yani 'yaşama hakkını' bile tesettüre endekslemiş...bu öyle ikamesi olan birşey değil ki...ama sanırım umurunda da değil!!!!

bunun gibilere karşı da yorum yapma yeteneğimi kaybediyorum...Allah rahat öldürmesin,rahat uyutmasın!!!!

ümitli_bekleyis 07-15-2008 00:13

TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
 
Alıntı:

Berika Nickli Üyeden Alıntı
ben teşekkür ederim eda :)

okuyan tek kişisin 8) :D

Artık değilim :D :-X Aslında Zaten değildim .Daha önce bunu konuyu takip edip , yorum yapanlara haksızlık olmasın bacım :)

Berika 07-17-2008 23:02

Türkiye ve Başörtüsü
 
Türkiye ve Başörtüsü
[Yazının İngilizce orjinali 2 Ekim 2005 tarihli The Washington Times gazetesinde ve TheWhitePath.com'da yayınlandı]

Dünyanın çok az ülkesinde polisler kadınların uygun kıyafet giyip giymediklerini denetler. Bu ülkelerden biri Suudi Arabistan'dır. Suudilerin kötü bir şöhrete sahip olan "mutavva" adlı "din polisleri", kadınlara başlarını ve vücutlarını zorla örttürür. Türkiye'de ise durum tam tersinedir: Türk polisler kadınları başlarını açmaya zorlarlar.

Tabi adil olmak gerek: Türkiye'nin kıyafet yasaları Suudi Arabistan'a kıyasla çok daha hafiftir. Türkiye'de ise yasaklama sadece "kamusal alan" denen yerlerde uygulanır. Yani devlet binalarında, mahkemelerde, üniversite kampüslerinde ve tüm okullarda.

Bu yasak Türkiye'de yıllardır ateşli bir tartışmanın konusu. Başörtü takma özgürlügü hiç bir devlet memuru veya lise öğrencisine hiç bir zaman tanınmadı, ama bir zamanlar üniversite öğrencileri bu özgürlüğe sahiptiler. Ta ki kampüslerde hiç dikkat çekmeyen küçük bir azınlıktan daha fazla hale gelene kadar... 90'lı yıllarda sekülerist ortodoksi üniversitelerde sayıları giderek artan bu "dinci"ler karşısında alarm durumuna geçti ve bu "sıkmabaşları" kampüs dışında tutkmak için katı kurallar getirildi..

Bu durum karşısında başörtülü öğrencilerin bazıları başlarını açmayı kabul ettiler ve eğtimlerine devam ettiler. Ama binlercesi üniversite mezunu olma şansını yitirdi -- sadece Allah'ın isteği olduğuna inandıkları bir kumaş parçasını başlarına örttükleri için.

Bir kaç ay önce, uzun zamandır süren dramaya yeni bir bölüm daha eklendi. Doğudaki muhafazakar bir kent olan Erzurum'da kurulmuş Atatürk Üniversitesi'nde bir mezuniyet töreni vardı. Tüm öğrenciler, elbette tek biri bile başörtü takmadan, diplomalarını almaya geldi. Yanlarında anneleri ve büyük anneleri de vardı. Ama, eyvah, bazıların başörtüsü vardı! Üniversite rektöründen gelen direkt emir üzerine, polisler bu anne ve büyük anneleri kampüse girip sevgili kızlarının ve torunlarının mezuniyet törenini izlemekten alıkoydular.

Bu hanımlar ağladılar, yalvardılar ve Atatürk'ün prensiplerine inandıklarına yemin ettiler; ama hiç bir şey değişmedi. Emirler kesindi. Türkiye'nin "kamusal alanında" -- yani Türkiye'nin nevi şahsına münhasır laikliğinin kurtarılmış bölgesinde -- hiç bir dini kıyafet asla gözükemezdi...

* * *

Buradaki temel sorun, Türkiye'nin sekülerist ortodoksisinin katı ideolojisi. Onlarınki, 20. yüzyılın başlarında Fransa'dan ithal edilmiş olan hoşgörüsüz bir laiklik versiyonu. O dönem, Fransız devrimciliğinin anti-klerikel (din adamı karşıtı) fanatizminin doruk noktasıydı ve Nietzsche'nin "Tanrı öldü" iddiası entellektüel bir norm sayılıyordu. Kadir-i mutlak bir devletin ve tektip bir toplumun "gelişme"nin anahtarı olduğu sanılıyordu.

1923'te kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti de otoriter bir seküler milliyetçilik geliştirdi. Bu, dine karşı nötr değil, dinin üzerine egemen olan bir anlayıştı ve bazı durumlarda da dine karşı tavır aldı. Tek parti yönetiminde geçen iki onyıl içinde, pek çok İslami gelenek silindi ve yerlerine Avrupa'dan gelen gelenekler kondu. Bu reformları eleştirenler sert şekilde cezalandırıldılar.

İşte bu yüzden Türkiye, diğer Müslüman milletlerin gözünde, hiç bir zaman İslam ve modernizmin uyumunu gösteren ikna edici bir örnek olmadı. Problemin temelinde, gerçek bir demokrasinin var olmayışı yatıyordu. Aslında son onyıllar içinde Türkiye çok daha demokratik bir ülke haline geldi. Ama hala 20. yüzyılın ilk yarısındaki otoriter seküler ulusalcılığın kalıntılarını taşıyor.

Türkiye'nin mevcut muhafazakar hükümeti olan AKP, başörtüsü üzerindeki yasağı kaldırmayı çok istiyor. En azından üniversitelerde, en azından özel olanlarında. Ama AKP liderleri ne zaman yasağı kaldırmak için kanunları değiştirmekten veya referanduma gitmekten söz etseler, sekülerist ortodoksi bu hareketin bir "rejim krizi" yaratacağını hatırlıyor -- bu ifade, askeri baskının kibarcası. Dolayısıyla Türkiye, başını örten bir bayanın hiç bir eğitim şansına sahip olmadığı dünyadaki tek ülke olarak kalmaya devam ediyor.

Türkiye'nin sekülerist ortodoksisi bu katılığın zorunlu olduğunu, aksi takdirde İslamcıların Türkiye'yi İran'a döndüreceklerini ileri sürüyor. Bu temelsiz bir korku. Türkiye'nin AKP lideri Tayyip Erdoğan tarafından önderlik edilen mevcut hükümeti, İslamcı değil -- hele bir yorumcunun yakın zaman önce ileri sürdüğü gibi "İslamofaşist" hiç değil -- muhafazakar bir politik güç ve son yıllarda Türk toplumunun tümüne daha fazla özgürlük getirdi. Zaten kamuoyu araştırmaları Türklerin yüzde 90'ından fazlasının laik bir rejim altında yaşamak istediğini, ama yüzde 70'ten fazlasının da başörtüsü gibi bireysel Müslüman uygulamalarına özgürlük istediğini gösteriyor.

Aslında Türkler, (ABD Anayası'nda yazıldığı gibi) "ne bir dini empoze eden, ne bir dinin özgürce yasaklanmasını kısıtlayan" kanunlar yapan ve polisler çalıştıran bir devlet istiyor.

Dolayısıyla ABD, genişletilmiş Ortadoğu'da özgürlük ve demokrasiyi teşvik ederken, Türkiye'nin bile bunların daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu aklında tutmalı. İslamcı ve sekülerist otoriterizmlerin yanında, "liberal demokrasi" denen üçüncü bir yol daha var. Bu, tam da Türk toplumunun ihtiyacı olan -- ve hak ettiği -- bir model.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 2, 2005 1:04 PM

Neşe 07-17-2008 23:29

Dünden bugüne : BAŞÖRTÜSÜ
 
Alıntı:

Berika Nickli Üyeden Alıntı
Alıntı:

neşe Nickli Üyeden Alıntı

Bunlardan biri de Bahriye üçok'tu. Sovyet modelini Türkiye'ye taşımaya kalkışarak, Ankara İlahiyat Fakültesi'ne tesettürlü gelen bir genç hanımı dersten çıkarmak istedi.
Türkiye'de tesettür mücadelesi, mütarekete yıllarından sonra, ilk defa burada ortaya çıktı. Başını açması yönünde baskı yapılan Müslüman hanım, baskıyı reddedince, dersten çıkarıldı. Bunu gören 317 öğrenci de dersten çıktılar ve Ankara İlahiyat öğrenime ara vermek zorunda kaldı. Bu ve bunun gibi hadiseler, tıpkı Sütçü İmam olayında olduğu gibi, baskılara karşı mücadele şuurunun hızla gelişmesine yol açtı. :-* :-*


aynı olayı bnede yaşadım türbanla derse girdim diye hoca beni dersden çıkardı hiç unutamıyorum rabbim öyle insanlara fırsat vermesin paylaşım için Allah razı olsun :-*


Amin cümlemizden..
bana da kıyafetimle sınıfa yakışmadığımı söylemişti :D gülüyorum ama kime >:(


neyse biz yaşadık biliyoruz ama tüm gayretimiz bizden sonrakiler çekmesin :)

evet canım bu olayları biz yaşadık rabbim geridekilere yaşatmasın sende böyle güzel bi konuya değindiğin için allah razı olsun canım

Berika 07-28-2008 02:03

Dünden bugüne : BAŞÖRTÜSÜ
 
Başörtü Yasağına Son! Eğitim Hakkı Engellenemez!
Herkes İçin Özgürlük ve Adalet! Özgürlükçü Laiklik, Demokratik ve Eşitlikçi Cumhuriyet!



Boğaziçi ve Bilgi Öğrencileri Taksim’deydi: Tek Tipçi Devlet Arkadaşıma Dokunma
15 Haziran 2008 | 21:31
Boğaziçi ve Bilgi Üniversitesi‘nden öğrencilerin düzenlediği “bu bir başörtüsü eylemidir” adlı basın açıklaması bugün Beyoğlu Galatasaray Lisesi önünde yapıldı. Eylemde “herkes için adalet, başörtüye özgürlük”, “tek tipleştirmeye, dayatmaya hayır”,”başörtüsüne özgürlük hemen şimdi” sloganları atıldı. Basın açıklamasında ‘tektipçi zihniyet’ eleştirildi. “Halkına belli kimlikleri dayatan devletin bu tavrından mağduriyetimizi dile getiriyoruz ve devletin halkı belirlediği değil, halkın devleti belirlediği bir ülkede yaşamak istiyoruz” denildi.

http://basortu.toplumsal.org/files/2...u-taksim-1.jpg


Bu Bir Başörtüsü Eylemidir
Biz Üniversite Öğrencileri ve çeşitli sivil toplum kuruluşları son günlerde yaşadığımız devlet ve rejim krizi nedeniyle bir araya geldik. Öncelikle Anaya Mahkemesinin bizleri yok sayan kararını protesto ediyoruz.

“Bu ülkede başörtüsü sorunu mu var, herkes halinden memnun” diyenler, okumak için dünyanın çeşitli yerlerine göç etmiş, başını açtığı için iç dünyasında kırılmalar yaşayan veya okulu bırakıp eğitim hakkından mahrum edilmiş arkadaşlarımızı yok sayarak büyük bir haksızlık yapıyor. Türkiye halkına ve devletimize sesleniyor ve şunu bir kez daha haykırıyoruz ki: Biz varız, buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz.

Anayasa mahkemesinin milletin 411 vekilinin oyunu almış bir yasayı iptali üzerine, bu belirsizlik ve karmaşa ortamında bir final dönemi daha geçirdik. Daha önce de Türkiye’nin pek çok üniversitesinde okuyan başörtülü arkadaşlarımız böyle final haftaları, kayıt günleri, mezuniyet törenleri yaşadılar. Soruyoruz: Diğer üniversite öğrencileri mutlu-mesut okul kapısından içeri girerken bize neden her gün kapıdan nasıl geçeceğimiz kaygısı yaşatılıyor?

Biz bu ülkede geleceğimizi göremiyoruz. Hayatımızı planlayamıyoruz. Ve bu durumu kabullenmeye de hiç niyetimiz yok. Bizler her bir bireyin kendini tanımlama özgürlüğüne sahip olduğu, dışarıdan tanımlamaların ve dayatmaların olmadığı bir Türkiye hayal ediyoruz. Sizlere de sesleniyoruz: biz gençlerin Türkiye ile ilgili son ümitleri de tükenmeden bu dayatmacı ve dışlayıcı zihniyete bir dur denilsin!

Bizler ülkesine, halkına hizmet vermek isteyen, bu topraklarda büyümüş kadınlar olarak bu muameleden çok sıkıldık. Susmak ve tepkisiz kalmanın üstümüze daha çok gelinmesine sebep olduğuna şahit olduk. Yargı yürütmenin işine karıştı; konu başörtüsü olunca yine tüm düzen değiştirildi. “Yeter ki başörtüsü üniversiteye girmesin” anlayışı ile anayasa mahkemesi Devletin “bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda” olduğunu söyleyen değişikliği iptal etti. Devletin eşitlik ilkesine uygun hareket etme zorunluluğu olmadığını bize bir defa da anayasa mahkemesi öğretti.

Ve buradan ilan ediyoruz ki, Türkiye Cumhuriyetinde vatandaş olmak, burada üniversiteye girmeye hak kazanmak, burada dinini yaşamaya çalışmak, kendi gibi olmak ya da olduğun gibi görünmek çok zor bir şey haline geldi. Bizler bu ülkede yaşamanın bu kadar zorlaştırılmasına karşı çıkıyoruz. Vatandaşı olduğu devlet tarafından dışlanmanın, ayrımcı muameleye maruz kalmanın sadece başörtülüler için değil, ülkemiz insanının büyük çoğunluğu için hayati bir sorun olduğunu görüyoruz, kabullenemiyoruz. Yasakçı zihniyeti vicdanlarımızda yargılayıp mahkum ediyoruz.

Halkına belli kimlikleri dayatan devletin bu tavrından mağduriyetimizi dile getiriyoruz ve devletin halkı belirlediği değil, halkın devleti belirlediği bir ülkede yaşamak istiyoruz.

Haber / Fotoğraf: Sabiha Çimen - Haksöz

Meftun 07-28-2008 02:22

Dünden bugüne : BAŞÖRTÜSÜ
 
Biz varız, buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz.

Bizi 'yok' saydıkça, yok oluyorsunuz!

Meftun 07-28-2008 02:28

Dünden bugüne : BAŞÖRTÜSÜ
 
Susmak ve tepkisiz kalmanın üstümüze daha çok gelinmesine sebep olduğuna şahit olduk.

Ve işte bu...Çözüm belki de burada gizli..Niye ortamın 'sakinleşmesini' beklememiz her defasında öğütlenir..Ve biz her defasında susarız.

Saatlerce tartışmamız, düşünmemiz, planlamamız gereken bir konu değil mi bu?

SUSMAMAK!!!

Çok mu yabancı bize?

'Ses çıkartmak' bize yabancılaştıkça biz kendi devletimize yabancılaşıyoruz...

ARTIK DUR DEME ZAMANI!

elif zeynep 07-29-2008 10:27

Dünden bugüne : BAŞÖRTÜSÜ
 
Rahman ve Rahim olan Rabbim buyuruyor ki:

" Zafiyet göstermeyiniz ve sizler en üstün olduğunuz halde sulha davet etmeyiniz ve Allah (c.c) sizinle beraberdir ve size amelinizi eksiltmez."

Peki başörtümüzü kayıtsızca çıkarırken, bu yasağa alışmış ve kabullenmiş tavırlarda ; kendimizi sulha muhtaç gibi göstermiyor muyuz ? Celadet ve yiğitliğinmizi muhafaza etmek yerine, zulüm bekçilerine bu tavırlarımızla teslim olmuyor muyuz? Allah(c.c) 'ın yanımızda olacağından , şüphemiz mi var? Öyleyse, hakkımızı aramamakta ki ısrar niye ? ve Kime karşı bu kayıtsızlık ?

İşte suskunluğumuz yüzünden, yazılmamış bir yasağı kabullenişimiz yüzünden, tepkisiz kalmamız yüzünden, [i]imtihanların imtihanlarını veriyoruz

Deniz.Feneri 08-02-2008 00:43

Dünden bugüne : BAŞÖRTÜSÜ
 
zulum bekçilerine teslim olmazsan öğretim hakkından mahrum bırakılıyorsun. En azından ilim yolunda teslim olunuyor. Birgün her şey değişecek inşallah

elif zeynep 08-02-2008 09:42

Dünden bugüne : BAŞÖRTÜSÜ
 
"İlim için teslim oluyorum" diyerek ne tavizler veren kardeşlerimi, arkadaşlarımı gördüm. Taviz tavizi getiriyor, dikkat edilmesi gereken nokta da burada başlıyor, taviz vere vere kimliğini farkında olmadan kaybeden kardeşlerim var, yasağı kabullenmiş, üzerine gitmekten kaçınan kardeşlerim var,, hem de o kadar çok ki..

Berika 08-02-2008 09:45

Dünden bugüne : BAŞÖRTÜSÜ
 
Alıntı:

elif zeynep Nickli Üyeden Alıntı
"İlim için teslim oluyorum" diyerek ne tavizler veren kardeşlerimi, arkadaşlarımı gördüm. Taviz tavizi getiriyor, dikkat edilmesi gereken nokta da burada başlıyor, taviz vere vere kimliğini farkında olmadan kaybeden kardeşlerim var, yasağı kabullenmiş, üzerine gitmekten kaçınan kardeşlerim var,, hem de o kadar çok ki..

mesela ne yapmalıyız?

elif zeynep 08-02-2008 10:14

Dünden bugüne : BAŞÖRTÜSÜ
 
Teslim olmadığımız göstermeliyiz, tavırlarımızla, hareketliliğimizle ; tavizi kapıda verdiğimiz de bu tavizin ezikliğini duymalıyız, başörtümüzün eksikliğini hissetmeliyiz, alışmış tavırlarında değil,,

Ben kardeşlerimi görüyorum Berika, başörtüsünü çıkarırken herşeylerini kapıda çıkarıyorlar, onları tanıyamaz oluyorum. Dil ile dahi destek olmuyorlar, sadece "okuyalım da hiç bir engelimiz olmadan.. " diyerek hemen ortama uyum sağlama kayıtsızlığını gösteriyorlar,,,

Ben buna kızgınım, ve bu kardeşlerime de kırgınım. Başörtülerini çıkardılar, ama kimliklerini de çıkardılar ; bu nasıl bir gaflettir, böyle yüzlerce var...

Berika 08-02-2008 16:17

Dünden bugüne : BAŞÖRTÜSÜ
 
Alıntı:

elif zeynep Nickli Üyeden Alıntı
Teslim olmadığımız göstermeliyiz, tavırlarımızla, hareketliliğimizle ; tavizi kapıda verdiğimiz de bu tavizin ezikliğini duymalıyız, başörtümüzün eksikliğini hissetmeliyiz, alışmış tavırlarında değil,,

Ben kardeşlerimi görüyorum Berika, başörtüsünü çıkarırken herşeylerini kapıda çıkarıyorlar, onları tanıyamaz oluyorum. Dil ile dahi destek olmuyorlar, sadece "okuyalım da hiç bir engelimiz olmadan.. " diyerek hemen ortama uyum sağlama kayıtsızlığını gösteriyorlar,,,

Ben buna kızgınım, ve bu kardeşlerime de kırgınım. Başörtülerini çıkardılar, ama kimliklerini de çıkardılar ; bu nasıl bir gaflettir, böyle yüzlerce var...


Bu kadar vahim bir tablo olduğunu düşünmüyorum.Tabi ki bahsettiğin insanlardan çok var ama perukla okuyan ne kadar çok kişi var.Yasak kalktığı gün benim kadar sevinmeyen arkadaşlarım oldu boşveren arkadaşlarım oldu.Ama bunun yanında açarak ya da peruk takarak okumaya tahammül edemeyen okulu bırakan arkadaşlarım da oldu.İmtihan dünyası...

bayrampasali 08-05-2008 23:30

Dünden bugüne : BAŞÖRTÜSÜ
 
başörtüsü bu milletin namusudur

nar 08-06-2008 00:23

Dünden bugüne : BAŞÖRTÜSÜ
 
Alıntı:

ozturks Nickli Üyeden Alıntı
Alıntı:

Berika Nickli Üyeden Alıntı
bu forumda bile adalet ,hak ,hukuk yok biz adalet dileniyoruz...çok yazık

şu küçücük yerde bile DEMOKRASİ nin işlemesi sağlanmıyosa bunu ülke çapında düşünmek ne kadar ütopik.bunun için bence demokrasiyi adaleti içine sindiremiyen arkadaşlar bence acilen (eğer cidden akpartililerse)partiye son bi iyilik yapıp görevi bıraksınlar.yada partinin imkanlarını ve adını kullanıp ağalık yapmasınlar.


Berika 08-06-2008 00:54

kilitli konular üzerinden konuşmak ne kadar etik
 
kilitli konular üzerinden konuşmak ne kadar etik..kimse tek taraflı bilgilendirmelerle ilgilenmiyor


All times are GMT +3. The time now is 23:08.

Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Siyaset Forum 2007-2026