![]() |
Ülkeler milletler devletler
enfal.de.com dan alıntıdır
Salim Aydüz Osmanlılarda Ateşli Silahlar Sanayii Osmanlıların, Avrupa'dan ateşli silahları aktarmadaki istekli tavırlarına islam devletlerinde rastlanmaz Osmanlıların XV. yüzyılın başlarından itibaren kullandıkları tüfek, Memlüklara 1489 iran'da ise 1478 den sonra kullanılmıştır ateşli silahları Osmanlılardan önce tanıyan Memluk Devleti Portekiz saldırılarında Osmanlılardan silah yardımı almıştır.barut ve tüfenk, topçular ve tüfekçiler getirmişlerdir." Osmanlılar, sahip olduklari silah teknolojisini gelistirmişler Asya ve Afrika ülkelerine yayılmasında köprü rolü oynamışlardır. top ve tüfek yardımı yapmışlardır şah Abbas dönemindeki iran dışında kalan Doğu ülkeleri, etkili bir ordu kuramamışlardır. Osmanlıların ateşli silah taşıdıkları ülkeler arasında Türkistan Kırım Hanlıkları Hindistan Açe Sultanlığı Akkoyunlu ve Safeviler, Memluklar sayilabilir.Osmanlılar siyasî ve dinî ilişkilerine göre devletlere personel, silah, barut satarak Asya, Afrika ve Orta Doğu'daki etkinliklerini artırmışlardır dış ülkelere ve uç beylerbeylerine savaş malzemesi veya topçu ustalar istanbul'dan gönderilmekteydi. Osmanlıların verdiği atesli silahlar, Orta Asya'da Türk Devletleri'nin iç savaşlarında Habeşistan ve Açe'de Portekiz ve Hollanda gibi gayri müslimlerle* yapılan savaşlarda ciddî ölçüde tesirli olmuştur Osmanlıların, itibarı artmış islam üstün gelmiştir |
enfal.de.com dan alıntıdır
Salim Aydüz Osmanlılarda Ateşli Silahlar Sanayii Osmanlıların, Avrupa'dan ateşli silahları aktarmadaki istekli tavırlarına islam devletlerinde rastlanmaz Osmanlıların XV. yüzyılın başlarından itibaren kullandıkları tüfek, Memlüklara 1489 iran'da ise 1478 den sonra kullanılmıştır ateşli silahları Osmanlılardan önce tanıyan Memluk Devleti Portekiz saldırılarında Osmanlılardan silah yardımı almıştır.barut ve tüfenk, topçular ve tüfekçiler getirmişlerdir." Osmanlılar, sahip olduklari silah teknolojisini gelistirmişler Asya ve Afrika ülkelerine yayılmasında köprü rolü oynamışlardır. top ve tüfek yardımı yapmışlardır şah Abbas dönemindeki iran dışında kalan Doğu ülkeleri, etkili bir ordu kuramamışlardır. Osmanlıların ateşli silah taşıdıkları ülkeler arasında Türkistan Kırım Hanlıkları Hindistan Açe Sultanlığı Akkoyunlu ve Safeviler, Memluklar sayilabilir.Osmanlılar siyasî ve dinî ilişkilerine göre devletlere personel, silah, barut satarak Asya, Afrika ve Orta Doğu'daki etkinliklerini artırmışlardır dış ülkelere ve uç beylerbeylerine savaş malzemesi veya topçu ustalar istanbul'dan gönderilmekteydi. Osmanlıların verdiği atesli silahlar, Orta Asya'da Türk Devletleri'nin iç savaşlarında Habeşistan ve Açe'de Portekiz ve Hollanda gibi gayri müslimlerle* yapılan savaşlarda ciddî ölçüde tesirli olmuştur Osmanlıların, itibarı artmış islam üstün gelmiştir |
Ortaçağ ateşli silah sanayii
enfal.de.com dan alıntıdır İslam dünyasında Memluklar ile iranlılar, Avrupadan silah almakta ve osmanlılar gibi silah yapımı için Avrupalı ustaları kullanmaktaydılar. silahları kendi milletlerine öğretirken osmanlılar kadar başarılı olamadılar yaptıkları, savaşlarda Osmanlılara kaybettiler. İslam devletlerinde ateşli silahlar ilk kez osmanlılarda gelişmiştir osmanlılar* Orta Avrupa ve Balkanlara yakınlığını madenlere sahip olmanin avantajını çok iyi kullanmıştır 1509'da Memlük Sultanı Kansu Gavri, Portekizlilerle savaşmak için donanma malzemesini Osmanlı Devleti'nden istemiştir. Osmanli Devleti 400 top, 40 kantar barut ve bir miktar bakırdan oluşan bir yardım yaparak Memlukları Hiristiyan Portekizlilere karşı desteklemistir. ateşli silahlarda önemli bir yeri olan Memlüklar, Kansu Gavri devrinde Ridaniye'de, Osmanlılara mağlup olmaktan kurtulamamışlardır. Osmanlılar, Habeşistan'daki Sultan Ahmed Gran'a 1527 ve 1542 de Portekizlilerle savaşmak üzere ateşli silah ve top yardımı yapmıştır. Sumatra'da Osmanlı adina hutbe okuyan Açe Sultanı'na* Hollanda ve Portekizlilerle savaşması için yardım gemileri gönderilmiş Yemen isyanı sebebiyle yardım ulaşamamıştır. Osmanlılar, usta topçularını Açe'ye göndermiş.200 bronz top dökülerek Portekiz savaşında muvaffakiyet sağlanmıştır |
Madımak katliamı
Msxlabs mavi karanlık forum dan alıntıdır Olaydan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190'a çıktı.124'ü hakkında "laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma" suçlamasıyla dava açıldı,geri kalanlar serbest bırakıldı. Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen ilk duruşması, Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 22 sanık hakkında 15'er yıl, 3 sanık hakkında 10'ar yıl, 54 sanık hakkında 3'er yıl, 6 sanık hakkında 2'şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi. avukatlar, temyize gittiler. Yargıtay katliamın "Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu" belirterek kararı bozdu. 33 sanık idama 14 sanık 15 yılık hapis cezasına mahkûm edildi. 24 Aralık 1998'de hapis cezaları onandı, 33 idam cezasını müebbet ağır hapis cezasına çevrildi. Sanıkların avukatlığını Refahyolun Adalet Bakanı Şevket Kazan üstlendi* sanık sayısı 33'e düştü. Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak ve firar eden 8 sanık yakalanamamıştır.Sivas Davası İstiklal Mahkemeleri sonrasında, tek bir davada, bu kadar çok idam cezasının verildiği ilk davadır. |
Madımak katliamı
Msxlabs mavi karanlık forum dan alıntıdır Sivas Katliamı'nın Yıldönümü hatırasına Güneşin ak yüzüne bir duman çöktü Bir türkü çığlıkla ateşe düştü Kuytu bir köşede bir çiçek küstü Döktü yaprağını boynunu büktü Kararmış yüreğin hiç ışığı olmaz Bilmez misin ki türküler yanmaz Günü gelir sanma hesap sorulmaz Dayanır kapına pir sultan ölmez Şu Sivas'ın elinde sazım çalınmaz Güllerim yandı yüreğim dayanmaz Edip AKBAYRAM Sivas Katliamı, Madımak Katliamı ya da Madımak Olayı, 2 Temmuz 1993 de Sivas'ta Pir Sultan Abdal Derneği tarafından organize edilmiş olan Pir Sultan Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin radikal İslamcılar tarafından yakılması ve Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yanarak hayatlarını kaybetmesi ile sonuçlanan olaylardır. göstericilerden de iki kişi hayatını kaybetmiştir. |
Madımak Oteli'nin Kamulaştırılması
17 Haziran 2010 tarihinde Madımak Oteli’nin kamulaştırılması süreci başladı Sivas Valisi Ali Kolat tarafından duyuruldu. otel sahipleri ile uzlaşmaya varılamaması nedeniyle son karar Sivas Asliye Hukuk Mahkemesi’nden çıkacak karar belirledi.23 Kasim 2010'da Madımak Oteli'nın 5 milyon 601 bin lira bedel ile kamulaştırılmasına karar verildi.Binaya 37 kişinin adları ve oteli ateşe verirken ölen 2 kişinin adları da yer aldı. Otel görevlileri Ahmet Öztürk ve Kenan Yılmaz'ın isimleri de yer aldı. Sivas Valisi Ali Kolat "Olaya insan merkezli baktık hiç bir ayrım yapmadık" açıklamasında bulundu. |
1.KÖRFEZ SAVAŞİ
İran savaşın sekizinci gününde dengeyi sağlamayı başardı. Irak’ın Fransa’dan istediği* Süperedandart ve Miregelar’ın devreye girmesiyle 1984 savaşın bu yıldan itibaren kimyasal silahların savaşta kullanılması söz konusudur. 1986 yılındaki İrangate skandalı(ABD’nin kongre kararına aykırı olarak, Nikaragua’daki anti-komünist gerillaları finanse için İran’a silah sattığının ortaya çıkması), ABD’nin itibar yitirmesine neden oldu. * Savaşın sonlarına gelindiğinde Irak, Fransa ve İngiltere’den aldığı kimyasal silahları Halepçe üzerinde kullandı ve 5000 Kürt insanın ölmesine neden oldu. Hümeyni, zehir içmekten de beter dediği kararını 18 Temmuz 1988’de açıkladı. İran BM’nin 598 sayılı kararını kabul etti sekiz yıl süren, binlerce insanın hayatlarını ve ekonomik kaynaklarının yok olmasına neden olan bu yıpratma savaşı hiç beklenmedik bir anda sona erdi. * 1980 yılında patlak veren Irak-İran savaşı, bir nevi Basra Körfezi’ndeki bölgesel üstünlük mücadelesidir ırakın İran İslam Devrimi’nin yayılma tehlikesini tehdit olarak algılaması 1970 Eylülünde başkan Nasr’ın ölümü Ortadoğu’da liderlik yarışını başlattı.ırak Mısır’ın bıraktığı boşluktan yararlanarak gerek Arap dünyasını gerekse üçüncü dünyanın liderliğini kapma isteğinde olan İran’ı tehdit etti. |
ONLAR KUDÜSLÜLER. ÜLKESİ OLMAYAN ŞEHİRLİLER…BİZİ TÜRKİYE KURTARACAK!
Herkes biliyor, Yahudi’si Müslüman’ı Arap dünyası da. 400 sene Osmanlı, 250 sene Memlüklüler, toplam 650 sene, büyük Selçuklu, Eyyubi’si falan dersek 1000 yıla yakın kutsal toprakların mescidi aksanın hadimliğini, hizmetçiliğini, korumacılığını biz yaptık. avluyu çeviren 100 küsur binanın %90’ı bize ait. herkes bu problemi siz çözüleceksiniz* diyor. Siz *gidince biz gülmedik diyorlar.* Önümüzdeki aralıkda İngilizlerin işgaliyle 1917 yılında filistin topraklarının bizden koparılışının 100. yılı. Ben bu yıl Kudüs tişörtüyle geziyorum. -Filistin halkı sizce bu zulümden kurtulması için İsrail’in 2 çekincesi var İslam dünyası liderlerinin ortak açıklaması ve Bebek cesetleri Yaser Arafat intifadalarda halk ayaklanıyordu.Kadınların bebekleriyle katıldığı bu direnişe İsrail ateş açıyordu Vicdansız Hristiyan Avrupa sadece bebek ölümlerinden rahatsız oluyor.halk liderlere bebeklerin ölmesine nasıl göz yumuyorsunuz diye baskı yapıyorlardı.* Kudusün kurtuluşu İslam dünyası ortak açıklama yapacak,halk liderlere baskı yapacak Arap liderleri koltuk derdinde. Koltukların ipi de Amerika’nın elinde. Halkın baskı yapması lazım. Bu olmazsa filistinde kudüste bebekler ölecek. Bunu istemiyoruz asla.Türkiye’den Kudüs’e turlar düzenleniyor. Katılım Geçen sene Rusya’dan 400 bin Hristiyan, Kudüs’ü ziyaret etti. Türkiye’de bu sayı yeni 20 bine ulaştı. Türkiye’de GİTMEYİN Orası tehlikeli, bombalar var, silahlar var denilerek insanlar korkutulmaya çalışıyor. Bunlar Ruslar için yok mu? Ortodoks Hristiyanlarının merkezi diye akın ediyorlar. Bizde kudüs için oluşturulan algı bir cami var, peygamber efendimiz oradan göğe çıkmış ve inmiş. Bu kadar sığ ve basit anlatılmamalı. Olay çok büyük ve önemli. Kimse korkmasın. Kimse yılmasın. Son derece güvenli bir yer. Ailelerinizle gidin ve karış karış gezin |
ONLAR KUDÜSLÜLER. ÜLKESİ OLMAYAN ŞEHİRLİLER…talha uğurluel
bir Kudüs kitabı yazayım dedim, sadece 450 sayfada avluyu anlatabildim, Arzın kapısı Kudüs. 2. cildi hazırlıyorum o Kudüs’ü anlatacak. 3. cilt de*bütün Filistin topraklarını. O topraklarda o kadar çok izimiz, eserimiz, hatıramız var ki şaşırırsınız. Bunların farkında olmak zorundayız. Kudüsü bilmeyen bir gençlik var, Arap’ın memleketi bize ne diyen ırkçı bir gençlik var, Irkçı, benimle o toprakların alakası yok diyen gence Kudüs’teki Selçukluyu anlatınca şaşırıyor. 25 yıl Kudüs’ün Selçuklulara başkentlik yaptığını bilmiyor bu gençlik.Orası Arap’ın Kudüs’ü değil. Artuk Bey’in mezarı Alparslan’ın oğlunun kitabesi* Memlük medreseleri Altınordu’nun son hükümdarı Berke Han’ın mezarı Kudüs’te* Kudüs Müslüman toprağıdır ve kalmaya da devam edecektir. Kudüs’ü anlamak lazım, Kudüs’ü hissetmek lazım, Kudüs için yanmak lazım. Bu kutlu direnişe can verecek nefes olmak lazım…Kudüs bir sınav kâğıdı, her mü’min kulun önünde… Cahit Zarifoğlu Ah Kudüs, can Kudüs. Ne çok çektin, acılara zalimin zulmüne boyun eğmeyip tek başına direniyorsun. Affet bizi, İslam âlemi olarak birbirimize düşmekten seni unuttuk… |
AMAÇ KUDÜS’Ü MUTLAK BAŞKENT YAPMAK!
Talha Uğurluel KUDÜS Özel Röportajı İsrail 1967’den beri Filistinli halka ve Mescid-i Aksa’ya ihlallerini sürdürüyor. Filistin halkına uyguladığı işkenceler tüm dünya tarafından sessizce izleniyor. İlk kıblemiz Mescid-i Aksa’da İsrail uygulamaları sınırı geçti. Filistin halkının Kudüs’ün Mescid-i Aksa’daki İsrail zulmü son günlerde had safhaya ulaştı İsrail Filistin topraklarını mutlak ülke, Kudüs’ü de mutlak başkent olarak görüyor. 1980 yılında İsrail bunu ilan etti.yaşananların temelinde bu emel var. Kudüs Müslüman’ın Hristiyan’ın Yahudi’nin ortak değeri Kudüs coğrafyasının etkin güçleri hiçbir Kudüs’ü başkent yapamazlar. Yaparlarsa 3. Dünya savaşı çıkar, dünya barışı ortadan kalkar, devletler birbirine girer.* Osmanlı Devleti Kudüs’ü 401 sene yönetti. İstese Kudüs’ü devletin başkenti yapabilirdi, yapmadı. Memlüklüler Eyyübiler Fatimiler, Abbasiler, Emeviler de yapmadı. İsrail Israrla başkent yapmak için politikalarına devam ediyor.Hazreti Ömer’den bugüne 88 yıl haçlı işgalini saymazsak kudusün kutsal topraklarında etkin güç Müslümanlardır. Kudüs’ün İsrail tarafından başkent ilan edilmesi Müslümanları rahatsız eder. İsrail’in hırslı gözü kara politikalarına Müslüman, Hristiyan bütün dünyanın dur demesi lazım. Dünya barışını tehdit ediyor. Onlara sınır çizmek icap ediyor. sınırlarınız budur, sınırlarda yaşayacaksınız, çevrenizle dost geçineceksiniz, kimsenin hakkına tecavüz etmeyeceksiniz. Kudüs kimsenin malı değil. Kudüs uluslararası devletler üstü statüye sahip. İsrail 1967’den beri Kudüs’ü kendi malıymış gibi kullanıyor ve dünya buna ses çıkarmıyor. |
Talha uğurluel gezi yazıları
İnebahtı’nın İki Yüzü Fransa’nın en eski şehirlerinden* Leon’dayız. Romalılardan*bu yana Leon’un Fransa’nın en büyük şehri olduğunu Fransa’ya yüzyıllarca başkentlik*yaptığını hatırlıyoruz.* Şehrin tam ortasında, yarı şahlandırdığı atının üzerinde*duran kişi Flip Ogüst.heykeli flip ogüst Selahaddin Eyyübi’nin Kudüs’ü almasıyla Haçlı*Seferine çıkan ünlü Fransız Kralı. İngiltere’den Kral Rişar ve Almanya’dan Frederik*Barbaros ile Kudüs’e geleceklerdir Selahaddin’ eyyubinin*üstün dehası karşısında yerin dibine geçerek ülkelerine*geri döneceklerdir. Leon’un tam ortasında şehre hakim bir tepe tepenin başında*kartal yuvası edasıyla duran dev bir Bazilika.loş*ve yanık mum kokan bir ortam. İçeride çocuklar öğretmenleri ile* ziyarete gelmişler. Başlarındakiler inançlarının detaylarını*ve manalarını anlatıyorlar. Bizim ülkemizde hiçbir okul camiye eğitim gezisine gitmiyor* Bazilika duvarlarındaki*resimlerde deniz var. Denizin*üstü haç motifli gemilerle kaplı. gemiler batıyor vaziyette.Batan gemilerde sarıklı, sakallı, askerler* sulara gömülüyor. Ve sulara gömülen üç hilalli bayrağı görüyorum.resmin yazılarını Öğrenmekte gecikmiyorum.Bazilika’nın* tüm cephesini*kaplayan mozaik resim, İnebahtı Deniz Savaşını ve Osmanlı yenilgisini anlatıyor. |
Talha uğurluel*
İnebahtı’nın İki Yüzü* o günlerde Sokullu Mehmet Paşa’nın Sadarette olduğu,yıllar Dünyanın Topkapı Sarayı’ndan yönetildiği günler.Yıl 1578. Osmanlı Devleti’nin zirveleri tuttuğu yıllar. Kanuni Sultan Süleyman vefat edeli 15 sene olmuş ama altın çağı sürüyor.tüm kadro vazife başında Sadrazam Sokullu Paşa, Mimar Koca Sinan, Şeyhülislam Ebu Suud Efendi ve diğerleri…Avrupa, çaresiz. Her türlü*hileyi herkesi birbirine vurdurmayı deniyorlar kar etmiyor. Çünkü karşılarında yaşatmak için yaşayan bir topluluk Başkasını kendine tercih eden bir anlayış.var tüm hileli anlayışlar geri gidiyor. karalarda ve denizlerde problemler yaşanıyor. Mısır’ı alınması ile ticaret yolları Osmanlının eline geçmiş ve Avrupa,malların Osmanlı kanalından geçmesini istemiyor.göç yolları aranıyor. Akdeniz’de ise Osmanlı hakimiyeti var. Preveze Zaferi gerçekleşmiş. Kanuni’nin muhteşem Kaptanı Barbaros, dev Haçlı Gemilerini al aşağı edivermiş. Anre Dorya çaresiz, Venedik, Ceneviz çaresiz Osmanlı’ya tabiliklerini bildiriyorlar.* Akdeniz’de birkaç avrupa üssü var. Bunlardan en büyüğü *güzelim Kıbrıs, diğeri Malta Adası. Çevrelerine yağmalamayı ilke edinmiş,*Ortaçağ zihniyeti* durmayacak çevrelerine*zarar vereceklerdir.Hacılar Hicaz’a gitmek için deniz yolunu kullanmaktadırlar. Dua ve niyazlarla çıkılan mukaddes karşılarına çıkınca hadiseler olmuştur. Peygamber Efendimiz’in Mübarek Halaları, Hala Sultanın kabri yanındaki caminin domuz*ahırı haline getirilmesi ile kıbrıs ķüffarın elinden alınacaktır Kıbrıs seferinde ada küffardan alınacaktır. Kıbrıs Şövalyelerin elindedir.Sultan Selim’in Mısır’a girdiği günlerde Şövalyeler* Memlüklülere vergi ödemektedir Osmanlı Mısır’ı alınca* Osmanlı’ya vergi ödemeye başlamışlardır.Osmanlı kudretli bir devlettir. Donanması büyüktür Her ne kadar Venedik ve Ceneviz denizci kuvvetler olsa da elbette ki dünyada osmanlılar sözünü yürütmek isteyecektir. |
Talha uğurluel
Selçuklu medeniyeti Tarih boyunca kavimler, yer değiştirmiş, göç etmek zorunda kalmışlardır. göçler tabi nedenlerle istila sebebiyle de olabilmektedir.Toprakların yetersizliği kavimleri verimli yerler aramata itmiş yol üzerinde medeniyetleri yağmaladıkları olmuştur. Anadolu’da Hititlerin yıkılmasına sebep olan Balkanlar’dan gelen Trak istilası Makedonya’ya dayanan Pers istilası, İskender’in Hindistan seferleri Moğolların batı seferleri dünyada* değişimlere yönetimlerin yıkılmasına, milletlerin kayboluşuna sebep olmuştur.* Kavimler Göçü’nü başlatan Orta Asya çıkışlı Türk göçleri başlangıcı teşkil eder. Daha önce Hun, Göktürk, Uygur vb. büyük devletler kuran* topluluklar; kuraklık, hastalık mücadeleler ve Çin baskısı ile yerlerini terk etmiş, Orta Asya’dan ön Asya’ya kadar gelmişlerdir. bir kısmı yukarıdan Avrupa üzerine gitmiş,Macaristan topraklarını merkez edinerek Avrupa Hun Devleti’ni kurarken İslamiyet’le tanışmış ve topluluklar halinde bu yeni dine girmişlerdir. Kısa sürede yaşantıları, örfleri ve dünya görüşlerini, inanışları değişen medeniyetler* bu ölçüde kurmuşlardır. Samanoğulları, Karahanlılar Gazneliler gibi dünya tarihine silinmez izler bırakan medeniyetler kavimler göçünde meydana gelecektir. Hakkı kaldırma, haksızın* karşısında olma, devlet anlayışında gelenek olarak* yaşatılacaktır. |
Cend şehrinde İslamiyet’e giren Oğuz Yabgusu ile bağlarını koparan Selçuk Bey,* yeni bir oluşumun içine girecek oğulları ile birlikte kendi adını taşıyan yeni bir devlet ortaya çıkacaktır.yeni devleti* sorunlar beklemektedir. son derece güçlü Gazne birlikleri,Abbasileri yutmaya hazırlanan Şii Büveyhoğullarıİslamiyet’i zehirlemeye çalışan Şii akımlar. Bunlara karşı güçlü bir orduya, ileriyi hesaplayabilen stratejiye hem de sağlam bir ilime ihtiyaç vardır.*
meydanlarda ordular, yapı ve kafaların içinde ilim karşılaşmaktadır. göçebe yapısı yerleşik* medeniyet yapısıyla son derece başarılı olacak Selçuklular;ordularını kuvvetlendirip* stratejileriyle Gaznelilerin belini bükmüş,dört bir yana açtıkları medreselerle karşılarındaki fikirlerle mücadele etmişlerdir.* Selçuk Bey’in torunları Tuğrul ve Çağrı beyler ile Selçuklu coşmuş,Abbasi Halifesi Emrillah’ı Büveyhilere karşı korurken Gaznelileri etkisizleştirmişlerdir. Fakat galibiyet her şeyi elde etme manasına gelmemektedir. Fatımilerin eğitim etkisini artırmakta, insanların kafaları bulanmaktadır.Çağrı Bey yeni yurt aramaya Anadolu’nun kapısı Pasinler’e inmiş ve bu coğrafyayı tanımaya çalışmıştır. |
enfal.de.com dan alıntıdır
Salim Aydüz Osmanlılarda Ateşli Silahlar Sanayii Osmanlilar XIV. asırda Avrupa'da kullanılan ateşli silahları kendi ülkelerine transfer ettlier.*Sultan Mehmet döneminde ateşli silahlarda ve* topçulukta, dönemin en ileri teknolojisine sahip olundu ortadan ayrılabilen iki parça toplar, kuşatma ve sahra topları, havan topları, gülleler harika savas araçlarıydı.Osmanlılar, istanbul'daki Tophane-i Amire'de büyük çaplarda toplar dökerken, top götürmenin mümkün olmadığı yerlere, bakır ve tunç top yapım malzemesini götürerek top döktüler.* Osmanlılar silah sanayiinde Avrupa'dan ileri seviyededir* Fransa 1493 italya Seferi'nde, top nakletmede güçlüklerle karşılaşmıştır oysaki Sultan II. Murad 43 sene önce Akçahisar Muhasarasında, Fatih han ise, on beş sene önce işkodra Muhasarasında usta topçularıyla meselenin üstesinden kolayca gelmişlerdir Osmanlı topçuluğunun gelişmesinde padişahların topçulukla bizzat ilgilenmesi topçuları yüksek ücretle himaye etmesi ateşli silahların öneminin hükümdarlarca kavranması bulunmaktadır. Osmanlıların malî sıkıntılarının olmaması topçuluğun gelişiminde etkili olmuştur Fütuhat sebebiyle kaleler yıkmak için daima muhasara toplari büyük önem kazanmıştır silahlar geliştirilmiş ve yenilenmiştir topçuluğun gelişiminde zengin madenlere* sahip olunması iyi bir hazinenin bulunması büyük bir avantajdır* 1430'larda, Osmanli ordusunda büyük çaplarda toplar ve top ustaları vardır Türk asıllı topçu ustalarında Haydar, ismail, Muslihiddin ve Saruca ilk örneklerdir. ispanyol topçuları Osmanli topunun orantısız ve kusurlu olduğunu eleştirirken yüksek kaliteli madenden yapıldığını belirterek övmektedir. Osmanlı topunun üstünlüğü kalitesinde* değil neticeye çabuk ulaşan ebatlarının büyüklügündeydi. Halen Londra Kulesi Müzesi'nde bulunan 1464 te yapilan ortadan ikiye ayrılabilen iki parçali Osmanlı topu kusurlu olmasına rağmen, iyi bronzdan dökülmüştür |
KERKÜK ŞEHRİNİN TARİHÇESİ
Kerkük’te ilk yerleşim izlerine M.Ö.2000 yıllarında rastlanılır. Kerkük Arafada yapılan kazılarda M.Ö. 2600 yıllarına ait silahlar, bakır eşyalar ve toprak kaplar bulunmuştur.Kerkük’ün en eski yerleşim mekanı Kerkük Kalesidir. Kale şehrin adeta çekirdeğini oluşturmuştur. Kalenin yapılışı M.Ö. 3000 yıllarına uzanır. Hz.Ömer zamanında İslam ordularının meşhur Kaadisiyye Meydan muharebesinde Sasanileri M.S.636 yılında yenmesinden sonra, Kerkük Müslüman şehri olmaya başlar. Şehir, 750 yılında Abbasi Devletinin kurulması ile İslam devletinin sınırlarına dahil olur. 1055 yılında Tuğrul Bey, komutasında Oğuz ordusu Irak’a girer. Büveyhi’lere son verilerek hükümdar Melik Rahim’i tutuklanır Halifelik Abbasilere bırakılır ancak askeri hakimiyet Tuğrul Beyin uhdesinde kalır.Sultan Mahmut Tapar komutasında Kerkük 63 yıl Büyük Selçukluların hakimiyetinde kalır. Irak Selçuklularının hakimiyetinde ise 12 yıl kalır. 1130 yılında Arslantaş oğlu Kıpçak, Kerkük ve Şehrizor bölgesinde üstünlük sağlar ve tek egemen güç haline gelir.bölge Vilayet’ül Kıpçakiyye olarak anılır. Arslantaş, Türkmenler tarafından çok sevildiği için,Kerkük’te varlıklarını güçlendirir 1139 yılında Musul Atabeyi İmadeddin Zengi, Kerkük dahil bütün bölgeyi ele geçirir. Timur’un Irak seferi sırasında Kerkük Kalesine uğrar kalenin sorumluluğunu adamlarından Emir Ali’ye verir. Kale 18 yıl sonra Karakoyunluların eline geçer. Baranlılar olarak da bilinen Karakoyunluların kurucusu Bayram Hoca’dır; Oğuz Türkü’dür. Yani Türkmendir. 1470 yılında Kerkük Şehrine Akkoyunlular hakim olurlar. 1508 yılında Akkoyunlular Safavi devletinin kurucusu Şah İsmail tarafından kaldırılıncaya kadar Kerkük, Akkoyunluların hakimiyetinde kalmıştır. Safavi devletinin egemenliğine giren Kerkük, Yavuz Sultan Selim komutasında Çaldıran Savaşında Osmanlı Devletinin nüfuz alanına girmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat ve Kerkük ziyaretinde Bayat boyundan Kerküklü Türk şairi Fuzuli, Bağdat Kasidesini padişaha sunar. Kerkük Kalesine yeniçeriler ocaklılar, tımarlılar ve zeametler yerleştirilir.* 1549 yılında Kerkük Beylik ve 1578 yılında Beylerbeyi olur.Osmanlı kayıtlarında ‘ GÖKYURT ’ olarak geçmeye başlar. Osmanlının bu ismi Kerkük şehrine verme düşüncesi, şehrin halis bir Türk şehri olduğunun kanıtıdır.Kerkük 172 yıl Osmanlının idaresinde kalmıştır. Şehirde, günümüze kadar gelen bir çok Osmanlı eserleri bu dönemde yapılmıştır. Kerkük’ün simgesi haline gelen Kerkük Kalesi, en eski tarihi eserlerini surlar içerisinde saklamaktadır. Kerkük Kalesi 1997 yılında Saddam yönetimi tarafından yerle bir edilmiştir. Yıktılar kalamızı Sürdüler balamızı Daha can boğazdayken* Çektiler salamızı |
KERKÜK’ÜN KÜLTÜREL ZENGİNLİKLERİ
KERKÜK ŞEHRİNİN TARİHÇESİ Kerkük’te ilk yerleşim izlerine M.Ö.2000 yıllarında rastlanılır. Kerkük Arafada yapılan kazılarda M.Ö. 2600 yıllarına ait silahlar, bakır eşyalar ve toprak kaplar bulunmuştur.Kerkük’ün en eski yerleşim mekanı Kerkük Kalesidir. Kale şehrin adeta çekirdeğini oluşturmuştur. Kalenin yapılışı M.Ö. 3000 yıllarına uzanır. Hz.Ömer zamanında İslam ordularının meşhur Kaadisiyye Meydan muharebesinde Sasanileri M.S.636 yılında yenmesinden sonra, Kerkük Müslüman şehri olmaya başlar. Şehir, 750 yılında Abbasi Devletinin kurulması ile İslam devletinin sınırlarına dahil olur. 1055 yılında Tuğrul Bey, komutasında Oğuz ordusu Irak’a girer. Büveyhi’lere son verilerek hükümdar Melik Rahim’i tutuklanır Halifelik Abbasilere bırakılır ancak askeri hakimiyet Tuğrul Beyin uhdesinde kalır.Sultan Mahmut Tapar komutasında Kerkük 63 yıl Büyük Selçukluların hakimiyetinde kalır. Irak Selçuklularının hakimiyetinde ise 12 yıl kalır. 1130 yılında Arslantaş oğlu Kıpçak, Kerkük ve Şehrizor bölgesinde üstünlük sağlar ve tek egemen güç haline gelir.bölge Vilayet’ül Kıpçakiyye olarak anılır. Arslantaş, Türkmenler tarafından çok sevildiği için,Kerkük’te varlıklarını güçlendirir 1139 yılında Musul Atabeyi İmadeddin Zengi, Kerkük dahil bütün bölgeyi ele geçirir. Timur’un Irak seferi sırasında Kerkük Kalesine uğrar kalenin sorumluluğunu adamlarından Emir Ali’ye verir. Kale 18 yıl sonra Karakoyunluların eline geçer. Baranlılar olarak da bilinen Karakoyunluların kurucusu Bayram Hoca’dır; Oğuz Türkü’dür. Yani Türkmendir. 1470 yılında Kerkük Şehrine Akkoyunlular hakim olurlar. 1508 yılında Akkoyunlular Safavi devletinin kurucusu Şah İsmail tarafından kaldırılıncaya kadar Kerkük, Akkoyunluların hakimiyetinde kalmıştır. Safavi devletinin egemenliğine giren Kerkük, Yavuz Sultan Selim komutasında Çaldıran Savaşında Osmanlı Devletinin nüfuz alanına girmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat ve Kerkük ziyaretinde Bayat boyundan Kerküklü Türk şairi Fuzuli, Bağdat Kasidesini padişaha sunar. Kerkük Kalesine yeniçeriler ocaklılar, tımarlılar ve zeametler yerleştirilir.* 1549 yılında Kerkük Beylik ve 1578 yılında Beylerbeyi olur.Osmanlı kayıtlarında ‘ GÖKYURT ’ olarak geçmeye başlar. Osmanlının bu ismi Kerkük şehrine verme düşüncesi, şehrin halis bir Türk şehri olduğunun kanıtıdır.Kerkük 172 yıl Osmanlının idaresinde kalmıştır. Şehirde, günümüze kadar gelen bir çok Osmanlı eserleri bu dönemde yapılmıştır. Kerkük’ün simgesi haline gelen Kerkük Kalesi, en eski tarihi eserlerini surlar içerisinde saklamaktadır. Kerkük Kalesi 1997 yılında Saddam yönetimi tarafından yerle bir edilmiştir. Yıktılar kalamızı Sürdüler balamızı Daha can boğazdayken* Çektiler salamızı Kerküklü şairlerden biriside Kadimdir.1731 yılında Tebrize giderek önce müderris sonra da kadı olmuştur..1762 yılında Bursa’da vefat etmiştir. Mehmet Nevruzi dir. 1795 yılında Kerkük’de vefat etmiştir.Kerküklü Bedri ise 1743 -1821 yılları arasında Kerkük’te yaşamıştır.1807-1882 yılları arasında yaşayan Kerküklü şair Nur Ali Baba Kerkük’te doğup Sivas’da vefat etmiştir.* Hicri Dede, Kerkük Türkmen edebiyatının dönüm noktasıdır. 1880 de Kerkük de doğmuş 20. yüzyılın Kerkük’te yetişmiş en önemli şairidir.Hicri Dede 1952 yılında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Kerkük kültürü sadece şairleri ile ölçülmez.Kerkük Türklerinin bir başka kültür zenginliği ise, Hoyratları ve Manileridir. Hoyratlar ve manilerde hüzün ve sitem hakimdir. Bu duyguların nedeni esaret altında yaşamış olmalarıdır Kerkük’lüyem siz bilin Keserem düşman dilin Neft tökib yandırsalar Terk etmem Türkman dilin Perdeleri örtük, Lambaları sönük, Sırtında yıllar yük, Hatıraları kırık dökük, Bir yer olacak orada, Adı, Kerkük…” Arif Nihat Asya |
Dünyanın en tehlikeli 4. ülkesine yolculuk
Seda Şennik Ateş ırak gezi notları Kerbela’ya geldiğimizde kendimi yaşadığım yıldan yüzyıllar öncesine gönderilmiş gibi hissettim.''* Çölün bittiği noktada 3 katlı sarı toprak binaların, düzensiz sokakların ve caddelerin üzerinde Necef Havaalanı'na indi uçağımız Ramazan ayıydı. Ağustos’un en sıcak günleriydi sahabenin türbelerini ziyaret etmenin heyecanı ve 47 derecede buharlaşan oksijeni solumaya çalışarak bekledik valizlerimizi.Iraklı yetkililer,*Hz. Ali’nin kabir örtüsünden kesilerek hazırlanmış küçük örtüler hediye ettiler ilk hatıra fotoğrafı çekildi.bu kadarı bile ilginç bir hafta geçirmenin eşiğinde olduğumu hissettirmeye yetti. Irak*dendiğinde zihnimde ilk görüntü Körfez savaşında Irak semalarına düşen bombaları hafızlarımızdan silinmeyen Ebu Gureyb işkenceleri... Irak, köklü kültürü ve Endülüsteki İslam tarihinin en önemli eserlerini barındıran kütüphaneleri aklımıza gelemiyor maalesef. Necef havaalanından merakla izledim şehri, sanki dün çekilmiş askerler henüz sokağa çıkmaya başlıyor insanlar, ürkek adımlarla etraflarına bakarak… Adım başı kontrol noktası, adım başı asker… Altyapı Necef için çok yabancı bir kavram, şehir tam elektrik kablosu yığını, gökyüzünü görmek imkansız. Teller, birbirine geçen kablolar, onları tutan ipler vs. Necef’in gökyüzü mavi değil, siyah! Türbe ziyareti kültürleri bizlerden farklı Otelimiz Hz. Ali'nin türbesinin bulunduğu bölgedeydi. defalarca bombalanan türbede çok ciddi güvenlik var. Türbenin 50 metre ötesinden başlıyor yüksek beton duvarlar, tel örgüler tanklar, buna rağmen kendinizi güvende hissetmeyin zira Irak, Uluslararası Risk Yönetime göre dünyanın en tehlikeli ülkeleri arasında 4. sırada. İlk ziyaret noktamız Hz. Ali’nin türbesi Hz. Ali’nin Necef’e 170 km uzaklıktaki Kufe de öldürüldüğü tahmin ediliyor. Cenazenin nereye gömüldüğü saklı tutulan peygamber yoldaşının bugünki ziyaretgahı 12 imamların 4.sü İmam Zeynel Abidin*tarafından bulunmuş. Dünyanın en tehlikeli 4. ülkesine yolculuk Seda Şennik Ateş ırak gezi notları Hz ali Türbesinin inşa tarihi bilinmiyor. Türbenin kapısındaki bağrışmalar ve ağlamalar sizi ürkütmesin Şii toplumunda yadırganacak bir görüntü değil. Türbe kültürleri bizlerden farklı... Türbenin parmaklıklarına kafalarını vuranları, kendilerini türbe demirlerine bağlayanları oturup dövünenleri uzun uzun seyrettim Bu “elim” manzara, “ilmin anahtarı, bilginin efendisi” iltifat ve sıfatlarına fazlasıyla layık olan Hz. Ali’ye yapılan muamele, maalesef inanış algımı zorladı. |
Seda Şennik Ateş ırak gezi notları
Yaşayan kent: Vadi-üs Selam Hz ali Türbesinin arkasında uzayıp giden irili ufaklı yüzlerce kubbenin bulunduğu, dev bir alan... “dünyanın en büyük tarihi mezarlığı Vadi-üs Selam içeriden Arapça ilahiler yankılanmaya başlamıştı gündüz saatlerinde burası dev bir film platosunu andırıyordu,Türkçeye “barış vadisi” olarak çevrilen mezarlıkta*Hz. Adem’den*Hz. Nuh’a sayısız peygamber ve sahabenin gömülü olduğuna inanılıyor. Bu nedenle insanlar Necefte gömülmek istiyor.Türkiye, Hindistan ve Afrika’dan İslam âlimlerinin barış vadisindeki âlim mezarları, diğerlerinden yeşil boyalı yüksek kubbeleri ile ayrılıyor. mezarların içinde ölenlere ait dev fotoğraflar var. Bu görüntü ile ölümü hayata iliştirmeye çalışıyorlar Acıya böyle göğüs geriyor demek ki her gün yeni bir felakete uyanan toprağın insanları... tahrip olmuş mezarların üzerindeki sayısız kurşun izlerini görebilirsiniz.izler Amerika’nın Irak’ı işgalinden kalma... Amerikan askerleri en çok kaybı mezarlığın tünel ve dehlizlerinde vermiş. Camiler, tarihi yapılar ve çarşılardan ayakta olanlar var Yol boyu siyah çarşafların asılı olduğu evleri izledim. araçlarda siyah bez dalgalanıyordu. Kerbela'ya yürüyen kadınlar erkekler siyah çarşaflara dolanmıştı. Bu toprakların bitmeyen yası, nasırlaştırmış yüzlerindeki ifadeyle insanlar Osmanlıda şehrirde yapılan mezarlıklar şehir dışına çıkarılarak hayattan uzaklaştırılmış insanlar ölümle kol kola geziyor Mezarlıkları da şehirlerinin tam Kaybettiklerini anlatmıyorlar.kimseyi suçlamıyorlar teslimiyetleri duyarsızlığa dönüşmımüş |
Seda Şennik Ateş ırak gezi notları
BAĞDAT Bağdat, Irak’ın başkenti, Ortadoğu’nun Kahire ve Tahran’dan sonra en büyük 3. şehri... Dicle’nin ikiye böldüğü şehir, yüzyıllarca İslam dünyasının ilim, kültür, siyaset ve ticaret merkeziydi. İlk büyük felaketini Moğol istilası ile yaşayan Bağdat, yüzlerce saldırıya ve kuşatmaya maruz kalmış. Savaşlar ve işgaller Bağdatı yerle bir etmiş* bağdatta camiler, tarihi yapılardan ayakta olanlar var. Toprak yapılar çoğunlukta, Irak’ın kentlerine nazaran az beton duvarlar var. Yüksek duvarların arkasında yaşıyor Iraklılar. Her gün yeni bir bombalı saldırı ile içice hayatlarını sürdürmenin çözümlerini arayarak inşa edilmiş yaşamları....Heykeller yıkılıyor, yerine yenileri dikiliyor Dev*Saddam*heykelinin devrildiği Firdevsi meydanında 90 yıldır heykeller yıkılıyor, yenileri dikiliyor. Irak devriminden önce*Kral II. Faysal'ın, devrimin ardından yönetimi ele geçiren Irak Cumhuriyeti'nin ilk Başbakanı General Kasım’ın, ardından ise generali deviren Saddam’ın heykeli vardı burada.* firdevsi meydanında Saddam’ın heykeli yıkıldığından beri meydanda heykel yok. Irak’ın kimlerin elinde olduğu belirsiz heykeli yıkan*Kasım El Caburi, “Beş yıl boyunca o heykeli devirmeyi diledim. Ama sonrası hayal kırıklığı oldu. O zamanlar sadece diktatörümüz vardı, şimdi yüzlercesi var. Hiçbir şey iyiye gitmedi.” diyor. Ortadoğu’da Arap baharı ile başlayan kimin elinin kimin cebinde olduğunu kestiremediğimiz günlerde muhalefet edeceğim derken sapla samanı karıştıranlara ibret verici bir röportaj.* Dicle’nin kıyısındaki bağdat şehirinde Dicle’nin sularındaki balıklardan yemeden gitmek olmaz Dev beton bir havuzun etrafında dikilen çubuklara geçiriliyor balıklar ve ortada yanan ateşin harında hafif hafif pişiyor. Balık sevmeyen biri olarak söylüyorum, oldukça lezzetliydi. |
Seda Şennik Ateş ırak gezi notları
BABİL Babil Antik kenti sayısız saldırıya uğramış Ortadoğu şehirlerinde IŞİD militanlarının balyozlarla yıktığı eserleri anımsıyorum. Ortadoğuda her dönem yüzlerce örgüt var.*Saddam, sarayını antik kenti tepeden gören yere inşa ettirmiş, devrildiğinde saray ve antik kent yağmalanmış. Antik dünyanın 7 harikasından biri olan Babil’in asma bahçelerinden eser yok. babil kentinde Yağmalanan eserler dünyanın müzelerine taşınmış. Babil antik kentinin %10’u toprak üzerine çıkarılabilmiş.kentin içinde 100’e yakın tapınak bulunuyor tapınakların gün yüzüne çıkarılabilmesi için çalışmalar sürüyor. Batı dünyası, yağmalamacı ruhundan dolayı kaçırılan eserleri geri vermeye yanaşmıyor |
Seda Şennik Ateş ırak gezi notları
Matem yaşam şekli olmuş Kerbela'da Kerbela’da kendimi yaşadığım yüzyıllar öncesine gönderilmiş gibi hissettim. peygamber torunlarının öldürüldüğü topraklarda felaket dün yaşanmışçasına taze... Gülen bir esnaf, ziyaretçi takılmadı gözüme. Matem olmuş. Hayatları Saddam döneminde Şiilere yasaklanan Kerbelaya hasret ile dolan Şiiler, yılın her ayı, özellikle de 10 Muharrem’e denk gelen dönemlerde akın ediyor. kerbelada Mescitler 24 saat açık. uzun geniş bir caddede sıralanıyor türbeler.Celal Abbas*türbesi ve*Hz. Zeynep’in halka seslendiği mescidin önünden geçerek,Hz. Hüseyin’in türbesine ulaştık. Her adımda yükseliyor çığlıklar.* kerbelada Gümüş ve altından renkli kesme taşlarla bezeli içiçe geçen odaları var hz hüseyin türbesinin. Irak mimarisinde kesme cam işçiliğinin en güzel örneğiydi türbe... Ziyaret için gelen gruplar, peygamber torununu yüksek sesle selamlıyor. kapısının önünde mersiyeler okuyarak sine dövüyorlar. Huzura ise herkes ayrı ayrı giriyor. Hz hüseyin Türbesinin ayakucunda Kerbala’nın en küçük şehidi, Hz. Ali’nin oğlu*Ali Asgar’ın türbesi var. kalbim eziliyor.o günden bu yana Ortadoğu’ya dair hiç umudum yok! kerbelada Celal Abbas türbesinin hemen karşısındak Arapça bir mezar taşına ilişti gözüm.Şiilere uyup ilk çığlığımı patlattım: “Fuzuli’nin mekanı” yazıyordu. Hz. Ali’nin türbedarı*Fuzuli’nin mezarı Kerbela’da ansızın karşıma çıkması heyecanlandırdı. Sanki ilk ben bulmuştum mezarını. Mezar taşının bulunduğu yeri tekrar tekrar okudum. Kerbela’da yüzümü güldüren tek andı. Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedür |
İLBER ORTAYLI yazıları
Şah İsmail’in topraklarında Erdebil ve Tebriz’de herkes Yavuz Selim ve Şah kavgasının lüzumsuz ve tahripkâr olduğunu tekrarlar. Birisi Türk şiirinin en arı dilli şairi Şah İsmail, öbürü Fars şiirinin üstadı Yavuz Selim’in savaşı medeniyet mücadelesi değildir. Peki bu kavga ne içindi? Şah İsmail’in anayurdunda bunu düşünmemek olmaz. İran-Azerbaycan vilayetinde, Tebriz ve Erdebil’de öğrenim turu yaptık. İrana İlk defa 1986 da geçmiştim geleneksel bir hayat vardı; şehirler mütevazıydı, kırlarda ekonomik yetmezlik görülüyordu.* İran’ın şimali Tebriz kendi dünyasının merkeziydi Erdebil, Tebriz Urmiye halkı zarif bir geleneği devam ettiriyordu, şehrin münevverleri Fars ve Türk edebiyatının üstadı, tarihi mimariyi iyi tanıyan, bilgili kimselerdi. SAFEVİLİĞİN MERKEZİ ERDEBİL Kıyılardan Elbruz Dağları’nı aşarak Erdebil’e iniyoruz. İran’ın en ormanlık bölgesi burası. Erdebil verimli bir plato üzerindedir Ahalisi Türkçe konuşur.Burası Safeviliğin doğduğu yerdir.* 15 ve 16’ncı yüzyıllardaki Safeviler iranda önemlidir Şeyh Cebrail’in soyundan gelen Şeyh Safiyüddin ve oğlu Şeyh Haydar, Erdebil’i Şeyh Safi’ye bağlı Safeviler tarikatının merkezi yaptı getirdi. Akkoyunlularca desteklendi.Safeviler sadece tarikatın gücüyle değil hanedan akrabalığından yararlandılar. Şah İsmail tarikatı devam ettirmektense Şii Caferiliği, İran devletinin resmi inanç biçimi olarak açıkladı. Erdebil ve Tebriz’de tarihçiler ve aydınlar, Yavuz Selim ve Şah kavgasının lüzumsuz ve tahripkâr olduğunu tekrarlar.tarihin birisi Türk şiirinin en arı dilli şairi Şah İsmail (Hatai), öbürü Fars şiirinin üstadı Yavuz Selim’in savaşı medeniyet mücadelesi değil nüfuz ve iktisadi problemdir.* İran açısından mesele İpek yollarını kim kontrol edecek, Akdeniz e nasıl çıkılacak sorusuydu Yavuz Selim içinse Suriye-Filistin kadar önemli olan Mısır’a hâkim olmaktı konu. KENDİ DÜNYASININ MERKEZİ Bizim Babıâli dediğimize Safeviler Âlikapı der. Onların başkenti İsfahan hiçbir İslam şehriyle karşılaştırılmayacak kadar Rönesans İtalya’sının rüzgârlarını taşıyan bir mimariye sahiptir.kuru bir taklit değil, bir Doğu-Batı sentezidir. Geçmişin kavgalarını bugünün görüşüyle değerlendirmeye kalkmak fikir ve tarihçilik yönünden çadır komedisdir.Karlofça antlaşmasında İran’ın Mukaddes Liga devletlerine taraftar olması Türklükle açıklanamaz. İran’ın kendi başına bekası mühimdir. Bugün İran, o coğrafyanın Türkleri için önemli bir varlıktır, kendilerini kurucu olarak görürler |
IRAK TARİHİ
Kral Faysalın başa geçmesiyle beraber yaşanan en önemli gelişme Sati el Hüsri'nin Irakta kurduğu Arap birliğine yönelik eğitim sistemidir özellikle Şii grupların tepkisini toplamıştır. Kral Faysal güçlü ve bağımsız bir Irak kurabilmenin yolunun güçlü bir ordudan geçtiğini biliyordu. ordunun oluşması için çalışsa da Iraklı Kürtler ve Şiilerin olumsuz tavrıyla karşılaşmış Her iki topluluk da Sünni Araplara asker olarak hizmet etmeyi reddetmişlerdir. İlerleyen yıllarda Sünnilerle Şiiler arasında entegrasyon yaşanmış karşılıklı evlilikler ve ticaret ilişkileri olmuştur. 1928 gelindiğinde 88 kişilik Irak parlamentosunda 26 Şii üye vardr. 1930 yılında Irak bağımsız bir devlet olma yolunda İngiltere ile 25 yıllık bir anlaşma imzalarken, 1932 yılında Irak Milletler Cemiyetine bağımsız bir devlet olarak katıldı. 1933 de Kral Faruk'un ölümü ile ülkede dinsel ve etnik çatışmalar arttı. 1935'te İtalyanların Habeşistan'ı işgali Ortadoğuda güvenlik endişesine sebep olmuştur. İtalyanların kuzey Afrika'daki hakimiyeti Yemenle yaptığı anlaşmayla Kızıl Denizi kontrol eder hale gelmesiyle ortadoğuda Sadabat paktı kuruldu. İkinci Dünya savaşı yıllarında hakim güçler mücadelesi Irakta da olmuştur. Almanlar yaptıkları darbe ile kendilerine yakın bir yönetim başa getirseler de, ikinci darbede İngilizler tekrar hakimiyeti kurmuşlardır.* İkinci Dünya savaşında Türkiye sınırlarına gelen Almanlar Türkiye'yi geçerek Irak'taki yandaşlarına yandım etmek ve,İngiliz hakimiyetini kırmak istiyorlardı Fakat daha sonra Alman ordularının Rusya'ya dönmesi, Türkiye'nin işgali ve Irak'a ulaşma planlarından vazgeçmesine sebep oldu. İngilizler Irak'ı da Almanya'ya karşı savaşa girmeye teşvik etse de Irak yönetimi Türkiye'yi örnek alarak aynı politikaları izlemiş ve savaşa girmemiştir. 1936 yılında Kürt kökenli Albay Bekir Sıtkı liderliğinde bir darbe gerçekleşti. 1941'de Mayıs harekatı olarak bilinen ikinci bir darbe oldu.1945 yılında Arap ülkeleri bir araya gelerek, bir Arap Birliği örgütü kurdular. Arap Birliği Arap ülkeleri arasında milliyetçilik duygularının artmasına sebep oldu.Irak, Suriye, Ürdün ve Lübnan tek ülke olarak birleşme düşüncesi ortaya atıldı.* Arapların birleşme düşüncesini İngiltere destekliyordu.İngilizler, Suriye ve Lübnan'daki Fransız hakimiyetini kaldırarak bölgeleri kendi hakimiyetine almayı amaçlıyordu Mısır birleşmeye karşıydı Onun endişesi ise Arap dünyasının en büyük ülkesi olma özelliğini yitirecek olması idi. Ortadoğu'da İngiliz etkisinin zayıflaması, İsrailin kurulması, Mısır muhalefeti gibi nedenlerle arap birliği fikri hayata geçirilemedi.* İsrail'in kurulması ile Arap Türkiye ilişkileri yeni bir döneme girdi. ABD'nin etkisi ile Türkiye'nin İsrail devletini tanıması Arap ülkelerinde tepki ile karşılandı. Türkiye bu tepkileri azaltmak ve yeni müttefikler bulabilmek için Irak'la yakınlaşmaya çalıştı ve ABD ve İngiltere'nin aktif katılımlarıyla Bağdat Paktı imzalandı.İkinci Dünya savaşı ile Dünya güç dengeleri değişti İngiltere hakimiyetini yitirirken ortaya çıkan boşluğu ABD ve Sovyetler doldurdu Irak Sovyetler Birliğinin yanında yer aldı. |
MUSUL VE KERKÜK SORUNU
Musul ve kerkük anlaşmasına göre, Musul Irak’a terk ediliyor ve Musul petrollerinden Türkiye’ye %10 hisse 25 sene müddetle veriliyordu.* anlaşmanin en büyük zaafı Irak Türkleri hakkinda hiçbir hukuki teminatin getirilmemiş olmasiydi. Uzun yıllar üzerinde hassasiyetle durulan mesele %10 petrol hissesi gibi kağıt üzerinde kalan gayri ciddi bir taviz karşılığında İngilizlerin istediği gibi sonuçlandırılmış oldu. Türkiye’nin içinde bulunduğu zorluklar, musul sorununun istenilen şekilde sonuçlanmasına imkan vermemişti. Türk Genelkurmayı Musul’un işgali için gizli bir plan hazırlamıştı.Kemal Paşa Cafer Tayyar Paşa’yı Diyarbakır’a kolordu kumandanı olarak gönderirken, Musul’u işgal edeceğimizi, bunun için kendisinden işaret beklemesini söylemişti. Ancak çıkan iç isyan ve karışıklıklar içinde Türkiye bu yolu göze alamadı. |
Kaynak türktarihim.com Hun İmparatorluğu,
Büyük Hun İmparatorluğunun Kuruluşu (M.Ö. 220) Orta Asyanın doğusunda, Çinin Kuzeyinde yaşayan Ön Türklerin çoğalması ve kültürlerinin egemen hale gelmesiyle ayrı yaşayan Hun kabileleri, Çine karşı mukavemet göstermeye başlamış birlik olmuştur. kabile lideri Teoman, güçlenerek hunları bir araya getirip M.Ö. 220 de Büyük Hun Devletini kurarak Türklüğü Tarih sahnesine çıkarttı Büyük Hun Devletinin ortaya çıkmasıyla Tunguz ve Moğol toplulukları Hun İmparatorluğuna girdiler. Hun akınlarından zarar gören Çin İmparatorluğa geçişte Hun İmparatorluğunun kurulmasıyla zor bir durumla karşılaşdı. Hun İmparatoru Teoman, Kore’den Hazar Denizine akınlar düzenleyerek Çin, topraklarını imparatorluğa dahil ederek güçlenmeye başladı.*göçebe bir toplum olan hunlar, 50 yıl içerisinde dünyanın en büyük İmparatorluğu haline geldi Çin’i vergiye bağlayarak İpek yolunu denetimine aldı ve M.Ö. 177 yılında Hun toprakları Hazar Denizinden Kore’ye kadar uzanan ve Asya’nın tamamını içerisine alan büyük bir imparatorluktu Bu ilerleyiş M.Ö. 40 lı yıllara kadar devam etti. Büyük Hun İmparatorluğunun Zayıflaması muazzam İmparatorluk gücü, sefahat ve lükse uymaya başladı. Çin'le ilişkiler kuran Hun hakanları, Çin Saray kültürüne uymaya başladı.Hun İmparatorları Çinli prenseslerle evlenerek İmparatorluğun yıkımına zemin hazırladılar. Çinli prenseslerle gelen orduları ve diplomatlar Hun topraklarında rahatça hareket etdi Güçlenen ve Hunlara vergi ödemek istemeyen Çinliler, ödedikleri Hun topraklarına akınlar düzenledi ve Hunların zayıflayarak küçülmesini sağladılar. * Büyük Hun İmparatorluğunun Bölünmesi M.Ö. 54 de Hun hükümdarı iki kardeş Hohanye ve Çiçi ihtilafa düştüler ve İmparatorluk Doğu Hun ve Batı Hun olarak ikiye bölündü. Çin ile yakın olan Hohanye ve Doğu Hunları, Çin hükümdarlığı altına girdi, Çiçi Han* ise Çine ve kardeşi Hohanye'ye sert tavır alarak Batı Hunlarının başına geçti Çin, Batı Hunun üzerine giderek kısa bir süre sonra Çiçi hanı öldürdü Batı hunlarını yıktı (M.Ö. 36). Çine bağlı bulunan Doğu Hun hükümdarı Hohanye ise Çine bağımlıydı. Çin Hunları parçaladı M.S. 48 yılındaki diğer taht mücadelesi hükümdar Panu ile Pi arasında yaşandı. ciddi bir hastalık salgını vardı Panu, Çine bir elçi göndererek barış istedi Panu'nun hükümdarlığından rahatsız olan Pi, gizlice Çin'e elçi göndererek vermiş ve Çinin desteğini istedi Çin Pi'ye destek vererek Hun İmparatorluğunun başına geçirdi Panu Kuzey Hun İmparatorluğunu kurdu. Pi yönetimindeki Hunlar, Çin idaresini kabul ederek Güney bölgesinde, Panu ise Çine sert tavır alarak kuzey bölgesinde iki ayrı yönetim kurdu. Çinin ve Güney Hunlarının baskılarıyla M.S. 156 da Kuzey Hunları tarih sahnesinden silindi. Güney Hunları Çin ile iyi ilişkiler içerisindeydi Çinin bölgeye hükmetme çabasıyla M.S. 216 da yıkılarak tarih sahnesinden silindi.*hunlar Kuzey Hunlarının 156 da yıkılıp,* siyenpiler tarafında batıya doğru itilmesi ve 216 Yılında Çinin Hun topraklarını eline geçirmesiyle son buldu. Hunlar 400 lü yıllara kadar küçük devletler kurmuş olsada başarılı olamadı Türkistandan Türk varlığı ortadan kalktı Asyanın doğusundaki Hun hareketi, büyük Hun İmparatorluğunun yıkılması ve Hunların Orta Asyadan uzaklaştırılmasıyla Hun’ların batıya doğru ilerledi Hazar Gölü çevresinde yerleşip çoğaldılar.* Avrupa Hun İmparatorluğu (370 – 470) Hazar Gölünde yaşayan Hunlar, 370 yılında, Balamir tarafından Avrupa Hun Devletini kurdular Gotlar Ostrogot ve Vizigotlarla savaştılar Avrupa Roma imparatorluğundaydı. Avrupalı Barbarlar avrupanın ormanlık alanlarında yaşıyorlar küçük çaplı saldırılar düzenliyorlardı. Barbar kavimler Avrupa Hun devleti ve Roma arasında sıkıştı kavimler Göçü başladı Roma durumdan memnundu ve Avrupa Hun İmparatorluğuyla iyi ilişkideydi. büyük hükümdar Attila Roma üzerine ilerledi. Zamanla Roma İmparatorluğunu da hükmü altına alan Attila, Margos Antlaşmasıyla 422 de Roma İmparatorluğunu vergiye bağladı. Roma 434 te antlaşmayı ihlal edince tekrar Romaya seferler düzenlendi. Doğu ve Batı Roma’yı kontrolü altına alan Attila, 452 de romaya yürüdü. Papanın, Attila huzurunda teslimiyeti kabul etmesi ve Salgın hastalıkların baş göstermesiyle daha fazla ilerlemedi.*Büyük Hükümdar Attila, Fransaya kadar ilerleyerek Avrupa Hun Devletine en parlak dönemini yaşattı Avrupa Devletlerini oluşturan Kavimler Göçünü başlatarak tarihe yön verdi 469 da Attila’nın ölümüyle oğulları saltanat mücadelesine girdi ve Avrupa Hun Devleti yıkıldı. Avrupa Hun İmparatorluğunun yıkılmasıyla Hunlar, bugünkü Macaristanda yaşamaya devam ederler. Avrupalılar Macarlara Hungary demektedir. Bu isim Avrupa Hun Devletinden miras kalmıştır.* Özetleyecek Olursak ; Hunlar, M.Ö. 220 de tarihte ilk Türk devleti olan Büyük Hun İmparatorluğunu kurdu ve dünyanın en büyük İmparatorluğu oldu. sefahat ve Çine yakınlaşmayla yıkıldı. Ana Yurt Türkistandaki varlığı ortadan kalkan Hunlar, Hazar ve civarına Göç ederek yeni bir dönem başladı Avrupa Hunları ile Ak Hunlar Tarihe yön verdi . Türk devletlerinin önünü açtı. Avrupa Hun imparatorluğu, Avrupanın yapısını oluşturan Kavimler göçünü başlatarak Türk varlığını Avrupaya götürdü. Ak Hunlar Orta Doğuya hakim oldu. Göktürkler ile İran Sasanilerinin birleşmesiyle yıkılarak tarihten silinen son Hun İmparatorluğu oldu. |
Kaynak türk tarihim.com
Ak Hun İmparatorluğu [ Eftalitler ] *Ak Hun İmparatorluğu, tarihe Eftalitler olarak geçen, asyada varlığını sürdüren, yıkıldıktan sonra Türk devletlerinin kurulmasında rol oynayan bir devlettir Büyük Hun İmparatorluğunun parçalanmasıyla Batıya göç eden Hun kabileleri, İç Asya’dan Hazar bölgesine bir Hun hareketliliği oluşturdu. Hunlar kalabalık kitlelerle İç Asya’yı terk edip Batıya ilerliyordu. göç hareketi M.Ö. 36’da, Batı Hunlarının yıkılmasıyla başladı Hunların Kuzey ve Güney olarak bölünmesi ve Orta Asyada Hun varlığının ortadan kalkmasıyla 4. Y.Y.’a kadar devam etti.*İç Asya’dan göç eden Hunlar Hazar denizine, ve Güneye doğru ilerledi. Hazar bölgesine ilerleyen Hunlar 3. Y.Y. da Avrupa Hun İmparatorluğunu kurdular. Güneye ilerleyen kabileler ise, Orta Doğu Türkleri olarak anılan Ak Hunları kurdular.**İç Asya’dan başlayan göç hareketiyle birlikte Orta Asya’ya inen Hunlar, ezilmemek için kabileler halinde birleşerek varlıklarını devam ettirdi varlıkları tehlikeye girdiği zaman bölgedeki devletlerle savaşarak güçlerini korudular. bölgede varlığını sürdüren Hun kabileleri, 3. Y.Y. da güçlenerek söz sahibi oldular. Avrupa Hun İmparatorluğunun kurulduğu tarihlerle Ak Hunların kuruluşunu aynı tarihe dayandırabiliriz 350 li yıllarda, Afganistanın kuzeyinde siyasi bir güç haline gelen Hun kabileleri, 400’lü yıllarda birleşerek güçlenip bulunduğu bölgeyi yönetmeye başladılar. 430 yılında Aksuvar’ın yönetimiyle İmparatorluk halini aldılar. Kabile düzeninden İmparatorluk düzenine geçen, Ak Hunların kuruluşu 420 dir Aksuvar Dönemi (430 – 470) *Uar ve Hun kabilelerinin kararıyla yönetime geçen Aksuvar, imparatorluğu 40 yıl yönetti. Güçlü bir yönetici olması sebebiyle Epthalanos ünvanını aldı. Bizans ve İran kaynaklarında Ak Hunlardan Eftalit olarak bahsedilir.*Aksuvar, İran Sasanileriyle savaşarak İranı baskı altına aldı. Akhunlar ile Sasaniler iç içeydi 459 yılındaki iç karışıklıklarda Sasaniler, Aksuvarın baskılarıyla Firuzu tahta geçirdi. Firuz, tahta Aksuvarın desteğiyle geçti. Tirmiz ve Vasgirt bölgelerini terk ederek Akhunlara hediye etti.*Akhunlar ile Sasani ilişkileri barış içinde geçti. Firuz, kızını Aksuvarla evlendireceği sözünü verdi.*Ancak tutmayıp kızı diye Cariyesini gönderdi. Aksuvar Firuzun komutanını öldürünce Firuz Aksuvar’a savaş açtı ordularını Ak Hunların üzerine gönderdi.**Sınır kasabası Balam’ı işgal etti ancak Aksuvarla karşılaşmadan geri döndü. 10 yıl kadar Aksuvar ve Firuz arasında ciddi bir savaş yaşanmadı.* Firuz Aksuvara karşı yeni bir sefer hazırladı Aksuvar savaşta Turan taktiğini kullanarak Firuzu çevirdi. savaşı başlamadan kaybeden Firuz Aksuvardan barış istedi. Aksuvar, yalvarıp af dilemesi şartıyla savaşı bitireceğini söyledi. Firuz askerlerinin önünde diz çökerek Aksuvara savaşı bitirmesi için yalvardı. savaş başlamadan bitti ordular geri döndü Gururu kırılan Firuz tekrar savaş hazırlıklarına başladı. Bu savaş Firuz ile Aksuvarın son savaşı oldu., savaş dağlık ve yamaçlı bir arazide yaşandı ve Aksuvar, savaş yerine derin çukurlar açarak Firuz ve Askerlerinin bu çukurlara düşmesiyle savaşı kazandı Firuzu öldürüldü Aksuvar, Sasanilerle ağır bir anlaşma yaptı. Sasanilerle barış ilişkisi kurdu vefat edince . Yerine Toraman geçti. Kabile Yönetimi (470-480)* Akhunlar, Aksuvarın ölümüyle Hakan seçmek yerine kabile yönetimini tercih etti. Bu 26 yıllık sürede zarfında kararlar, Uar ve Hun kabilelerinin yönetim mekanizması tarafından alındı Kabile yönetiminde Akhunlar ilerleyişe devam ederek Hindistanda Gupta devletini baskı altına alarak otoritesini güçlendirdi.Kabile Yönetimi başarılı ve istikrarlı geçti.* Toraman (480-515) *Toraman, uzun süre yönetimi elde tuttu. Toraman idareye geçtiğinde Akhunlar Hindistanda Guptaları baskı altına almıştı. Pencaplar yıkılmak üzereydi irlandada Mazdek isyanı baş göstermişti komünist idareyi savunan Mazdek, halkı örgütleyerek devlete karşı teşkilatlandırdı. Toraman, Ailevi değerleri ve mal özgürlüğünü ortadan kaldırma gayreti içindeki Mazdek’e tavır alarak İranın iç işlerine müdahale etti. Mazdek isyanını bastırdı, Mazdek’e inanıp* hapsedilen ve kaçıp Toramana sığınan Sasani hükümdarı Kavad’ı tekrar tahta çıkarttı.Toraman, yönetime geçtiğinde Belh şehrini egemenlik altına aldı ve Sasanilerle husumet başladı. Kuşan devleti yıkılmıştı. Toraman, Kuşan prensliklerini egemenlik altına aldı. Kuşan prensliklerinin egemenlik altına alınmasıyla Hindistana saldırdı *480 yılında toraman Hindistanın kuzeyini egemenlik altına aldı Hindistanda devlet kuran Guptalar’a akınlar düzenledi başarı elde edilemedi.* Karaşar, Kandahar ve Hindistanın kuzeyi Akhunların hakimiyetine girdi.*Toraman Akhunları büyüterek hakim güç haline gelindi. Akhunlar en parlak dönemini Toraman döneminde yaşadı Toraman 515 te ölünce yerini oğlu Mihirakula’ya bıraktı.* Mihirakula (515-550) Mihirakula, yönetime geçtiğinde Budizm benimsenmişti bir Mihirakula, Gök Tanrı inancını muhafaza için Budizme sert önlemler aldı toplumu yozlaşmaktan ve Budizm inancından kurtardı* Mihrakula Hindistan hakimiyetini genişletmek düşüncesindeydi. Mihirakula 530 da Citraküta kentini ele geçirdi mevcut toprakları koruma stratejisi izledi. durgunluk yerini gerilemeye bıraktı. 530-550 yıllarında Akhunlar saldırılarla baş etmeye çalıştıysa da başarılı olamadı İç Karışıklık Dönemi ve Yıkılışı (550 – 567) Mihirakulanın ölümünde Akhun sınırları Hazar Denizinin Güney Doğu köşesinden Çine ve Hindistanın kuzeyinide içine alan geniş bir alanı kapsıyordu.Mihirakula 550 de vefat ettiğinde Akhunlar dağılmaya girdiler. Akhunların yönetimindeki boşluk, bölgede güçlenen Türk İmparatorluğu Göktürk’ler ve Sasanilerin Akhun İmparatorluğunu paylaşarak Akhun İmparatorluğunu ortadan kaldırmasıyla sonuçlandı |
All times are GMT +3. The time now is 23:12. |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.
Siyaset Forum 2007-2025