Tekil Mesaj gösterimi
Alt 04-11-2012, 23:59   #19
Kullanıcı Adı
Yavuz-Selim
Standart Suriye’de Rabbani Âlİmler İle Belam’laşan Âlimler Karşı Karşıya

Tunus’ta başlayıp Mısır’a sıçrayan ve bütün Ortadoğu’yu saran isyan dalgasının son durağı Suriye oldu. Her ne kadar bu ülkelerin halkları baskıcı, adaletsiz rejimleri altında yıllardır ezilmek gibi ortak bir kaderi paylaşıyor olsalar da her ülke kendi iç dinamiklerini taşıyor.

Suriye’deki mevcut rejimin temelleri Mart 1963 darbesiyle iktidara gelen Baas Partisi tarafından atılmıştır. 1966’da partinin radikal kanadı parti içerisinde yönetimi ele geçirmiş, 1970 yılında ise
Hafız Esed(1) parti içerisinde tam bir kontrol sağlamıştır. Bu tarihten itibaren 2000 yılına kadar ülkeyi Hafız Esed yönetmiş, Arap milliyetçiliği ve Sovyetler Birliği’nden esinlenmiş devletin merkezi planlama rolü baskıcı ve zalim bir diktayla ülkede egemen olmuştur.

Hafız Esed, Baas Partisi zemininde başta ailesi, aşireti ve diğer
Nusayri(2) grupların da desteğini alarak bir iktidar ağı örmüş, bu iktidar ağı içerisinde ordu ve istihbarat kurumlarını iktidarın başlıca hamisi haline getirmiştir. Ayrıca rejim içerisindeki kliklere kendi milis güçlerini kurma izni verilmiş, bu durum resmi güvenlik güçlerine paralel silahlı bir yapı doğurmuş ve Şebbiha(3) denilen bu zâlim güçlerle ülke içerisindeki gayr-ı meşru karanlık ilişkiler ağı yönetilmiştir.

Hafız Esed iktidarını sadece Nusayri kesime dayandırmamıştır. İktidarını sağlamlaştırmak isteyen Hafız Esed, iktidar bileşenlerini toplumsal tabanda Sünni çevrelere doğru genişletmiştir. Bu anlamda öncelikle toplumda
Sünni(!)(4) gözüken isimlere gerek bürokrasi gerek sermaye içinde alan açmıştır. Böylece Hafız Esed ordu, istihbarat ve Baas Partisi içerisinde görev verdiği bu Sünni kesimlerin de desteğini kazanmıştır. Nitekim Hafız Esed’in, Sünni çevrelerle kurduğu iktidar ilişkileri, kardeşi Rıfat Esed’in darbe girişiminin başarısız olmasında rol oynamıştır.


DİPNOTLAR

1) Türkiye'de daha ziyade ‘Esad’ diye telaffuz edilen soyadı Avrupa devletlerindeki yanlış kullanımının sonucudur. Zira ‘Esed’ arapça aslan, ‘Esad’ ise en mutlu anlamlarına gelmektedir. Hafız’ın ve oğlu Beşşar’ın soyadları Aslan anlamındadır ama kendileri çakaldırlar.

2) Nusayrilik, hicretin 3. asrında zuhur eden batini bir harekettir. Görüşlerinin temelini Hz. Ali'nin ilahlaştırılması teşkil eder. Nusayrilere göre Ali, bir mabuddur; ölümsüzdür, her zaman vardır. İslâm toprağına saldıran her düşmanla İslâm'a karşı iş-birliği yapmışlardır. Günümüzde Nusayriler, Lazkiye'nin Nusayri dağlık bölgelerinde bulunurlar. Son zamanlarda Suriye'nin bölgedeki diğer şehirlerine de yayılmışlardır. Çoğunluğu Sünni olan Suriye'de Hafız Esed döneminde idari mekanizmayı ellerine geçiren Nusayriler, Hama'da çağımızın en acımasız katliamını gerçekleştirmişlerdir. Bunların kâfir, müşrik, mülhid olduklarında bütün Ehl-i sünnet ve Şia uleması ittifak etmiştir. Geniş bilgi için bak: Şamil İslam Ansiklopedisi, Cilt:5, Sh: 127-130, İstanbul,1992.

3)Şebbiha, kelime anlamı ile hayalet ve hortlak sözcüklerine karşılık gelmekte, Arapça’da çokça suç işleyen anlamında kullanılmaktadır. Hafız Esad döneminde de aktif olan Şebbiha, Suriye’de gösterilerin başlamasıyla birlikte göstericilere ve muhaliflere yönelik tasfiye operasyonları yürüten, onlara doğrudan ateş açan sivil, paramiliter çeteler olarak ön plana çıkmıştır. Şebbiha, Mart ayında patlak veren isyan ile birlikte Baas Partisi rejimi tarafından muhalifleri yıldırmak ve gözlerini korkutmak amacıyla kullanılmaktadır. Tamamı Nusayri ailelere mensup olan Şebbiha üyeleri, gösterilerde polis ve ordu güçlerinin yanı sıra konuşlanmakta, sokaklara, evlere ve köylere baskınlar düzenleyip vahşice davranmaktadırlar. Nitekim Suriye'ye belgesel çekmek için giden ve yaklaşık 20 gündür kendilerinden haber alınamayan "Gerçek Hayat" dergisi Ortadoğu temsilcisi Adem Özköse ve kameraman Hamit Coşkun'un Şebbiha milislerinin elinde olduğu, Şebbiha’nın elindeki iki gazeteciye ağır işkence yaptığı ve işkence izleri iyileşene kadar Türkiye’ye teslim edilmeyecekleri belirtiliyor. Bu yazının kaleme alındığı gün itibariyle Adem ve Hamit kardeşlerimizin esaretleri devam etmektedir. Adem ve Hamit kardeşlerimizin bir an önce sağ salim ailerine dönmeleri için Rabbimize dua ediyor, ailelerine Rabbimizden sabır diliyoruz.


4) Kendilerini “Sünnî” ya da “Ehl-i Sünnet” kavramlarıyla tanımlayan, bu ismi bir amblem gibi üzerinde taşıyanlar maalesef Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat özelliklerini üzerinde taşımamaktadırlar. Özellikle Allah’a kafa tutan rejimlerle bir arada bulunarak Allah’a ve Resulüne ihanet içerisinde olup da kendilerinin Ehl-i Sünnet olduğunu söyleyenler; Sünnî değil ancak Sunidirler.
Yavuz-Selim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla