Kaynak dini hikayeler android programı
Ebu Hanifeye şöyle bir suâl sordular Hamile bir kadın doğumda vefat etti. karnındaki çocuğun yaşadığı anlaşıldı. Bu kadın defnedilecek mi, yoksa bekletilecek mi? Mecliste hazır bulunanlar bakıştılar. Bazıları: kadın defnedilemez. bekletilir. Ola ki çocuk dünyaya gele, dediler. Bazıları
Cenaze bekletilmez. Efendimizin hadisi vardır, cenazenizi toprağa verin, buyurdu, dediler. gözler Ebu Hanife deydi. fikrini şöyle açıkladı: cenaze, ne defnedilir, ne de çocuğun doğması için bekletilir?
hamile kadının karnı ameliyatla açılır, çocuğu alınır, sonra defnedilir! Doktor geldi. Hamile kadının karnı yarılıp çocuk çıkarıldı. Sonra defnedildi, çocuk bakıma alındı.çocuk büyüdü, Ebu Hanife’nin ilminden istifade etti. halk ona Ebu Hanife’nin oğlu adını taktı.
*Hz. Süleyman'ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam girdi Hz. Süleyman (a.s) korkudan titreyen adamın derdini sordu Adam telaşla sabah karşıma Azrail (a.s) çıktı. hışımla baktı ve Anladım ki, benim canımı almaya kararlı.. Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş emrinde. Rüzgarına emret de beni ta Hindistan'a iletsin. O zaman Azrail (a.s) beni bulamaz. canımı kurtarmış olurum. Medet senden Hz. Süleyman, adama acır. Rüzgarı çağırır ve Bu adamı Hindistan'a bırak!" emrini verir. Rüzgar eser, kükrer. Adamı Hindistan'da uzak bir adaya götürür. Öğleye doğru Hz. Süleymanın, divanında Azrail (a.s.) oturmaktadır. Ey Azrail! o adama neden hışımla baktın? Neden zavallıyı korkuttun?" der. *Azrail (a.s) cevap verir: Ey dünyanın ulu sultanı Ben, adama öfkeyle,hışımla bakmadım. Hayretle baktım.yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, görünce şaşırdım. Çünkü Allah (cc) bana emretmişti ki: Haydi git, adamın canını Hindistan'da al!" Ben adamın yüz kanadı olsa Hindistan'da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. ona bakışımın sebebi bu idi.
Bir gün misâfir geldi. Tencerede et vardı. Eti pişirip misâfire ikrâm edeyim diye düşündü. Fakat, yemeği misâfirden ayrılamadı. akşam oldu. Namaz kılındı oruçlu misafıre ikrâmlık hazırlandı. Ve iftar açıldı Misâfir; Hayâtımda bu kadar lezzetli bir yemek yemedim, deyince, Râbia-tül Adeviyye;
Her hâlinde Allahü teâlâyı hatırlıyan ve sâdece O'nun rızâsını istiyenlere işte böyle yemek pişirirler, buyurdu.
hikmetli Lokman Hekim’in derisi siyah, dudakları kalınmış. Değerli sözlerine hayranı olan biri içinden Lokman, siyah yüzlü, kalın dudaklı diye geçirmiş Lokman adamın içinden geçenleri sezmiş ve şöyle çıkışmış: Birader, neden şaşkın bakıyorsun? Boyayı mı beğenemedin, yoksa boyacıyı mı?
benim ne yüzümün siyahlığında, ne de dudaklarımın kalınlığında tesirim vardır. Onları Yaratan yaratmış, öyle uygun görmüş. Benim tercihim değil... insanların yüz güzelliği, yahut çirkinliğiyle pay çıkarmak yanlıştır. Kulun güzellikte ve çirkinlikte etkisi yoktur . Her ikisini de yaratan ve layık gören Allâh-ü azimüşşandır. İnsan kendi iradesiyle kazandığından sorumludur.
Râbia-tül Adeviyye geç vakitlere kadar namaz kılarken hasırda uyuya kaldı. evine hırsız girdi. Her çalacak bir şey bulamadı. Girmişken boş çıkmayayım" diyerek, Râbia hazretlerinin örtüsünü aldı. Evden çıkarken kapıyı bulamadı. Geri dönüp örtüyü bıraktı. kapıyı buldu. tekrar geri dönüp, örtüyü aldı. yine kapıyı bulamadı. Bu yedi defa tekrarlandı. Yedinci defâ tekrar örtüyü alınca bir ses duydu: Ey kişi kendini yorma. O yıllardır kendini bize ısmarladı. Şeytanın ona yaklaşma gücü yok iken, hırsız nasıl yaklaşsın Git, yorulma, uğraşma. O uyuyorsa dostu uyanıktır ve onu korumaktadır."
korkup dışarı fırlayan hırsız, tövbe edip kötü huyundan vazgeçti.
|