|
|
Kaynak dini hikayeler android programı
CENNETTEKİ KÖŞK
bayram arefesinde, dul bir kadın yanında babadan yetim kalmış çocuğu ile zengin bir hacıdan Allah rızası için yardım istedi. Hacı fakir kadına yardım etmedi Bıktım sizden size mi çalışıyorum. Defol diyerek kovdu. Hacıdan hiç ummadığı bir cevap alan kadıncağız, mahzunca ayrılırken bir dükkan sahibi yahudi, fakirin ızdırabını anladı .hacı niçin bağırdı?, diye sordu.İmanlı ve şuurlu kadın Yahudiye hacıyı şikayet etmek yerine O büyüğümdür. Döver de, kovar da, sana ne oluyur ey kefere! diye cevap verdi.Yahudi anlamıştı. Kadına dükkandan ne isterse almasını hatta hacınınkinden iyisini alabileceğini söyleyerek dükkanına getirdi. Dul kadın ve yetim çocuk Yahudinin dükkanından giydiler, kuşandılar ve
kadın Yahudiye Allah sana iman nasip etsin. Sen bizi giydirdin gibi Allah da sana Cennette köşkler verip Cennet elbiseleri giydirsin, diye dua etti, masum çocuk anasının duasına amin, dedi.
Dul ve yetimi dükkanından kovan hacının rüyasında kıyamet kopmuş cennete girmişti. Cennette gözleri kamaştıran bir köşk gördü. köşkte ismi yazılı idi. kapıdaki bekçi melekler hacıyı içeri almadılar. Hacı Niye giremiyorum,köşk benim değil mi? diye sordu.Melekler cevap verdi Düne kadar senindi maalesef sizden başkasına devredildi.
Hacı neye uğradığını anlayamadı uyandı
yahudi Avram efendiye gitti.Avram efendiye, dul kadının parasını ben vereceğim, dedi.
Yahudi bir altın değerinde dedi.Hacı al sana iki misli, dedi.Avram olmaz, dedi. Hacı değerini yükselttikçe yahudi olmaz diyordu, Avram'ın sabrı taşmıştı.Olmaz hacı olmaz, o köşk altınla satın alınmaz... senin gördüğün rüyayı ben de gördüm ve müslüman oldum. o köşk düne kadar senindi, sen hayır - hasenatla o köşkü yaptırmıştın ama, dün sattın. Ben satmaya niyetli değilim. Sen kapına geleni boş çevirme Cennette saraylar yaptır. Allah'ın mülkü geniştri, dedi.Yahudiden bu cevabı alan hacı, kapısına geleni boş çevirmeyceğine dair söz verdi Ama köşk elden gitti. Allah yardımcısı olsun.
Rızk
Bir şahıs, ıstırapla, İmam Sadık (a.s)ın huzuruna gelerek: efendim, Allah'a bana daha fazla rızık vermesi için dua da bulunun, çünkü yoksulum, dedi. İmam: Hayır, asla dedi Niçin edemezsiniz efendim? Allah bu iş için yol tayin etmiştir; rızk peşinden koşun ve onu elde edin diye emir buyurmuştur. sen evinde oturup, dua etmek suretiyle, rızkın peşinden gelmesini istiyorsun.
DUANIN GÜCÜ
Enes bin Mâlik (R.A.) anlatıyor: 'Gözleri görmeyen yaşlı bir hanımın genç oğlu Medine vebasına yakalanmıştı. Uzun zaman hastaydı delikanlının ziyaretine gittik. ruhunu teslim etti. gözlerini kapadık elbisesini örttük.annesine: Onun için Allah'a dua et. dedik Annesi: o öldü. dedi. sen yine de dua et. dedik. kadın çocuğun ayak ucuna oturdu, ayaklarını tuttu Allahım, ben isteyerek sana iman ettim. Senden korktuğum için, putları bıraktım. Arzumla sırf senin için hicret ettim. Allahım, puta tapanları bana güldürme, gücümün yetmeyeceği yükü bana yükleme.' diye dua etti.
Alah'a yeminle kadın sözünü bitirir bitirmez, çocuk ayaklarını kımıldatdı. örtüsünü attı. annesi vefat edinceye kadar yaşadı.'
HZ ÖMERİN MUMU
Hazreti Ömer (r.a.). Halife. Makamında. Ashabtan biri ziyaretine gelir. Selam verir. Selamı alınmamış Oturur. Hz Ömer işiyle meşguldur Hz Ömer mumu söndürür. Bir başka mum yakar. Ve selamını alır.
Sahabe Ya Ömer, niçin selamımı almadın niçin diğer mumu yakınca konuşmaya başladın?
Hazreti Ömer (r.a.): Evvelki mum devletin hazinesindendi .O yanarken özel işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mes'ul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için kendi cebimden aldığım mumu yaktım, ve seninle meşgul olmaya başladım. Sahabenin gözleri yaşarır, şöyle dua eder: Ya Rabbi! Hattab oğlu Ömer'i başımızdan eksik etme!
RUHLAR BİRBİRİNİ TANIR
Hicrî 161 yıllarında evliyaullahtan Ebu Haşim- Hazretlerinin müritleri kalabalıktı. Fakat toplanıp ibadet yerleri yoktu. bir hristiyan emir ava çıkmış Ebu Haşim in müridlerini gördü. kucaklaştılar, beraberce yediler. kırk yıllık ahbap gibi ayrıldılar.
Onlara hristiyan emiri, hayret etmiş hareketleri çok hoşuna gitmişti. müridi yanına çağırdı yemek yediğiniz kimdi?, diye sordu. O zat: Bilmiyorum, diye cevap verdi. Emir sordu: Buluşmanızın sebebi ne idi?. O zat: Hiçbirşey değildi, diye cevap verdi. Hristiyan emir: Buluştuğunuz zat nereli idi dedi. O zat: Bilmiyorum, diye cevap verdi. Hristiyan emir
ibadet ettiğiniz bir yeriniz var mı? diye sordu.
O zat, ona da: «Yoktur!» diye cevap verince hristiyan hayret etti. Bunlar biribirlerini tanımadıkları, sohbet etmedikleri halde, nasıl samimî oluvermişlerdi.
hristiyan müslümanların hareketinden çok duygulandı ve müride orada söz verdi:
Ben toplanıp zikredeceğiniz bir tekke yaptıracağım, dedi ve kısa zamanda Şamda bir yer inşa ettirdi. Hristiyanın samîmi hareketi Cenab-ı Allah'ın hoşuna gitmiş olacak ki, hristiyan tekkede Ebu Haşim Hazretlerinin müridi oldu insanlar biribirlerini tanımasalar da, ruhlar biribirlerini tanımaktadır. Alem-i Ervah'ta görüşmektedirler. Dünyada da her ikisi memnun olurlar, yani ikisi de iman etmiş olurlarsa anlaşıp kaynaşmaları kolay olur ve samîmi olmaları için hiçbir maddi menfaat gerektirmez.
ARSLAN VE ÇAKAL
Dervişin biri ayaksız bir tilki gördü, hayrete düştü. 'Nasıl yaşar ne yer ne içer?' diyerek, Allah'ın lütfuna hayran oldu. bir arslan geldi, ağzında çakal taşıyordu. Görkemli ve korkunç hayvan avını yedi, doyunca gitti. Tilki artığa yaklaştı karnını doyurdu.
Derviş, tilkinin rızkını ayağına gönderen Allah, benimkini neden göndermesin?' diyerek, çalışmasına gerek olmadığını, düşündü.
Rızkım Allah'ın hazinesinden gelir, gayret etmem gerekmiyor.' diyerek bekledi Günler geçti Derviş zayıfladı, bir deri bir kemik kaldı. bir ses duydu:
Ey tembel adam kendini ayaksız tilkiye benzeterek neden miskince oturuyorsun? Kalk! Yırtıcı arslan ol. Başkasının artığına göz dikmeyi bırak. Sana yakışan artık yemek değil, artık bırakmaktır.
Gücüyle arslan gibi olan, başkasından yiyecek bekler mi? kalk! Kolları sıva. Çalış rızkını kazan. Hem kendin ye, hem muhtaçlara yedir.' Ey genç insan! 'Elimi tutun' diyerek başkasına el uzatma!
Çalışmayan insanın kafasında beyin yoktur. Onların başları kuru bir deriden ibarettir. Allah'ın kullarına iyilikte bulunan, iki cihanda da iyilik görür.
Yaşlıya yoksula yardım elini uzat! Allah, başkasının mutluluğu için çalışanın yardımcısıdır.
GÜNAH HASTALIĞI
Bayezid-i Bestamî hazretleri. Büyük velilerden. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüyor: Ne yapıyorsun? Hizmetçi: Delilere ilâç yapıyorum. -Benim hastalığıma da ilâç tavsiye eder misin? -Benim Çok günah işliyorum.. Ben günah hastalığından anlamam... delilere ilâç hazırlıyorum.. konuşulanları duyan bir deli,Bestamî hazretlerine: Gel dede, gel! Senin hastalığının çaresini öyleyeyim, diye seslendi. Bestamî hazretleri, deliye sokularak: çare nedir? dedi.
Deli şu ilâcı tavsiye etti: Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır... Kalb havanında tevhîd tokmağı ile döv, insaf eleğinden geçir, göz yaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir... Akşam-sabah bol miktarda ye... göreceksin senin hastalığından eser kalmaz, dedi.
Bayezid hazretleri: Hey gidi dünya hey! Demek, seni de deli diye buraya getirmişler, deyip ayrıldı.
ilâç, halen günah hastası olanlara tavsiye olunmaya değer bir ilâçtır. formülün hükmü hâlâ devam etmektedir.
DAĞ BAŞI MI ŞEHİR Mİ
münasebeti olmayan bir müeseseye, ders verdiği için, "Deli Hafız" namıyla maruf bir zat,Hocaya yaptığı işin ihanet olduğunu, emaneti ehlinin gayriye verildiğini ihtar eder hoca kabul etmez ve kırılır. hocanın kapısını çalan hafız, alim kişiye şöyle der: Dün size söylemeye unutmuştum; ona geldim. Bugün sana, sade deli Hafız kafir, diyor.
altmış sene sonra herkes kafir diyecek" der ve döner.
İki kardeştiler. Biri köyde çobanlık yapmayı tercih ederek diyordu ki: şehre gitmek, günaha karışmak kötü. İyisi mi, köyün çobanlığını yapayım, günahlardan uzak kalayım. Diğeri şehre gitti. tamir kulübesi açtı Çoban dağda koyun otlatıyor, namazını kaçırmıyor, nâmahreme nazar etmiyordu. zikirle, şükürle yaşayıp gidiyordu. manen ilerledi, kerametlere mazhar oldu. kardeşini ziyareti düşündü. süt sağıp bir şehrin yolunu tuttu. eskici kulübesinde kardeşini buldu. bir hanım geldi, ayakkabısını çıkarıp topuğunu gösterdi. Kardeşi baktı. Tamir edeceğini söyledi. Hanım çıplak ayakla bekledi. Kadın ayakkabısını giyip giderken yukarıdan bir şeyler dökülmeye başladı. bu süt damlasıydı. torbadaki süt damlamaya başlamıştı
Eskici kardeş söylendi: İnsanlardan kaçarak dağ başında veli olmak kolay Bütün mesele insanların içinde veli olabilmekte. Anladın mı farkı?
Çoban cevap verdi: haklısın şehirli kardeşim. senin manen yükselmene mani bu manzaralar. düşüş var sende. Eskici cevap verdi: Nereden bildin
Baksana, her gün bunlarla yüz yüze, göz gözesin. Düşmemen mümkün mü? Eskici cevap verdi:
- İşte ben de onu söylüyorum Asıl mesele bunların içinde kendini muhafaza etmek Rabb'ime şükürler olsun ben kendimi muhafaza ettim, Çoban itiraz etti. Beni makamımdan düşüren manzara seni neden düşürmesin? Sen çoktan düşmüşsün haberin yok. Eskici cevap vermek istiyordu. şehadet parmağını ağzına götürüp ıslattıktan sonra torbanın süt akan yerine Bismillah diyerek bastırdı. Bir de baktılar ki, akan süt anında kesildi.
Birbirlerine bakıştılar. sessizliği çobanın feryadı bozdu. kardeşine şöyle diyordu: haklıymışsın şehirli kardeşim! Asıl mesele, dağ başına kaçmak değil, insanlar içine girmek, onların arasında durumunu muhafaza etmekmiş. Siz ne dersiniz bu olaya? Dağ başına mı gitmeli, yoksa şehir içinde mi muhafaza olmalı?
|