AVRUPA BİRLİĞİ
CHP Nihayet AB'ye Karşı Olduğunu Açıkladı
Yazar Emin Alper
Geçtiğimiz ayın son haftasına girerken CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, bir dizi önemli açıklama yaptı. AB reformlarının ülkeyi çürüttüğünü iddia eden Baykal bundan böyle partisinin AB reformlarına destek vermeyeceğini ve açık bir biçimde bu reformlara karşı mücadele yürüteceğini ilan etti.
CHP’nin son dönemde takındığı tutum itibariyle pek çok insan tarafından “malumun ilamı” olarak kabul edilen bu açıklama pek heyecan yaratmasa da belli açılardan üzerinde durulması gereken bir dönüm noktası niteliğinde. Öncelikle uzun zamandır konuşulan, AB reformlarının Türkiye siyasetinin belirleyici karşıtlık noktasını oluşturduğu tespiti artık aleniyet ve inkar edilemez bir gerçeklik kazanmış oluyor. Artık bir yanda reformları destekleyen AKP ve onlara karşı olan ana muhalefet partisi CHP var. İkincisi ve daha önemlisi CHP’nin artık alenen reformlara karşı olduğunu söyleyecek özgüveni bulması sözkonusu reformlara karşı olmanın kazandığı meşruiyeti göstermesi açısından dikkate değer. Bilindiği gibi daha önce bütün partileri ortaklaştıran “AB’yi biz de istiyoruz ama” çizgisi ya da “AB’ye onurumuzla girelim” sloganı ilk kez anamuhalefet partisi tarafından açıkça “istemiyoruz”a dönüştürülmüş durumda. Dört sene önce MHP’nin bile ilan etmeye cesaret edemediği bu siyasal pozisyon, muassır medeniyetlerle kaynaşma arzusunun açık reddi, “AB’ye evet” fikriyatının nasıl ciddi bir hegemonya yitimine maruz kaldığının açık bir göstergesi.
Bir başka önemli nokta ise Baykal’ın takip eden günlerde cephe aldığı azınlık vakıfları ile ilgili tasarılara karşı kullandığı, Türkiye’de reaksiyoner-faşizan çevrelerde duymaya alıştığımız azınlık karşıtı, anti-Hıristiyan ve anti-Batıcı teyakkuz üslubuydu. CHP sıralarında uzun süredir Fener Patrikhanesi’nin toprak satın alarak Vatikan benzeri bir devlet kurmak istediği senaryoları konuşuluyordu zaten. Bu tablo siyasetin gövdesinde bir başka kaymanın da göstergesi. Azınlık, misyonerlik ve Hıristiyanlık karşıtlığı (tek parti CHP’sinin muhafazakar kanadını saymazsak) bu ülkede faşist sağın ve radikal İslamcılığın ideolojik cephanesinde yer alagelmişti. Bugün bu sağ gelenekten gelen bir parti Türkiye’nin en Batıcı partisi konumuna yükselmişken, geçmişte radikal Batıcılığın kalesi sayılan CHP, bünyesinde önemli bir bileşen olarak barındırdığı Üçüncü Dünyacı bir Batı aleyhtarlığını milliyetçi-muhafazakar bir Batı karşıtlığıyla harmanlamaya başlamış durumda. Peki bu noktaya nasıl gelindi? Halkın %70’inin destek verdiği AB projesi nasıl bu denli hegemonya yitimine uğradı ve 2002 seçimlerinde AB sözü veren ve ülkenin en Batıcı kesiminin temsilcisi olan CHP milliyetçi-muhafazakar bir dili sahiplenecek kadar anti-AB’ci bir noktaya nasıl sürüklendi?
|