Tekil Mesaj gösterimi
Alt 05-05-2008, 13:29   #94
Kullanıcı Adı
Necip Fazil
Standart AVRUPA BİRLİĞİ
9 sayflık uzun bir söyleşi olmuş, yazılanların hepsini okumaya zamanımda yok malesef. Bende düşüncelerimiz az da olsa kaleme alayım.

Ülkemizde Avrupa Birliği iki şekilde tehlike olarak görünüyor, dışarıdan gözlemlerime göre ;

1. si Türkiye Cumhuriyeti üzerinde, yıllardır süren derin devletçilerin koltuk kaybetme korkuları.

2. si Aşırı muhafazakar dediğimiz kesimin İslam'i değerlerden uzaklaşılma korkusu.

Bunları biraz açacak olursak, şunları söyleyebiliriz;

Ak Parti hükümetinin, nasl bir hükümetten sonra iş başına geldiği malumumuz. Fakat DSP - MHP - ANAP Hükümetinin kurulmasına sebebte 28 Şubat sürecinin sonuçlarıdır. En kısa bir tabir ile 28 Şubat'ı " Anti Demokratik Rejim'e devam " olarak adlandırabiliriz. Demek ki, ülke içerisinde bazı kesimler var ve bu kesimler canları sıkıldıkça, halkın seçimini bir yana koyarak kendileri atama yapabiliyorlar. Halk seçmiş gibi görünüyor ama, aslında atamalar yapılıyor.

DSP-MHP-ANAP Hükümetinin ülkeyi uçuruma savurmasından sonra, hükümet görevi işin ehli olan insanların eline geçti. Aslında bu dönemde, Tayyip Erdoğan'ın yasağının kaldırılması ve bu hükümetin kurulmasına rahatça vize verilmesinde ki düşünce " Ülkeyi düzlüğü çıkarsınlar, sonra icabına bakılır " mantığı taşıyordu ki, bunu izleyerek öğrenmiş olduk.

Hükümetimizde bunu önceden sezmiş olacak ki, görevi devraldığı günden buyana Avrupa Birliği ile sıkı ilişkiler içerisine girdi. Çünkü Avrupa'da, parlemento mensupları konuşur, Asker işini yapar, Yargı önünde ki kitapta ne yazıyor ise onunla amel eder.( Hiç olmazsa kendi vatandaşları için ) Hükümetimizin arzusuda bu yönde idi, illaki bir bağımlılık değil. Bunu Başbakanımızın " Biz kriterleri yerine getirelim, Halkımız istemezse girmeyiz " sözlerinden anlayabiliriz. Yani maksat refah seviyesini yükseltmek, bunun yanında da büyük bir bela olan " cunta " sistemine son vermek.

Tüm bunlar ortada iken, ismini kirlettikleri " Cumhuriyet Mitingleri "nde, " Ordu Göreve " pankartları açan kişilerden Avrupa Birliğine destek beklememizde pek akıllıca olmaz. Sözde çağdaş ve medeni, fiilen yosunlaşmış beyinler, ancak ülke önünde bir set oluşturmaya yararlar.

2. bölüme gelecek olursak, " Misyonerlik yaygınlaşıyor " yaygaraları ile karşılaşıyoruz. Buna siyasi çerçevede bakacak olursak, samimiyet konusunda oturup düşünmemiz gerekir. Bir devlet " Din " lerden korkuyor ise, insanından şüphe ediyor demektir. Avrupa Birliği sürecinde, Türkiye'de açılan Kiliseler, ülkemiz üzerinde bir sıkıntıdan çok, " Gizli Kiliselerin " bertaraf edilmesi ve gençlerin " Devletin kontrolü dışında " zehirlenmesinin önüne geçilmesini sağlamıştır.

Yurt dışında yaşayanlar veyahutta, görme imkanı olanlar. Almanya, Fransa ve Belçika gibi ülkelerde, her ilde birden fazla Camii'nin olduğunu bileceklerdir. Burada il dememde ki kasıt, Ülkelerin zaten ufak olduğu ve illerin bizim ilçelerimizden dahi küçük olduğu içindir, en azından Belçika için. Şimdi böyle bir sistem ile, Müslümanların özgüveni sağlamlaştırılıyor az da olsa yabancılık çekmemeleri sağlanıyor. Bu ülkelerde de bizde ki gibi bir tavır olsa acaba nasıl sonuçlar cereyan eder düşünmek lazım ...

Yabancı insanlar, nasıl yiyeceklerini istedikleri gibi alıyorlar ise, Müslüman insanlarda " Helal Kesim " veyahutta " Helal Gıga " alımı yapabiliyor, etiketlerin üzerine bu ibareler yazılabiliyor. Ve bu devlet izni ile oluyor. Buda büyük bir nimettir. Şimdi bizde kalkıp, ülkemizdeki Gayrı Müslimlerin yaşantı şekline ve devlet elinden yararlanmasına karşı çıkıyor isek bu büyük bir ikilem içerisinde olduğumuzun kanıtıdır.

Avrupa Birliği konusunda samimi olarak düşünecek olursak, Demokrasi açısından büyük yol kat edeceğimiz, Maneviyat yönünden, gençlerimize sahip çıktığımız sürece dünya üzerinde ki gayrı Müslimlerede katkı sağlayacağımız ve " Emri bil mağruf, nehyi anilmünker " i daha kolay yerine getirme imkanımızın olacağını anlamamız hiçte zor değil.


VesseLam
Necip Fazil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla