Tekil Mesaj gösterimi
Alt 05-17-2008, 09:45   #31
Kullanıcı Adı
Berika
Standart TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
TÜRKİYE VE BAŞÖRTÜSÜ
Adem Muharrem Dönmez 31 Ekim 2007, 14:22

TÜRKİYE VE BAŞÖRTÜSÜ

Biraz sonra okuyacağınız makale de, üniversiten bir hocamın hazırlamış olduğu tez çalışmasından bir bölüm sunacağım. Fakat öncelikle bu makaleyi hazırlayan sevgili hocam Dr. Kerem KARAOSMANOĞLU’ na teşekkür etmeyi kendime bir borç biliyorum… Ayrıca makaleyi İngilizce aslından Türkçeye çevrilmesinde yardımlarını esirgemeyen, büyük emeği bulunan, değerli İngilizce öğretmeni Elif KARAKUŞ hanımefendiye de teşekkür ediyorum.

TÜRKİYE’DE YENİ BİR İSLAMİ BİREYSELLEŞME: KENTTEKİ BAŞÖRTÜLÜ KADINLAR

1970 ve 80’lerin İslami kimliğindeki değişme bugünkü Türkiye’nin değişim sürecini anlamada önemli bir etkendir. Bu makale, şehirdeki müslüman kadınların başrolde olmasını sağlayan yeni İslami kimliğin şekillenmesi üzerine odaklanmıştır. Burada, Atatürkçü çağdaşlaşma sürecine bir tehdit niteliğinde algılanan üniversitelerdeki başörtülü öğrencilerin, Türkiye’nin değişmesindeki etkilerini inceleyeceğiz.

LAİK HALK TEMELİNDEKİ BİREYSELLEŞME

İslami yaşantının gözle görülür bir şekilde artması, Türkiye’de kendini modern ve laik olarak nitelendiren bazı gruplar tarafından bir tehdit olarak algılanmaktadır. Önceden Türkiye’de İslam sadece evin içinde, kasabalarda ya da kentteki bazı sınırlı yerlerde yaşanmaktaydı. Giderek İslam’ın sembolleri olan başörtüsü ve şehir ortasındaki camiler Türkiye’nin batı imajına bir tehdit olarak algılanmaya başlandı. Ve bu insanlar herhangi bir islami tezahürü siyasi İslam’la ilişkilendirmektedirler. Onlara göre siyasi İslam, alkol sınırlamasını kamu alanındaki kadın-erkek ayrımını, sanatın ifade edilememesini, günde 5 vakit farz namazı, kadınların örtünmesini ve Atatürk Cumhuriyetine aykırı düşen yasaklamaları da beraberinde getirmektedir. Cumhuriyetçi eğitim, medya ve ülkenin geçmişindeki askeri darbelerin ağır gölgesi, Türkiye’deki laik insanların endişe ve önyargılarını tetikleyici unsurlar olmaktadır. Gerici(tutucu) İslam korkusunda olan laik tabaka üniversitelerdeki başörtülü öğrencileri “eğitimsiz”, “cahil gelenekselci”, ya da “ beyin yıkayan gençler” olarak nitelendirmektedirler. Yine de bütün bu önyargılar İslamcı fakat modern kişiler üzerinde düşünmemizi engelliyor. Peki kim bu insanlar? Sadece bir kaçının farkındayız.

Bu makalenin amacı Türkiye’deki Müslüman bireylerin oluşturduğu bu yeni grubun kimliğini aydınlatmaktadır. Bu makaledeki deneysel çalışma üniversite çağındaki 10 tane başörtülü kadınla yapılan röportajlardan oluşmaktadır. Bu bayanlar kendilerini diğer gelenekselci ve radikal gruptan farklı görmekte ve Türkiye’de İslami atfedilen tek tipleşme fikrinden rahatsızlık duymaktadırlar. Onlar kendilerini Türkiye’deki laik çoğunluk arasında görmek istemektedirler. Bu makale Müslüman kadınların Türkiye’deki islami kimliğin değişmesine katkı sağlamada ne kadar gerekli olduğunu vurgulamaktadır.

KÜLTÜREL KOPUKLUĞA KARŞI KÜLTÜREL DEVAMLILIK

“Elhamdülillah Laiğiz” kitabında Nanay ve Richard Tapper geçmişin sosyal ve kültürel esaslarına dayalı bir İslami oluşumu tanımlamaya çalışmışlardır. Bu geleneksel İslam’ın kökü cumhuriyetçi projelerin ilk zamanlarına dayanmakta ve folklorik İslam’la da yakın bağları bulunmaktadır. Folklorik İslam’ın öğelerinin yanı sıra mistik düzenlemeler de cumhuriyetçi dönemin ilk yıllarında radikal İslam korkusuyla kapatılmıştır. Buna rağmen çoğu dini grup (Nakşibendîler, Nurcular ve Kadiriler gibi) Anadolu’ da varlığını sürdürmeye devam etmiştir...

Fatih-Çarşamba bölgesinde öncü olan İsmail Ağa cemaatine zıt olarak, İslamı yorumlamada Nurculuğu temel alan Fethullah Gülen cemaati cumhuriyetin ideallerini göz önünde bulunduran ılımlı bir İslami yaklaşımı desteklemekte ve dinin değişen teknolojiyle, modern yaşamla uyumlu bir şekilde yorumlanmasını savunmaktadır. Bu cemaat güçlü bir dini hiyerarşiyi sürdüren ve modern yaşamla özdeşleşen her şeyi reddeden İsmail Ağa cemaatine hiç benzememektedir. Fethullah Gülen “modern” karşıtı olan radikalliği reddetmektedir. Bu cemaat tarihi bir bilinçle Osmanlı geleneğini sürdürmekte ve aynı zamanda modern Türkiye’nin değişikliklerine de ayak uydurmaktadır. Bu bağlamda Fethullah Gülen cemaati cumhuriyetçilikle İslami değerleri uzlaştırmaya çalışan bir kültürel devamlılık inancına bağlıdır

Kültürel devamlılık içerisinde, Türkiye’deki İslami yapı diğer ülkelerin (Suudi Arabistan gibi) İslami yaklaşımdan daha ayrı bir konumda olmaktadır. Diğer İslam ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye’de ilahiyat konusunda sözü geçen birini duymak pek mümkün olmuyor. Bundan dolayı bu kültürel devamlılık görüşü Osmanlı bağlamından ayrılmış İslami bir oluşumu reddetmektedir. Öte yandan, Osmanlı geçmişine mesafeli durmak isteyen hem laik cumhuriyetçi eğitim hem de bir grup siyasi İslamcı arasında bir “kopukluk” olmaktadır.

İSLAMİ KAPİTALİN DOĞUŞUNA BAĞLI UZLAŞMA

1980’lerde Türkiye’de muhafazakâr burjuvazinin şekillenmesiyle, şehirdeki yaşam tarzı İslami kapital olgusuyla uyumlu bir şekilde yeniden şekillenmiştir. Sosyo kültürel ve ekonomik düzeyde, laik kesim, sıradan Müslümanlar ve İslamcılar arasında farklar olmaktadır. İslami kapital kültürel kopukluk ve kültürel devamlılığı birleştirmeyi vaat etmektedir.

Siyasi İslam’a karşıtlığıyla bilinen Türk medyası 1980’lerin sonlarına doğru “İslami Kapital” ya da “yeşil kapital” (green kapital) haberleriyle alarm verdi. Silahlı kuvvetlerin 1990’larda Türkiye’de tutucu İslam tehlikesinin artmasına ilişkin araştırmaları laik kesimde paniğe yol açtı. Bu araştırmaların bir kısmında tutucu İslami desteklemekten suçlanan şirketler listesi gösterilmektedir. Aslında, bu şirketlerin bazıları yıllardır Türkiye ekonomisinin önde gelenlerindendir. Generallerin hoşnutsuzluğuna rağmen ekonomik ve kültürel liberalizm atmosferi İslami ekonominin başka bir deyişle Müslüman piyasasının oluşmasını sağladı. Silahlı kuvvetlerin şirketler listesine benzer bir şekilde İslami tüketiciler de herhangi bir ürünü ayırt etmek için “bizim” ya da “onların” şeklinde bir liste ortaya çıkarmıştır. Yine de İslami tüketiciler için alternatifler arttığı için, Pazar sınırlamaları daha az katı olmaya başladı. Başörtülü bir kadın tüketim modelindeki son değişiklikleri şöyle değerlendirdi:

“Bazı insanlar İslamiyet’e katkı sağlamak amacıyla belirli şirketlerden faydalanmayı istedi. Bu geçmişte de yaygındı. Fakat hiç kimse ideolojisinden dolayı bir şeye sahip olamaz. Ben özel olarak herhangi birinden bir şey satın almak için zorlanmadım. Eğer biri güzel bir ürün üretiyor ve makul bir fiyatta satıyorsa herkes ondan satın almayı tercih eder. Fakat yine de, eğer iki ürün aynıysa, ben, benim fikrimden olan şirketin ürününü seçerim. Fakat bunu ana faktör olarak düşünmem. Bunun nedeni şudur; “yeşil kapital” ya da “İslami kapital” le ilişkilendirilen grupların devletle olan ilişkilerinde mağdur olduğunu hissedersek, biz onları “her yerden dışlandılar, en azından biz onları dışlamayalım” fikrinden dolayı destekleriz. Ve bu bence oldukça sorgulanabilir bir şey. (ZEHRA)

Muhafazakâr ve dini yaşam tarzının 1980’lerde değişmeye başlaması, İslami tüketimi de beraberinde getirdi. Artık muhafazakâr kesim için gazeteler, kadın dergileri, TV’ler, radyolar var olmaya başlamıştı. Yine de bunların programlanması çok farklı değildi. Bazı dini programlar hariç, çoğu programın formatı diğer laik TV kanallarındaki programlara benzemekteydi. Spor programlarından haberlere, talk-shovlardan reklâmlara kadar her şey aynı görünüyordu. Bu değişikliklere paralel olarak, dindar zengin kesime yönelik yeni ürünler ortaya çıktı. Başörtülü kadınlar özel ihtiyaçları için yeni tesettür dükkânlarına gitmeye başladı. Bazı aileler tatil için Caprice Hotel ya da Shah Inn Club’u seçmeye başladı. Bu Ege’deki oteller müşterileri için haremlik selamlık plajlar sunmakta ve beş vakit ezanlarını dinleme olanağı vermektedir. Bu yeni ve zengin dindar kesim kendilerinin diğer laik kesimden, gelenekselci kırsal kesim muhafazakârlarından ve eski tarz tutucu İslamcılardan farklı olduklarını vurgulamaktadırlar. Kültürel temelle birlikte yeniden canlanan ekonomi de kentte yeni bir modern İslami kimliğin oluşmasına katkı sağladı.

TESETTÜR MODASI

Tesettür olgusu şehirdeki değişikliğin güzel bir örneğidir ve belki de yeni İslami kimliğin paradigmatik göstergesidir. Yeni tesettür modası çekici ve şık olmaya yönelikti. Türkiye deki bu yeni moda, geleneksel ve radikal olmayan yeni bir Müslüman kimliğin şekillenmesinde İslami kapitalin gerekliliğini anlamamızı sağlamaktadır.

İstanbul da geleneksel başörtülü, göçmen iki kız kardeş, ailelerinin sosyo-ekonomik yapısının değişmesiyle kentteki yeni oluşuma ayak uydurdular. Biri başörtüsünü çıkardı, diğeri de yeni, bilinçli bir tesettür tarzını tercih etti. Modern tesettür artık kentte İslami şıklığı ve zenginliği temsil etmektedir.

Türkiye deki modern tesettür reklamını, kısa zamanda İslami bir etiket haline gelen Tekbir şirketi yapmaktadır. Tekbir, defileler düzenlemekte ve bunlarda ülkedeki en iyi mankenleri kullanmakta ve bir tesettür modası oluşturmaktadır.

Yeni bir modanın şekillenmesine katkı sağlayan başörtülü üniversite öğrencilerinin artmasından dolayı artık Türkiye de çağdaşlık kavramını sadece laik ve batılı kesimle sınırlandıramayız. Böylece Türk iyedeki yeni Müslüman kadınlar, bir yandan Atatürk’ün çağdaşlaşma projesindeki kendilerine atfedilen rolü üstlenmekte, diğer yandan da İslami ideolojinin katı ilkelerini düşünmektedirler.

.
  Alıntı ile Cevapla