Tekil Mesaj gösterimi
Alt 05-17-2008, 09:45   #32
Kullanıcı Adı
Berika
Standart TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
UZLAŞMA BAĞLAMINDAKİ YENİ ALANLAR

İslami kapital tarafından ortaya çıkarılan yeni tüketim alanları alışveriş merkezlerini, alternatif yerler, restoranlar, gazeteler ve TV kanallarını ve zengin Müslüman kesime yönelik tatil yerlerini içermektedir. İslami kapital kentte yeni alanlar üretmeye başlayınca İslami trend halk yaşamının bir parçası olmaya başladı.

Fatmagül, ailesiyle birlikte özel bir sitede yaşamaktadır. Bu özel sitede Fatmagül ve ailesi için rahat edebilecekleri küçük bir mescit ve haremlik selamlık yüzme havuzu bulunmaktadır. Fatmagül, henüz gitmemiş olmasına rağmen, yaz tatili için İslami özelliklere göre düzenlenmiş 5 yıldızlı Caprice Oteli hakkında konuştu. Müslüman turistler bir yandan haremlik selamlık kumsallarda eğlenirken, bir yandan da 5 vakit namazlarını eda etmektedirler. Alkollü herhangi bir ürün bulunmamakta ve insanlar yüzmek için özel giysileri (haşama) otelin çevresindeki dükkanlardan temin edilebilmektedirler. Otelin reklâm için kullandığı slogan da : “Artık herkes yüzebilir. ”, “Tatilde özgürlük. ”

Yaz gelince herkes güneye kaçar. Kendimi böyle bir sahilde tesettürle düşünemiyorum ve kız kardeşlerimin gitmesini de istemiyorum. Şimdi, alternatifler var. Caprice de bunlardan biri. Henüz gitmedim oraya, fakat istiyorum. Caprice’e kesinlikle gideceğim. Spor aktiviteleri olan bir tatil yeri, benim için kesinlikle mükemmel bir seçenek.

Fatmagül gibi, böyle sitelerde oturan başörtülü kadınlar gururlu bir şekilde “Biz kadınlar burada geceleri rahatlıkla dışarı çıkabiliyoruz” demektedirler. Çoğu insan için bu “alternatif dünyanın “ yaşamı kolaylaştırdığı ve inançla uyum içinde yaşamayı sağladığı bir gerçektir. Dahası, bu dünya insanlara modern dünyada dışlanmışlıktan uzak, kendinden emin ve pozitif bir kimlik sağlamaktadır. Artık bu insanlar aynı zamanda hem modern hem de diğer çağdaş kesimden farklılıklarını vurgulama şansına sahiptirler.

Artık pozitif değerlerin, fikirlerin ve benzer paylaşımların artmasıyla yapıcı, müspet bir iletişim alanı oluşmaya başlamaktadır. Yine de, sıkı Cumhuriyetçi laiklerle, yeni İslami sınıf arasındaki yüksek tansiyon devam etmektedir. Başörtülü kadınlar artık okullara, üniversitelere, meclise ve TV kanallarına girebilme haklarını aramaktalar. Dindar insanlar laik sistem tarafından dışlandıkları alanlardan kendilerini uzak tutmaya çalışmaktaydı. Şimdilerde ise başı kapalı bir bayanı Mc Donalds’ da, bir tiyatroda, nargile kafede ve hatta alkol ürünlerinin servis edildiği bir türkü barda ya da Mercan Dede konserinde görmek mümkün.

Herhangi bir yerin “Şurası kapalılar için, şurası açıklar için” şeklinde kategorize edilmesinden hoşlanmıyorum. Garip hissediyorum kendimi. Mesela ben türkü barları severim. “bar” kavramından hoşlanmam fakat türkü dinlemeyi seviyorum. Oraya tek başıma gider, istediğimi yapar ve çıkarım. (ESMA)

Bu genç kadınlar şehirde meydana gelen karşılıklı değişimleri gözlemektedirler. Türkiye toplumunda farklı gruplar arasında bir geçiş ya da bir birleşimin olacağından ümitliler.

Dış görünüşüyle uyum içinde olan insanlardan beklentilerimiz var. Fakat şimdilerde Kadıköy’de, uzun saçlı erkeklerin islami usule uygun sakalları olan erkeklerle takıldıklarını görebiliyorsunuz. Onları başka bir yerde tek başlarına gördüğünüzde birbirleriyle asla bağdaştıramazsınız. Camiler sadece bir grup insan için midir? Aslında cevap kesinlikle hayır.

Gelecek hakkında ümitliyim. Aslında sıradan insanların sorunları yok, onlar birbirleriyle iletişim kurabiliyor. Fakat yine de aşırıya kaçan ve ayrı tutulan insanlar var. Şimdilerde insanlar birbirleriyle iletişim kurmaya başladı. Göreceğiz ki bu ayrım tarih olmaya başlayacak. Çevremdekilere bakıyorum da çeşitli gurptan arkadaşlar var. Selma gibi toplumun her kesiminden arkadaşlarım var. Herşey iyi gidiyor. (fatmagül)


UZLAŞMA BAĞLAMINDA İSLAMİ BİREYSELLEŞME

Bu değişiklikler henüz yeni ve laik grup tarafından eleştirilere maruz kalıyor. Başörtülü bu eleştirilerin farkında fakat açıkça reddediyorlar. Kendilerinden eminler, eleştiriler ne söylerse söylesin başlarını örtmelerinin beyinlerini de örtmek anlamına gelmediğini savunuyorlar. Başörtülü kadınlar artık başı açık kadınlardan daha farklı muamele görmek istemiyorlar.

Benim arkadaşlarım Akmerkeze gidiyorlardı.. Başörtülüydüler. Fakat pardesü giymiyorlar, bu yüzden modayla uyumlu bir tarzları olduğu izlenimini veriyorlar. Buna rağmen orada fiili olarak rahatsız ediliyorlar. Tacizcilerin tutumları da genellikle şu şekilde oluyor: “ Akmerkeze, buraya bile mi, geldiler!” (fatmagül)

Ve otobüsteyken telefonda ingilizce konuşuyordum. Insanlar bana dönüp baktılar ve sanki “bir örtülü kız nasıl olur da ingilizce konuşur?” dercesine bana baktılar. (Selma)

Göle’ye göre yeni müslümanlar “saflığın” kaybına ve melezleşmeye yol açan gelişmelerin farkındalar, fakat bunu yozlaşma olarak görmektense bir zenginlik olarak Kabul ediyorlar.

Modayı takip ederim fakat defilelere gitmem. Televizyondan izlerim. Ben bir aslanım (burç anlamında). Aslanlar dış görünüşe, güzelliğe, giyinmeye önem verir. Giyindiğim şeylere dikkat ederim. Mesela siyahtan hoşlanmam. çünkü genellikle siyah eşarp siyasi görüşle ilişkilendiriliyor. insanlar seni etiketlemek için hazır. Siyahı tercih etmiyorum, çünkü herhangi bir partiyle ilişkilendirilmek istemiyorum. Renkli kıyafetler giyinmeme rağmen örtülü olduğum için herhangi bir partiden olduğumu düşünüyorlar. Siyah eşarp takarsam insanlar bağnaz olduğumu düşünecekler. İnsanlar siyah çarşaf giyenlerin de iranlı olduğunu düşünüyorlar. Bir keresinde üniversitedeki ilk yılımda bir kadın beni işaret ederek şunu söyledi: “ şuraya bakın, bir iranlı!” beni kastettiğini anladım ve çok şaşırdım. insanlar çok fazla eleştiriyor ve bu da beni rahatsız ediyor. Ben bir İranlı gibi bağnaz ve gerici değilim. Bu yüzden siyah renge karşıyım ve sevmiyorum. bir gün kola içerken biri dedi ki:” o kafirlerin içeceği, içme onu”. ben de ona dönüp “ aynı zamanda Vakko da giyiyorum” demek istedim fakat demedim. (nilay)

Öyle görünüyor ki eski geleneksel tutucu ve İslamcı kavramlarını uzlaştıran bir birleşme ve birarada var olma süreci ortaya çıkmaktadır.

Bu yakınsama, Türkiyedeki “geleneksel” ve “çağdaş” aralığını daraltmaktadır. Bu, meydan okumaya ve siyasi, kültürel, ve sosyal bağlamdaki iletişim eksikliğine bir son getirmektedir.. Şehirdeki bu hızlı sosyo-kültürel değişim eski ait olma ve bağlanma şekillerini sarsmakta ve sınıflamalara görecelik kavramını getirmektedir. Başörtülü kadınların durumu yeni iletişim anlayışını en iyi şekilde yansıtmaktadır. Radikal islamdaki düşünce değişikliğini Emel çok güzel örneklemiş:

İnsanların giyiniş tarzlarından yemelerine kadar değişiklikler her yere yayıldı. Bu sosyal yaşamın her yönünü etkiliyor. Otobüse ve dolmuşa,karşı cinsle konuşmamak ve elini sallamamak için binmeyen bir grup insan vardı önceden. bu insanlar cam bir fanus içerisinde yaşıyorlardı. onlar da sıkıldılar, nefes alamadılar ve açıldılar. (emel)

“Müslüman öğrenciler sadece İslami kitaplarla yetinmiyor; aynı zamanda Dotoyevsky, Kafka, Rike, Kuhn ve Feyerabend de okuyorlar. İslami olmayan gazete ve dergileri okuma eğilimi var. Bazen İslamcı gazeteler “sağcı” olmakla eleştiriliyor. ”

Şuna da dikkat etmek gerekir ki Müslüman erkekler başörtülü kadınların kentteki bireyselleşme mücadelelerinde hayal kırıklığına uğratmaktadırlar.

Muhtemelen çoğu erkek “tesettür” modası fikrini benimsemiyor. Bunun doğru bir davranış olmadığını düşünüyorlar. müslüman erkeklerden de yeterli desteği aldığımıza inanmıyorum. Tabi ki beklentilerimiz vardı ve çoğunlukla hayal kırıklığına uğradık. (Humeyra)

Bize”gelin ve evinizde oturun, sokakta ne işiniz var?” gibi emirler veren düşüncelerin de rolünü unutmamak gerek. Üniversite yasağında bazı insanların yapmayı dilediği bir şeydi bu. Bize dediler ki “siz kadınsınız,evinizde oturun. Neden üniversitedesiniz, iyi bir anne ve iyi bir eş olacaksınız, bunun için uğraşın” (esma)

Diğer taraftan, solcu öğrenciler desteklediler bizi. sınıfa girdiler ve bizi eylemler için motive etmeye çalıştılar. Halbuki yanımızda görmek istediğimiz insanlar bizi hayal kırıklığına uğrattılar. (humeyra)

Başörtülü bir öğretmen olan Yeter, başörtülüler sıkıntı içindeyken kendisinin ve arkadaşlarının kritik bir oluşum geliştirdiklerini kabul ediyor. Türkiyede başörtüsüyle alakalı olan herşey onlara bir ders öğretti. Örneğin diyor ki “bizim tarafımızda olan erkeklerin sadece duruma karşı çıktıklarını ama bizi desteklemediklerini gördüm. bizi birey olarak görmeyi başaramadılar”. Durumlara ve geleneklere karşı olan mücadeleleri bu kadınlara şehirdeki yaşam üzerine yeni bir perspektif kazandırdı. Hakları için olan mücadeleleri ufuklarını genişletti. Bu deneyimleri onlara sadece İslam toplumundaki kadın rolünü değil aynı zamanda da laik çoğunluğun kafa yapısını da öğretti.

“Suudi Arabistan Müslüman bir ülkedir”. böyle şeyler yoktur orada. Müslüman olmak kendin olarak yapabileceğin bir şeydir. Bu genelde şöyle ifade edilir “ sen bir Müslümansın, dört kadın alabilir ve aynı anda istersen hepsinden boşanabilirsin. ” Eğer bu Müslüman olmak anlamındaysa, bunu kabul etmiyorum ve bence eğer böyle düşünüyorsanız siz Müslüman değilsiniz. (emel)

Dört karılı olmak mı ? böyle bir zaman da kime kabul ettirebilirsiniz ki bunu? Hiçbir kadın bunu kabul etmez. (humeyra)

Belki de en önemlisi, yeni jenerasyon Müslüman kadınlar Türkiyede hem Kemalist ve laik hem de İslamcı politik söylem bağlamında sosyo-kültürel bir anlayış geliştirdiler. Gündelik yaşamın esnekliği ve pratikliğine karşın bu söylemlerin katı yanını yaşamış oldular. Böylelikle mesela, dinsel inançlarına uyumlu tatil yerleri aramak için geliştirdikleri stratejilerin mücadelesini vermekten keyif aldılar.

KENTTEKİ KADINLARIN YENİ İSLAMİ KİMLİĞİ

önceki şehirde azınlık olma hissi yerine, bu yeni Müslüman feminist kimliği, “İslam güzeldir” söylemine bağlı olan,Göle’nin de dediği gibi yeni İslami öze uyuyor. Dini inançlarındaki güçlü öğe “gurur”,iki genç kadının konuşmalarından açıkça görülüyor:

Ortaokul eğitimim için imam hatip okuluna gittim. Annem örtülüdür ve düzenli bir şekilde namaz kılar. Çocuğunuza küçük yaştan itibaren ne yapması ve nasıl davranması gerektiğini öğretmelisiniz. Ortaokul 3 teyken başımı kapattım. Bir gün kendi kendime dedim ki “tamam, işte zamanı” ve başımı kapattım, tüm samimiyetimle söylüyorum ki bundan gurur duyuyorum, çünkü bir imam hatip mezunuyum, Kadıköy imam hatip. (Selma)

Ben kendimle daha fazla gurur duyuyorum çünkü başörtülü kalmama rağmen ben bir lise mezunuyum. (gülüyor) (humeyra)

Özgüven,benlik söylemi içerisinde kendini gösteriyor. Zehra özgürlüğe olan bağlılığını ve benliğini şöyle ifade ediyor:

Şehir bir çeşit özgürlük getirir. Hayatımda hiç küçük bir kasabada yaşamadım. Burada doğdum ve yetiştim, Ankara’da. küçük bir kasabaya gidebileceğimi ve orada yaşayabileceğimi düşünemiyorum. Özgürlük anlamında Ankara sosyal ve kültürel her türlü imkanı sağlıyor. geceleri güvenli. Geceleri rahatlıkla dışarıda dolaşabiliyor ve eve geç saatlerde girebiliyorum. Kırsal yerler bu konuda bu rahatlığı vermiyor. Bu kırsal yerlerin bir de geleneksel tarafı var. Gece dışarı çıkmak toplumsal olarak kabul edilemez.

Kararlarını özgür ve eğitimli bireyler olarak verdiklerini ispatlamak adına başörtülü kadınlar arasında genel bir dürtü vardır. Mazlum-der tarafından Türkiyedeki başörtüsü yasağından dolayı eğitimlerine yurtdışında devam etmek zorunda kalan bazı başörtülü öğrencilerin kişisel geçmişleri üzerine oluşturulan belgesel, buna açık bir örnektir. Belgeselin hikayesi türkiyedeki bireylerle alakalıdır. Laiklik ve İslam temelleri gibi konulara dolaylı bir imadan kaçınarak, hikaye kişisel mücadele üzerine yoğunlaşmaktadır.

Makale için yapılan bazı görüşmelerde başörtülü kadınların kişiliklerini göstermedeki azimlerini fark etmek zor olmadı. Görüşülenlerin çoğu kendisi hakkında, kişisel tercihleri, zevkleri, hobileri hakkında konuşmaktan keyif duydu.

EMEL DE ONLARDAN BİRİYDİ:

Sabahları giyinirken pop müzik dinlemeyi seviyorum. Beni güne motive ediyor. Normalde gün içinde pop müzik dinlemem fakat sabahları dinler ve dans ederim. Dans etmek kesinlikle gerekli... Sonra gitar çalmaya başladım... etnik müzikten, yunan, İran, ermeni müziğinden de hoşlanırım, hepsi de çok güzel. Örneğin kardeş türküler konserlerini severim... en son okuduğum kitap Dalai Lama hakkındaydı.

Sanki görüşmeler Zehra için, kendini ifade etmede bir araç gibiydi ve böylece kişisel farklılıkları kutlamak çok gerekli görünüyordu. Başlangıçta cemile kendisi hakkında konuşmak istemiyordu, buna rağmen sonraları başkalarına benzemediğini vurguladığında bundan mutluluk duydu.

Kültürel gelenekleri yansıtan düğünlerden, farklı müzik ve danslardan hoşlanırım. Tatil için Caprice Otel ve Shahh inn gibi yerleri tercih etmem. Bir otelde soyutlanıp kalmaktan hoşlanmam. Hareket halinde olmaktan, yeni yerler keşfetmekten hoşlanırım. Aynı yerde iki hafta boyunca kalmak bana göre değil, tembellere göre. Deniz ve güneştense taze dağ havasını severim. (Zehra)

Popüler ve kalabalık yerlere gitmekten hoşlanmam. Bu yüzden Türkiye’nin güneyine gitmiyorum. Karadenizi tercih ediyorum. Otantik yerler ilgimi çeker. Kültürel kimliği yansıtan otantik yerlerden hoşlanırım. Ben, Türkiye’de ziyaret ettiğim her yerden eşarp satın alırım, bu eşarplar doğal ve özgün olmalı. Zamanım olduğunda Ankara kalesine gitmeyi severim. Bütün gün bir kafede oturmayı hiç sevmem. Küçük, otantik çay bahçelerine gitmeyi, tepelere tırmanmayı, Ankara’yı seyretmeyi ve dar sokaklardaki bakır dükkanlarını ziyaret etmeyi seviyorum. (cemile)

SONUÇ:

Türkiye de bireyselliğin farklı şekilde yorumlanması ve ifadesi bugün Türkiye’deki Müslüman kadınların dinsel tarzları ve İslam’ın yeni tarifiyle genişliyor. Bu yeni kimlik hem İslami hem de laik kimliğin var olan şablonlarını ve klişelerini değiştirmektedir. Müslüman kadınlar tarafından ifade edilen bireysellikteki bu yeni anlayış, ifade özgürlüğüne, büyük şehirde hoşgörü ve yapıcı iletişime zemin hazırladı.

Bu değişiklikler doğrultusunda yeni Müslüman kadınlar Türkiye’deki Atatürkçü modern kadın imajına dönüşümü taşıyacak kapasiteye geldiler. Benzer bir şekilde, bu yeni kimlik baştan aşağı kara çarşaf giyen geleneksel Müslüman kadın imajını da değiştirecek güce sahiptir. Türkiye de bu yeni kimliklerin oluşumu, İslam ve kadının artık Suudi Arabistan ve İran imajıyla ilişkilendirilemeyeceği mesajını veriyor. Türkiye’deki kadınlar bir Müslüman olarak yükümlülüklerini yerine getirmek için kendilerini kırsal alanlara da hapsetmiyor artık.

Başörtülü üniversite öğrencileri, bireyselliklerine ve kentteki varlıklarına sahip çıkarak Türkiye’deki değişikliklerde piyon rolünü üstlenmektedirler. Ayrıca marjinalleşme ve kimlik izolasyonu sürecine güvenilir bir tehdit oluşturmaktadırlar. Kişisel mücadeleleri, Türkiye metropolünde olası bir ayrım ve yabancılaşmanın yavaşlatılmasını amaçlamaktadır
  Alıntı ile Cevapla