Tekil Mesaj gösterimi
Alt 05-21-2008, 14:08   #63
Kullanıcı Adı
Berika
Standart DÜNÜ BUGÜNÜ YARINIYLA BAŞÖRTÜSÜ SEMPOZYUMU
DÜNÜ BUGÜNÜ YARINIYLA BAŞÖRTÜSÜ SEMPOZYUMU


Kadin erkek esitsizliginin ortadan kaldirilmaya calisildigi bir dunyada Turkiye hala, kadinlar arasindaki esitsizligin gunluk hayatimiza yansimalari ile mucadele veriyor. Soyle bir dusunuyorum: ne kadar zamandir var, bu basortusu yasagi? Kac nesildir devam ediyor? Kac aile pratik anlamda etkilendi, hayatinin akisini degistirmek zorunda birakildi?.... Yasak, Turkiye’nin kimligi ile ilgili bir sorundur, modernize edilmis bir Turkiye’yi hedefleyen sosyal muhendisligin hedefleri cercevesinde degerlendirilmelidir. Bu muhendisligin tavizsizlik karakteristigi, en cok basortusu yasaginda disa vuruyor, hayati belli alanlarda kisirlastiriyor. Yasagin tarihsel surecte analitik degerlendirmesini yaptigimizda goz onune serilen gerceklerden birkacina deginmek istiyorum: Turk kadininin guclendirilmesi, hukuki cercevede kadin alani ile ilintili olarak getirilecek degisimler, devletin herseyden once sosyal alanda kadina bagli bir modernlestirme acilimi gerceklestirilmesine kilitlenmistir. Ancak sosyal alandaki bu acilim gayreti, genelleme yaparsak, cogu yerde yuzeyselligi asamamis, hukuki acilimlar pesinden pragmatik degisimleri surukleyememistir. Kadinin sosyal alanda bireyselligini sinirlayan engeller ortadan kaldirilmak istenirken, modernlesen, batililasan Turk kadininin geleneksel kimliginden uzaklasacagi beklentisi hep var olmustur. Geleneksellik, dindarlik devlet tarafindan sinirlari belirlenen bir alan olarak algilanirken, modernlesme ve batililasma olgulari da yine devlet tarafindan belli olculere baglanan bir baska alan olusturmustur. Bu iki alanin birbiri ile kesismeyisinin, Turkiye’nin icinde bulundugu dengede kalmasinin onsarti oldugu dusunulmustur. Sonucta, adeta iki ayri Turkiye, ayni ama farkli iki Turkiye’li kimligi gelismistir. Batili, birincil Turkiye’yi, gelenegini, dinini onceleyen ikincil Anadolu Turkiye’sinden ayiran, kadina ait alanda, kadinin dis gorunumu, ulkenin bir Turkiye’den digerine geciste gosterdigi basarinin bir olcutu olarak belirlenmistir. Iki Turkiye’nin ortusemeyecegi varsayimindan hareketle hazirlanan Turkiye modeli, kiyafet dahil kadinla ilgili alanlarda da iki Turkiye’nin kesisiminin mumkun olmadigi temeline oturtulmustur. Iste basortusu yasagi, bu modeli gecersiz kilan verilerin curutulmesini hedefler. Bu yasak suregelen sosyal muhendisligin ongorulememis bir sonucu olarak degerlendirilebilir. Yasak, devlet tarafindan titizlikle hazirlanmis olan birincil Turkiye’li, “modern” kadin tiplemesi ile ortusmeyen her kadini, kamu alaninin disina iten ve cezalandiran, cayidirici nitelige sahip bir operasyonu icerir. Sonucta, kadin veya erkek her vatandasa sunulan imkanlari, egitim, calisma, hayatini kazanma gibi temel insan ve sivil haklarini talep eden, ancak dini icsellestirmekten vazgecmeyen, kiyafetini devletin kendisine empoze ettigi olcude sinirlandirmaya yanasmayan ikincil Turkiye’ye ait kadinin sistem ile carpismasinin tezahurudur, basortusu yasagi. Bir baska deyisle, kadin geleneksellikten kopup batililasirken, beklenmedik bir sekilde devletce gelenekselligin sembolu olarak algilanan basortusune yeniden sarilmistir. Koyunden cikan genc kadin, metropole gelip egitim talep ettiginde, basini da ortmeyi istemekte, bunu kisisel gelisimine engel gormemektedir. Bugun yasagin aldigi trajikomik konum, Meclis’e ve sonra da Cumhurbaskanligi konutuna kadar ulasan yansimalari, toplumu yogurma projesi hayata gecirilirken, verileri dogru tartamamis olmanin otesinde, zamanla icinden cikilmaz bir hal alan kavram kargasasina da dayanmaktadir. Birincil Turkiye’de basortusu, ilk defa 60’li yillarin basinda goruldu. Sayilari onu bulmayan, universiteli basortulu kadinlar, yadirganmanin disinda herhangi bir engelle karsilasmadilar. 60’li yillarin sonuna dogru yasanan bir iki istisna goz ardi edilirse, takip eden yirmi sene zarfinda ciddi anlamda bir yasaga tanik olunmadi. 1981 yili yasagin ilk olarak resmi anlamda uygulamaya konmasini beraberinde getirdi. On yil boyunca da yasak universitelerin insiyatifine birakilarak kimi sehirlerde uygulamaya kondu, kimi yerlerde konmadi. YOK’un yasagi, 1980 ihtilali sonrasinda devlet memurlarinin kiyafet yonetmeliginden alintilamasi sonucunda universitelerde de basortusu kullanilamaz oldu. Anadolu insaninin tarihinin, kulturunun ve dininin bir parcasi olan basortusunu karsiya almadan dolayi dogabilecek sikintilari gidermek amaci ile donemin YOK Baskani Ihsan Dogramaci cozum olarak “turban”i tanitti. Turban, basortusu kadar geleneksel kabul edilmeyen, daha ufak, devlet perspektifinde daha “batili” yeni bir ortunme tarzi idi. Boylece ogrenciler, akademisyenler turban kullanmaya basladilar. Ancak, YOK baskaninin onayi ile benimsenen ve basortusunun yerini alan turban, toplum muhendislerini rahatlatmadi, aksine daha da gerdi. Toplumsal degerlerle catisma potensiyelini de goz ardi etmeyen yoneticiler, ani bir soylem degisikligi ile turbani siyasal simge, basortusunu toplumsal deger olarak ilan ettiler. Boylece basortusune karsi olmadiklarini gostermeye calistilar. Turban, egitim ve calisma hakkini arayan, genc kadin tarafindan ortulen basortusune burunuverdi. Boylece, “ortu” devletce kabul edilmeyen turbana ve devletce tahammul edilebilen basortusune katagorize edilmis oldu. Turbani basortusunden ayiran ozellik ise, ortulus tarzindan cok, kim tarafindan ortuldugu idi. Genc, egitimli, veya okuma ve calisma hakkini talep eden ahenkli giyinmis bir kadin tarafindan kullanilan basorutusune “turban” damgasi yapistirildi. Basortusu ise, egitim alma talebi olmayan, yasca olgun, genel anlamda evinin disinda calismayan, calisirsa da calisma alani tarla v.b. ile sinirli kalan kadinin ortusunun adi idi. Ayni kumas, ayni basortusu, yasli bir kadinin degil de genc bir kadinin sacini orttugunde neden cagdisiligin, siyasetin sembolu olmustu? sorusu, sozunu ettigim kavramsal kargasanin bir sonucudur. Son on sene, basortusu ile ilgili kavramsal kargasaya, son olarak “kamusal alan” terimini hediye etti. Turbanin, basortusune karsi tercih edilir konumuna dayanan tarihsel surec, hem turban hem de basortusunun, bu sefer beraberce “kamusal alan” ilan edilen butun acik ve kapali mekanlardan cikartilmasi ile bizi bugune getirdi. Bu yeni gelisme ile, basortulu her kadin, ister ev hanimi, ister is kadini olsun, isterse basbakan esi, hatta hakim onune cikacak sanik olsun veya evladinin mezuniyet torenini seyretmeye giden anne yada -en acisi- sehid evladi icin verilen onur nisanini almaya giden anne olsun, kamusal alandan menedildi. Basindaki ortusu bir yana birakildiginda “Muasir medeniyet seviyesini yakalamis cagdas Turk kadini” olarak algilanacak kadin, basini dini geregi ortme talebi sonucunda kamusal alandan acimasizca disari cikartildi. Cagdaslasmayi, batililasmayi, modernizasyonu “tek boyutlu” kabul eden sistem, “Okumasin, ulkemize katkisi olmasin…ne olursa olsun basortulu olmasin”argumaninin savunucusu oldu. Zamanin, bu yasaga bir cozum uretememis olmasinin sebepleri arasinda basortusunu kutsal bir deger olarak addeden muhafazakar Turkiye’linin soruna olan ilgisizligini de sayabiliriz. Yasagin uygulamaya konmasi ile tepkisel bir varlik gosteremeyen en basta muhafazakar akademisyenlere ilerleyen zaman icerisinde kamu ve ozel sektordeki muhafazakar kimlikler de eklendi. Basortulu ogretmenlerin islerine ilk son verenler yine muhafazakar okul yonetimleri, basortulu kadinlarin terfilerine engel olanlar, onlari kamusal alanda arka plana alanlar yine muhafazakar ozel sektor temsilcileri oldu. Boylece, sorun bir “kadin” meselesine indirgendi. Basi ortulu gazeteci, muhendis, tezgahtar kendini yalniz birakilmis buldu. Acisini ancak kendi gibi olan, basortusu magudurlari ile paylasabildi, onlardan guc aldi. Ne kadar ironiktir ki, toplumsal hayattan dislanmak istenen basortulu kadin bu sefer de ”basortusu magduru” olarak toplumdaki yerini aldi. Boylece yasak, uzun muddet dinsel ozgurluge mudahale olarak degerlendirilmisken, bu noktadan itibaren kadin haklari cercevesinde de degerlendirilmeye baslandi. Sorun da potensiyel cozumu de basortululerin uzerine yikildi. Iki yil once, Kadikoy Imam Hatip Lisesi onunde kanatilan kucuk bilekler, bunun bir isbatidir. Sozlerime magduriyetten payima duseni anlattigim Basortusuz Demokrasi’den bir alinti ile son vermek istiyorum: “Bir ilk olmanin getirdigi sikintilar yasanmis, geriye ‘hak’ ve karsisinda ‘haksizlik’ kalmistir. Kamusal alan, laiklik, sivil ozgurluk tartismalarina bir ‘impetus’ teskil etmistir, basortlu bir hanim milletvekilinin secilmesi. Sistemin bu konulardaki tikanisinin barizlesmesine vesile olmustur. Kisa donem ve dar cercevede etkisinin tam anlamiyla olculemeyecegi ile beraber, uzun donem ve genis kontekstte sivil haklar mucadelesi kontinuumunda yerini alacagina suphe yoktur....Bu baglamda, umit ederim bu kitapta aktarilanlar, ‘Haklarin ihlali, bu haklarin baska haklar uzerinde olusturabilecegi muhtemel tehdit ile mesruiyet kazanir mi ?’ sorusuna cevap bulmaya da bir nebze vesile olur. Zira Turkiye’deki basortusu yasagi, kendilerini basortusu magduru olarak tanimlayan sosyal bir sinifin dogmasina sebep olmus, son on senede bu konu kanserlesmis bir yara halini almistir. Saglikli bir sekilde istatistiklere yansitilsa, acilen mudahele gerektiren bu yaranin belki de dolayli veya dolaysiz olarak her Turk ailesinin sorunu oldugu ortaya cikacaktir. Bu sosyal afet, devlet eliyle Turk halkini bolmek, siniflara ayirmak basortulu insanlari (...) rencide etmekten baska bir amaca hizmet etmemektedir. Bu zaman ve cagda, insanca muamele gormek herkesin hakki olmalidir.”




MERVE KAVAKCI
İstanbul / 10.11.2004
  Alıntı ile Cevapla