|
Hazreti Musa (a.s)
SONUÇ
Buraya kadar yer verdiğimiz ayetlerde görüldüğü gibi, Kuran’da Hz Musa’dan bir çok yerde çok yoğun bir şekilde söz edilmiştir. Bu yüzden Hz. Musa’nın hayatı inananlar için çok güzel öğüt ve hatırlatmalarla doludur. Bu öğüt ve hatırlatmaların bir kısmını kitap boyunca Hz. Musa’nın doğumundan itibaren inceledik.
Bu dersleri bir kez daha özet olarak düşünürsek, bir insanın yaşamındaki kaderin mutlak hakimiyeti ve inanan salih kullar için kaderin mutlak güzelliği ile karşılaşırız.
Hz. Musa ile ilgili ayetlerden çıkarmamız gereken derslerin bir kısmını şöyle özetleyebiliriz:
1- Kader ve hikmetleri
Hz. Musa doğduğunda peygamber olacağı ve yapacağı mücadele kaderinde belliydi. Hatta o doğmadan önce de bunlar belliydi. Biz de kendimize baktığımızda belli bir kader üzerinde yaşadığımızın farkına varmalıyız. Bu kader bizim için en iyi olanıdır. Bize bu kaderi hazırlayan, yaratıcımız ve Rabbimiz olan Yüce Allah’tır. O, sonsuz ilim sahibi ve sonsuz merhamet sahibi olandır. Bu nedenle biz kendimiz için yaratılan kadere razı olmalı, ne olursa olsun yaşadığımız olayların bu kader doğrultusunda Rabbimiz tarafından yazıldığını düşünüp sevinçle karşılamalıyız.
2- Haklının yanında olmak
Kitabın başlarında Hz. Musa’nın kendi taraftarlarından olan bir kişinin tarafını tutup diğerini yanlışlıkla öldürmesinden bahsetmiştik. Burada kendi tarafından (ailesinden, kabilesinden, kavminden vs.) olan kişiyi tutmanın yanlışlığı vurgulanmaktadır. İnsanların üstün olmasını sağlayan şey, herhangi bir aileye, kabileye veya kavme mensup olmaları değil haklı olmalarıdır. Bu nedenle ortada bizim davranışlarımızı düzenleyecek her şeyin üstünde bir adalet anlayışı ve hissi olmalıdır.
3- Allah’a güvenmek ve tevekkül
Hz. Musa kıssasında en çok tevekkül kavramı işlenmektedir. Hz. Musa’nın heyecanlı kişiliğine rağmen Allah onu tevekküllü olması yönünde uyarıp eğitmiştir. Musa peygamber yaşamı boyunca karşılaştığı olaylarla, Allah’a mutlak güvenmesi gerektiğini ve O’nun her şeye hakim olduğunu öğrenmiştir. Bu esnada yaptığı hataları ise tevbe edip düzeltmiştir.
Allah’a güvenmek, O’na tevekkül etmek için Allah’ı iyice tanımak ve O’nu gerektiği gibi takdir etmek gerekir. Allah’ın sıfatları düşünüldüğünde O’nun tüm hayatın Yaratıcısı olduğu, canı alan olduğu, mutlak güç sahibi olduğu, her şeyi kuşattığı, “ol” demesiyle her şeyin olduğu, mülkün mutlak ve tek sahibi olduğu, merhamet sahibi olduğu, dualara karşılık veren olduğu, dilediğine hidayeti vereceği çok rahatlıkla anlaşılır. Bütün işler Allah’a dönecektir. Eğer Yaratıcımızı daha iyi tanır ve O’nun kudretini gereği gibi takdir edersek, dayanılacak, güvenilecek ve tevekkül edilecek tek varlığın Allah olduğunu anlayabiliriz.
4- Dünya hayatının ve mülkün geçici olması
Karun kıssasında detaylı olarak gördüğümüz gibi insan öldüğünde hiç bir zaman bıraktığı mallar ona bir fayda getirmez. Hatta o mallar Allah’ın rızası doğrultusunda kullanılmıyorsa dünya ve ahiret azabının artmasına sebep olur. Mallar hiç bir zaman imrenme vesilesi de olmamalıdır. Çünkü Allah dilediğine rızkı genişletip yayar, dilediğinden de keser. Allah rızası için kullanılmadığı sürece bir insanın çok malının olması ona bir fayda getirmediği gibi, Allah’ın rızasına uyan insanların az malının olması da onlar için bir kayıp değildir. Bu yüzden dünyadaki mal, mülk, zenginlik bir üzüntü veya övünç kaynağı olmamalı, yalnızca Allah’ın rızasına yönelik yaşamak ve takva ölçü olarak alınmalıdır.
5- Cahiliye düşüncesi ve insanın kendini arındırması
Kitap boyunca örneklerini gördüğümüz gibi, İsrailoğulları Hz. Musa gelince onun getirdiği dini kabul etiler, ama etkilendikleri cahiliye kültürünü de terk etmediler. Aksine cahiliye mantığını hak dine taşımaya çalıştılar. Bu, tüm insanların çok dikkat etmeleri gereken bir noktadır. Kişi, düşünce yapısının ve inançlarının gelişimi esnasında bir takım yanlış şeyleri de kabul etmiş olabilir. Ya da dinle daha sonradan tanışmış olup eski bir takım düşünceleri ve kabulleri olabilir.
Hz. Musa kıssasında da kavim, puta tapan kişileri görünce cahiliye zihniyetinden tam temizlenmediği ve imanı çok zayıf olduğu için putperestlere özenip onlar gibi olmak istemiştir. Bu örnek bizlere, insanın eski düşüncelerini veya inançlarını devam ettirebilmekteki tek ölçüsünün Kuran olması gerektiğini gösterir. Bu şekilde yapıldığında yanlış inançlar ve düşünceler temizlenecek ve insanlar gerçek Kuran ahlakına ulaşacaklardır.
6- Münafıklar ve tavırları
Hz Musa kıssasında, bir topluluk içinde bulunan münafıkları ve onların verebilecekleri zararları da görmekteyiz. Münafık tavrı olarak Samiri çok önemli özellikleri bize göstermektedir:
Münafıklar inananların içinden çıkar. Hz. Musa döneminde de Samiri İsrailoğulları arasından çıkmıştır. Münafıklar nifak çıkarmak için kavmin en zayıf anını kollarlar. Başarıya en çok yaklaşacaklarını hissettikleri anda harekete geçerler. İnsanların zaafını kullanıp onları saptırmaya çalışırlar. Bunu yaparken saptıracakları insanların nefislerine hitap ederler. Onların hoşuna gidecek söz ve vaadler kullanırlar. Doğrudan Allah’ı ve dini inkarla ortaya çıkmazlar, aksine inançlı oldukları, hatta dini herkesten daha iyi bildikleri ve insanlara yardımcı olacakları iddiasıyla yola çıkarlar. Münafıklar konusunda dikkat edilecek çok önemli bir nokta da tek başlarına bütün bir kavmi etkileyebilmeleridir. İşte Samiri tüm bu özellikleri bünyesinde barındıran tarihi bir münafıktır.
7- İsrailoğulları ve onların genel tavrı
Hz. Musa ile ilgili ayetlere baktığımızda onun mücadelesinde kendi kavminin büyük yer tuttuğu görülmektedir. Bu kavmin genel karakterinde küstahlık, putperest düşünce, peygambere isyan vardır. Allah’ın kendilerine verdiği peygamberlere, kitaplara ve türlü nimetlere layık olmayan kavim, bu nedenle bu şeref ve nimetlerden yoksun bırakılmışlardır. Bu da tüm inananlar için bir ibret vesilesidir.
8- Buzağı kıssası ve insanın teferruata düş künlüğü
Bu kıssada genel bir bakış açısı anlatılmaktadır; insanın teferruata düşkünlüğü... Dinin kolay, açık ve yalın haline rağmen insanlar onu zorlaştırmaya, teferruata boğmaya, asıl önemli olan noktalarından çıkartmaya çalışırlar. Oysa Allah, hak dinin Hz. İbrahim’in dini gibi kolay olduğunu açıklar. Buzağı kıssasında da bu teferruat isteğinin yanlışlığı vurgulanmaktadır. Teferruat isteğinin aslında insanları zora soktuğu ve onların Allah’ın isteklerinden uzaklaşmasına sebep olabileceği gösterilmektedir.
9- Hızır kıssası ve Allah katından bir ilim
Bu kıssada bize olayların görünen yönü dışında başka bir gerçeğinin olabileceği anlatılmaktadır. Bu, Allah katından verilen özel bir ilimdir. Bizim dış görünüşüyle kötü olarak gördüğümüz şeylerin aslında kötü olmayabileceği, aksine çok farklı bir görüntüsünün olabileceği örneklerle açıklanmaktadır.
Sonuçta inananlara örnek olarak kalan en büyük ders de Hz. Musa ve Hz. Harun’un imanları ve güzel ahlaklarıdır. Her ikisi de kendilerine kitap verilen İslam peygamberleridir. Hz. Musa’nın mücadelesi belki de binlerce yıl önce olmuştur. Fakat gösterdiği davranışlar, söylediği sözler bizim için hala güzel birer örnektir. Allah onu kendisi için seçmiş, onunla konuşmuş, sözlerini insanlara ulaştırması için bir elçi olarak göndermiştir. Her iki kutlu insan da Kuran’da şöyle anılırlar:
Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Musa’ya ve Harun’a selam olsun.
Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Şüphesiz ikisi, bizim mü’min olan kullarımızdandılar. (Saffat Suresi, 119-122)
Allah onlardan ve diğer elçilerinden razı olmuştur. Rabbimiz bize de elçilerinin yaşamlarını daha iyi kavramayı ve onlar gibi razı olunan kullardan kılınmayı nasip etsin.
|