TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ SOMUT OLAYLAR VE ANKETLERE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ
Türkiye’de başını örten bayanlara karşı gerçekleştirilen uygulama, insan hakları alanında önemli bir ihlal oluşturmaktadır. Bu nedenle, konuya ilişkin somut vakalardan oluşan ve başörtüsü yasağının bir insan hakkı ihlali olup olmadığının değerlendirmesini yapan ve kısaca anketler ile insan hakları kuruluşlarının raporlarına yer veren aşağıdaki raporu Umran okuyucularının istifadesine sunuyoruz.
(Bu rapor, BM dahil ilgili tüm kurum ve kuruluşlara gönderilmiştir.)
BAŞINI ÖRTEN BAYANLARA KARŞI GERÇEKLEŞTİRİLEN UYGULAMALAR
Türkiye’de kadınlar, din ve vicdan hürriyetinin tezahürü olan kıyafet biçimini benimseyerek başörtüsünü taktıklarında, kamusal alanda pek çok sınırlama ile karşı karşıya kalmaktadırlar.
Başını örten bayanların eğitim haklarını kullanmaları, öğrenimlerinin her kademesinde engellenmektedir. Öğrenciler sınavla eğitim görmeye hak kazandıkları okullarına ait kapalı yada açık hiç bir mekana alınmamaktadır. Bir bayanın Türkiye’de başı örtülü eğitim görebilmesi için hiç alternatifi yoktur. Özel yada Devlete ait tüm üniversiteler Yükseköğretim Kurumu’na bağlıdır.
Yükseköğretim Kurumu Başkanlığı’nın 15 Eylül 2000 tarih, 3699/20644 sayılı kararı gereği, kişinin evi konumundaki lojmanlarda sürekli kalanların dahi başlarının açık olması gerekmektedir. (Ek 1) 27 Mart 2001 tarihli kararında ise öğrencilerin peruklu olmalarının, çıkarma cezasını gerektirir bir suç olduğu ifade ederek bu konudaki katı tutumunu ortaya koymuştur. (Ek 2)
Bu durumun hiçbir istisnası yoktur. Öyle ki 26/05/1998 tarihinde 4 başörtülü öğrenci, sınıflarından çıkmadıkları için öğretim görevlisi emriyle ışıkları söndürülmüş bir amfiye kilitlenmişlerdir. Fatih 4 Asliye Hukuk Mahkemesi, bu durumu yerinde tespit eden Noter tutanağı bulunduğundan (Ek 3 ), öğrencilerin amfide mahsur bırakıldıklarını tespit etmiş fakat kimin bu emri verdiği tespit edilemediğinden tazminat talebinin reddine karar vermiştir. (Ek 5)
Başörtülü bayanların vatandaş olarak dahi Üniversiteye ait herhangi bir mekana girmesi mümkün değildir. 05/02/2003 tarihinde başörtülü hastalar Cerrahpaşa Tıp Fakültesi tarafından bizzat astım hastalarını bilgilendirmek için yapılan toplantıya alınmamışlardır. (Ek 6) İstanbul Üniversitesi, bir panel yönetmek üzere Umman Sultanlığından davet ettikleri bir öğretim görevlisinin okula girişine izin vermemiştir. Akabinde “biz onu erkek zannediyorduk” açıklamasında bulunmuştur. (Ek 7)
%40 oranında dini eğitim veren İmam Hatip Liseleri de dahil olmak üzere orta öğretim kurumlarında başı örtülü olarak eğitim görmek mümkün değildir. Öğrencilerden bahçede dahi başlarını açmaları istenmektedir. (Ek 4)
Uygulama, özel sürücü kurslarında başı açık fotoğraf talep edilmesine kadar ileri boyutlara gelmiştir. Kırklareli İl Milli Eğitim Müdürlüğü, bir kursiyerin başı örtülü fotoğrafını kabul etmemiştir. (Ek 8) Bunun üzerine tamamıyla özel bir kurum olmasına ve ücreti ödenmesine ve bu konuda hiçbir hukuki mevzuat bulunmamasına rağmen kursiyerin kaydı silinmiştir. (Ek 9)
+ Meslek sahibi olan bayanlar açısından durum farklı değildir. Başlarını örten kadınların, çalışma imkanları kısıtlanmaktadır. Her Türk vatandaşının Devlet memuru olma hakkı bulunmasına rağmen, başörtülü bayanların memur olmasına izin verilmemektedir. Henüz sınav aşamasında başlarının açık olması istenmektedir. Daha önce memuriyete alınanlar ise 1998 yılından itibaren kademeli olarak Devlet memurluğundan çıkartılmışlardır. Devlet memurluğundan çıkartılan bir memurun, ömür boyu kamu kurumunda çalışmasına imkan bulunmamaktadır. Bu surette daha önceki senelere ait emeklilik haklarından da yoksun kalmaktadır. Başın örtülmesi yasal mevzuat uyarınca sadece uyarma ve kınama disiplin cezası gerektirir bir suç olduğundan, başörtülü memurlar, ideolojik veya siyasi amaçlarla ideolojik ve siyasi amaçlarla kurumun huzur sükun ve çalışma düzenini bozmakla suçlanmışlardır. Fakat gerçekte somut olarak düzenin bozulması aranmamıştır. Aynı kişilerin senelerce disiplin soruşturması geçirmeden ve düzen bozmadan görev yaptığı, fiiliyatta hiçbir zaman huzursuzluk olmadığı, pek çok memurun 25/10/1982 tarihli “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin kılık Kıyafetine Dair Yönetmelik” ihlal ettiği ve uyarma disiplin cezasıyla bile karşılaşmadıkları dikkate alınmamıştır. Sadece Milli Eğitim Bakanlığından çıkartılan öğretmen sayısının beş bin olduğu ifade edilmektedir.
Toplam on dokuz sene değişik kurumlarda öğretmenlik yapan bir bayan devam eden kanser tedavisi nedeniyle sözlü savunma tanık dinletme hakkının kullanımına imkan olmadığı halde, fiili savunma hakkı tanınmadan matbu evraklarla Devlet memurluğundan çıkartılmıştır. (Ek 10 )
Peruk takan öğretmenler hakkında disiplin soruşturması açılmıştır. Memur yönetmeline uyduğunu ifade etmesine rağmen düzen bozmakla suçlanarak hakkında Devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesi teklif edilmiştir. (Ek 11) Hatta peruk taktığı için çıkarma cezası alan bir öğretmen hakkında, Mahkeme“peruk taktığına göre Kılık Kıyafet Yönetmeliği’ne uymada samimi değil, ideolojik veya siyasi amaçlarla düzen bozma isnadı ile verilen Devlet memurluğundan çıkarma cezası doğrudur” (Ek 12) şeklinde bir karar vermiştir. Düzen bozma vakıasının, zaten fiilen gerçeklemediği, başın açık olma, yani bu konuda yegane mevzuat olan yönetmeliğe uyma şartının dahi mevcut olduğu dikkate alınmamıştır. Bu surette başını örten bayanlara ceza verilmesinin temel sebebinin varsayımsal “niyetleri” olduğu açıkça ortaya konmuştur.
Aynı şekilde öğretmenler hakkında, salt kıyafet biçimleri nedeniyle ceza davası açılması için lüzumu muhakeme kararları verilmiştir. Kıyafetin Türk Ceza Kanunu bağlamında suç olmaması nedeniyle açılan davalar teker teker beraat ile sonuçlanmıştır. (Ek 13) Fakat yüzlerce başörtülü bayan, adi suçlular gibi hakim karşısında ifade vermek zorunda kalmışlar ve senelerce başörtülü görev yapmaları dikkate alınmaksızın, istifa etmeleri yada başları açmaları yönünde baskı yapılmıştır. Tuzla Asliye Ceza Mahkemesinde bir hakim başıörtülü görev yaptığı için hakkında ceza davası açılan sanığı, kıyafeti gerekçesiyle duruşma salonundan çıkartmıştır. Sanığı kıyafetiyle değerlendiren hakimin bağımsız olamayacağı gerekçesiyle hakim reddi talebinde bulunulmuşsa da Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesi hakim reddi talebini reddetmiştir. (Ek 14)
Hakimler hakkında da, eşlerinin kıyafetleri nedeniyle disiplin soruşturması açılmıştır. “sosyal ve ailevi yaşantınız nedeni ile eşinizin benimsediği çağdaş olmayan giyim tarzı itibarıyla laiklik karşıtı düşüncelere yakınlık duyduğunuz hususunda kanaat uyandırdığınız ileri sürüldüğünden” (Ek 15) ya da eşinin kıyafet biçimine ek olarak “evinize gelen misafirleri haremlik ve selamlık şeklinde tabir edilen şekilde ağırladığınız, odanızdaki teypten veya radyodan dini yayınlar ve ilahi dinlediğiniz” (Ek 16) ifadelerinin yer aldığı soruşturma yazıları düzenlemiştir. Bir hakimin, disiplin cezası teşkil eder herhangi bir davranışı nedeni ile değil de, eşinin “çağdaş olmayan” şeklinde tabir edilen giyim tarzı nedeni ile soruşturma geçirdiği gerçeği, başörtülü davacılar hakkında tarafsız hukuk normları uyarınca karar verilmesini engellemiştir. Nitekim hukuki bir dayanağı bulunmayan uygulamanın hukuka aykırı olduğunu ifade eden hakimler soruşturma geçirmişler, cezai amaçla atamaları yapılmıştır. (Ek 17)
Başörtülü avukatlar duruşmaya girememektedirler, hatta sanık olarak dahi mahkemede bulunamayacakları beyan edilmektedir. 07/11/2003 tarihinde bir sanık, başörtülü olduğu gerekçesiyle duruşma salonundan çıkartılmıştır. Savunma hakkının adil yargılanma hakkının en önemli parçası olduğu, temel bir hakkının kullanımı için kişiden başını açmasını istenemeyeceği önemsenmemiştir.
Somut örnekleriyle ifade edilen ve hiçbir yasaya dayanmayan uygulama her geçen gün artmakta ve başını örten bayanlara karşı gerçekleştirilen hak ihlalinin kapsamı her an genişletilmektedir.
|