TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
BAŞÖRTÜSÜ TAKMANIN DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLİP DEĞERLENDİRİLMEYECEĞİ SORUNUNUN İNCELENMESİ
Başörtüsü kullanımı, din ve vicdan hürriyetinin tezahürüdür. Zira başın örtülmesi dini inanç gereğidir. Bu durum bizzat Devlete ait bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın değişik tarihlerde verdiği fetvalar ile sabittir. Dini konularda devlet adına görüş bildiren tek kuruluş, “Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Yasa” gereği Diyanet İşleri Başkanlığıdır.
Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı, kadınların, saçlarını, başlarını, boyunlarını örtmelerinin dinin kesin bir emri olduğunu ve bu konuda ihtilaf bulunmadığını ifade etmiştir. Bu durumda başörtüsü din ve vicdan hürriyeti bağlamında değerlendirilmelidir.
Din, inananların kimliğini ve yaşam konseptini oluşturan en hayati unsurlardan birisidir. Bu özgürlük, bir inanışa sahip olma veya olmamayı ve bir dinin kurallarını uygulayıp uygulamama özgürlüğünü de beraberinde getirir . (bakınız Kokkinakis v. Greece, judgment of 25 Mayıs 1993, Series A no. 260-A, p. 17, § 31, and Buscarini v. San Marino [GC], no. 24645/94, § 34, ECHR 1999-I). Başın örtülmesi, dini inançları yaşamak, gerektiğinde bu inancı dışarı vurmak şeklindeki din ve vicdan özgürlüğünün bir yansımasıdır.
Devletin bu konuda yetkili tek Resmi Organı, bayanların başlarının örtülmesinin sadece dini inanç gereği olduğunu ortaya koyduğundan, başörtüsü takmak dini inancını yerine getirme noktasında iyi niyetli bir davranış olarak algılanmalıdır.
Din ve vicdan özgürlüğünün bir ifadesi şeklinde ortaya çıkan başörtüsü kullanmaya saygı gösterilmesi, insan temel hak ve özgürlüklerine saygının bir gereğidir. Nitekim tüm dünya ülkelerinde dini veya geleneksel olsun, tüm giyim tarzları ve şekilleri, herhangi bir dinin simgesi sayılsalar bile hürmete layık görülmekte ve saygı duyulmaktadır. Başörtüsü kullanıp kullanmamak tamamen kişinin dinsel inancını yerine getirme alışkanlığı ile ilgili bir durumdur; kendisiyle Allah arasında bireysel bir ilişkidir.
Başını örtmeyi tercih eden Türk kadınları örtünmenin İslam dinin emri olduğuna ve dinin böyle bir zorunluluk getirdiğine inandıkları için başörtüsü takmaktadırlar. Bu nedenle hakları ihlal edilen bayanlar müdahaleyle karşılaştıklarında, tüm yaşamlarında başlarının örtülü olması gerektiğini düşündükleri, basit bir alışkanlık olmadığı için başlarını açmamaktadırlar. Fakat bu durum diğer haklarından mahrum bırakılmalarını gerektirmemektedir.
Zira ifade edilmesine ve kullanılmasına izin verilmeyen bir inanç veya fikrin, varolduğundan ve özgürlüğünden bahsedilemez. Devlet inançlara saygıyı, yani bu özgürlüğün fiilen ve gerçekten kullanılmasını sağlamak için gerekli tedbir ve güvenceleri getirmekle yükümlüdür. Din ve vicdan hürriyeti, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler ile güvence altına alınan kişiye bağlı dokunulmaz bir haktır. Ulusal ve Uluslar arası tüm insan hakları belgelerinde, bir din ve inanca sahip olmanın yanı sıra, bağlı olunan dinin gereklerinin yerine getirilmesini ve uygulanmasını da korunmaktadır. Türkiye de ise inancın serbest olduğu söylenirken, dini inancının gereklerinin yerine getirilmesine ve serbestçe uygulanmasına engel olunmaktadır.
Din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen metinlerde ifade edildiği gibi, bu özgürlük sadece bireylerin inançlarını ve vicdani kanaatlerini güvence altına alarak gerçekleşemez. Bireysel yaşamada ve toplumsal yaşamda inancını gereğini gibi yerine getirme ve açıklama, dışa vurma özgürlüğünü de kapsar. İnsanın içinde kalan bir inanca, zaten müdahale edilemez.
Başın örtülü olması din tarafından emredilen pratik bir uygulamadır. Bu durumda inandığı gibi yaşama yani ibadet özgürlüğünün, güvence altına alınan din ve vicdan hürriyetini kapsamında olduğunda şüphe yoktur. İnançların dış dünyada ortaya konulması açısından ileri sürülebilecek husus, bu amaçla icra edilen fiillere toplumda diğer fertlerin haklarını ihlal etmemesidir. Bir bayanın giyim tarzı da üçüncü kişilerin hak ve hürriyetlerini ihlal etmez.
|