Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-01-2008, 10:25   #81
Kullanıcı Adı
Berika
Standart TÜRKİYE'DE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ
“Başörtüsü Üzerindeki Yıkıcı Kısıtlamalar” (Türkiye İnsan Hakları Ve Avrupa Birliği Katılım Ortaklığından, Eylül 2000)



Başörtülü kadınlar dini inanışlarının samimi bir ifadesi olarak bu giyim tarzını benimsediklerini ifade ediyorlar. Toplum hayatında her hangi bir giysinin örneğin başını örten bir giyecek (kullanma ya da kullanmama[3]) kararı kişisel yapı ve dini inancın dışa yansıması olarak Avrupa İnsan Hakları Anlaşması 9. ve 10. maddeleri dahil olmak üzere çeşitli vesilelerle korunmuş bir haktır. Ve ancak toplum düzeni, sağlığı ve ahlaki yapısı hakkında devletin yasaları bireyin çıkarlarından daha ağır bastığında, bu haklar sınırlandırılabilir. Türkiye’de öğrenciler ya da seçilmiş milletvekilleri tarafından başörtü kullanımı toplum düzeni, sağlığı ve ahlaki yapısı üzerinde şu ana kadar bir tehdit oluşturmadı ve bundan sonra oluşturabileceği koşulları hayal etmek de oldukça zordur.



Katılım Ortaklığı Önerileri



Türk Otoriteler yüksek öğretimde öğrencilerin, başörtüsü veya başı örtmeyi gerektiren dini kıyafetleri kullanmalarını yasaklayan uygulamaları kaldırılmalıdır. Ve devlet memurları hakkındaki kılık kıyafet kısıtlamalarının yeniden gözden geçirilmesi konusunda yönlendirilmelidir. Mecliste seçilmiş milletvekillerinin kılık-kıyafetleri hakkındaki kısıtlamanın hiç bir haklı gerekçesi olamaz. Bu koşul rapor ve ajandada belirtilmektedir.



“Türkiye’nin AB’ye Uyum Sürecinin Gelecek Basamağı İçin İnsan Hakları Gündemi Özet Dosyası Ocak 2003 ve 31 Ocak 2003 AB Troiko-Türkiye Toplantısının İnsan Hakları Gündemi (Raporu)”



Türkiye’deki diğer bir kronik insan hakları ihlali de, dini inançları nedeniyle başörtüsü kullanan bayanların devletin eğitim kurumlarını kullanmalarının yasaklanmış olmasıdır. Binlerce bayan öğrenci sadece başörtüsü yüzünden orta ve yüksek öğrenimden mahrum edilmektedir. Ayrıca görevleri sırasında başörtüsü kullanan bir çok öğretmen ve doktor da işlerini kaybetmişlerdir.



Bir giyim tarzını seçmek veya seçmemek, düşünce vicdan ve din özgürlüğünün bir göstergesidir. Düşünce vicdan ve inanç özgürlüğü, kamu düzeni, güvenlik, ahlak ve sağlığını korumak ve diğerlerinin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almak amacıyla kanunla kısıtlanabilir. Üniversitelerdeki yasağı ele alacak olursak, İnsan Hakları Sözcüsü öğrencilerin başörtüsü kullanmalarının yasaklanmasında bir adalet görmemektedir. Kamu çalışanları ve memurlar için uygulanan başörtüsü yasağının da bir temeli yoktur. Çünkü, sadece oldukça küçük bir alanda başörtüsü kullanmak onların görevleri sırasındaki performanslarını engelleyebilir.



Türk yetkililer öğrenciler tarafından başörtüsü takılması veya diğer dini baş sargılarının kullanılmasındaki yasağı kaldırmalıdır. Ve çalışma performansının etkilendiği koşullar dışında memurlar için olan kılık-kıyafet kısıtlamaları da kaldırmalıdır.



+ Eğitimciler Birliği Sendikası’nın İstanbul Şubesi” 1999 yılında yayımladığı İnsan Hakları Raporunda, başörtülü memurlar için sadece bir yönetmeliğe dayanarak gerçekleştirilen müdahalenin insan hakkı ihlali olduğu beyan edilmiştir.



Raporda “bazı kıyafetler, inançlı kimseler için dini bir gerekliliktir. Yaşadığımız dünyada devletler nelerin dinen gerekli olduğunu belirleme hakkına sahip değildir. Kişiler bir davranışın gerçekten dini bir gereklilik olduğuna inanıyorsa, devlet bunu bir “dini gereklilik” olarak kabul etmek zorundadır. Baş örtmenin dini bir vecibe olduğu, hem kişiler tarafından benimsenmekte, hem de devletin bir anayasal kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından belirtilmektedir”, Anayasa ve uluslar arası sözleşmelerde din hürriyeti güvence altına almışlardır. Eğitim Bir Sendikası Genel Başkanı 10/12/2003 tarihinde insan hakları günü nedeniyle yaptığı basın açıklamasında, “yıllarca devlette görev yapıp takdir alan 3.500 öğretmenin başlarını örttükleri için mağdur edildiği, 6.000 stajyer öğretmenin memur yapılmadığını” ifade etmiştir.



+ İnsan Hakları Derneği, basına yaptıkları açıklamalarda, konunun insan hakkı ihlali olduğu bir insan hakları kuruluşu olarak, sembollere, giysilere ve tamamen formellik üzerine kurulu, sözde çağdaşlık, uygarlık söylemlerine itibar etmediklerini, başörtüsü sorununa bireyin özgürlük alanı açısından baktıklarını belirtmişlerdir.



İnsan Hakları Derneği’ne göre, başörtü giyme yasağı veya giyimdeki kısıtlamalar, genel ayrımcılık ve insanların özel yaşamlarına müdahale yasağının ihlalidir. İnsanların giyinme şekillerine veya görünüşlerine göre kamu hizmetlerini kullanmasına izin verilmemesi, ayrımcılık olarak kabul edilmelidir.



i. Devlet adına hükümetin yasallığı konusundaki nihai kriter, devletin insan haklarını koruma husundaki sorumluluğudur.



ii. İnsanların özel yaşamdaki ve sosyal yaşamdaki görünüşlerine ilişkin bireysel tercihlerine müdahale etmek veya onları tercihlerini değiştirmesi noktasında zorlamak yetkisine ne hükümet, ne de kamu sahiptir.



iii. İdare ve yetkililer, bu gibi bireysel tercihlerinden dolayı tehditlerden veya ayrımcılıklardan korumak zorundadır.



iv. Eğitim hakkı, çalışma hakkı, bireysel hayatın gizliliği ve toplumsal yaşama katılmak – tüm bu temel haklar istisnasız kabul edilmelidir.



v. Bireyin politik ideolojisi veya dininden dolayı haklarındaki veya özgürlüklerindeki kısıtlamalar bütün devletleri başlayan, ayrımcılığın ortadan kalkması karşıtıdır.



vi. Kızları veya kadınları eğitim, çalışma ve sosyal yaşama iştirak etme haklarından giyim stillerine, başörtü giyip giymemelerine göre mahrum etmek, devletin kişilerin bireysel gelişimlerinden önce engelleri ortadan kaldırma sorumluluğuna karşıttır, kadınlara karşı ayrımcılığın ortadan kalkmasına karşıttır, kadınların insan haklarına ilişkin çalışmaların amacına karşıttır.



+ İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), yaptığı açıklamalar ve hazırladıkları raporlarda, başörtülü bayanların eğitim ve çalışma hakkını kullanmalarının engellenmesinin insan hakkı ihlali olduğu defaaten tekrarlanmıştır. 1998 yılında Mazlumder tarafından yayımlanan Türkiye insan hakları ihlalleri raporunda; din özgürlüğü ihlalleri 26.669, görevden alınan, atılan, sürgün edilen memur 1.052, soruşturma geçiren memur 7.126, başörtülü öğrenci 4.236, okula alınmayan ve yok yazılan öğrenci 8.238, çeşitli cezalar alan öğrenci sayısı 1.573 olarak belirlenmiştir[4]. (Ek 20)



2000 yılı içinde derneğe 500'ü aşkın başörtüsü ile ilgili şikayet ulaştığı, özellikle Milli Eğitim Bakanlığının yüzlerce öğretmen, yasa ve usulü çiğnenerek görevlerinden uzaklaştırdığı, pek çok öğretmenin istifa etmek zorunda kaldığı, çok sayıda memurun açığa alındığı, haklarında disiplin soruşturmaları sürdüğü, hatta daha önce başörtüsü takmış olan bazı öğretmenlerin peruk takmaları nedeniyle soruşturma geçirdikleri, bu memurlarının çoğunun 8-10 yıldır bu şekilde görevlerine devam ettiği ve daha önce herhangi bir sorunla karşılaşmazken, son üç yıldır yoğun ve sistematik bir şekilde yasak ve baskı uygulamalarına maruz kaldığının tesbit edildiği ifade edilmiştir.



2001 yılı insan hakları ihlalleri raporunda, başörtülü memurların bir kısmının istifa ederken diğerlerinin de çeşitli cezalara çarptırıldıktan sonra memuriyet ve görevlerinden atıldığı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre verilebilecek en ağır ceza “kınama” olduğu halde suçlamanın niteliğinin değiştirilerek "kurumun huzur ve sükunu bozmak" iddiasıyla atılmaların sağlandığı, yapılan soruşturmaların çoğunda memurun başörtülü olmasının yeterli görüldüğü, memuriyetlerine son verildiği, bu nedenle peruklu veya okul dışında başörtüsü takan öğretmenler de cezalandırıldığı, soruşturmaların eksiklik ve usulsüzlüğü yanında Yüksek Disiplin Kurulu çıkarma cezası verdiği memurların çoğuna savunma hakkı gibi temel haklarını kullanmalarına da imkan vermediği ifade edilmiştir. Bu yolla atılan öğretmenlerin sayısının binlerle ifade edildiği açıklanmıştır.



+ Örneklediğimiz araştırmalar ve insan hakları raporları, mevcut yasağı halkın desteklemediğini, başörtüsünün Türkiye sınırları içinde bir insan hakkı ihlali olarak değerlendirdiğini ortaya koymaktadır. Somut vakıalarla ortaya konan insan hakkı ihlallerini makul ve demokratik toplumda gerekli hale getirebilecek bir neden mevcut değildir.



  Alıntı ile Cevapla