Tekil Mesaj gösterimi
Alt 10-30-2008, 00:05   #2
Kullanıcı Adı
Fasl-ı Gül
Standart
..

Ailenin Belh’ten Ayrılışı

Mevlânâ çocukluk veya ilk gençlik yıllarında iken; babası Bahâeddin Veled Belh şehrinden ayrılmayı gerekli gördü. Bu yıllarda Belh’de siyasî istikrar bozulmuştu. Şehir 1198’de Gûrlular’ın, 1206’da Hârezmşahlar’ın eline geçmiş ve Moğol tehlikesi de baş göstermişti. Her hâlükârda Moğolların istilasından önce ailesini buradan uzaklaştıran Bahâeddin Veled’in gerekçeleri açık olarak kaynaklara yansımamıştır. Ancak onun bu coğrafyadaki siyasî gelişmelerle birlikte, fikirlerini Ma’ârif isimli eserinde tenkit ettiği ünlü bilgin Fahreddîn-i Râzî’nin (ö.1209) ve onun görüşlerine itibar eden Hârezmşâh Muhammed’in (ö.1220) manen ve madden mevcut etkinliğinden rahatsızlık duymuş olması mümkündür.[11]

Belh şehrinden ayrılırken Mevlânâ’nın 5, kardeşi Muhammed Alâaddin’nin 7 yaşında olduğu belirtilmektedir.[12] Bu bilgiden hareketle bazı eserlerde ailenin Belh’ten ayrılış tarihi olarak 1212 veya 1213 (609 veya 610) yılı gösterilmektedir.[13]

Belh’ten 1219 (616) yılı hududunda ayrılmış olmaları daha makul görülmektedir. Çünkü Sultan Veled, kafilenin göç yolu üzerinde bulunan Bağdat’tan ayrılmak üzereyken; Belh şehrinin Moğollar tarafından istila edildiği haberinin buraya ulaştığını, söylemektedir.[14] Bu istila tarihi de 1220 (617) yılıdır.

Hacc etmek niyetiyle hareket eden kafile, Nişâbûr ve Bağdat’a uğrayarak Hicaz’da Hac vazifelerini yerine getirerek Şam üzerinden Anadolu’ya intikal etti. Ahmed-i Eflâkî’ye göre Şam’dan Malatya’ya, sonra Erzincan’a, buradan dört yıl kaldıkları yakındaki Erzincan Akşehir’ine ve daha sonra yedi yıl veya daha fazla ikamet ettikleri Lârende’ye (Karaman) vardı.[15] Sipehsâlâr’a göre Hicaz’dan Şam’a, buradan Erzincan’a ve hemen Erzincan’a bağlı Akşehir’e vardı, kışı burada geçirdi ve daha sonra Konya’ya ulaştı.[16] Sipehsâlâr ise, ailenin Malatya’ya uğradığından söz etmediği gibi, ailenin Erzincan Akşehir’indeki dört yıllık ikametini de bir yıl göstermekte ve Lârende’deki yıllara değinmeden Konya’ya vardıklarını anlatmaktadır.

Bahâeddin Veled, on yedi yaşındaki[17] Mevlânâ’yı Karaman’da 1225 yılında kafilenin üyelerinden Semerkantlı Lala Şerefeddîn’in kerimesi Gevher Hatun’la evlendirdi. Bu evliliğin akabinde 1226 (623)’da Sultan Veled ve daha sonra Alâeddîn Çelebi dünyaya geldi. Karaman’da yedi yıl kadar süren ikamet esnasında Mevlânâ’nın annesi Mümine Hatun ile ağabeyi Alâaddin Muhammed vefat ettiler ve bugün Mâder-i Mevlânâ Türbesi olarak bilinen yerde toprağa verildiler.


Konya’da Daimî İkamet


Büyük Mevlânâ Bahâeddin Veled ailesiyle birlikte, İbtidânâme’nin dışındaki rivayetlere göre Sultan Alâaddîn’in ısrarlı davetleri üzerine, Karaman’dan Selçuklu devletinin başkenti Konya’ya intikal etti. Ailenin reisi, Konya’da 23 Şubat 1231 (18 Rebiulahir 628) tarihinde vefat etti.[18] Eflâkî’ye göre vefat ettiğinde seksen beş yaşındaydı ve bu sırada oğlu Mevlânâ 24 yaşına ulaşmıştı.[19] A. Gölpınarlı, Bahâeddin Veled’in Ma’ârif isimli eserindeki bir ifadesine dayanarak, hicrî 546 (1151-1152) yılında doğmuş olması gerektiğini dile getirmektedir.[20]

Sultan Veled’in ifadesine göre, Bahâeddin Veled Konya’ya varıştan iki yıl sonra vefat etmiştir:[21]

“İki yıl sonra Tanrı takdiriyle Bahâeddin hastalandı, başını yastığa koydu...
... ansızın âhiret âlemine göçtü.”

Bu duruma göre aile, hicrî 626 yılında Konya’ya varmıştır. Belh’ten yolculuğa çıkış yılı 616 yılı kabul edilirse, Konya’ya varış yılı olarak da 626 yılı uygun göründüğüne göre bu arada on yıl kadar bir zaman geçmiştir. Bu zaman dilimi güzergâhta ve ikamet yerlerinde geçen yıllarla yaklaşık olarak uygun düşmektedir.

Babasının vefatı üzerine, Mevlânâ onun yerini adı.

“Padişah Celâleddin, babasının yerine geçti, oturdu; yeryüzü halkı ona yüz tuttu.
Babası gibi zahitti, bilgindi; bütün bilginlerin başı-başbuğuydu, padişahıydı.”
[22]
Mevlânâ bir yıl sonra babasının müritlerinden Seyyid-i Sırdân lakaplı Şeyh Burhâneddîn-i Muhakkık-ı Tirmizî’nin Konya’ya gelişiyle ona bağlandı ve bu bağlılık 9 yıl sürdü.

“Mevlânâ, Seyyid’in hizmetinde dokuz yıl kaldı; böylece hem sözde, hem özde onun eşi oldu.”[23]

Eflâkî
’ye göre “Bazıları, Mevlânâ’nın o anda, bazıları da Belh’te babasının zamanında Seyyid’e mürit olduğunu söylerler. Seyyid lâla ve atabek gibi daima Hüdâvendigâr’ı omuzunda taşır ve dolaştırırdı.[24]” Ancak bu bağlılığın her durumda olgun yaşlarda gerçek bir anlam kazandığı aşikârdır.

Mevlânâ, mürşit kabul ettiği ve mürit olarak bağlandığı Burhâneddin-i Muhakkik’in tavsiyesiyle bir müddet tahsil için Şam ve Hâlep’te bulundu. Dönüşte Kayseri’de hocasını ziyaret ederek onun nezaretinde çile çıkardı. Seyyid, Kayseri’de hicrî 638 (1240-41)’de vefat edince de kabrini ziyarete gitti.[25]
Fasl-ı Gül isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla