Dünden bugüne bu kutlular yoluna baş koyanlar, dört bir yanda düşmanlık duygularının kö-rüklendiği, dost gönüllerin bile vefasızlık edip hasımları sevindirdiği, varlığını kine, nefrete bağla-mış ruhların diş gıcırdatıp hiddetle üzerlerine geldikleri durumlarda bile ne yeis, ne sarsıntı, ne öfke ne de düşmanca duygularla onlara karşılık vermeyi düşünmemiş; kötülükleri hep iyilikle savmış; fena muameleleri hüsnühâl, yumuşak beyan ve farklı ihsanlarla rehabilite ederek, âdeta bütün kırılmaları ve tahribatı tamire çevirmiş ve yıkma düşüncelerine yapma hamleleriyle muka-belede bulunmuşlardır. Bu itibarla da –maâzallah– bir gün ülkede her şey altüst olsa, yığınlar gidip karanlıklara gömülse, yollar harap olup köprüler yıkılsa; bu insanlar paniklemeyi inanç ve iradelerine karşı saygısızlık sayarak, yeis ve durgunluk içinde ölüm görüntüleri sergilemektense başkalarının yaşama hislerini harekete geçirmek için uçma gayretlerinde bulunacak ve her hâlle-riyle, yürüyebilene yolların açık olduğunu haykıracaklardır.
Ben inanıyorum ki, bu azim kahramanlarına, bugün olmasa da yarın mutlaka bir inayet eli uzanacak.. yollarını kesen tipi-boran dinecek.. kar-buz eriyip gidecek ve çevrelerindeki birkaç asırlık o kupkuru çöller Cennetlere dönecek ve mutlaka tâli’ onlara da gülecektir.
Yeis, yol kesen bir gulyabanî, acz ve çaresizlik düşüncesi ise ruhu öldüren birer hastalıktır. Şanlı geçmişimizde yol alanlar, hep imanla, ümitle yol almışlardır. Kendini acz ve ümitsizliğe sa-lanlar da yollarda kalmışlardır. Hissizler, hareketsizler yol alamazlar.. uyuyanlar hedefe ulaşamaz-lar.. hele azmini, iradesini yitirenler asla uzun zaman ayakta kalamazlar.
Şimdi, eğer yarınlarımızı düşünüyor ve dipdiri geleceğe varmayı düşlüyorsak, yolların yürü-nerek alınabileceğini ve zirvelere azim, irade ve plânlarla ulaşılabileceğini asla hatırdan çıkarma-malıyız. Ulaşılmaz gibi görünen zirveler şimdiye kadar defaatle aşıldı; defaatle yüksek tepeler az-min, iradenin ayaklarına yüz sürdü ve onlarda ulaşılmaz şahikalara ulaşma azmini coşturdu. As-lında hangi devirde olursa olsun yürüdüğü yolun, yöneldiği gayenin ve dayanıp bel bağladığı kuvvetin farkında olanlar, bu şuur ve kendi iç dinamikleri sayesinde tekrar tekrar o zirveleri aşmış ve o şahikalara ulaşmışlardır. Arz, onların ayaklarının altında küçüldükçe küçülmüş, gökler onla-rın irfanlarına sine açmış, mesafeler onların gayretlerine selâm durmuş ve karşılarına çıkan engel-ler de onları hedefe taşıyan birer köprü hâline gelmiştir.. evet, bu babayiğitler karşısında karanlık-lar her zaman bozgun yaşamış, musibetler rahmete inkılâp etmiş, sıkıntılar kurtuluş yolu olmuş, tazyikler de birer terakki rampası...
Sızıntı
|