Şaka değil, Meleklerin hocasıdır...
Şeytan, aynı zamanda kulların mağfiret ve şefaate erişmeleri için, çok ince bir iş görür.
Lâmekânm tel'ini bile bir iltifât, bir nev'i rahmettir.
Şeytan rahmet-i llâhiyenin kullara dağılmasına yardım edenlerin başında gelir.
Şeytan ile manevî nezaket dahilinde arkadaş olmak lâzımdır.
Şeytan, Resûlullâhtan kaçarmış, sebeb, Rahmetenlilâlemîn olan Resûl-i Ekremin rahmet pınarı olduğunu kıskandığındandır.
Bu kıskanma da yine bir sebebe bağlıdır.
Günahkâr olmazsa, şefkat bir mânâ ifâde etmez...
Velhasıl muhterem dostum işler karmakarışıktır.
Fakat bu karışıklık, Hindistan cevizi sütünü saklamak için etrafını berbat bir bağ ile sarmaş dolaş ettiği gibi bir karışıklıktır.
Perde perde üstüne, perdenin altında tekrar bir çok perdeler mevcuddur. Perdeler bittiği yerde gayb hududu başlar.
Gayb hududunu aşarsanız, lâmekân, gelir.
Lâmekânda akıl, söz hep duraklar.
O zaman hep O ve yine O görünür.
Bu mıntıka da sözle ifâde edilmek istenirse, fenafillah hudududur.
Velhasıl iş karışıktır.
Fakat bu karışıklığı ben yapmadım.
Bunu çözmek için bir çâre vardır.
O da: Nas ve Velîlik arasında dolaşmamak...
İnsanlar bâzan nas tarafına, bâzan Velîlik tarafına meylederler, bu iş değildir.
Buna bocalama derler.
Ya bu taraf ya o taraf...
Şüphesiz, şeksiz olarak; Ya “Rızake matlubu” veya “Rızake maksudi” başka türlü bu işin içinden çıkmağa imkân yoktur.
Birincide büyük bir sabır ve edeb içinde acele etmeden kulluk yapmak lâzımdır, ikincide bahane aramak lâzımdır.
Bunda da bir mürşide kendini söz söylemeden beğendirmek ile bahanenin yollarını öğrenmek icab eder.
Bazı bahaneleri insanlar haberi olmadan yaparlar.
Bunlar o kulun bir kısım günahlarının haberi olmadan silinmesine sebeb olur.
O bahaneleri aramanız, gaflet ile uyanıklık arasında, içten gelme bir hissî emirle zevk duyarak yapmanız icabeder.
