Tekil Mesaj gösterimi
Alt 06-14-2009, 18:56   #4
Kullanıcı Adı
cahide
Standart
İLMİ SERÜVENİ


O devirde ilim halkaları başlıca üç nevi idi..
*Akaid usulleri müzakere olunan halkalar..Yani kelam dersleri ki çeşitli gruplar bunlara katılırdı.
*Hadis halkaları vardı ki,Rasulullah'ın hadisleri bu meclislerde rivayet edilir,müzakere olunurdu.
*Fıkıhhalkaları ki,kitap ve sünnetten hüküm çıkarma usulü,vuku bulan hadisler hakkında nasıl fetva verileceği buralarda okunurdu.
Öyle anlaşılıyor ki,Ebu Hanife , içinde ilim aşkı doğup da derse başladığı zaman ,evvela kelam ve münazara ilmini seçmişti.Kısa zamanda bu sahada ilerledi.Dinin bu akidevi konularında hasımlarıyla mücadele etti,tevhid akidesini savundu.
İmam,başlangıçta,dininasıllarını,kelam ilmi yardımıyla bunlara karşı müdafa etmeyi diğer ilimlerden üstün tutardı.Daha sonra,Sahabe ve Tabiinin ileri gelenlerinin bu ilimle fazla meşgul olmadıklarını gördü.Faihlerin yolunu daha faydalı bulduğundan,kelamdan ziyade şeriatı,fıkıh ilmini ve tatbikatını öğrenmeye başladı.
İmam-ı Zufer'den gelen bir rivayete göre,Ebu Hanife,kendi ilmi serüveni hakkında şöyle derdi:
"İlk zamanlarda "kelam"la meşgul olurdum.Bunda parmakla gösterilir bir seviyeye ulaştım.Mescid'de,Hammad b. Süleyman'ın ders haklasına yakın bir yerde bulundum.Günün birinde bir kadın gelerek bana boşanma ile ilgili bir mesele sordu.Buna cevap veremedim ve kadını fıkıh okutan Hammad b. Süleyman'a gönderdim.Alacağı cevabı bana bildirmesini de rica ettim.Kadın Hammad'dan aldığı cevabı bana bldirince fıkıh konusunda yetişmem gerektiğini düşündüm.Ondan sonra da Hammad'ın ders halkasına oturdum ve oraya deva ettim."
Yine talebelerinden biri olan İmam Ebu Yusuf'un naklettiğine göre,Ebu Hanife,ilme ve özellikle fıkha yönelişi hakkında bir defasında şöyle demiştir :
"Ben,kelamda ve münazarada kuvvetli olan bir kimse idim.Münakaşalar yapıyor,kelam vasıtasıyla dini müdafaa ediyordum.Kelam ilmini ilimlerin en efdali sayıyordum."Kelam dinin aslıdır"derdim.Sonra fıkha baktım.Baktım ki ulema ile,fukaha ile , üstadlarla bir arada oturmak,onlar gibi olmak var.Aynı zamanda farzları işlemek,dinin icaplarıı yerine getirmek,-daha iyi-ibadet etmekde onu bilmekle olacak.Dünya ve Ahiret onu bilmekle kaim.Kimse ilimsiz ibadet yaptığını söyleyemez.Fıkıh:İlimle ameldir."(6)
Demek ki,fıkıh ilminin doğrudan hayatla ilgili olduğunu görmesi kelamdan sonra fıkha yönelmesinde ve bu alanda derinleşmesinde etkili olmuştur.
Onu böyle şeriat ilmine yönelten daha başka saiklerde vardır ki,onlarıda şöyle dile getirir :
"...Ömrümün birazı böyle-kelam ilmi tahsiliyle geçtikten sonra,kendi kendime düşündüm.Dedim ki:Hz. Peygamber'in ashabı olsun,Tabiin olsun,bizim erebileceğimiz şeylerin hiçbiri onlardan kaçmış değildi.Bize gelen konuları bizden iyi anladılar.Onlar herşeyin hakikatine vakıftılar.Bununla beraber kelamî meselelere dalmadılar,münakaşa etmedi ve cedelleşmediler.Kendilerini bunlara dalmaktan nehyettiler.Onlar şeriat meselelerine sarıldılar.İlk müslümanların devri böyle olup,arkalarından gelen tabiinde aynı izden gittiler."
Ve İmam şöyle devam ediyor:
"İşte onların bu hallerini düşünüce münazaralara,münakaşalara son verdim.O kadarla iktifa ettim.Selefin bulunduğu hallere döndüm;onların izine koyuldum.Çünkü bakım ki onların yolu "salihlerin" yoluna benzemiyor.Kalpleri katı yürekleri taş gibi! Öyle ki,Kitab'a ,sünnet'e ve "selef'i salihin"e muhalefetten hiç çekinmiyorlar.Ne takvaları var ne de korkuları!...(7)
Prof. Abdulkerim Zeydan da , "İslam Hukukuna Giriş" adlı eserinde :" Ebu Hanife kelam , hadis ve fıkıh ilimlerinde çok ilerlemişti. Meyli daha çok fıkha olduğundan ona yönelmiştir.O , fıkıhçılarla alaka kurmada,fıkhın dairesini genişletmede herkesden öndeydi"demektedir.
Bütün bunlardan anlaşılıyor ki :
Ebu Hanife,kıraat ilminden sonra akaid ve cedel ilmini öğrendi.Döneminde ki inkarcı ve bid'atçılarla tartışmalar yaptı.Hz. Peygamberden sahabeye ve sonraki nesillere intikal eden itikadi esasları savundu.
Tabii ki çalışmalar gereksiz değildi.Zira bu sıralarda ortaya koyduğu görüşleri ile,Ehl-i sünnet anlayışının oluşumuna katkıda bulundu.
Hülasa,kelamdan fıkha geçiş olmakla beraber,Ebu Hanife , ilimleri bir bütün olarak düşünmüştür ve neticede dindeki fıkhı,yani "usulü'd-din"i,ahkamında ki fıkıhdan daha faziletli görmüş olup,Hammad'ın talebesi olduktan sonra bu alanda otorite olmuştur..
Görülüyor ki İmam-ı Azam,asrındaki İslam kültürünü kavramış,münevver bir kimsedir ve tahsil ettiği ilimler şunlardır...
*Asım kıraartı üzere Kur'an-ı Keri'i hıfzetmiştir..
*Kelam,cedel,akaid, tevhid terimleri ile ifade edilen ilmi okudu..
*Hadis ilmine vakıf olmuştu.İmam Ebu Yusuf der ki :Hadis tefsiri konusunda Ebu Hanife'den daha alim bir kimseyi görmedim.Hadisin sıhhatini o bizden daha iyi bilirdi..
*Edebiyat,şiir,nahiv ve hikmet okumuştu.İmam'ın beliğ şiirlerini Zemahşeri müstakil bir eserde toplamıştır..
*Ve nihayet,fıkıh ilminde derinleşmişti.
Devrinin ünlü fakihi Hammad b. Süleyman'a talebe olarak,Kufe camisindeki derslerine devamla,on sekiz sene kadar ondan fıkıh okudu.Hammad,fıkıh tahsilini İbrahim en Nehai (ö.63/682 )ile Şa'bi'den (ö.104/722)yapmıştı..Bu ilim silsileside Hz. Ömer'e,Hz. Ali'ye ve Abdullah ibni Mes'ud'a dayanmaktadır...


konumuz Fıkıh İlminin Sınırları ile devam edecek inşaALLAH
6 M. Ebu Zehra a.g.e., s.22-24
7 İbnü'l-Bezzazi,menakıp,1/111
cahide isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla