Bugün ilginç bir durumla karşı karşıyayız: AKP'lilerce hazırlanan Anayasa önerisi, 6 Okçu yargı erbabının fena halde canını sıktı. Hatta çılgına çevirdi.
Çünkü yargının yükseklerinde "6 Ok Biraderliği" kurulmuştu. Nasıl örneğin Masonlar birbirlerine yardım ederek bir sosyal/finansal ağ oluşturuyorlarsa, 6 Okçular da benzeri bir dayanışmayı kendi alanlarında gösteriyordu.
"6 Ok Biraderliği"nin iki ayağı olduğu anlaşılıyor: 1) İdeolojik güdülerle dayanışma. 2) İnançsal güdülerle dayanışma.
(Not: Hangisinin önce geldiği de ilginç bir araştırma konusu olabilir. Türkiye dini inancını siyasi ideolojiye tevil etme örnekleriyle doludur. O kadar ki bu ülkede inançtan hareketle komünizme ulaşanlar çoktur. Tuhaf bir durumdur ama gerçektir.)
İşte yeni Anayasa hazırlığı, bu biraderliği çeşitlendirmeyi, homojen yapıyı heterojenleştirmeyi öneriyor.
Tabii karşıdan da tepki geliyor.
Bu çekişmede "şeriat getirecekler" iddiasının kullanılmaması bana ilginç geliyor.
Ne oldu da geçmişi 1909'a (31 Mart Vakası) dayanan... 1923'ten, 1930'dan, 1960'tan, 1971'den, 1980'den, 1997'den, 2007'den geçerek günümüze dek ulaşan, o klasik "irtica" söylemi terk edildi?
Onun yerine "Kuşatma, ele geçirme, yargıya saldırı, Anayasa ihlali" gibi yine ağızlara sakız olmuş ama işin içine "dincilik" suçlamasını katmayan bir savunma söylemi kullanılıyor.
Neden? Niçin? "Huylu huyundan vazgeçmez" atasözü aklıma geldikçe, "vardır bir numaraları" diye kuşkulanıyorum.
|