Ekonomik krizin ve demokratik açılıma yönelik menfi kampanyanın etkisiyle kısmî oy düşüşü yaşayan AK Parti'nin 2009'un sonbaharından sonra oylarını toparladığı, yeniden yükselişe geçtiği görülüyor. Yaşanan gelişmeleri iyi değerlendiremeyen MHP ise uzun süren durgunluk eğiliminden sonra düşüş trendine girmiş durumda. Özellikle Balyoz Planı sonrasında ortaya çıkan demokratik tepki, ekonomik faktörleri geri plana itmiş, siyasi dengeyi AK Parti'nin lehine değiştirmiştir. Bu siyasi tabloda özellikle vurgulanabilecek iki önemli husus var. Birincisi MHP ve CHP arasındaki geçişkenliğin artması, ikincisi Sarıgül'ün başlattığı hareketin giderek sol ve ulusalcı bir eksene oturması. CHP'lilerin ikinci parti tercihinde MHP yüzde 13,9 oya tekabül ediyor. MHP'lilerin yüzde 19,5'i de ikinci parti olarak CHP'ye yöneliyor. Burada ortak duyarlılığın AK Parti karşıtlığı ve ulusalcı düşünce olduğu söylenebilir. Nitekim birçok konuda CHP ve MHP'nin benzer tutumlar takınması, bu iki partiyi ulusalcılığın sağı ve solu olarak konumlandırıyor. Son seçimlerde propaganda malzemesi olarak kullanılan bir slogan "Oy verin MHP'ye, gitsin CHP'ye" idi. Bu ilişkinin bugün itibarıyla iki parti arasındaki farklı bir yakınlaşmayı yansıttığı söylenebilir. AB, yabancı sermaye, özelleştirme gibi birçok konuda daha içe kapanmacı, daha tepkisel, daha hamasi bir yaklaşım görüyoruz ve ulusalcılık kefesinde farklı ideolojik hareketler yan yana geliyor. Türk siyasetinin yeni ekseni AK Parti'nin başı çektiği değişimci cephe ile değişime direnen ulusalcı cephe arasında oluşuyor. SP ve MHP'nin CHP ile gösterdiği yakınlaşma eğilimi bu durumu doğruluyor. Milliyetçi, Kemalist, muhafazakâr, sosyal demokrat gibi farklı özellikler, sergiledikleri politik tutumlarla aynı noktaya savrulabiliyorlar. Marksist, sosyalist, İslamcı, muhafazakâr, milliyetçi, liberal ve hatta laik birçok kesim de değişim isteği ve demokratikleşme talebinde yine benzer bir noktada buluşabiliyor. Türk siyaseti geçmişin sağ-sol, merkez-çevre tanımlamalarından farklı bir eksene doğru kayıyor. AB perspektifi, değişimin, reformculuğun, çağdaşlaşmanın, dışa açılmanın, aktif dış politikanın ve her türlü açılımın ana dinamosu görünümünde. Tüm bu faktörleri siyasetinin konusu yapan AK Parti de çok farklı kesimlere ve anlayışlara şemsiye fonksiyonu görüyor, bu kesimlerin yeni siyasi mecrası ve sözcüsü haline geliyor. Hatta laik ve Kemalist grupta kendisini tanımlayan ama makul, rasyonel, gerçekçi bir anlayışla çağdaşlaşma hedeflerini ve kalkınma hamlesini bu partinin yapabileceğini düşünerek AK Parti'yi destekleyenlerin oranı küçümsenmeyecek düzeyde.
|