Tekil Mesaj gösterimi
Alt 05-18-2010, 09:43   #4
Kullanıcı Adı
rizzelli
Standart
Başbakan Erdoğan Nobel’i hak etti – Nuri ELİBOL -TÜRKİYE
İran ile uluslararası toplum arasında diyaloğun yeniden başlatılması Türk hükümetinin alkışlanacak bir başarısıdır. Viyana Grubu’nun da meseleye pozitif yaklaşması halinde Türkiye’nin katkısı ve önderliği ile dünyanın başına bela olmaya namzet önemli bir sorun diplomasi ile çözülmüş olacaktır.
Sayın Erdoğan ve Davutoğlu’nun ısrarlı çaba ve girişimlerini küçümseyen ve inandırıcı bulmayan Batılı diplomatlar dut yemiş bülbüle döndüler. Bence henüz şoktan kurtulamadılar. Takas anlaşmasının gerçekleşebileceğine ihtimal vermiyorlardı. İran yönetimi Türkiye’ye güvendi. İsrail’in yeni yalanlar bulması gerekiyor.
Eğer bu süreç uzlaşma ve barış ile sonuçlanırsa Nobel Barış Ödülü Başbakan’a verilir herhalde. Sizce de hak etmedi mi?


Bir başka Anadolu ihtilali – İHSAN DAĞI – ZAMAN

Sadece Ankara bürokratlarını ve İstanbul burjuvazisini izleyerek, sadece onları dinleyerek Türkiye'yi anlamaya ve açıklamaya çalışanlar yanılmaya mahkûmlar. Çünkü Türkiye onlardan ibaret değil; hâlâ sesleri çok duyuluyor olabilir. Ama bu ülkenin 'itici gücü' Anadolu'dan geliyor artık. Yıllar sonra geçen hafta TÜSİAD'ın ilk kez MÜSİAD'la buluşması ilginç değil mi? Bükemediği eli sıkıyor İstanbul sermayesi.
Bu, siyasette de farklı olmayacak. Toplumu, ekonomiyi, düşünceleri, yaşam biçimlerini istediği gibi yönetebileceğini sanan 'bürokratik merkez'i çoktan aşan yeni bir Türkiye var. Bırakın yönetmeyi, 'bürokratik merkez' bu yeni Türkiye'yi anlamaktan bile aciz. Geleceklerini, kariyerlerini ve kazançlarını çökmekte olan bu köhne yapıya bağlayanlar da kaybedecekler. Devletin koruması ve kayırması olmadan 'en iyi' olanın kazandığı bir serbest rekabet ortamına doğru ilerliyoruz. Demokratik rekabette siyasetin, piyasa ekonomisinde ekonominin en iyilerini tercih ederek 'sivil' dinamiklerin yönettiği bir ülke oluyoruz.
Daha on yıl önce 28 Şubat sürecinde 'yeşil sermaye' denilerek yok edilmeye çalışılan Anadolu sermayesi dünya ile bütünleşerek 'doğal korunak'lar kazandı bürokrasiye ve büyük sermayeye karşı. İstanbul sermayesinin Anadolu'daki 'ajente'leri değil artık; bırakın İstanbul'u dünya ile rekabet edebiliyorlar. Büyük sermayenin dünyadaki 'ortaklarını' devraldılar. Bugün ihracaat yapmayan, üniversitesi bulunmayan il yok.

Türk dış politikası zirvede - HASAN CELAL GÜZEL -RADİKAL
Başbakan Erdoğan’ın geçen hafta sonundaki Yunanistan çıkarması, zamanı isabetli seçilmiş fevkalâde başarılı bir ziyaret olmuştur. 500 yıldan fazla Osmanlı Türk hâkimiyetinde kalmış ve birçok kültür değerini paylaştığımız Yunanlılarla artık aramızdaki bütün meseleleri hâlledip kalıcı bir barışa gidilmesinin zamanı gelmiştir.
Yunanlıların, ‘megalo idea’, ‘enosis’ gibi hayâllerden vazgeçmeleri; 1897’deki, Millî Mücadele’deki ve 1974 Barış Harekâtı’ndaki hezimetlerini unutmaları; bizim de son yüzyılda Balkanlar’da ve Yunanistan’da başımıza gelenleri, Yunan işgalinde uğradığımız zulmü ve Kıbrıs’taki olayları tarihte bırakmamız lâzımdır.
Erdoğan’ın Yunanistan ziyaretinden sonra şu gelişmelerin elde edilebilmesi için gayret gösterilmelidir:

1. Yunanistan’ın ekonomik krizden çıkması için teknik yardım yapılmalı ve aramızdaki dış ticaret hacmi arttırılmalıdır.
2. Ege Ordusu lağvedilmeli ve birlikler diğer ordular arasında dağıtılmalıdır.
3. Ege üzerinde savaş uçağı tatbikatından vazgeçilmelidir.
4. Kıta sahanlığı, kara suları ve FIR hattı üzerinde en kısa zamanda anlaşmaya varılmalıdır.
5. Kıbrıs konusunda ‘4’lü görüşmeler’ başlatılmalıdır.
6. Heybeliada Ruhban Okulu, bir vakıf üniversitesi olarak öğretime açılmalıdır.
7. Gümülcine’de, vakıf üniversitesi statüsünde bir ‘İslâmî İlimler Akademisi’ kurulmalıdır.

Baykal, Kılıçdaroğlu’nun önünü kesebilir, kendi sonunu biraz geciktirebilir, o kadar!- Hasan Cemal - MİLLİYET
Deniz Baykal 1960’ların sonundan beri aktif politikanın içinde. 1990’ların başında genel başkanlık koltuğuna oturdu CHP’de.
1995 seçimlerini kaybetti.
Yüzde 10 barajını kıl payı geçebildi.
1999 seçimlerini kaybetti.
Yüzde 10 barajına takıldı ve CHP tarihinde ilk kez parlamento dışında kaldı.
2002 seçimlerini kaybetti.
Bu seçimlere gidilirken Baykal’ın CHP’si yine yüzde 10 barajının etrafında dolaşıyordu. Son anda yapılan Kemal Derviş aşısıyla yüzde 20’ye yaklaştı.
2007 seçimlerini kaybetti.
Oylarını birkaç puan artırabildi.
Kaç seçim kaybetmiş Baykal?
1995, 1999, 2002, 2007... 12 yılda üstüste kaybedilen dört milletvekili seçimi... Bunca yılı muhalefette geçir, sosyal demokrat olduğunu iddia et ve dört seçim birden kaybet...
Ama koltuğunu kaybetme!
İstifayı aklına getirme...


Siyasetçiden daha şereflisi var mı? - MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE - ZAMAN

Siyasetçi düşmanlığının cehalete dayalı sebepleri var. Birincisi, siyasetçiler hakkında konuşanlar karşı oldukları partiyi düşünerek hüküm veriyorlar. Bu hükümlerin siyasetçiye güvensizlik olarak tecelli etmesi doğal. İkincisi, parlamenter sistemin işleyişi yeteri kadar bilinmiyor. "Meclis'te sadece parmak kaldırıyorlar" eleştirisi, Meclis'in oylama yeri olduğunu ıskalıyor. Kürsüden yapılan konuşmalar meydanlarda atılan nutuklara benzeyemez. Meclis kanun yapıyor; kanun yapmanın da usulleri var. Parlamenter sistem partiler eliyle işletilir. Lider sultası diye eleştirilenlerin bir kısmı, aslında her demokraside var olan parti disiplininden başka bir şey değil. Dokunulmazlıklar? Köpekleri salıp, taşları bağlayamazsınız. Terör suçundan yargılanan bir ordu komutanını hâkim karşısına çıkartamıyorsanız, halkın temsilcilerine masuniyet tanımalısınız. Askerin elinde silahla siyaset yaptığı bir ülkede, siyasetçiyi korumak boynumuzun borcu olmalı.

Başkan olur da lider olabilir mi? - Emre AKÖZ - SABAH
Diyelim ki Kemal Bey aday oldu ve kazandı. Partiyi alıp götürebilir mi?
Yani "başkan" olur da, "lider" olabilir mi?
Bence olmaz. Bugüne kadar ortaya üç beş yolsuzluk dosyası atmasının dışında ne yaptı Kılıçdaroğlu?
Hiç!
Bir anımı anlatayım: Kemal Bey geçen yıl İstanbul belediye başkanlığına aday olmuştu. İl Başkanı Gürsel Tekin ile SABAH'a geldiler.
Ben Kılıçdaroğlu'na doğrudan, "Başkan olursanız yapacaklarınızı, somut örneklerle anlatır mısınız" dedim.
Kılıçdaroğlu, gayet heyecansız bir şekilde, beş yılda 80 km metro yapacağını, varoşlara sinema ve tiyatro başta olmak üzere kültür hizmeti götüreceğini, yoksullara yapılan yardımı kurumsallaştıracağını belirtti.
Ve sustu! Bırakın Türkiye'yi, dünyanın önemli kentlerinden sayılan İstanbul için söyleyebilecekleri bundan ibaretti.
Zaten o gün, Kemal Bey'den çok daha fazla, kente gayet hakim gözüken Gürsel Tekin konuşmuştu.

***
Bir toparlama yaparsak...
1)
CHP hâlâ Deniz Baykal'ın partisi.
2) Kılıçdaroğlu ancak Deniz Baykal izin verirse başkan olur.
3) Deniz Baykal böyle bir izni iki sebepten verir:
a) Kendisini koltuğundan edenlerin parti içinde kimlerle iş tuttuğunu anlamak için...
b) Zamanı geldiğinde Kılıçdaroğlu'nu kolayca devirerek, tekrar koltuğuna kavuşabileceğini düşündüğü için..

Baykal CHP'yi böler mi? – Ali BAYRAMOĞLU - YENİŞAFAK
Geçen hafta Metropoll Araştırma Şirketi ilginç bir araştırma yayınladı. CHP ve Baykal'a yöneltmişti araştırma merceğini.
Deneklerin yüzde 62'si; Baykal'ın istifasını "olması gereken" olarak tanımlıyor. Yüzde 64'ü "Baykal geri dönmesin" diyor. "Baykal'ın istifası en çok kime fayda sağlar" sorusuna verilen yanıtlarda ilk sırayı "CHP'ye fayda sağlar" şıkkı yer alıyor. Nitekim deneklerin yüzde 51'i Deniz Baykal olmaması halinde CHP'nin oylarının artacağını düşünüyor.
Aklıselim bu...
Açık iki husus var:
1. Baykal'ın siyasetin ve sosyal demokrasinin önündeki tıkayıcı işlevi artık sadece muhaliflerinin değil, CHP'lilerin kanısı olmuş durumda.
2. Baykal'ın istifası, yaptığı manevralar ne olursa olsun, bizzat CHP'li seçmen tarafından, sosyal demokratlar tarafından bir değişim vesilesi olarak görülüyor.
Vesile ne olursa olsun, zaman gelince hüküm de geliyor.
Tarih ve Türkiye Baykal'ı tasfiye ediyor...

İşsizlikteki azalma umut verici
– Mustafa SELÇUK - TÜRKİYE

Dün şubat ayı işsizlik rakamları açıklandı.
Ekonomideki canlanmanın etkileri işsizlik rakamlarına da yansımaya başlamış görünüyor.
Bir yıl öncesine göre işsiz sayısı 250 bine yakın azalmış.
Tarım dışı işsizlikte ise yüzde 1,7 azalma var.
Tarım dışı işsizlik önemli...Zira kentli nüfusun ve reel ekonominin bir çıktısı...
***
Ancak, işsizlik oranının hâlâ yüzde 14,4, işsiz sayısının ise 3,5 milyon olduğunu unutmamak lazım...
Yani ülkenin en önemli ve muaccel sorunu hâlâ devam ediyor.
Yüzde 14’ü aşan bir işsizlik, üzerinde ciddi olarak düşünülmesi gereken, bir sorun...
***
Ekonominin büyüme patikasına bu yıl yeniden gireceğinde herkes hemfikirdi.
Nitekim geçen yılın son çeyreğinden itibaren büyüme başladı.
Hatta bu yılın ilk çeyreğinde Milli Gelir’in çift haneli büyüyeceği tahmin ediliyor.
Lakin, büyümenin istihdam üretip üretmeyeceği bir soru işareti olarak zihinlerde duruyor.
Duruyordu desek daha doğru...
İlk iki ay işsizlik verilerindeki azalma, büyümeye paralel yeni istihdam oluşmaya başladığını gösteriyor.
En azından şimdilik bunu söylemek mümkün...


Anayasa Mahkemesi’nin normalleşmesi- Eser KARAKAŞ - STAR

18 yaşında bir kızın üniversite derslerine türbanla girmesinin devletin laiklik ilkesini zedeleyeceğini düşünmek gerçekten çok acıklı; hem Anayasa Mahkemesi hem de çok önemli laiklik ilkesi için.
CHP’nin 111 imzayla Anayasa Mahkemesi’ne yeni başvurusu da kanımca benzer bir tartışmaya gebe.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç’a yönelik CHP’nin başvurusunu işleme almaması için talepler mevcut; ben meselenin böyle sonuçlanabileceğine hem inanmıyorum, hem de arzu etmiyorum.
Her şeyin doğrusunu, normalini, çağdaşını talep etmemizin vakti geldi de geçiyor.
Bu konu Sayın Kılıç’ın iradesi ve yetkileriyle değil, Anayasa Mahkemesi’nin asli görevine, normal ve demokratik denetim işlevine geri çekilmesiyle çözülmelidir.
Mevcut anayasa değişikliklerinin, şayet bir şekil problemi mevcut değilse, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmuyor ise, Anayasa Mahkemesi’ni ilgilendiren bir yönü yoktur, olmamalıdır; kuvvetler ayrılığı ilkesinin de bu kapsamda ele alınması mümkün değildir.
Anayasa Mahkemesi haddini ve sınırlarını iyi bilerek kendi meşruiyetinin temeline dinamit koymamalıdır.
Anayasa Mahkemesi nasıl ve kimin tarafından tanımlandığı belirsiz bir rejimin değil, temel hak ve özgürlüklerin koruyucusu olmalıdır.
Zaten iyi tanımlanmış bir rejim temel hak ve özgürlüklerden başka ne ola ki?
rizzelli isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla