FOREİGN POLİCY
New York Times’da ABD-Türkiye ilişkilerine dair epey ilginç bir yazı dikkatimi çekti. Yazı, Dış İlişkiler Konseyi üyesi Steven Cook’tan, ABD’nin hırslı bölgesel güçlerle iştigal etme çabalarına zarar veren zihniyeti açığa vuran bir alıntı yapıyor: “Türkiye Washington’da giderek ‘bölgede başkalarını atlatıp büyük güçlerin isteklerine aykırı işler yapan’ bir ülke gibi görülüyor.” Cook’a göre sorulan soru şu: “Türkleri kendi çizgisinde nasıl tutabiliriz?”
Bir realist olarak, güç kullanımına karşı sağlıklı bir saygı duyarım. Fakat ABD’nin başlıca hedefinin ‘Türkleri kendi çizgisinde tutmak’ olması gerektiği fikri bana fazla tepeden bakmacı geliyor, özellikle de bağımsızlığından duyduğu gurura çok önem veren bir hükümetle iştigal ediyorsanız. Biz ne zaman trafik polisi oluverdik ve Türkiye’nin ‘doğru çizgisini’ tanımlamak niye bizim işimiz olsun? Bence bu Türkiye hükümetine ve halkına kalmış bir mesele. ABD yönetiminin işiyse kendi çıkar ve tercihlerini belirlemek, Ankara’yı bunları (ya da çoğunu) desteklemeye ikna etmeye çalışmak ve aykırı düşülen durumlarda sonuçlarla başa çıkmaya hazır olmak. Türklerin bazı meselelerde haklı olabileceği ihtimaline de açık olmalıyız.
THE ECONOMİST
Türkiye’nin gözünde İsrail, Gazze’ye yardım ulaştırmaya çalışan sivil filonun öncü gemisi Mavi Marmara’ya baskın düzenlediğinde, Erdoğan’ı haklı çıkardı. İsrail nefsi müdafaada bulunduğunu iddia ediyor. Filoyu organize eden İHH adlı Türk yardım kuruluşunun üyelerini de küresel cihatçılara paravanlık yapmakla suçluyor. Türkiye bunu reddediyor ve İsrail’den açık bir özürle BM öncülüğünde soruşturma talep ediyor. İsrail bunu kabul etmedikçe, Türklerin diplomatik ilişkileri kesme ihtimali söz konusu.
Erenler biz de 'can'ız yahu, huuu!..-A. TURAN ALKAN-ZAMAN
Bu dostlarımız yıllardır HSYK'ya Adalet bakanı ve müsteşarının katılmasını eleştirir, yerden yere vururlardı. Belki akıllarından tam olarak geçen "Adalet hizmetleri Adalet Bakanlığı'na bağlı olmasın, özerk olsun; hükümet bize istediğimiz parayı versin, güzel adliye binaları yapsın ama işimize karışmasın" şeklinde bir hoşluktur. "Çomak benim elimde dursun; davulu senin boynuna asalım"ın kibarcası. E, onca yıldır HSYK'ya hükümet kanadından bakan ve müsteşar katıldı da ne oldu; yargıyı ele mi geçirdiler; HSYK'ya, Yüksek Seçim Kurulu'na, Anayasa Mahkemesi'ne, Yargıtay ve Danıştay'a kendi adamlarını mı yerleştirmişler? Yoo. Gelip geçen onca hükümete rağmen Bağımsız yargı cemaati dimdik işbaşında. Yüksek yargı kuruluşları arasında koordinasyon, danışma ve tavsiye görevi yapan "Guru"ları bile var. Nitekim koordinatör Dede, kendini şöyle savunmak ihtiyacı hissettiğine göre, burada boşu boşuna dedikodu yapmıyoruz demektir: "Bir kısım medya tarafından hakkımda bir linç uygulaması gerçekleştiriliyor ... Bu çevreler geçmişte de mezhebimden rahatsız olduklarını açıkça belirtiyorlardı. Bir Alevi'nin Adalet Bakanlığı'na atanmasını şaşkınlıkla karşılamışlar ve asla hazmedememişlerdi. Hele hele Alevi inançlı bir gencin hakkıyla hâkim veya savcı olmasını dünyanın sonu gelmiş gibi değerlendiriyorlardı... Şahsımla ilgili iddiaları kullanarak HSYK sistemini karalamak, bu sistem hakkında şaibe yaratmak suretiyle anayasa değişikliklerinin gerçekleşmesine hizmet etmektedirler."
N'ayır üstad, çoğumuz sizin bir Alevi, hatta Dede olduğunuzdan bile haberdar değildik; vakta ki gözaltına alındınız, şöyle ilginç demeçler okuduk bazı Alevi sözcülerinden: "Dede Seyfi Oktay hukukçudur, 76 yaşındadır, neyin suç olup olmadığını, onu gözaltına alan Savcı Bey'den çok daha iyi bilir. Bu nedenle Pir Sultan gibi girdiği Adalet Sarayı'ndan, yine Pir Sultan gibi çıkacaktır. Buna hiç şüphemiz yoktur."
Dede, madem senin sözünü dinliyorlar, söyle şunlara: Bağımsız olsunlar eyvallah, tarafsız da olsunlar ki yetmişiki milleti bir görsünler; elâleme cemaat ayarı verip, kendileri cemaatçiliğin dikâlâsını yapmasınlar. Biz de "can"ız yahu, huu!..
Hayır diyebilen bir Türkiye-Resul Tosun-YENİ ŞAFAK
Manzaraya şöyle bir bakın. 120 ülkenin çocuklarına Türkçe Olimpiyatları için ev sahipliği yapan bir Türkiye.
İHH, Cansuyu, Yardımeli ve benzeri sivil toplum örgütleriyle ve de TİKA eliyle dünyanın dört bir köşesine insani yardım ulaştıran bir Türkiye
Afganistan, Kosova ve Lübnan'da askeri birlik bulunduran bir Türkiye.
İran'ın uranyum sorununa uluslar arası çözüm için rol üstlenen bir Türkiye.
BM Güvenlik Konseyine üye seçilmiş bir Türkiye.
Afrika, Asya ve Balkanlar zirvesi düzenleyen bir Türkiye.
Hemen her hafta uluslar arası toplantılara ev sahipliği yapan bir Türkiye
AB ile üyelik müzakereleri yürüten bir Türkiye
Avrupa Parlamentosuna başkan seçilen bir Türkiye
İKÖ' ye genel sekreter seçilen bir Türkiye
ABD'ye Rusya'ya ve Çin'e rağmen 'Hayır' oyu kullanabilmiş bir Türkiye.
Hayır diyebilen bir Türkiye
Ortadoğu'da serbest ticaret ve serbest vize anlaşması imzalayan bir Türkiye.
GSMH'sı 200 milyar dolardan bir milyon dolara doğru tırmanan bir Türkiye.
Bunlar ve daha niceleri son 8 yılda gerçekleşen başarılar.
Türkiye artık bölgenin en önemli dünyanın da önemli aktörleri arasında yer alan büyük bir ülke.
Evet büyük Türkiye.
Büyüyen Türkiye.
Büyüyen, bölgede güçlenen ve artık söz sahibi olan Türkiye'den rahatsız olan İsrail.
Fotoğraf bu.
Türkiye bir taraftan takip edilen politikalar sayesinde böylesine büyüyor, öbür taraftan cuntaların, ufuksuz siyasetçilerin ve münevverlerin bu başarıları gerçekleştiren iktidar partisini durdurma gayreti kesintisiz devam ediyor.
İşin garip olan tarafı ABD ve İsrail uşağı olarak nitelenen iktidar partisini İsrail ve yandaşları da istemiyor.
Çünkü mevcut iktidarın İsrail'in menfaatlerini gözetmediğini söylüyorlar.
Manzara şu, dışarıda İsrail içerde muhalefet, iktidar partisine karşı amansız bir mücadele veriyorlar.
İslam dünyası ise AK Parti ile yatıp Erdoğan ile kalkıyor.
Yani bir tarafta AK Parti ve AK Parti'yle sevdalanmış bir İslam dünyası, karşı tarafta muhalefet ve İsrail var..
Vatandaş sizce hangi tarafı tercih edecektir?
|