Tekil Mesaj gösterimi
Alt 12-05-2010, 01:14   #4
Kullanıcı Adı
EZEL
Standart
Yetimlere İyilik

Yetimlere iyilik yap. Rahmetle yanaş ve temiz bir şefkat ile muamele edip herkese toprak ol.

Hadis-i şerifte buyuruldu:

Bir yetim, bir kavim ile beraber, çömleklerinin (yemeklerinin) başına oturursa, şeytan onların tenceresine yaklaşamaz (bereketi artar)”[1] Yine başka bir hadîs-i şerîfte ise şöyle buyurulmaktadır:

Kim, Müslümanların arasında bir yetimi yemeğine ve içeceğine eklerse (bir yetimi beslerse). Allah o yetimi zengin kılıp (insanlara ihtiyacı olmadığı bir çağa kadar ona bakarsa), elbette o kişinin günahları bağışlanır. Ona cennet vâcib olur. Bağışlanması mümkün olmayan herhangi bir günah işlemiş ise, o hariç.[2]

Allah kimin iki kerimesini alırsa o kişi sevabını Allah’dan umarak sabrederse, günahları bağışlanır ve onun sevabı cennettir. [3]

Sordular: iki kerimesi ne demektir: Buyurdu: -”İki gözüdür.”

Kızlarının eğitim ve terbiyesinin karşılığı cennettir[4]

Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri
Dipnotlar
[1] Kenzül-Ummâl: hadis no: 6039

[2] Müsned-i Ahmed, Mevsûâtü’1-hadîs-i şerif. 18353
[3] Müsned-i Ahmed, mevsuatül hadîs-i şerif: 13510
[4] İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 1/640-641


========== oOo ==========

Ka’b el-Ahbâr Hazretlerine denildi:

-”Ey Ka’b! Bize ölümü anlat!” Buyurdu:

-”Ölüm diken ağacı gibidir. Ademoğlunun içine girer. 0 ağacın her bir dikeni insanın bir damarını tutar. 0 dikenleri insanın bedeninden çıkartmak için çok kuvvetli ve şiddetli bir adam bütün kuvvetiyle onları çekip çıkartmaktadır. 0 dikenlerden koparılan koparılana, içinde kalan kalana. 0 dikenler kendileriyle beraber insanın belki içini dışına getirirler. İşte ölüm budur. Hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular:

Ölüm acısından bir kıl (kadar bir şey) göklerin ve yerin ehlinin üzerine konulsa, hemen hepsi ölürlerdi. Muhakkak ki bunların yetmişi (ölüm acısının yetmiş katı) o günün korkularının yanında daha küçüktür.” [1]

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri
[1] İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 1/691.

========== oOo ==========


Hikâye

Velîlerden biri, İbnî Sina’ya şöyle buyurdu: -”Sen Ömrünü aklî ilimlerde harcadın! Hangi mertebeye ulaştın?” dedi.

-”Ben, günün saatlerinden bir saat buldum ki, o saatte, demir, hamur haline gelmektedir.” O evliyâullah, ona:

-”O saat gelince bana haber ver !” dedi. Denilen saat gelince, İbnî Sîna o velîye bildirdi. O saat gelince, İbnî Sina eline demiri aldı. Hamur gibi yoğurdu. Hamuru delip parmağını içine geçirdi. O istenilen saat geçince, İbnî Sina’nın eli öylece kaldı. Velî ona sordu:

-”Sen şu an parmağını çıkarabilir misin?” dedi. İbni Sina:

-”Hayırl Demirin hamur gibi olduğu saat geçti. Bir daha o saati beklemeliyim” dedi. O velî, İbnî Sina’nın parmağını eline aldı. İbni Sina’nın parmağını hemen çıkarttı verdi. O evliyâullah:

-”Kişiye gereken, ömrünü, fânî ve geçici şeyler ile geçirme­melidir,” dedi.

İbni Sina, vusul yolunda aklın istiklâlini iddia etmişti. Cehennemi boyladı. Yahudiler böylece, Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine tabi olmaktan kaçındıkları ve onun Allah tarafından getirmiş olduğu Kur’ân-ı Kerim’e inanmadıkları için istiklâli iddia ettiler. Yanıldilar, zarar ettiler, hüsrana uğradılar. Ve böylece, cehalet ve küfür zulmetinde (karanlığında) kaldılar.

Mesnevi de buyruldu:

Ey can, senin gözlerin Fırat ve Ceyhun gibi akmaktadır.

Onlar ki nefislerine zulmedip kendilerini öldürdüler.

Bunlar için ağlama.

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri
..

========== oOo ==========


O Gün Kimse Kimsenin Günahını Yüklenemez

İkrime’den rivayet olundu: O buyurdu: Baba (ve anne), kıyamet günü, evladının eteğine yapışır (yalvarır

-”Ey oğlum! Evladım! Ben dünyada senin babandım (annen­dim). Benim kurtulmam için miskâl habbesi kadar bir haseneye (sevaba) ihtiyacım var. Eğer bana verirsen kurtulurum. Ne dersin der?” Evladı:

-”Senin kendisinden korktuğun şeyden (Cehennem azabın­dan) ben de senin gibi korkmaktayım. Ben sana bir şey vere­mem!” der. Kişi, oradan eşine gider. Onun eteğine yapışır. Ona:

-”Ey falanca eşim! Ben dünyada senin eşindim,” diye söze başlayıp, dünyada ona yapmış olduğu iyilikleri sayar. Ve sonra da ona şöyle yalvarır:

-”Ben senden bir hasene (sevâb) istiyorum. Ben kurtuluşum senin bana hediye edeceğin bir sevaba bağlıdır. Ne dersin bana sevâb verecek misin?” Eşi:

-”Sana sevabımdan bir şey veremem. Senin kendisinden korktuğun (Cehennem azabından) ben de korkmaktayım,” der. Bundan dolayı Allahü Teâlâ Hazretleri buyurdular:

Hem günah çeken bir nefis, başkasının günahını çekme­yecek, yükü ağır basan onun yükletilmesine çağirsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun! [ 1 ] Yani kimin günahları ağır gelirse, hiç kimse ondan günah yükünden bir şey alıp yüklenmez.

Sadî buyurdu:

Herkes kaçacaktır.

Sanki kendisini öldürecekmişim gibi.

Ey Sadî kimseden ümit bekleme, ameli sâlih işle.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1
[1] El-Fatır: 35/18
EZEL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla