|
|
İbâdetler On Tanedir
İbâdetler de on tanedir:
1 -Namaz,
2-Zekat,
3-Oruç,
4-Hac,
5-Kur’ân-ı Kerim’i okumak,
6-Her halde Allah’ı zikretmek,
7-HeIal’dan rızık istemek (için çalışmak),
8-MüsIümanların hak ve hukukuna riâyet etmek, sohbet hukukuna riâyet etmek,
9-Emr-i bil’ma’ruf ve nehyi anilmünker (iyiliği emretmek ve kötülüğü menetmektir),
10-Sünnet-i seniyye’ye tâbi olmaktır. Rasûlüllah’ın sünnetine tâbi olmak kurtuluşun anahtarı ve Allah sevgisinin işaretidir. Cenâb-ı Allah, buyurduğu gibi:
” De ki: “Eğer siz Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı mağfiretle örtsün. Allahgafûr’dur, rahîm’dir.”
Mevlânâ Cami (k.s.) Hazretleri şöyle dedi:
Ey Allah’ın peygamberi Salat-ü selam üzerine olsun senin.
Kurtuluş ve umduğuna kavuşmak, nezdindedir ancak senin.
Gerçi yürüyemedim yolunda senin sünnetinin.
İsyan etti sünnetine senin ümmetin.
İsyan yükünün altındayım sünnetinin.
Uzanmazsa kurtuluş yok bize senin ayağın ve elin.
Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi
========== oOo ==========
Tih Çölünde Yahudilerin İhtiyaçlarının Giderilmesi
Taştan suyun fışkırması
İsrail oğullarının nankörlük ettikleri başka bir nimet. Ey İsrâiloğulları yine hatırlayın. Hani Müsâ Aleyhisselâm su istemişti.
Bu hâdise Tîh çölünde olmuştu. İsrail oğullarını susuzluk kaplamıştı. Mûsâ Aleyhisselâm’dan su istediler. Mûsâ Aleyhisselâm, Rabbinden kendilerine su vermesini diledi.
“Ve biz dedik,” Ona vahiy ile dedik ki:
“(Ey Mûsâî) asan ile vur, dedik.” Mûsâ Aleyhisselâm’ın asası, cennetten gelmişti. Mersin (gül) ağacındandı. Uzunluğu, Mûsâ Aleyhisselâm’ın uzunluğu gibi on zira idi. Asanın iki çatalı vardı. Karanlıkta Mûsâ Aleyhisselâm’ın çevresine nûr (ışık) saçıyordu. Onu Âdem Aleyhisselâm, cennetten getirmişti. Peygamberler birbirlerine miras yoluyla bırakıyorlardı. Bu şekilde Şuayb Aleyhisselâm’a kadar geldi. Şuayb Aleyhisselâm da onu Mûsâ Aleyhisselâm’a verdi. “taşa (vur dedik.)”
Rivayet olundu ki, O taş Tur dağının taşlarındandı. Mûsâ Aleyhisselâm onu yanına almıştı. Hafif ve dört köşeliydi. Bir adam kafası gibi dört yönü vardı. Her yönünden üç gözü (pınarı) vardı. Veya o taş, Mûsâ Aleyhisselâm’ın yıkanması için elbiselerini üzerine koyduğunda kaçan taş idi. Böylece Allahü Teâlâ, Yahûdîlerin Mûsâ Aleyhisselâm hakkında düşündükleri kötü düşünce ve hastalıklardan Mûsâ Aleyhisselâm’ın temiz olduğunu onlara göstermişti. O zaman Cebrail Aleyhisselâm, o taşı alması için işaret etmişti. Cebrail Aleyhisselâm, Mûsâ Aleyhisselâm’a: “O taşta Allah’ın bir kudreti vardır. Senin de mucizen gerçekleşecek,” demişti.
Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1
========== oOo ==========
Yahûdî alimleri, imandan alıkoyan maddi düşünce.
Denildi ki: Yahûdîlerin avam (cahil) tabakası, âlimlerine, ziraatlerinden, ekinlerinden, bağ ve bahçelerin meyvelerinden onlara hediye ediyorlardı ve şeriatte onlara zor gelen hükümleri değiştirmeleri ve tahrif etmeleri için âlimlere rüşvet veriyorlardı. Yahûdîlerin Melikleri ve idarecileri de, hakkı gizlemeleri, Tevrâtı tahrif etmeleri için âlimlere bol bol mal veriyordu. Yahûdî bilginlerin bu şekilde bütün Yahûdîlerin üzerine bir üstünlükleri vardı. Onların reisleri gibiydiler. Alimlerin geçimleri, halka bağlıydı. Onlar, Müslüman olmakla bunun ellerinden gitmelerinden korktular. Ahbâr, yani Yahûdî bilginler, doğruluğunu ve sıfatlarını bilip tanıdıkları Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerine iman etseler, bu maddi imkanların ellerinden gitmelerinden ve rant kapılarının kapanmasından çekindiler. Kelimeleri yerinden değiştirmeye devam ettiler. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin Tevratta bulunan sıfatlarını değiştirdiler.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1
========== oOo ==========
Nefs
Bazı meşâyihe (âlim ve evliyâ’ya) İslâm’dan sordular. O’da: Muhalefet kılıcıyla nefsi emmâreyi kesmektir. Nefse muhalefet ise, nefsin şehvetlerini terketmektir. Sırrı Sakatî hazretleri buyurdular: Nefsim otuz veya kırk sene benden, cevizi pekmeze batırıp yememi istedi. Tam otuz sene buna dayandım. Ona itaat etmedim.
Hava’da oturan bir adam gördüler. Ona:
-”Sen bu mertebeye ne ile nail oldun?” diye soruldu. O kişi:
-”Heva ve hevesi terkettiğim için hava benim emrime müsahhar oldu,” dedi.
Bazı evliya ve âlimlere:
-”Ben dünyadan tecrid olmuş bir halde haccetmek istiyorum,” denildi. Onlar:
-”Önce kalbini yanılmaktan, nefsini hevâ ve hevesten ve dilini boş sözlerden tecrid et (soyutlandır) sonra istediğin yola istediğin şekilde gir,” dediler.
Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi
========== oOo ==========
Mâlik bin Dinar Hazretleri kimdir !
Mâlik bin Dinar Hazretleri, Büyük âlim ve velilerdendir. Künyesi Ebû Yahya’dır. Gençliğinde günahlarından tevbe edip, Hasan Basri Hazretlerinin talebesi olmuştur. Bir çok büyük tabiiynden ders aldı. Hattatlık yaparak geçimini sağlıyordu. Birinde gemiye bindiğinde gemiciler kendisinden para istedi. Parasının olmadığının farkına vardı. Parası olmadığı için gemiciler onu Ölesiye kadar dövdüler ve denize atacaklardı. Denizdeki balıkların her biri ağzından birer altın ile gemiye doğru fırladılar. Mâlik bin Dinar Hazretleri sadece iki altın alıp gemicilere verdi. Bu hadise üzerine kendisine Mâlik bin Dinar (Dinar sahibi) denildi. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 748 (H. 131) tarihinde Basra’da vefat etti.
H.z Allah şefeatlerine nail eylesin.
========== oOo ==========
İsrâiloğullarina kudret helvası ve bıldırcın etinin inmesi
İsrâiloğulları, Mûsâ Aleyhisselâm’dan yemek istediler. Mûsâ Aleyhisselâm Rabbine dua etti. Allah duasını kabul etti ve şöyle buyurdu:
Ve biz üzerinize kudret helvası (menni) indirdik.“
Gökten inen kudret helvası, kardan daha beyaz idi. Yağ ile yoğurulmuş bal macununa benziyordu. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:
“Mantar, menn’dendir. Onun suyu göze şifâdır. Yani kimsenin ekim ve yorulması olmadan Allahü Teâlâ’nın kullarına olan nimetidir. Zahirî olarak onun suyunun mücerred olarak şifâ olmasıdır. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, onu mutlak zikretti. Herhangi bir şeye karıştırmaktan söz etmedi. Ebu Hüreyre (r.a.) hazretleri buyurdular:
“Ben üç mantar aldım. Veya beş veyahut yedi (mantar aldım) onların suyunu sıktım. Sularını bir şişeye koydum. Gözleri ağrıyan cariyemin gözlerine onlarla sürme çektirdim. Allah’ın izniyle gözleri iyileşti.
îmam Nevevî (r.h.) Hazretleri buyurdular; “Zamanımızda bir kör gördük. Gözlerine sadece mantar suyunu sürme olarak çekiyordu. Adam şifa buldu. Görme gücü kendisine geri döndü.
İsrâiloğulları, kudret helvasını yemekten bıktılar. Mûsâ Aleyhisselâm’a geldiler.
-”Ey Mûsâ! Kudret helvasını yemekten usandık. Bu kudret helvası tatlılığı ile bizi öldürdü. Rabbine dua et, bize et indirsin,“dediler. Bunun üzerine, Allahü Teâlâ, onlara “bıldırcın” kuşu etini indirdi. Ve şöyle buyurdu:
“Ve bıldırcın (indirdik).”
Bu sekizinci nimettir. Üzerlerine kuzey rüzgarı eserdi. Rüzgâr, bıldırcınların boğazını, keser, karnını yarıp içini temizler tüylerini yolardı. Güneş de onları kızartırdı. İsrâiloğulları da yelin (rüzgarın) kestiği, temizlediği ve güneşin pişirdiği bıldırcınları, kudret helvası ile beraber ve taşlardan fışkıran sulardan içiyorlardı. (Ekmek yelden su göl’den geçiniyorlardı). Müfessirlerin çoğuna göre ise, İsrâiloğulları, bıldırcınları yakalayıp kesiyorlardı.
Menn (kudret helvası), onların üzerine yağıyordu, tıpkı kar’ın yağışı gibi yağıyordu. Kudret helvası, fecrin doğuşundan (tanyerinin ağarmasından) itibaren tâ güneşin doğuşuna kadar yağardı. Bıldırcın da onlara gelirdi. Herkes kendisine ertesi güne yetecek kadar alırdı. Ancak cuma günü hariç; cuma herkes iki günlük alırdı. Cumartesi günü, inmiyordu. Çünkü Cumartesi günü, çalışma günü değil, ibâdet günüydü. Bir kişi kendisine yetecek şeyden az fazla bir şey alacak olsaydı, o aldığı fazlalık hemen bozulurdu.
“Yiyin.” Yani biz onlara yiyin dedik.:
“temiz şeylerden” Helâl olan şeylerden.
“Sizi rızıklandırdıklarımızdan,”
Kudret helvası ve bıldırcın etinden. Onlardan biriktirmek için bir şey kaldırmayın. Benim emirlerime isyan etmeyin. Bütün bunlara rağmen, Yahûdîler, gizli gizli eti kaldırdılar, biriktirdiler, depolamaya çalıştılar. Tükenir korkusuyla Allah’ın katında hesapsız olarak indirdiği bıldırcın etlerini taşların üzerine koyarak, güneşte kuruttular. Eğer onlar, böyle aç gözlülük etmeselerdi, bu nimet devam ederdi. Tabiatıyla afiyet vermeyen temiz şeyler, şer’an mekruh değiller. “Onlar, zulmü bize etmediler,”
Yani onlar, bu güzel nimetlere nankörlük etmeleriyle, kendilerine yasaklandığı halde, onlar bıldırcın etlerini ve kudret helvasını, depolamakla, zulmü bize etmediler. Onlar bu davranışlarıyla hakkımıza zarar vermediler.
“Lâkin kendi nefislerine zulmediyorlardı.”
Onlara azabım vâcib (ve hak) oldu. Onlar her gün üzerlerine çalışmaksızın ve yorulmaksızın; âhirette hesabı olmayan ve sürekli üzerlerine inen nimetin kesilmesine sebeb oldular. İsrâiloğullarının bize tevekkülü olmadığı için bu nimetleri onlardan kaldırdık.
Mesnevide buyuruldu:
Nice yıldır yersin de Cenâb-ı Allah’ın lütfü eksilmez. İstikbâli bırak maziye bak.
Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular:
“Eğer İsrâiloğulları olmasaydı, yiyecekler bozulmaz, etler kokmazdı. Eğer Havva olmasaydı, kadın cinsi hiçbir dönemde kocasına ihanette bulunmazdı. O vakitten beri, et ve yemeklerin kokuşması devam edegeldi. Çünkü, başlangıçta bir şeyi yapmak, onu başkası için yüklenip edegelen gibidir. Yine bu şekilde kadınlarda ihanet devam edegelmektedir. Çünkü kadınların annesi, İblisin iğvâsı ile hiyânet etti. Âdem Aleyhisselâm’dan önce yasaklanan ağaçtan yedi. Sonra onu Âdem Aleyhisselâm’a getirdi ve süslü gösterdi ve Âdem Aleyhisselâm’ın yemesini sağladı. Ve bu ihanet, o günden beri Hazreti Havva’nın kızları tarafından kocalarına yapıla gelmektedir.
Sadî buyurdu:
ihanet ilk bayındırlıktan beri vardır.
Allah rahmetiyle seni ihanetlerden korusun
Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1
========== oOo ==========
Cennetler Sekizdir
Sonra (bil ki) cennetler sekizdir.
(Birincisi) Darü’I-Celâl: İçinde olan her şey nurdandır. Şehirleri, sarayları, evleri, avluları, balkonları, kapıları, merdiveleri, odaları, tavanı, tabanı, (altı üstü), çadırları, süsleri ve içinde bulunan her şey nûr’dandır.
(İkincisi) Dârü’l-Karâr: Hepsi mercân’dandır.
(Üçüncüsü) Dârü’s-Selâm: Hepsi kırmızı yakuttandır.
(Dördüncüsü) Adn Cennetidir. Hepsi zeberced’dendir. Adn cenneti, cennetin köşk, saray ve kuyularıdır. 0 diğer cennetler üzerine daha parlaktır. Adn cennetinin kapısının iki kanadı vardır (ortadan iki tarafa açılmaktadır.) Kapıları zümrüt ve yakuttandır. Her iki tarafın arası doğu ile batı kadar geniştir.
(Beşincisi) Me’vâ Cennetidir: Hepsi kırmızı altındandır.
(Altıncısı) Huld Cennetidir: Hepsi gümüştendir.
(Yedincisi) Firdevs Cennetidir. Hepsi incidendir. Duvarlarının tuğla ve kerpici altın, gümüş, yakut ve zebercettendir. Ve sıvaları, yine altın, gümüş, yakut ve zebercettendir. İki kerpicin arasına harç olarak misk konulmuştur. Sarayları yakuttandır. Odaları incidendir. Kapılarının kanatlan altındandır. Toprağı gümüştür.
Çakıl taşlan mercandandır. Toprağı misk, nebatatı (otları) za’fe-ran ve anber’dendir.
(Sekizincisi) Naîm Cennetidir: Her şeyi zümrüttendir.
Haberde (şöyle bir rivayet vardır):
“Muhakkak, mü’min cennete girdiği zaman, yetmiş bin bahçe görür. Her bahçede yetmiş ağaç vardır. Her ağacın üzerinde yetmiş bin yaprak vardır. Her yaprağın üzerinde “Allah’dan başka ilah yoktur. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın peygamberidir. Günahkâr bir ümmet ve halbuki Rabbü’l-âlemin gafurdur (yazılıdır). Her yaprağın eni doğudan tâ batıya kadardır.”
“Altından nehirler akar,“Cennetler” kelimesinin sıfatıdır.”Nehirler” kelimesi, “nehr“in cemiidir. “nehr” kelimesi (u ) he harfinin fetha ve sukûnüyle okunur. Nehir, Mısr’ın Nîl nehri gibi, çay ve dereden büyük, denizden küçük olan geniş su yatağına denir. Burada “Nehirlerden” murad; nehirlerin sularıdır.
Cennette Herkesin Bir Makamı Vardır
Mü’min ve kâfir hiç kimse yok ki onun mutlaka cennette bir makamı, ehli ve hizmetçisi vardır. Eğer o kişi Allah’a itaat ederse, cennette onun makamı, ehli ve hizmetçisi kendisine verilir. Eğer kişi, Allah’a asî olursa, ona mü’minler varis olur. Âsi, ehli, hizmetçisi ve makamından zarar etmiş olur.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi
========== oOo ==========
Hikâye
Hikâye olunur: Müslüman bir esir bir Aşûrâ günü kâfirlerin elinden kaçtı. Kâfirler, onu yakalamak için bineklerine binip arkasına düştüler. Müslüman esir, arkasında atlıları gördü. Yakalanacağını bildi. Ellerini göğe kaldırıp, dua etti:
-”Allahım! Bu mübarek günün hürmetine, Senden beni bu kâfirlerin elinden kurtarmanı istiyorum,” dedi. Allahü Teâlâ Hazretleri, kâfirlerin gözlerini kör etti. Onu göremediler. Müslüman esir öylece onların elinden kurtuldu. O günü oruçla geçirdi. İftar vaktinde, kendisiyle iftarını açacak bir şey bulamadı. Aç ve susuz uyudu. Rüyasında, kendisine yedirdiler, içirdiler. Kalktığında, tok ve suya kanmıştı. Bu Müslüman bundan sonra yirmi sene yaşadı ve bu yirmi sene içinde açlık ve susuzluk hissetmedi. Efendimiz ( s.a.v.) Hazretleri buvurdular:
“Onun yani Âşûrânın fazlını arayın. Çünkü, o mübarek bir gündür. Allah, onu günlerin arasından seçti. Kim bu gün oruçlu olursa, Allahü Teâlâ Hazretleri, bütün kullarının ibâdetinden ona bir nasib verir. Meleklerin, nebilerin, rasûllerin (peygamberlerin), şehidlerin ve sâlihlerin ibâdetinden bir nasib ona verir.” Bunlar oruçta olan fazilettir.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1
|