HZ. PEYGAMBER'İN YEME-İÇME ADABI
"Ben, sıradan bir insanın yediği gibi yer ve sıradan bir kulun oturduğu gibi otururum."
Kaynaklarda, Hz. Peygamber'in, sofrada nasıl oturduklarından ziyade, nasıl oturmadıkları üzerinde durulmuştur. Sofrada oturma biçiminin genellikle çömelerek oturma şeklinde olduğu belirtilmektedir. Bu konuda ilk devir kaynakları, konu ile ilgili olarak, ittifakla tek metin kaydetmişlerdir:
"Bana gelince, ben, katiyyen iyice yerleşip oturarak yemek yemem!"
(Buharî; VI, 201; Tecrid Tercemesi;XI, 423-424; İbn Sa'd, I, 380; Ebû Davud, III, 476, nu:3769, Darimî, II, 32 nu:2077; Tirmizî; IV, 273, nu:1830; İbn Mace, II, 1086, nu:3262) hadisidir.
Allah'ın bahşettiği nimet karşısında bir mahviyet havasına bürünen Peygamber Efendimiz, sofrada, hep şükür hali içinde bir tavır takınmışlardır. Hz. Peygamber ve O'nu rehber edinenler, sofrada, yedikleri yemeğin nasıl bir harekete vesile olacağının endişesini taşımışlar; onun, daima hayırlı ve faydalı işler yapmaya vesile olacak bir enerjiye dönüşmesi için Cenâb-ı Hakk'a şükür ve niyazda bulunmuşlardır.
Hz. Peygamber'in yemek yiyiş tarzlarına temas eden klasik İslami kaynaklar, bir başka hususa daha yer vermişlerdir. Bu da, "yemekten sonra üç parmağın yalanması" (la'k'ul-esâbi') dır. Hz. Peygamber'in hem kendi tatbikatları, hem de sözlü tavsiyeleri yer almaktadır.
"Zira, yemeğin esas bereketinin (vücuda yarayışlı kısmının) hangisinde olduğunu bilemezsiniz!"
(Buharî; VI, 213; Ebû Davud, III, 499, nu:3847-3848; Tirmizî; IV, 258, nu:1801; Şemail; İbn Mace, II, 1088, nu:3269-3270; Darimî, II, 22 nu:2031-2032).
Peygamber Efendimiz, israf ekonomisine yol açan bütün yolları kapama ve Allah'ın lütfettiği nimetlerin -bir pirinç tanesine varıncaya kadar- boşa gitmemesine gayret etmişlerdir.
|