Tekil Mesaj gösterimi
Alt 01-20-2012, 16:51   #9
Kullanıcı Adı
_Ednâ_
Standart
Fethullah Gülen Papa ile neden görüşmüştür, Fethullah Gülen Papalık misyonunun bir parçası mıdır?
20.01.2012

Fethullah Gülen’in evrensel barışa en büyük vesile saydığı diyalog maksadıyla Papa II. John Paul ile görüşmesi etrafında o günden bugüne pek çok itham ve iftiralar ortaya atılmıştır. Fethullah Gülen defalarca cevap verdiği halde[1] bu iftiralar hâlâ devam ettirilmektedir. İftiraları yayanlar Fethullah Gülen’in sözlerinden cımbızlama alıntılar yapıp önyargılı yorumlara tabi tutarak bu iftiralara gerçeklik süsü vermeye çalışmakta ve böylece meselelerin hakikatini araştırmadan her duyduğuna inanan kimselerin yanlış bilgi ve kanaat sahibi olmasına sebep olmaktadırlar.

Fethullah Gülen aleyhinde diyalog hizmetleri çerçevesinde ileri sürülen türlü türlü ithamlardan bazıları şöyledir: Papa’nın gizli kardinali olduğu ve İslam’ı Hıristiyanlaştırma gayreti içinde olduğu; Moon tarikatına bağlı olduğu; Yahudi olduğu ve Siyonist projelerinin yayılmasına aracılık ettiği; Amerika’nın Ilımlı İslam projesinin bir parçası olduğu…

Fethullah Gülen’e göre bu tür “iddiaların her biri, en zirvedeki idarecimizden, köydeki vatandaşımıza kadar, halkımın her kesimini ve bütün idarî kademeleri aleyhimize çevirmek için uydurulmuş birer iftira, mesnetsiz birer suçlamadan başka bir şey değildir. Sağduyu sahibi herkes bunun böyle olduğunu bilmektedir ve şuurundadır.”[2]

Fethullah Gülen kadar böylesine birbirine zıt iftiralara maruz kalan insan çok enderdir şu dünyada herhalde: “Bir kesim çekememezlikten ‘Amerikancı’ diyor, bir kesim ‘işbirlikçi’. Bir kesim de gariptir ki, ‘şeriatçıdır, dini getirip hayata hakim kılacak’ diyor. Bunlar öyle birbirine zıt şeyler ki, hepsi bana isnat ediliyorsa bu taarruzlar çok şeyleri düşürür, dolayısıyla çok şey havada kalır. Bir kesim de Hıristiyanlara yaklaşmayı, onların rahat ve serbest dolaşmalarına, propaganda yapmalarına, kilise teşkilatlarına, faaliyetlerine destek gibi görüyor. Kanaat-i acizanemce haset ve kıskançlık var. Olumlu bazı şeyler var. Bunları hazmedemiyorlar.”[3]

2006’da Papa 16. Benedikt’in Regensburg Üniversitesi’nde yaptığı konuşma üzerine açıklama[4] yayınlayan Fethullah Gülen, “konuşmada, hem İslam’ın uluhiyet inancı hafife alınarak hem de Resûl-i Ekrem Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) çirkin isnatlarda bulunularak Müslümanlar rencide edilmektedir.” diyerek hem ikaz hem izah mahiyetinde değerlendirmelerde bulunmuştur. Gülen’i Papa’nın gizli kardinali sayanlar muhtemelen bu açıklamayı görmezden geldiler.

Papa’ya sunulan mektup

1998’de gerçekleşen Gülen-Papa görüşmesinden beri türlü türlü iftiralar atanlar için zaman o tarihte durmuş olmalı ki iftiralarına delil diye öne sürdükleri argümanlar sadece o gün Papa’ya sunulan mektup ve Gülen’in o tarihlerdeki bazı sözleri üzerinde yoğunlaşıyor. Maksat anlamak olsa yazılar ve sözler başıyla sonuyla bütünlük içinde değerlendirilip doğru anlaşılır; oysaki önyargı ve garaz ile iftira düşünülünce cümleler başından ve sonundan koparılıp önyargılı yorumlara tabi tutuluyor veya bazen de tahriflerle anlam değişikliği yapılıp kasıtlı olarak okura yanlış yönlendirmeler yapılıyor.

Görüşme esnasında Papa’ya sunulan mektuptaki “Dinler arası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz.” cümlesinden Fethullah Gülen’in “Papalık misyonunun bir parçası olduğu” manasını çıkaran zevat, neden acaba mektubun ilk cümlesindeki “dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen” ifadesini görmezden gelir! Veya mektubun biraz ilerisinde Gülen’in amacını açıkça beyan ettiği “İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik dinler arası diyaloga yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir. Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz.”[5] cümlelerini neden görmüyor ya da anlamıyor!

04.07.1995 tarihli sohbetinde Gülen, “Kur’an’ın temeline inildiğinde, O’nun adeta sevgi ile esip geldiği görülür. Bu bakımdan, inanmış sineler, zaten bizim olan bu güzelliklere [sevgi, diyalog ve hoşgörü] yeniden sahip çıkmalı, bugüne kadar dünyaya pompalanmış olan menfî Müslüman imajını değiştirmeli ve İslam’ın gerçek yüzünü medenî geçinenlere karşı ‘ikna’ düsturuyla bir kere daha anlatmalıdırlar. Bizi nimetleriyle besleyen Cenab-ı Hakk’a sonsuz hamd ü senalar olsun ki, şimdilerde dünyanın dört bir bucağında bulunan hakikat erleri ve sevgi kahramanları, bu hakikatlerden hareketle dünyaya sevgi, hoşgörü ve herkesle diyalog mesajları taşımakta ve sinesi sevgiyle dopdolu ‘yeni bir Müslüman imajı’ oluşturmaya çalışmaktadırlar.”[6] diyerek İslam hakkındaki yanlış anlayışları izale yolu olarak dünya çapında herkesle diyalogu tavsiye ve teşvik ediyor. 1998’de Papa’ya sunulan mektupta da buna işaret ederek “İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam’ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır.” diyor. Böylesine iyi niyetli bir ifadeyi bile önyargılı ve yanlış yorumlara tabi tutanlar çıkabiliyor:
“Fethullah Gülen’in Papa’ya sunduğu söz konusu mektupta dillendirilen; ‘Müslüman dünyası, İslam’ın asırlarla ölçülen yanlış algılamasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır’ ifadesinden, ‘asırlarla ölçülen yanlış’ işte o ‘ehl-i kitap batıldır/cehennemliktir’ inancından başka ne olabilirdi ki?” diye kendince hüküm biçen yazarın yaptığı kasıtlı çarpıtma değilse anlayış zaafından kaynaklanan bir kusurdur. Ancak biraz araştırmakla gerçeği öğrenme imkanı varken kendisini okuyanları yanlış yönlendirmesi mazur görülebilir mi!

Fethullah Gülen’in “İslam’ın asırlarla ölçülen yanlış algılanması”ndan ne kastettiğini yine kendi sözlerinden öğrenme imkanı var:
“12 ve 13’üncü asırlarda peş peşe devam eden Haçlı seferleri, İslâm’ın ve bilhassa Peygamber Efendimiz’in Batı’da çok yanlış tanıtılmasına, İslâm ile ilgili gerçeklerin çarpıtılmasına sebep olmuştur. Bilhassa Aydınlanma dönemlerine kadar Batı’da İslâm ile alâkalı imaj, umumiyetle hep bu Haçlı seferleri çarpıtmasının tesirinde kalmıştır.

Bahis mevzuu ve siyasî yaklaşımın sebep olduğu yanlış İslâm imajı, ne yazık ki bilhassa son 20 yıldır daha başka noktalarda kendini göstermektedir. İslâm dünyası, 20’inci asra işgal veya sömürge altında bir dünya olarak girdi ve bu asrın ilk yarısında İslâm dünyasının hemen her yanında işgal ve müstemlekecilikten kurtuluş savaşları verildi. Bu savaşlarda İslâm motor gücü teşkil etti; insanlar, İslâm’a dayandılar. 60 küsur yıldır yaşadığımız İsrail-Filistin meselesinin de hâlâ belirli bir rol oynadığı bu husus, Müslümanların da çok yerde ve çoğu zaman İslâm’a daha çok siyasî yaklaşımlarına sebep oldu. İşte bu karşılıklı siyasî karşılaşma ve çatışmalar, siyasî hadiseler, bilhassa Demir Perde’nin yıkılmasından sonra Amerika’nın umumî olarak bütün dünya, hususî olarak İslâm dünyasıyla ilgili bazı planları ve hedefleri, Haçlı seferlerinden sonra ikinci defa İslâm’ın siyasî yaklaşımla farklı tanınmasına yol açmıştır. Haçlı seferleri döneminde İslâm, bilhassa itikadıyla ve Peygamber Efendimiz’in şahsına yönelik karalamalarla olduğundan farklı gösterilirken, bu yeni dönemde onun –meselâ savaş gibi– bilhassa milletlerarası münasebetlerle ilgili kaideleri açısından farklı tanınıp farklı tanıtıldığına şahit oluyoruz. Çok başka sebepleri olan terörün de ona bulaşan, bulaştırılan bazı ‘Müslümanlar’ sebebiyle İslâm ile birlikte anılması ve bir İslâmofobia’nın yaygınlaştırılması, İslâm hakkındaki başlıca yanlış anlaşılmalara temel teşkil etmektedir.

Batı’da İslâm’a bakışı belirleyen bir diğer faktör, ilmî-akademik görünen, fakat çok zaman siyasî yaklaşımın yönlendirmesinde hareket eden oryantalist yaklaşımdır. Bu yaklaşım zahirde ilmî ve objektif gibi görünse de ve hiç şüphesiz gerçekten ilmî ve objektif temelde davranan müsteşrikler (oryantalist) çıkmış da olsa, oryantalizm, daha ziyade Batı’nın İslâm ile siyasî karşılaşmasında bir destek fonksiyonu görmüştür ve görmektedir. Bu sebeple de İslâm, bazı hususiyetleri itibariyle olduğundan farklı gösterilmektedir.”[7]
_Ednâ_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır