|
Ermeni kimliği üzerine (5)
Batı: Cennet ve Cehennem
26 Aralık 2003
Yaşadığımız çağda bir diasporaya sahip olmak sadece ‘kaderin sillesini yemiş’ halkların
değil, hemen hemen yeryüzündeki tüm ulusların yaşadığı bir gerçekliktir. Küreselleşme
giderek yeryüzünü her zamankinden daha karışık bir yapıya dönüştürmekte, hiçbir milletin
birbaşına kendi içine kapanmasına ve kendi etnik homojenliğinde kalmasına izin
vermemektedir. Herkesin birbirine karıştığı, dünyanın giderek daha melezleştiği
günümüzde, son yıllarda keşfedilen ve çağın yaşam biçimi olarak benimsenmeye çalışılan
çokkültürlülük kavramı işte bu karışmanın dayattığı bir sonuçtur.
Bugün artık yeryüzündeki her milletin bir de diasporası vardır ve ana kimliğini
yaşayamamak salt Ermeniler’in değil tüm diasporaların kaderidir.
***
Yaşadığımız çağ, zorunlu göçlerin oluşturduğu “Klasik diasporalar”a bugün artık gönüllü
göçlerin oluşturduğu “Modern diasporalar”ı da ekleyerek, yeryüzündeki tüm halkları
birbirlerine doğru bir açılıma sürüklemektedir. Evrenselleşme ve dünya yurttaşlığı gibi
kavramlar, işte bu gidişatı anlatan terimlerdir.
Ne var ki bu dışa açılımla birlikte yaşanan içe kapanma da yine her diasporanın yaşadığı
temel paradokstur.
Kendi ulusal bütünlüklerini, terkettikleri vatanlarında bırakan diasporalılar, yeni yerleşim
bölgelerinde ana kimliklerini hiç olmazsa yaşatmaya çalışmak kaygısıyla birbirlerine
sığınmakta, ulusaldan grupsala inen kimliklerini, kapalılaşan bir mevzi alanla korumaya
çalışmaktadırlar.
Ne var ki bu kapalı alan, kimliği yaşamaya yetmemekte, bir zaman sonra ise doğru dürüst
yaşanamayan kimliğin bizatihi mezarı haline dönüşmektedir.
***
Farklı diasporalarda farklı tonların olduğu da bir diğer gerçektir.
Özellikle de klasik diaspora ile modern diaspora taşıdıkları kaygı açısından birbirlerinden
hayli farklılık gösterirler.
Sonuçta birincisi -Ermeniler’de olduğu gibi- diasporalığı kendi seçmemiş buna
zorlanmıştır, ikincisi ise kendisine yeni bir dünya yaratmakla ilgili gönüllülüğün
sonucudur. Yunan kolonilerinin Avustralya’daki, Çin mahallelerinin Amerika’daki, Fransız
burjuvazisinin Kanada’daki, Türk köylüsünün Almanya’daki varlığı modern diasporalılık
kavramının tipik örneklerinden sadece birkaçıdır.
Kaldı ki aynı etnik diasporalar içinde bile zamana ve nedene bağlı olarak farklı ruh halleri
sözkonusudur. Sözgelimi 1915 kuşağının ruh haliyle bugün Ermenistan’dan ekonomik
nedenlerle göç edenlerin hali arasında farklılıklar görülmesi çok doğaldır.
Örneğin, birincisinde ne yapıp edip çocuğunu bir Ermeni’yle evlendirmek kaygısı,
ikincisinde bir Amerikalı’yla evlenmeye ve an önce Amerikalı olmaya dönüşebilmektedir.
***
Ermeni kimliği üzerine düşünürken gerçekçi bir diaspora analizi şarttır, diaspora
Ermenileri’nin geçirdiği tarihsel evrelerin iyi incelenmesi gerekir çünkü bu evrelerin bugün
yaşanan kimlik sorunundaki rolü büyüktür.
Ermeniler’in iki yüzyıl öncesinde ticari ve dini reflekslerle başlayan diasporalılaşmaları,
1915 ile zorunluluğa, daha sonra Ortadoğu ülkelerinden Batı’ya süren bir devamlılıkla
kendi içinde ikinci bir göç hareketliliğine, Cumhuriyet döneminde Türkiye’den göçlerin
sürmesine ve nihayet bağımsızlığını kazandıktan sonra da Ermenistan’dan yarı gönüllü,
yarı zorunlu göçe kadar bir çok aşama içerir ve bu aşamaların herbirinin yarattığı kırılma
noktaları mevcuttur.
***
Ermeni diasporasının bugünkü fotoğrafına baktığımızda görülen manzara bu kırılma
noktalarının ne denli yokedici sonuçlara yol açtığını çok iyi gösterir.
Başta Rusya olmak üzere Sovyetler’den kopan birçok cumhuriyette toplam Ermeni
sayısının birbuçuk milyonu aştığı tahmin edilmekte ancak Rus ve Slav kültürünün etkisiyle
büyük bir kimlik erozyonu yaşanmaktadır.
Amerika kıtasında da yine bir buçuk milyonu aşkın nüfus olmasına rağmen, şiddetli bir
asimilasyon görülmektedir. Keza yine Avrupa kıtasında 800 bine yakın bir nüfus da, hem
okul hem de kilise sayısıyla kimliğini yaşayacak bir konumdan çok uzaktır.
***
Ermeni diasporasının kimliğini daha iyi koruyabildiği bölgeler -şaşırtıcı gelse de- daha
ziyade Orta Doğu’daki İslam ülkeleri olmuştur.
İran, Irak, Suriye, Lübnan, Mısır gibi ülkelerde İslami cumhuriyetlerin tanıdığı kısmi
özgürlük ortamı içerisinde tam bir kapalı cemaat yaşantısı sürdüren bir milyonu aşkın
Ermeni, çok sayıda okullarıyla, kiliseleriyle, dernekleriyle Batı’daki diasporaya nispet
edercesine çok daha dikkat çekici bir biçimde kendi kimliğini korumayı becerebilmiş ama
ne yazık ki son otuz yıl içerisinde bölge ülkelerinde yaşanan sıcak savaş ortamlarının
verdiği güvensizlikle, buradakilerin büyük çoğunluğu da çareyi Batı’ya göçmekte
bulmuştur.
Bu örnekten bakıldığında şu sonucu çıkarmak olasıdır:
Batı’da kimliklere tanınan geniş özgürlükler ve olanaklar ne yazık ki bir tür kimliklerin
erimesini kolaylaştırıcı katalizör işlevi görmüş, Doğu’daki özgürlük kısıtlamaları ise
kimliklerin korunmasındaki inadın belki de baş sebebi olmuştur.
İhtimal ki Müslüman ülkede her gün dinlenen beş vakit ezan sesi aynı zamanda bir
Ermeni’ye “Sen bir Ermenisin ve Hristiyansın” çağrısıdır ve bu hiç de yabana atılmaması
gereken bir uyarıcıdır.
Görünen o ki, Batı’nın özgürlükler cenneti kimliklerin cehennemine dönüşmekte,
çokkültürlülük adına kimliklere tanınan kolaylıklar ise ne yazık ki bu cehennemin ateşini
söndürmeye yetmemektedir.
Ermeni kimliği üzerine (6)
Ermeni’nin “Türk”ü
23 Ocak 2004
Küresel ve evrensel değerlerin yerel değerleri tahakküm altına aldığı çağımızda, kültürel
kimliğini tam anlamıyla yaşamak bir yana, kimliğini bir nebze yaşatabilmek için dahi
Diasporanın özel çaba göstermesi gerekir.
Bu özel çabanın ise her zaman için özel nedenlere ve araçlara ihtiyacı vardır.
Ermeniler ve Yahudiler bu özel nedenlere sahip Diasporanın bilinen iki klasik örnekleridir.
Her ikisinin de özel nedeni aynıdır... Soykırıma uğramış olmak.
Dolayısıyla onlara kimliklerini korumayla ilgili insanlığın tanıdığı hak bir miktar ayrımcı
ve pozitiv durumda olmalıdır.
Hakikaten de, Yahudiler bu pozitiv hakkı layıkıyla kullanabilmiş ve kimliklerini korumada
onlara bahşedilen toleransı çok iyi değerlendirerek, dini inanışlarından aldıkları “Tanrının
ayrıcalıklı halkı” ünvanını dünyadan aldıkları “Yeryüzünün ayrıcalıklı halkı” noktasına
kadar taşımışlardır.
Ne var ki aynı durum Ermeni halkı için sözkonusu olmamıştır.
***
Dünya Yahudi soykırımına karşı gösterdiği hassasiyeti Ermeniler’den esirgemiş, bu ise
Ermeni kimliğinde en büyük tahribatın yaşanmasına sebep olmuştur.
“Hakkı esirgenmiş Ermeniler” bundan böyle kimliğini “Gerçekleri talep etme inad”ı
üzerinden yaşamaya çabalamış, gelinen noktada da bu inat Diaspora Ermeni kimliğinin
temel düsturu haline dönüşmüştür.
Diasporanın ilk kuşakları için ayakta kalabilmenin, tükenmemenin adı olan bu inat, üçüncü
ve dördüncü kuşaklarla birlikte gerçekleri dünyaya kabul ettirme inadına dönüşmüştür.
İşte bu inadın ortaklaşmış hali Ermeni Diasporasının ruhsal pozisyonunu yansıtır.
Bu ruhu sürekli tutmak ise Ermeni kimliğini yaşatmanın temel aracı durumundadır.
***
Dünyanın gerçekleri hâlâ kabul etmemiş olması bir yana, Ermeni kimliğini asıl tahrip eden,
Türkler’in bu konuda kıllarını bile kıpırdatacak bir yaklaşım içinde olmamalarıdır.
Nitekim kıyaslandığında görülecektir ki, Yahudiler’in bugünkü seviyeye erişmesinde asıl
etken kendi becerilerinden ziyade, onlara soykırım uygulayan Alman halkının sonradan
oynadığı şefkatli roldür.
Soykırım sorumluluğunu üstlenen Almanlar’ın Yahudiler’den özür dilemesiyle birlikte bu
halk yaşadığı travmayı üzerinden atarak ruh sağlığına kavuşmuş ve ancak bundan sonra
kültürel kimliğinin açılımlarını sağlayabilmiştir.
Ne var ki Ermeni halkının travmatik hastalığı hâlâ sürmektedir ve kimliği asıl kemiren ve
tüketen de bu sağlıksız ruh halidir.
***
Ermeni kimliğini analiz ederken “İslam” ve “Türk” olgularının bu kimlik üzerinde oynadığı
rolün hakkını teslim etmek gerekir.
Sonuçta Ermeniler’in bin yılı aşkın süre İslamla ve Türklerle yaşanmış bir biraradalığı
mevcuttur.
Öyle ki, Ermenileri Batılı Hıristiyanlar’dan ayıran önemli özelliklerden biri, onların öteden
beri İslamlarla birlikte yaşamış olmalarıdır. Batılı Hıristiyanlar daha ziyade HıristiyanHıristiyan’a
yaşarken, Ermeniler çoğu kez İslamlarla yan yana, kimi zaman da iç içe
yaşayarak farklı bir deneyimin sahibi olmuşlardır.
Bugünün güncel tartışmalarında çok söylenegeldiği gibi Avrupalı Hristiyanlar,
Müslümanlar’ın da içinde yer aldığı çokkültürlü bir yaşam biçimine henüz yeni yeni adapte
olurken, Ermeniler Doğudaki Hıristiyan milletler gibi (Süryaniler, Keldaniler v.s) bu
realiteyi iyi ve kötü yönleriyle uzun süre yaşamışlardır.
Dolayısıyla asırlar süren bu İslamla biraradalığın Ermeni kimliğinin şekillenmesinde de
yadsınamaz bir rolü elbette olacaktır ancak Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını
şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kanserojen tümör işlevi gören asıl etken “Türk”
olgusudur.
***
Ermeni’nin ve Türk’ün birbirleriyle ilişkileri ve birbirlerinden etkileşimleri öyle iki
kelimeyle geçiştirilecek bir sıradanlıkta değildir. Asırlar süren ilişkilerde birbirinden alınan
o kadar çok iyi ve kötü kimlik donanımları sözkonusudur ki, kimi zaman davranış
biçimlerinde birini diğerinden ayırmak hayli güçtür.
Yaşanılan birliktelik öylesine derindir ki bu birlikteliğin bozuluşunu ihanet olarak
tanımlamak her iki tarafın da kullandığı karşılıklı bir argümandır. Ermeni milletini Sadık
millet olarak adlandıran ancak daha sonra ihanet ettiklerini iddia eden Türk görüşü
karşısında, Ermeniler 1915’te yaşananları salt bir halkın topluca imhası olarak yorumlamaz,
bunun aynı zamanda asırlar süren ilişkiye ihaneti de içinde barındırdığını belirtirler.
Türk-Ermeni ilişkisinin günümüzde geldiği nokta ise şudur: Ermeniler ve Türkler
birbirlerine bakışlarında klinik iki vaka durumundadırlar. Ermeniler travmalarıyla, Türkler
de paranoyalarıyla.
İçinde debelendikleri bu sağlıksız halden kurtulmadıkça -Türkler belki değil ama-
Ermeniler’in kendi kimliklerini sağlıklı şekilde yeniden yapılandırmaları mümkün
gözükmemektedir.
Özellikle Türkler 1915’e bakışlarında empatik bir yaklaşıma girmedikçe Ermeni kimliğinin
sancılı kıvranışı devam edecektir.
***
Sonuçta görülüyor ki işte “Türk” Ermeni kimliğinin hem zehiri, hem de panzehiridir.
Asıl önemli sorun ise Ermeni’nin kimliğindeki bu Türk’ten kurtulup kurtulamayacağıdır.
Konu Yıldırım tarafından (01-21-2012 Saat 16:40 ) değiştirilmiştir..
|