|
![]() |
#1 |
![]() VÂCİB: Gerekli, zorunlu olan, yerine getirilmesi her müslüman için gerekli ve zorunlu olan Allah'ın emirleri.
VÂCİBÂT: Yapılması gerekli olan şeyler, farzlar. VÂCİBU'L-VÜCÛD: Vücudu mutlak var olan, yokluğu mümkün olmayan Allah. VADİ: 1. Bir nehrin yatağı. 2. İki dağ arasındaki uzun çukur. 3. Yol, tarz, metod, dere. VAFTİZ: Hıristiyanlığa yeni girenin ve çocuğunun dine girmesi için gerekli sayılan, suya sokma töreni. VAHDET: 1. Birlik, bir ve tek olma. 2. Yalnızlık, kendi kendine kalış. VAHDET-İ VÜCUD: Varlıkların tek asıldan çıkma inanışı.. Tasavvufî bir görüş. Varoluşun tek kaynağa bağlılığı. VAHİM: Ağır, sonu tehlikeli, çok korkulu. VAHİY: İlâhî bilgi Allah'tan peygamberlere gelen özelliği, Allah'ın dilediği şeyleri peygambere bildirmesi. VAÎD: İyiliğe sevk veya kötülükten kurtarmak için ileride olacak kesin hadiseleri haber vererek korkutmak, cehennemi haber vermek. VAKAR: Ağırbaşlılık, kalp rahatlığı. VÂKİ: 1. Vuku bulan, olan. 2. Olağan, olmuş, mevcut. VÂLİD: Baba, doğurtan. VALİDE: Ana, doğuran. VALİDEYN: Ana-baba. VÂRESTE: Afvedilmiş, halâs bulmuş, kurtulmuş, rahat, serbest. VÂRİD: 1. Ulaşan, yetişen, gelen, erişen. 2. Akla gelen. 3. Bir şey hakkında söylenen, uygulanan. VÂSIL: Ulaşan, erişen, kavuşan. VASIYYET: Bir işi birisine havale etmek, emir, bir malı veya menfaati ölümden sonrası için bir kişiye veya hayır cihetine teberru yolu ile temlik etmek. VASÎYLE: Cahiliye döneminde bir koyun dişi doğurursa yavru sahibinin, erkek doğurursa ilâhlarının olurdu. Koyun dişi ve erkek yavru doğurduğu takdirde dişi yüzünden erkek yavru da kurban edilmezdi. Buna vasîyle denirdi. VATI': Ayak altına alıp çiğneme, uygun hale getirme, cima. VEBAL: Günah, zarar, ziyan, şiddet, ağırlık, azap, doğru olmayan bir hareketin manevî sorumluluğu. VECD: 1. Aşk, muhabbet. 2. Kendinden geçmek, kendini unutacak kadar aşk hâli. VECH: 1. Yüz, çehre, surat. 2. Tarz, üslub. 3. Alın, ön, satıh, cephe. VECİBE: Çok gerekli ve şart olan şey. Borç hükmünde olan görev, yapılması mecburi iş. VECİZ: 1. Özdeyiş. 2. Kısa, toplu. VEDÛD: Çok şefkatli, kendisine çok sevgi beslenen. Esmâ-i hüsnâdan. VEFD: 1. Delege, murahhas, elçi. 2. Gelme, vurma, ulaşma. 3. Hususi bir işle başkasının yanına varma, elçilik. VEHBÎ: Doğuştan, Allah vergisi, çalışmakla kazanılmayıp Allah'ın lütfu ile olan. VEHHAB: Çok fazla bağışlayan, ihsan eden, Allah'ın isimlerinden biri. VELÂYET: Veli olan kimsenin hali, dervişlik, dostluk, sadakat, başkasına sözünü geçirmek. VELED: Erkek çocuk, oğul, çocuk. VELED-İ ZİNÂ: Meşru olmayan birleşmeden doğan çocuk, nikah dışı birleşmeden doğan çocuk. VELİ: 1. Sahip, malik, evliya, koruyucu, muhafaza eden, küçük çocukların durumundan sorumlu kişi, baba, ata. 2. Velâkin, fakat, amma. VELİYYÜ'L-EMİR: Emir veren, emir sahibi olan. VELYETME: Birbiri ardı sıra gitmek birini takip etmek. VESÎLE: Bahane, sebep, fırsat, uygun durum. VESVESE: Kuşku, kuruntu, tereddüt. VETER: Yay kirişi. VEYL: Vay haline, yazık, hüzün ve hüsran. Cehennemde bir çukurun adı. VEYLETTİRMEK: Birbiri ardı sıra götürmek, birbiri ardı sıra gelmeyi sağlamak. VİKAYE: Koruma, koruyuculuk, sahip olma, arka çıkma, kayırma. VİLÂDET: Doğmak, doğuş, dünyaya gelmek, doğurmak. VİLÂYET: 1. İl. 2.Velilik, ermişlik. 3. Veli olan kimsenin hali. 4. Başkasına sözünü geçirme. VİRD: Sık sık ve devamlı okunan dua. VİSÂL: Kavuşma, sevdiğine ulaşma, ayrılıktan kurtulma. VİZR: Günah, yük, ağırlık, yük götürmek, sırta vurulan ağır yük. VUKUF: Bir şeyi bilme, öğrenmiş olma. VUSTÂ: Orta. VÜCÛD: Varlık, var olmak, bulunmak, cesed, cisim, ten, gövde.
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|