|
![]() |
#1 |
![]() GENÇLİĞİ VE MESLEĞİ
![]() ![]() ![]() Ebu hanife , bir genç olarak,babasının mesleği olan ticaret işiyle uğraşırdı.Başlangıçta bir meslek ve uğraş alanı olarak ilim yoluna girmemiştir.Ulema meclislerine devama başlamadan evvel onu çarşı-pazar gidip gelirken görüyoruz. İlim tahsiline başlamadan önce kuaş ticareti yağmıştır.Kufede bir kumaş dükkanı vardı.İlim hayatına atıldıktan sonra da ticaret işini ortakları vasıtasıyla sürdürmüştür.Bu verimli kaynak desteğiyle öğrencilerine ve başkalarına parasal-maddi yardımda bulunmuşur. Dolayısıyle kimse onu,bu ticari meşgale yüzünden ilim adamı olarak tanımazdı.Sadece ticaret hayatını bilirlerdi.Ama üstün aklı ve keskin zekası onu ilme yöneltti.. 16 yaşında hacca gitmişti.Kâbe haremindeki ders halkalarına girmesi de onda ilk ilim aşkını doğuran vesilelerden biri oldu.Harem-i şerif'teki ders halkaları ondaki ilim sevgisini körükledi... ![]() ![]() ![]() İLME YÖNELMESİ ![]() ![]() ![]() İşte böyle bir çevrede,asli iş olarak ticaretle uğraşan aynı zamanda da parlak bir zekaya sahip bulunan Numan b. Sabite çevresindeki Alimler yakın ilgi gösterdiler ve onu ilme yönelttiler.Ulemadan bazıları ondaki bu parlak zekayı,ilmi ve metodolojik akı sezdiler.Bu yeteneğin yalnız ticaret yolunda harcanmasına razı olmadılar.Ona,ilim meclisleriyle de alakalanmasını tavsiye ettiler.. Ebu Hanife özellikle Ebu Amr eş-Şabi(h.20/104)isimli din bilgininin dikkatini çekti.Şa'bi ona ilme çalışmayı ve kendisinin toplantılarında bulunup bilginlerin görüşlerinden yararlanmayı tenbih ve tavsiye etti.İmam,uyanık bir kişi olduğundan bu ikazı yerinde buldu;çarşıyı terkedip ilim öğrenmeye başladı. Muvafak b. Ahmed el-Mekki,"Menakıb-ı Ebu Hanife"isimli eserinde naklettiğine göre,Ebu Hanife bu hususu bizzat kendisi şöyle anlatır: "Günün birinde;Şa'bi'nin yanından geçiyordum.Beni yanına çağırdı ve bana:-"Nereye devam ediyorsun?" dedi.Ben de :"Çarı-pazara !"dedim.Bunun üzerine o :_"Maksadım o değil,ulemdan kimin dersine devam ediyorsun?"dedi. -"Hiç kimsenin dersine devam üzere bulunmuyorum!"dedim.O da : -"Ticaetle uğraşma,senin ilme çalışman ve alimlerin meclislerinden ayrılmaman gerekir.Onun için ulema ile görüşmeyi sakın ihmal etme! Ben sende üstün bir zeka ve yüksek kabiliyet görüyorum..."dedi. Onun bu sözü benim içimde iyi bir tesir bıraktı.Çarşı pazar işlerini bıratım,ilim yolunu tuttum.Allah'ın inayeti ile Şa'bi'nin sözünün bana çok gaydası oldu."(5) İşte bu konuşmadan ve Şa'bi'nin öğüdünden sonra Ebu Hanife ilme sarıldı.Kufede,ulema meclislerine devama başladı,ticaret işlerine az bakar oldu.Gün geldi,ilerledi ve büyük mesafeler katetti... ![]() ![]() ![]() (5)Mekki,a.g.e..sayfa 59 not: konumuz İLMİ SERÜVENİ ile devam edecek inşaALLAH
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
#2 |
![]() İLMİ SERÜVENİ
![]() O devirde ilim halkaları başlıca üç nevi idi.. *Akaid usulleri müzakere olunan halkalar..Yani kelam dersleri ki çeşitli gruplar bunlara katılırdı. *Hadis halkaları vardı ki,Rasulullah'ın hadisleri bu meclislerde rivayet edilir,müzakere olunurdu. *Fıkıhhalkaları ki,kitap ve sünnetten hüküm çıkarma usulü,vuku bulan hadisler hakkında nasıl fetva verileceği buralarda okunurdu. Öyle anlaşılıyor ki,Ebu Hanife , içinde ilim aşkı doğup da derse başladığı zaman ,evvela kelam ve münazara ilmini seçmişti.Kısa zamanda bu sahada ilerledi.Dinin bu akidevi konularında hasımlarıyla mücadele etti,tevhid akidesini savundu. İmam,başlangıçta,dininasıllarını,kelam ilmi yardımıyla bunlara karşı müdafa etmeyi diğer ilimlerden üstün tutardı.Daha sonra,Sahabe ve Tabiinin ileri gelenlerinin bu ilimle fazla meşgul olmadıklarını gördü.Faihlerin yolunu daha faydalı bulduğundan,kelamdan ziyade şeriatı,fıkıh ilmini ve tatbikatını öğrenmeye başladı. İmam-ı Zufer'den gelen bir rivayete göre,Ebu Hanife,kendi ilmi serüveni hakkında şöyle derdi: "İlk zamanlarda "kelam"la meşgul olurdum.Bunda parmakla gösterilir bir seviyeye ulaştım.Mescid'de,Hammad b. Süleyman'ın ders haklasına yakın bir yerde bulundum.Günün birinde bir kadın gelerek bana boşanma ile ilgili bir mesele sordu.Buna cevap veremedim ve kadını fıkıh okutan Hammad b. Süleyman'a gönderdim.Alacağı cevabı bana bildirmesini de rica ettim.Kadın Hammad'dan aldığı cevabı bana bldirince fıkıh konusunda yetişmem gerektiğini düşündüm.Ondan sonra da Hammad'ın ders halkasına oturdum ve oraya deva ettim." Yine talebelerinden biri olan İmam Ebu Yusuf'un naklettiğine göre,Ebu Hanife,ilme ve özellikle fıkha yönelişi hakkında bir defasında şöyle demiştir : "Ben,kelamda ve münazarada kuvvetli olan bir kimse idim.Münakaşalar yapıyor,kelam vasıtasıyla dini müdafaa ediyordum.Kelam ilmini ilimlerin en efdali sayıyordum."Kelam dinin aslıdır"derdim.Sonra fıkha baktım.Baktım ki ulema ile,fukaha ile , üstadlarla bir arada oturmak,onlar gibi olmak var.Aynı zamanda farzları işlemek,dinin icaplarıı yerine getirmek,-daha iyi-ibadet etmekde onu bilmekle olacak.Dünya ve Ahiret onu bilmekle kaim.Kimse ilimsiz ibadet yaptığını söyleyemez.Fıkıh:İlimle ameldir."(6) Demek ki,fıkıh ilminin doğrudan hayatla ilgili olduğunu görmesi kelamdan sonra fıkha yönelmesinde ve bu alanda derinleşmesinde etkili olmuştur. Onu böyle şeriat ilmine yönelten daha başka saiklerde vardır ki,onlarıda şöyle dile getirir : "...Ömrümün birazı böyle-kelam ilmi tahsiliyle geçtikten sonra,kendi kendime düşündüm.Dedim ki:Hz. Peygamber'in ashabı olsun,Tabiin olsun,bizim erebileceğimiz şeylerin hiçbiri onlardan kaçmış değildi.Bize gelen konuları bizden iyi anladılar.Onlar herşeyin hakikatine vakıftılar.Bununla beraber kelamî meselelere dalmadılar,münakaşa etmedi ve cedelleşmediler.Kendilerini bunlara dalmaktan nehyettiler.Onlar şeriat meselelerine sarıldılar.İlk müslümanların devri böyle olup,arkalarından gelen tabiinde aynı izden gittiler." Ve İmam şöyle devam ediyor: "İşte onların bu hallerini düşünüce münazaralara,münakaşalara son verdim.O kadarla iktifa ettim.Selefin bulunduğu hallere döndüm;onların izine koyuldum.Çünkü bakım ki onların yolu "salihlerin" yoluna benzemiyor.Kalpleri katı yürekleri taş gibi! Öyle ki,Kitab'a ,sünnet'e ve "selef'i salihin"e muhalefetten hiç çekinmiyorlar.Ne takvaları var ne de korkuları!...(7) Prof. Abdulkerim Zeydan da , "İslam Hukukuna Giriş" adlı eserinde :" Ebu Hanife kelam , hadis ve fıkıh ilimlerinde çok ilerlemişti. Meyli daha çok fıkha olduğundan ona yönelmiştir.O , fıkıhçılarla alaka kurmada,fıkhın dairesini genişletmede herkesden öndeydi"demektedir. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki : Ebu Hanife,kıraat ilminden sonra akaid ve cedel ilmini öğrendi.Döneminde ki inkarcı ve bid'atçılarla tartışmalar yaptı.Hz. Peygamberden sahabeye ve sonraki nesillere intikal eden itikadi esasları savundu. Tabii ki çalışmalar gereksiz değildi.Zira bu sıralarda ortaya koyduğu görüşleri ile,Ehl-i sünnet anlayışının oluşumuna katkıda bulundu. Hülasa,kelamdan fıkha geçiş olmakla beraber,Ebu Hanife , ilimleri bir bütün olarak düşünmüştür ve neticede dindeki fıkhı,yani "usulü'd-din"i,ahkamında ki fıkıhdan daha faziletli görmüş olup,Hammad'ın talebesi olduktan sonra bu alanda otorite olmuştur.. Görülüyor ki İmam-ı Azam,asrındaki İslam kültürünü kavramış,münevver bir kimsedir ve tahsil ettiği ilimler şunlardır... *Asım kıraartı üzere Kur'an-ı Keri'i hıfzetmiştir.. *Kelam,cedel,akaid, tevhid terimleri ile ifade edilen ilmi okudu.. *Hadis ilmine vakıf olmuştu.İmam Ebu Yusuf der ki :Hadis tefsiri konusunda Ebu Hanife'den daha alim bir kimseyi görmedim.Hadisin sıhhatini o bizden daha iyi bilirdi.. *Edebiyat,şiir,nahiv ve hikmet okumuştu.İmam'ın beliğ şiirlerini Zemahşeri müstakil bir eserde toplamıştır.. *Ve nihayet,fıkıh ilminde derinleşmişti. Devrinin ünlü fakihi Hammad b. Süleyman'a talebe olarak,Kufe camisindeki derslerine devamla,on sekiz sene kadar ondan fıkıh okudu.Hammad,fıkıh tahsilini İbrahim en Nehai (ö.63/682 )ile Şa'bi'den (ö.104/722)yapmıştı..Bu ilim silsileside Hz. Ömer'e,Hz. Ali'ye ve Abdullah ibni Mes'ud'a dayanmaktadır... ![]() konumuz Fıkıh İlminin Sınırları ile devam edecek inşaALLAH 6 M. Ebu Zehra a.g.e., s.22-24 7 İbnü'l-Bezzazi,menakıp,1/111 |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|