|
|
|
|
#1 |
|
Askerlikten sonra İstanbul'a yerleşen Mahmud Efendi sade bir talebe olarak sürdürdüğü İstanbul yaşamına Ali Haydar Efendi'nin "İsmailağa Camii'ne imam olacaksın." emri ile yeni bir boyut kazandırır. Onun İsmailağa Camii'ne imam olması ile alakalı şöyle bir olay anlatılmaktadır: Ali Haydar Efendi'nin büyük oğlu Şerif Efendi rüyasında İsmailağa Cami müştemilatında yer alan kabristanlıktan bir elin zuhur edip; "Ne duruyorsunuz bu camiyi niçin tamir etmiyorsunuz?" dediğini görür. Rüya üzerine Ali Haydar Efendi İsmailağa Camii'ni tamir ettirir ve Mahmud Efendi'yi oraya imam olarak nasbeder.
Mahmud Efendi mürşidinin vefatından sonra İsmet Efendi Tekkesi'ne gitme yerine Hocasının görevlendirdiği camide kalıp eğitim hizmetlerini oradan yürütmeyi uygun gördü. Bu durum İsmet Efendi Tekkesi'nin İsmailağa adıyla tanınmasına yol açtı. Mahmud Efendi, İsmailağa Camii'ni bir açıdan tekke bir açıdan da medrese olarak kullandı. Yüzlerce kişiye Osmanlı medreselerinde okutulduğu şekilde dersler okutup icazet verdi. 1960'ta başladığı eğitim hizmetlerini 2000 yılına kadar devam ettirdi. Süleymaniye Dersiamlarından Dursun Efendi ile Fatih Dersiamlarından Ali Haydar Efendi'nin ders usullerini günün şartlarını dikkate alarak yeniden programlayan Mahmud Efendi, selefin okuttuğu kitapları terk etmeyi Onlara karşı vefasızlık olarak telakki ettiğinden kitap bitirmeye dayalı klasik eğitim sisteminden ödün vermedi. Bu yüzden Nahiv'de Molla cami, Fıkıh usulünde Miratu'l-usul, fıkıhta el-Hidaye, Mülteka, tefsirde Kadı Beydavi, Nesefi gibi klasik usulün vazgeçilmez eserlerine öncelik verdi. Bu ve benzeri disiplinlerde daha birçok eser okuttu; fakat bahsi geçen kitapları elinden hiç düşürmedi. Mahmud Efendi olumsuz şartlar altında sürdürdüğü eğitim faaliyetleri esnasında talebelerinin özel sorunlarıyla ilgilenmekten de geri durmadı. 1962 yılında ders halkasına katılan Konyalı Mehmed Kargılı şunları anlatmaktadır: "Fatih'te müezzindim. Sabah namazından sonra İsmailağa'ya gider öğleye kadar Hocaefendi'den ders okurdum. Öğleden sonrada müzakere ve mutalaa ile ilgilenirdim. O gün itibariyle 5 tane çocuğum vardı. Kirada duruyordum. Evin kirasını ödemekte zorlanıyordum. Ek işte çalışmaya karar verdim. Bunun için ders okumayı bırakmam gerekiyordu. Bir gün dersten sonra Hocaefendi'ye durumu arz ettim. Hocaefendi, beklememi söyledi. Evine gitti, hanımının bileziklerinden 3 tane alıp geldi. "Al, bunlar sana hediyemizdir. Bozdur kiranı öde. Lakin dersten geri kalma." dedi.Mahmud Efendi tedris hayatında ilmin amel için okunmasını ve mutlaka ilim adamlarının ihlas sahibi olmaları gerektiğini söyledi. Talebeleri birçok dersten sonra hocalarının; "Arkadaşlar! Bugünkü derslerimiz ameli hayatımızda nasıl bir etki yapacaktır?" şeklinde ikazlarına muhatap olduklarını nakletmektedirler. Öğrencilerinin namaz kılarken sarık takmaları, setr-i avret noktasında titiz davranmaları/geniş elbiseler giymeleri, sakal bırakmaları, ilim-amel-ihlas ölçeğinde değerlendirilmelidir. Mahmud Efendi'nin icazet verdiği öğrenciler ve onların takip ettikleri sisteme göre yetişen kuşak tefsir, fıkıh, usul, alet ve tasavvuf ilminde günümüz ölçeğinde iyi sayılabilecek bir düzeydedir. Çeşitli rahatsızlıklarından dolayı son birkaç yıldır ders okutmaya ara veren Mahmud Efendi hala zaman zaman yanında okunan klasik metinleri tercüme ve şerh etmekte, bulunduğu mecliste okunan ayetlerin tefsirini yapmaktadır
|
|
|
|
|
|
|
| Sayfayı E-Mail olarak gönder |
|
|
#2 |
|
Mahmud Efendi, 1997'ye kadar yılda bir defa bazı talebeleri ile birlikte Anadolu gezisine çıkardı. İstanbul'dan başlayan seyahat Karadeniz bölgesini içine alır, Trabzon üzerinden Erzurum'a, oradan İç Anadolu'daki vilayetlere kadar uzanırdı. Gittiği yerlerde camilerde vaaz verir, insanları okumaya, Kur'an'ı, Sünnet'le birlikte yaşamaya ve milletimizi var eden değerlere bağlı kalmaya çağırırdı. Sabah namazından gece geç saatlere kadar insanlarla birlikte olur, onlara sohbet ederdi. Bu yüzden geziyi maksadı ile isimlendirmişti: "Emr-i bi'l-ma'ruf".
Mahmud Efendi'nin "Emr-i bi'l-ma'ruf" olarak tanımladığı kitleleri eğitme faaliyetinin mekan ve muhatap olarak sınırı yoktur. Bu yüzden O, gerek İstanbul'da gerekse Anadolu'daki şehirlerde dolaşırken karşılaştığı kişilere İslam'a dair ayak üstü sohbetler yapmıştır.Hocaefendi bütün bir milletin eğitimi olarak kabul ettiği "Emr-i bi'l-ma'ruf" faaliyetlerini, en az klasik eğitim kadar önemli görür. Çarşıda, camide, sokakta eğitim demek olan "Emr-i bi'l-ma'ruf"un milletin dini hayatında birçok olumlu tesiri olmuştur. O, bu çalışmaları esnasında kendisini bir tekkenin şeyhi olma vazifesinden tecrid eder, İsmailağa Camii imam-hatibi Mahmud Ustaosmanoğlu olarak konuşur. Hatta bazı konuşmalarında tasavvuftan tek bir kelime bile söz etmez. İnsanları İslam'a çağırır, helal-haram disiplinini anlatır. Hususi tercihleri ise onlara bırakır. Mahmud Efendi gerek İstanbul Sultan Selim Camii'nde gerekse de Anadolu'daki muhtelif meclislerde yaptığı sohbetlerde -Ali Haydar Efendi tarafından uygulanan- şöyle bir usul izlemiştir: Sohbet meclisinde hazır bulunan bir hocaefendi Kur'an-ı Kerim'den bir aşır okur, Mahmud Efendi'de okunan ayetleri tefsir eder. Ardından İmam Rabbani'nin "Mektubat"ından her hangi bir mektubu okutur onu tercüme ve şerh eder, Risale-i Kudsiyye'den okunan bir dörtlüğün açıklamasını yaparak sohbeti noktalar. Mahmud Efendi sohbetlerinde tarikattan ziyade şeriata vurgu yapmıştır. Nitekim haftalık Sultan Selim vaazlarını içeren "Sohbetler 1-4" kitabı Onun tarikattan çok, şeriata önem verdiğinin müşahhas örnekleriyle doludur. Zira söz konusu vaazlarında insanları tarikata değil İslam'a çağırmaktadır. İslam'ın emir ve yasaklarını kabul eden kişi daha sonra dilediği bir mürşide intisap eder. Mahmud Efendi'nin bu tarz bir üslup benimsemesi insanlar ve cemaatler düzeyinde saygınlığını artırmıştır. Bu yüzden Mehmed Zahid Kotku'dan, Salih Efendi'ye, Dursun Efendi'den Aşıkkutlu'ya, Muzaffer Ozak'tan meşhur vaiz Timurtaş Uçar'a kadar birçok ilim, fikir ve irşad adamının cenaze namazını O kıldırmıştır.Mahmud Efendi uzun yıllar vaazlarında mikrofon kullanmadı. Fotoğrafının ya da konuşmalarının kayda alınmasına sıcak bakmadı. Önde olmaktan rahatsızlık duydu. Ona göre şeyh insanların içinde kaybolan kişi olmalıydı. Söyleneni daha öne çıkarmak için söyleyeni gizledi. Onun bu duruşunun arka planında riya korkusunun da büyük etkisi vardır. |
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Mahmud Efendi'nin eğitim faaliyetlerinin üçüncü alt başlığı tasavvufi hizmetleridir. Onun sufi eğitimin nihai noktasında Bahauddin Nakşibend'in şu ifadesinde kendisini bulan kişiliği görmek mümkündür: "Tasavvuf surette insanlarla, hakikatte ise ALLAH Teala ile beraber olmaktır." Sufi olmak isteyen kişi öncelikle istihare eder. İstiharede müspet bir işaret alan kişiye özel virdlerden oluşan ve her yıl değişen bir ders programı verilir. Derslerin içeriği hadis-i şeriflerden ve Nakşi Meşayıhına ait farklı kompozisyonlardan oluşmaktadır.
Nakşibendiler bu tarz bir ibadetle ALLAH Rasulü'nün gün içerisinde farklı zamanlarda söylediği duaların müritler tarafından tekrar edilmesini ve onların Sünnet'le bütünleşmesini hedeflemektedirler.ALLAH Teala'ya yaklaşmanın mutlaka mesnun yollarla olmasının gerekliliğine vurgu yapan Mahmud Efendi, konuyu örneklendirme sadedinde İmam Rabbani'den ödünç aldığı şu örneği kullanır: "Birisi dağ başında yüz yıl ibadet etse fakat ibadet şekilleri Sünnet'e muvafık olmasa, birisi de öğle vaktinde Resulullah uyudu diye uzanıp kaylule yapsa, ikincisi ilkinden daha fazla ecir alır." |
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Mahmud Efendi en az Türkiye kadar İslam dünyasında da tanınmaktadır. Çağımızın meşhur müfessirlerinden "Safvetu't-tefasir" adlı tefsirin sahibi olan Muhammed Ali es-Sabuni başta olmak üzere İslam Coğrafyasından çok sayıda müfessir, muhaddis ve fakih seveni vardır.
İsmailağa Camii Said Ramazan el-Buti, merhum Muhammed b. Alevi gibi muasır alimlerin İstanbul'da ilk uğrak yeri olmuştur. Şu ifadeler İsmailağa'nın ulema ve evliya için niçin bir çekim merkezi olduğunun cevabı niteliğindedir: Amerikan asıllı mühtedi Şeyh Nuh Kelir 2000 yılında gerçekleştirdiği İstanbul ziyaretini değerlendirirken şöyle demiştir: "Eyüp'ten sonra İstanbul'da iki yerde çok yüksek maneviyat gördüm: Aziz Mahmud Hüdayi'nin kabri ve Mahmud Efendi'nin camii |
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Mahmud Efendi, Sohbet ve derslerinde ümmet bilincine sürekli vurgu yapar. Muhataplarını tarikat yerine İslam'a Davet eder. Cemaatler Arası dayanışmaya önem verir. Nitekim gençlik yıllarında farklı cemaatlerin lider Kadrolarıyla çok defa görüşmeler yapmıştır.
Mehmed Zahid Efendi, Sami Efendi Onun belli periyotlarla ziyaret Ettiği şahısların başında gelmektedir.Hocaefendi İslam'a hizmet eden herkes için dua edilmesini ister. 28 Şubat krizinin yaşandığı ve medyanın İsmailağa'ya orantısız bir şekilde yüklendiği günlerde Kendisine Fethullah Gülen'in tutumu Sorulduğunda şöyle demiştir: "İslam'a hizmet eden bir zatın aleyhinde olmamız düşünülemez." |
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Nakşibendiyye/Halidiyye'de şeyh merkezli bir yapılanma vardır. Şeyhin halifeleri bulundukları bölgelerde irşat faaliyetlerini yürütürler. Şeyh ve halifeleri cemaatlerde olduğu gibi hiyerarşik bir yapılanmadan uzak dururlar.Halidi Şeyhler müritlerinin siyasi, içtimai ve iktisadi meselelerini programlama ya da geliştirme yerine, onlara işlerini İslam'a göre ayarlayabilmeleri için nasıl bir duruş belirlemeleri gerektiğini göstermişlerdir.
İçtimai hayatın kurum ve kuruluşlarını değil o kurumların başlarındaki insanların kalplerini önemsemişlerdir. Dağınık gibi görünen bu yapılanma hayatın içine girmeden hayatı idare etmeyi hedeflediğinden cemaat yapılanmalarından daha kalıcı etkiler bırakmıştır.Tarikatı, cemaatlerde olduğu gibi organize bir yapıya dönüştürüp hizmeti daha etkin hale getirmeyi hedefleyen tekkeler ise zamanla dağılmışlardır. Mahmud Efendi Nakşibendiyye/Halidiyye'deki klasik yapılanmayı olduğu gibi korumuştur. Modern Dünya içerisinde İslam Medeniyeti'nin tüm renklerini koruyan bir cemaat oluşturması klasik yapılanmanın etkinliğini gözler önüne sermesi açısından önemlidir. Ali Haydar Efendi gibi Mahmud Efendi de müritlerinin ticari ortaklıklarına sıcak bakmamıştır. Ona göre tarikat ekonomik bir topluluk değil bütün toplulukları idare eden irfani bir oluşumdur |
|
|
|
|
|
|
#7 |
|
Mahmud Efendi Henüz çocukken sufi-meşreb bir hayat yaşamakta idi. Erken yaşlarda yaşadığı bu "manevi hayat"ı disiplinize edebilmek için bir mürşid arayışına girdi. O yıllar itibariyle içinde bulunduğu ruh halini anlatırken şöyle demektedir: "Çocukken geceleri başımı yastığa koyduğumda kendi kendime şöyle seslenirdim: Dünyanın bir ucunda kamil-mükemmil bir bir mürşid olsa yalın ayak, aç ve susuz olsam hemen yola koyulur o mürşidi bulurum."Mahmud Efendi bu arayışların neticesinde ilk olarak Of'ta Mapsinolu Ahmed Efendi olarak bilinen yörenin meşhur Nakşibendi Şeyhi'ne intisap etti. Askere gidene kadar Onun murakabesinde seyr u sülûküne devam etti. Askerde Ali Haydar Efendi ile tanışıp O'na intisap etti.
Askerliğini tamamlayıp kalıcı olarak Şeyhinin yanına gittiğinde O'nun şu meyandaki ifadelerine muhatap oldu: "Oğlum Mahmud! Seninle ilk görüşmemden üç gün sonra şeyhim (Ali Rıza Bezzaz) zuhur etti, elini tutup elime verdi ve ardından şöyle dedi: 'Bunu Al, Bizimdir.' Oğlum! 50, 60 mandayı birbirine bağlasalar beni senden ayırmak isteseler yine de başaramazlar." Mahmud Efendi, askerden sonra şeyhinin irfan meclislerine daha fazla katılma imkanı buldu. İlerleyen yıllarda ise yanı başından hiç ayrılmadı. Bu birliktelikle alakalı Ali Haydar Efendi'nin küçük oğlu şunları söylemektedir; "Babam, Muhterem Mahmud Efendi ile kuşluk vaktinden sonra baş başa kalır, uzun uzun sohbetler yapardı. Babam derdi ki; 'Oğlum! Görüyorsun ki bende olan her şeyi Ona aktarıyorum. Fakat Onu müşahede altında tutabilmem için bunu tedricen yapıyorum. Zira manevi aleme ait malumatın birden kazanılmasına hiçbir akıl tahammül edemez.' Ali Haydar Efendi tasavvuf literatürüne ait zengin birikimini Mahmud Efendi'ye aktardı. Ona Mesnevi, Mektubat-ı Rabbani, Reşahat, Risale-i Kudsiyye gibi sufi eserlerin tasavvuf disiplini içerisinde ne anlam ifade ettiklerini de öğretti. Literatür içerisinde Mektubat'ın yerini belirlerken şöyle derdi: "Evladım Mahmud! Mektubat o kadar büyük bir kitaptır ki, Reşahat ona ancak Elif ba olabilir." Mahmud Efendi askerlik vazifesini bitirdikten sonraki zamanını Ali Haydar Efendi'ye göre ayarladı. Hususi sohbetlerin dışında genel meclislerde de yanı başında yer aldı. Şu ifadeler bu hükmü desteklemektedir: "İstanbul'da iken Ali Haydar Efendi ile birlikte yanımızda dört-beş kişi olduğu halde hatm-i hace okurduk. Ali Haydar Efendi'yi sürekli takip ederlerdi. Bu yüzden hatmeler küçük gruplar halinde yapılırdı." Ali Haydar Efendi vefatından kısa bir süre önce Mahmud Efendi'yi huzuruna alıp şöyle dedi: "Evladım! Artık emr olundum. Emaneti size bırakıyorum." Onun, müridanına hitaben yaptığı şu konuşma da İsmet Efendi Tekkesi'nin yeni şeyhinin Mahmud Efendi olduğunu tescil etmektedir: "Mahmud'un elinden tutan benim elimden tutmuş olur. Hakikat şu ki; bu fakirin elinden tutan Ali Rıza Bezzaz Hazretleri'nin elinden tutmuş olur. Böylece halka halka silsile ta Peygamber Efendimiz'e () dayanır. İşte buna "Sahih Yed" diyoruz." Ali Haydar Efendi söz konusu konuşmasında tasavvuftaki bu "sahih yed" sisteminin müritlerin yetişmesinde ne derece önemli olduğunu anlatabilmek için şöyle bir örnek verir: "Dağda bulunan bir su menbaının köye gelebilmesi için, köye kadar uzanan birbirlerine ekli su künkleri gerekir. Bu künklerden biri eksik olduğunda nasıl köye su ulaşamıyorsa tıpkı bunun gibi meşayih silsilesinden biri düştüğünde Feyz-i İlahi de müridin kalbine ulaşmaz." İsmet Efendi Tekkesi'nin kurucusu Mustafa İsmet Efendi, Risale-i Kudsiyye'de "Sahih Yed" ile alakalı şunları söylemektedir:Sahih yed yok ise nisbet olur sed Sahih yed ile Aziz Hakk'a gidelim Cemali ba kemale seyredelim. Mahmud Efendi, şeyh olduktan sonra devraldığı sufi geleneğe sıkı sıkıya bağlı kaldı. Bahauddin Nakşibend ve diğer Nakşi Meşayıhının virtlerinden oluşan hatm-i hacegan'ı olduğu gibi icra etti. Ona göre tasavvuf, İslam'ın tahsiniyyat boyutudur. Zaruriyyat ve haciyyat'ı ihmal edenler öncelikle işe şeriatla başlamalıdırlar. Ameli noktada ciddi problemleri olan kişiler, ilk olarak İslam'ın emir ve yasaklarını öğrenmelidirler. İnsanlar, tarikata değil İslam'a davet edilmelidir. Tasavvufi hayat ise kişilerin tercihlerine bırakılmalıdır. |
|
|
|
|
|
|
#8 |
|
Nakşibendiyye tarikatında Bahauddin Nakşibend'ten sonra en etkin olan ikinci isim İmam Rabbani diye şöhret bulan Ahmed Faruki es-Serhendi'dir (v. 1624). İmam Rabbani çağdaşlarına davet ve tebliğ içerikli çok sayıda mektup göndermiştir. O'nun mektup yazdığı şahısları devlet başkanları, ilim adamları, mutasavvıflar ve avam olmak üzere dört sınıfa ayırabiliriz. Mektuplarda Nakşibendiyye tarikatının esasları, Ehl-i Sünnet akidesinin temel meseleleri, alimlerin çözemediği çeşitli konuların izahı gibi çok zengin bir muhteva vardır.
Birçoğu Farsça kaleme alınan mektuplar İmam Rabbani'nin halifeleri tarafından üç cüz halinde toplanmıştır. Cüzlerin ilki 313, ikincisi 99, üçüncüsü ise 122 mektuptan oluşmaktadır. Mektuplar Muhammed Murad Kazani tarafından 1887 yılında Arapça'ya tercüme edilmiş, Müstakımzade Süleyman Sa'deddin Efendi ise 1751 yılında Mektubat'ı Osmanlıcaya çevirmiştir. Fakat eser çevrildikten bir asır sonra (1854) basılmıştır. Mektubat, Nakşibendilerin şeriat-tarikat münasebeti, tarikat adabı gibi konularda ilk müracaat ettiği kaynaktır. İmam Rabbani'nin mutasavvıflara ya da halifelerine gönderdiği mektuplar dil, içerik ve anlatım özellikleri bakımından diğerlerinden farklılık arz ederler. Bu mektupların anlaşılabilmeleri için tasavvuf literatürüne vakıf kişilerin nezaretinde okunmaları kaçınılmazdır. Mahmud Efendi onlarca yıl devam eden sohbetlerinde Mektubat'ın tamamını birkaç defa tercüme ve şerh etmiştir. Mektubat'ın anlaşılabilmesi için Onun yaptığı bu açıklamalar şüphesiz ki önemlidir. Bu önemi fark eden öğrencileri farklı zamanlarda yapılan açıklamaları bir araya getirmişler, fakat henüz kitap halinde tab etmemişlerdir. Mahmud Efendi'nin sohbet ve derslerinde tutulan notlardan oluşan daha bir çok kitap mevcuttur. Mahmud Efendi'nin 5 öğrencisinden oluşan bir heyet tefsirin yazımı sürecinde kendisine yardımcı olmaktadır. |
|
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|