|
|
|
|
#1 |
|
Yahudilerin ekonomik gücü, oldukça ünlü bir konudur.
Yahudi dini, dünya-merkezli ve maddeye yönelik bir dindir. Bu nedenle, İslam ve Katolik dinlerinde uzak durulması söylenen "para hırsı", tam aksi bir şekilde, Yahudilikte meşru, hatta teşvik edilen bir dürtüdür. Bu nedenle de sözkonusu iki dinde yasaklanan faiz, Yahudilikte serbest bırakılan, hatta tavsiye edilen bir kazanç yöntemidir. Faiz, Ortaçağ'daki Yahudi ekonomik gücünün de temelini oluşturmuştur. Kimsenin tefecilik yapmadığı bir ortamda, bunu bir dini emir olarak gören Yahudiler tefecilikle özdeşleşmişlerdir. Judaica, Ortaçağ'da Yahudi tefecilerin genelde % 30 civarında faizle borç verdiklerini ancak bu oranın zaman zaman % 100'lere bile vardığını yazıyor (enflasyonsuz bir ortamda bu rakamın büyüklüğü elbette çarpıcıdır). Ortaçağ boyunca "Yahudi" ve "tefeci" kavramları o kadar özdeşleşmiştir ki, bazı dillerde aynı anlamda kullanılır olmuştur. Yahudi tefecilerin önemli bir özelliği de, mesleklerini sürekli olarak babadan-oğula aktarmaları ve bu şekilde sürekli katlanan bir sermaye ile büyük bir ekonomik güce ulaşmalarıdır. Bu nedenle Ortaçağ'da pek çok Kral Yahudilerden borç almışlardır... 17. ve 18. yüzyıllarda doğan yeni bir sınıf ise Yahudilerin ekonomik gücünü siyasi alana da taşıdı. Bu sınıf, "Saray Yahudileri" (Court Jews) olarak adlandırılıyordu ve yeni kurulmaya başlanan merkezi mutlak devletin finansman ihtiyacından doğmuşlardı. Bu Yahudiler, özellikle Protestan reformunun ardından Papa'nın otoritesinden bağımsız olarak kurulan yeni merkezi devletlerin yardımına koşan varlıklı tefecilerdi. Özellikle Avrupa'nın Protestan ve Katolik güçleri arasındaki kanlı Otuz Yıl Savaşları, hem savaş sırasında hem de sonrasında büyük bir finansman açığı doğurmuştu ve bu açık Yahudilerce kapatıldı. Bunun yanında yeni kurulan merkezi devlet mekanizması, tüm yetkileri elinde toplamak istiyordu ve bunun için de öncelikle büyük bir finansman ihtiyacıyla karşı karşıya kalmıştı. Yeni devlet aygıtının; ordu toplayıp beslemek, bürokrasi oluşturmak, otoritesini sağlamlaştırmak için ihtiyaç duyduğu parayı karşılayan Yahudiler, doğal olarak yeni mutlak yöneticilerin yanında büyük bir güç ve saygınlığa kavuştular. "Saray Yahudileri"nin en önemli özelliği ise yüksek bir "ırk bilinci"ne sahip olmalarıydı. Judaica, hem Protestan hem de kimi zaman Katolik kral ve prenslerin yanında büyük bir güce ulaşan bu Yahudilerin tamamen yakınının, kendi çıkarlarını değil, Yahudi toplumunun genel çıkarlarını koruduğunu anlatıyor ve bu nedenle de Yahudi toplumlarının lider ve temsilcileri (İbranice Shtadlan) haline geldiklerini bildiriyor. "Yahudi Ansiklopedisi", ayrıca Saray Yahudileri'nin Yahudi politik eşitliğinin sağlanmasının öncüleri olduğunu da vurguluyor..[QUOTE]
Konu Yıldırım tarafından (08-10-2009 Saat 00:02 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
|
| Sayfayı E-Mail olarak gönder |
|
|
#2 |
|
Bu adamların amacı, teknikleri, görüşleri, inanısları ne kadar bencil ve gaddarca olsada birşey varki;
Adamlardaki azim, sistem başarı gerçekden ilginç. Her ne kadar amacı ırkcılık güden bir anlayısda olsa. Azimleri bence taktirliktir. Keşke Müslümanlarda iyi şeyler için böyle çalışsa birbirini kollasa.. Dinine hizmet etse aşk ile azim ile.. Yanlış anlaşılmasın ben Yahudilerin amacını övmüyorum fakat adamların gayretini begeniyorum. Kendilerince doğru olduguna inandıkları seyin yahudiliğin gelişimi için nasılda asırlarca calısmıslar.. Ya bizler? Türkiye cumhuriyetinin resmi devlet dini İSLAMdır ibaresinin 1928 de kaldırılması acaba bizi ne kadar ileri götürdü? Hadi Türkiyeyide gecelim ya Müslüman ülkeler? Dayanışma çalışma? Haksızmıyım? |
|
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|