|
|
#2 |
|
D, d da 1. önek olarak kelimeye alçaltıcı, indirici anlamını katar. 2. sıfat eki olarak, "de", "da", "den", "dan" anlamını verir. 3. "dan" fiilinin dili geçmiş zamanı. 4. anne.
dab tuzak dabaş 1. konu, bahs. 2. araştırma. dabêlandin yutmak daberizîn saldırmak, çatmak dabeş kısım, parça dabeşkirin bölmek, taksim etmek dabînkirin garanti etmek, güvenceye almak dabir apostrof daçek dilbilgisinde edat, ilgeç daçikandin ağaç, bayrak vb. dikmek dad adalet, hukuk dadan kapatmak, örtmek dadgeh mahkeme dadgeha lihevanînê sulh mahkemesi dadgeha sezayî ceza mahkemesi dadger hakim dadkirin yargılamak dadyane adil dagerandin birşeyi aşağı doğru çevirtmek veya indirtmek dagerîn aşağıya doğru inmek dagirker işgalci dagirkirin işgal etmek dagirtin doldurmak, istila etmek dahatin inmek dahatû gelecek dahênan yaratmak, icat etmek dahêner yaratıcı, mucit dahol davul daholjen davulcu dahûrandin çözümlemek, analiz etmek dahûrîn çözümleme, analiz daketin inmek dalan dehliz daliqandin asmak daman etek damezrandin kurmak damezrîner kurucu damilandin gözlerini yummak damilîn gözlerin yumulması dan 1. vermek, ödemek. 2. dövme buğday. 3. günün öğünleri. danasîn tanıtım dane veri dane berhev karşılaştırmak, mukayese etmek dane pey takip etmek danezan bildirge, tebliğ dange kışın hayvanlara yem verilen yer danîn 1. koymak, indirmek. 2. kurmak. daniştin oturmak danû kaynatılmış buğday danûstandin 1. ilişki, alaka, diyalog. 2. alışveriş danzanîn bildirmek, belirtmek dapalandin damıtmak, süzmek dapalîn damıtılmak, süzülmek dapêjtin budamak dapîr büyükanne, nine daqoq tokmak, kapı tokmağı daqurtandin yutmak dar 1. ağaç, odun. 2. sonektir. veren, emreden, hükmeden anlamına gelir. "fermandar" (buyuran, emreden, komutan, amir gibi). 3. meyve isimlerine göre ağaçları isimlendirir. 4. idam sehpası. 5. sözcüğe "lı", "li" vb. sahiplik eklerini takar. 6. sopa, kalın değnek. dara maliye darayî mali darbest 1. tabut. 2. sedye. dardekirin 1. asmak. 2. idam etmek. darê dinyayê yeryüzü darêjtin türetmek, yaratmak darîn ahşap daristan orman darizandin yargılamak darkutik ağaçkakan das orak dasî 1. kılçık 2. arpa, buğday başağındaki uzantılar. daskêş orakçı daşir tuvalet, hela davetname davet, davetname, çağrı daw etek dawerivandin durulmak dawerivîn durulanmak dawestîn ayakta durmak dawet düğün daweşandin silkelemek dawetî davet, davetname, çağrı dawî son dawîlêanîn sonuçlandırmak dawîlêhatin sonuçlanmak, bitmek dax keder daxbar kederli, üzgün daxistin indirmek daxkirin dağlamak daxuyandin açıklamak daxuyanî açıklama daxwarin 1. çekinmek, itaat etmek. 2. içine atmak. daxwaz istek, talep, arzu daxwazname dilekçe dayende veren, verici dayî ak asma, ören gülü dayik ana, anne dayin vermek, ödemek dê 1. ana, anne. 2. ecek, acak eki katan gelecek zaman eki. deban kılıcın demir bölümü debar geçim. "Debara xwe kirin." geçinmek debeng ahmak, gerizekalı def erbane defandin itmek, itelemek degel 1. komik. 2. cesaret. "bi degel" cesaretli. dehfdan itmek dehî adak, kurban dêhn dikkat. "dêhna xwe dan" dikkat etmek, yoğunlaşmak. dejnik tere otu dek û dolap hile, entrika dêl 1. bedel, bir şeyin yerine verilen. 2. kancık. 3. yerinde, yeri. delal sevgili, aziz dêlegur dişi kurt dêlemar kertenkele dêlî üzüm asması dêlik 1. kancık, mecazi anlamda kahpê, kalleş. 2. dişi köpek. delîve fırsat, imkan dem zaman, vakit dêm 1. susuz veya çorak arazi. 2. yanak. deman kira dêman yerleşik, yerli demandar kiracı demankar kiraya veren demankirin kiralamak dêmarî üvey anne dembûhêrk sohbet demdemî kararsız, tutarsız, geçici demîn geçici, süreli demjimêr saat demsal mevsim dendik çekirdek deng 1. ses, seda. 2. oy. dengaz konuşkan olmayan dengbêj şarkıcı, türkü söyleyen, masal anlatan halk ozanı, ses sanatçısı dengdan 1. seslenmek. 2. oylama, oylamak, nam salmak. dengdar dilbilgisinde sessiz harf dengdêr dilbilgisinde sesli harf dengik kursak dengkirin konuşmak, seslenmek denglêkirin seslenmek dengûbas haber, havadis, ajans dengvedan yankı, yankılanmak dep yassı tahta depreş kara tahta deq 1. metin, teks. 2. büyük aşık kemiği. 3. puan. 4. dövme. 5. benek. deqaq ütü deqel sert toprak deqkirin dövme yapmak deqlûs takla atma der 1. dış, dışarı. 2. hariç. 3. yer. dêr kilise der bar ilgili, hakkında deramet gelir deranîn çıkarmak derav çamaşır yıkama derbasbûn geçmek, aşmak derbaskirin geçirtmek, aşırmak derben elbise askısı, vestiyer derbirin ifade etmek dercaw elbezi derçik eşik derçûn çıkmak, görünmek derd dert, acı, hüzün derdanik yoğurt yada peynir süzülmesinde kullanılan bez derdekopan tatanos derdestkirin tutuklamak derdmend dertli, acılı, hüzünlü derdor çevre, etraf dêre fistan derek belirsiz derence basamak, merdiven dereng geç derengmayîn geç kalmak derew yalan derewîn yalancı derewkar yalancı derewkirin yalan söylemek derfet imkan dergeh giriş kapısı, büyük kapı dergevan kapıcı dergîl ağaçtan örülen kapı dergistî nişanlı, sözlü dergûş beşik derhêner yönetmen derhûd kefil derhûde kefalet derhûdname kefaletname derî kapı derîçe kapakçık derîçeyên dil kalp kapakçıkları derîn çıkış kapısı dêrîn asil, soylu, antika, kadim dêriskirin viran etmek derîzan kapı önü derizandin çatlatmak, yarmak derizîn çatlamak, yarılmak derkenar ilişikteki not, anekdot derketin çıkmak, çıkış derketina holê ortaya çıkmak derketina nêçîrê ava çıkmak, avlamak derkirin çıkarmak, kovmak dermale besi hayvanı derman ilaç dermanafiroş eczacı dermanxane eczahane dernixûn kapkacak ve paketlenmiş şeylerin ters çevrilmesi derpê don, tuman derşo bulaşık bezi derûder çevre, etraf derûn psikoloji derûnî psikolojik, ruhi derve dışarı, dışarda dervekirin soymak, çalmak derveyî dışsal, harici derxistin çıkarmak derxûn tencere kapağı derya deniz deryevan denizci derz çatlak, yarık derzî iğne derzîdank iğnelik derzîlêxistin iğne yapmak derzîreq toplu iğne dest el destar el değirmeni destavêtin 1. el atma. 2. sataşmak, sarkıntılık yapmak. destavxane tuvalet destbend kelepçe destbirak 1. kan kardeş, sırdaş. 2. sağdıç. destbûrî sözüne önem verilmeyen destdan dokunmak destdirêjî müdahale, tecavüz, cinsel taciz deste 1. buket. 2. kurul. 3. askeriyede takım. destêkar müdaheleci destexwişk ahiret kardeşi, sirdaş destgeh atölye, tezgah destgirtî nişanlı, sözlü desthilatdar iktidar olan, egemen desthilatî iktidar destik tutamak, kabza, sap destjêberdan bırakmak, vazgeçmek destkeftî kazanım destmal 1. mendil. 2. havlu. destmêjşikandin abdest bozmak destnimêj abdest destnimêjgirtin abdest almak destnîşankirin saptamak, tespit etmek destnivîs elyazısı destpêk başlangıç, giriş destpêkirin başlamak, girişmek destşok lavabo destû izin, müsaade destûrdan izin vermek, müsaade etmek destûrname icazetname, onay, diploma destxweşîlêkirin başarı dilemek destxwişk sırdaş, kankardeş deşt ova, düzlük dev ağız dev jê berdan vazgeçmek, boşvermek devavêtin sataşmak, laf atmak devbelaş boş konuşan kimse dever yöre, bölge deverî yerel, mahalli devî çalılık devik kapak devistan çalılık devjenî ağız dalaşı devkî sözlü devliken güleryüzlü, neşeli devling pantolon paçası devmirî sessiz, konuşmaktan aciz devnerm tatlı dilli devok ağız, şive dew ayran dewdew papağan dewik kızmış yağın tortusu dewisandin bastırmak, sıkıştırmak, basmak dewisîn sıkışmak, basılmak dewixandin bayıltmak dewkil ayran yayığı dewlemend zengin dewlemendî zenginlik dewraze büyük at dewre yanlış, hatalı dews yer, iz dewx baş dönmesi dexes kıskanç dexesî kıskançlık dexl tahıl, hububat deydik salıncak deyn borç, veresiye deyndan borç vermek deyndar borçlu deyndêr alacaklı deynstandin borç almak deyz kış için saklanan hayvan yiyeceği dezgeh 1. kurum, kuruluş. 2. tezgah. dezî ince iplik di 1. fiillerin şimdiki zaman halini sağlar. Mesela: dikim, diçim... 2. türkçede "de", "da", "te", "ta", "den", "dan", "içinde" gibi fiil eklerin ve edatların yerini alır. Mesela: "di (3 roja de)" üç günde, üç gün arasında. di vî warîde bu konuda, bu alanda di heman rojê de aynı gün dibe ku belki dibetî olasılık dibistan okul dibistana amadehiyê lise dibistana navîn ortaokul dibistana seratayî ilkokul dîdar görüşme difn burun digel ile, birlikte dihindan önem vermek dij karşı, anti dijber karşıt, muhalif dijmin düşman dijminahî düşmanlık dijûn küfür, sövgü dijwar zor, çetin dijwarî şiddet, güçlük, zorluk dik sahne, seki dîk horoz dil gönül, kalp, yürek dîl esir, tutsak dîlan düğün, eğlence dîlangirtin halay çekmek dilawêr cesur, yürekli dilbaz cilveli, albenili dilbikul dertli, kederli dildan gönül vermek dildar aşık, sevdalı dilfireh sabırlı, rahat dilgerm samimi, içten dilgeş neşeli, coşkulu dilgiranî burukluk dîlgirtin esir almak dilhebûn niyeti olmak dilhênikbûn ferahlamak dilhişk taş kalpli dilîn his, duygu dilketî aşık dilkirin istemek, niyetlenmek dilmayin kırılmak, alınmak dilmê rafadan yumurta dilnerm yufka yürekli dilnizm alçak gönüllü, mütevazi dilodîn kararsız, delidolu dîlok halayda söylenen türkü dilop damla dilopkirin damlamak dilovan alçakgönüllü, şefkatli dilpak temiz kalpli, faziletli dilq kılık kıyafet dilsar isteksiz dilsoz sözüne bağlı, sadık dilteng sabırsız, sıkkın, tahammülsüz diltenik yufka yürekli; duygusal diltepîn kalp çarpıntısı diltezîn elim, acı dilşa sevinçli, neşeli dilxwaz istekli, meraklı dilxweş memnun dilxweşî memnuniyet dilxwexbûn memnun olmak dîmen görüntü dims pekmez dîn deli, çılgın dîn û har delirmiş, azgın, çıldırmış dînbûn delirmek dînik hafif meşref dînkirin delirtmek dinya dünya dinyadîtî görgülü, edepli dinyanedîtî görgüsüz, kaba diran diş diranbeş dişlek dirandin yırtmak diranqîç dişlek diransaz dişçi dirav para diravname bütçe direfş 1. sancak, fılama 2. simge, sembol dirêj uzun dirêjahî uzunluk dirêjbûn uzanmak, uzamak dirêjîpêdan devam etmek dirêjiya salê yıl boyunca dirêjkirin uzatmak dirî diken dirinde yırtıcı, vahşi dirîreşk böğürtlen dîrok tarih dîrokî tarihi dîroknas tarihçi dirûşme slogan dirûşme qîrandin slogan atmak dirûtin elbise vb. dikmek dirûv çehre, görünüm, eşgal dirûvpêketin benzemek dîsa yine, gene dîsgotin nakarat dîtbarî görsel diş baldız dîtin görmek, bulmak, görüş dîtir başkası, öteki divê mecbur, zorunlu, elzem divêt mecbur, zorunlu, elzem divêtî zorunluluk, mecburiyet dîwar duvar dîwarlêkirin duvar örmek diwaroj gelecek dixapîne kandirmak dixebite çalışıyor dixemilîne süsletmek dixeniqîne boğdurulmak dixitimîne tıkandırmak dixurîne kaşıtmak dixwe yemek yiyiyor dixweredîtin üşünmemek, erinmemek dixweze istiyor dixwîne okuyor diyar belli, belirgin, açık diyarde olgu, fenomen diyarî armağan, hediye diyarîkirin hediye vermek, ithaf etmek diyarker belirleyici diyarkirin belirtmek diz hırsız dîz çömlek dizek hırsızlığı seven, klaptoman dizî hırsızlık dîzik çömlek dizîka gizlice dizîn çalmak, yürütmek dizûtirîn katê de en kısa zamanda dobelan bir mantar türü dojeder abse, cerehatlı yara dojeh cehennem dol vadi dolmend zengin dolmendî zenginlik doman süreç domandin sürdürmek, devam ettirmek domdar sürekli, daima domîn devam etmek, sürmek don iç yağ doq çomak dor 1. çevre. 2. sıra. dorhatin sırası gelmek dorlêgirtin çevrelemek, güç duruma düşürmek dormandor etraflı, kapsamlı dorpêçkirin ablukaya almak, kuşatmak dost dost dostanî dostluk dot kız doşanî sağmal hayvan dotin sağmak dotir ertesi dotira rojê ertesi gün dotmam amca kızı doxîn uçkur doxînsist zampara, çapkın doz ülkü, dava, mücadele dozger savcı dozîn içgüdü du iki dû 1. arka, arkası. 2. duman. dûajo yardımcı çoban dubarekirin tekrar, tekrar etmek dubendî ikilik, itilaf, çelişki ducan hamile, gebe ducanîbûn hamile olmak duçerxe bisiklet dudil ikircikli, karasız, tereddütlü dudilî tereddut dudu iki duh dün dukar söylenti, rivayet dûkel buhar dûmahî devam arkası dûmir körelme dûmirandin köreltmek, dumura uğratmak dûpatkirin belirtmek, vurgulamak dûpişk akrep dûr uzak dûrahî uzaklık dûrbîn dürbün dûrebîn basiretli, uzağı gören dûredest erişilmesi güç, uzak dûrî uzaklık duristkirin yapmak, meydana getirmek durû iki yüzlü, riyakar durûtî ikiyüzlülük, riyakarlık dûrxistin uzaklaştırmak duryan kavşak, yol ayırımı dûş hiza, seviye duşaxe difteri duşem pazartesi duşîze bakire dûv kuyruk dûvedirêj uzun erimli, ayrıntılı dûvelenk uydu dûvmesas bülbül dûvre sonra dûxan duman E, e ecêb garip, tuhaf, komik ecêblosik tanınmayacak kadar değişen kimse ecêbman şaşırmak, şok olmak ecibandin beğenmek ecîn çiğ köfte edilandin düzeltmek, toparlamak edilîn düzelmek, uygun duruma gelmek efare meyve veya zirai ürün atığı egal bir atkı türü eger neden egît yiğit, cesur ekonomî ekonomi, iktisat, geçim ekonomîst ekonomist, iktisatçı elbik kova elende şafak eletewş gereksiz ve saçma söz veya hareket elîl hasta, sakat elimandin öğrenmek, alışmak, alıştırmak elimîn öğrenmek, alışmak elok hindi em biz encam sonuç encamdan gerçekleştirmek, yapmak encamname sonuç bildirgesi endam üye. "endamê şanaziyê" onur üyesi. endazyar mühendis engajekirin engaje etmek engajeman engajaman enî cephe enirandin kızdırmak, öfkelendirmek enirîn kızmak, öfkelenmek enîşk dirsek entellektuel aydın, entellektüel eqd çarşı er geçim, iktisad eraq uzman erd yer, arazi erdhej deprem, zerzele erdnas jeolog erdnasî jeoloji erdnîgarî coğrafya erê evet erêkirin onaylamak erênî olumlu erjeng korkunç, dehşet verici erk işlev, rol erkdar işlevsel errik vay be!, aboo! anlamında ünlem erzan ucuz, değersiz erzanî ucuzluk erzêl direklerin veya dalların üzerine (yatmak için) kurulan kulübe. erzên çene esmanê dev damak et abla etar çerçi etê ablaya hitap eşîr aşiret eşkere açık, aleni etn kireç ocağı ev bu ev çend bu kadar evdal yoksul, gezgin evdoşekalo büyük çekirge evîn aşk evîndar aşık, sevdalı evqas bu kadar evsing taşlarla örülen keklik tuzağı ew o, şu ewiqandin oyalamak ewiqîn oyalanmak ewk şey, falan anlamında sözcük ewle güvenilir, emniyetli ewlehî güvenlik ewlekarî güvenlik ewqas o kadar ewr bulut ewrawî bulutlu ewtîn havlamak exte kısırlaştırılmış at extirme ganimet eyan açık, belli, ayan eyar post, deri eylo kartal ez ben ez hew dixwînim bir daha okumayacağım. ezbenî efendim anlamında hitap ezezî kendini öne çıkarmak ezimandin ağırlamak, konuk etmek ezman gökyüzü ezmûn 1. deney, tecrübe. 2. sınav. ezmûngeh laboratuvar ezperest bencil, egoist Ê, ê êdî artık êk işteşlik zamiri êl aşiret, kabile êm yem ên iyelik sıfatların çoğul hali mesela: "dîsketên min" disketlerim. êrîş saldırı êrîşkar saldırgan êrîşkirin saldırmak êş ağrı, ızdırap, acı êşandin ağırtmak, acıtmak, incitmek êşbir ağrı kesici êşîn acımak, ağrımak, incinmek êtir 1. başka, başkası, artık. 2. sabır. êtirkirin sabretmek êzing odun êzingvan oduncu F, f fafik kekeme fantên iskambil oyunu fatereşk dalak faş yüz kızartıcı, utanılacak söz veya davranış fayke kazak fê sara hastalığı fêdar saralı fedî utanç fedîkar utangaç, çekingen fedîkirin utanmak fedîyok utangaç, çekingen fehmkirin anlamak fêkî meyve felat kurtuluş fêm anlayış, kavrayış fêmkirin anlamak, kavramak fêmkor darkafalı, anlayışsız fena gibi, aynısı feq tuzak feqe din öğrenimi gören öğrenci feqî din öğrenimi gören öğrenci fer teksayı. "ferek sol" bir tek ayakabı. feraset anlayış fêrbûn öğrenmek, alışmak fere gerek, lazım ferfûr porselan, seramik fêrgeh okul ferheng 1. kültür, örf, adet. 2. sözlük ferhengok cep sözlüğü ferişteh melek fêrkirin öğretmek, alıştırmak ferman 1. buyruk, emir, talimat. 2. katliam, soykırım. fermanber memur fermanrakirin katliam veya tecrit kararı almak fermî resmi fermo buyrun ferşbûn mahcup olmak ferşkirin mahcup etmek ferx erkek piliç ferzîn santraçta vezir taşı fesal biçim, ölçü fetilîn dolanmak, dönmek fetisandin boğmak fetisîn boğulmak fetrûm aşı fetrûmkirin aşılamak fewikandin bir işi elden kaçırmak fewikîn bir şeyin elden çıkması, telef olmak fihêl aklanma fihêlkirin aklamak fikar endişe, kaygı fikirîn düşünmek fileh gayri müslim filitîn kurtulmak, kurtuluş fincik zıplama find mum findank mum fîntoz cilveli, süslü bayan fîqandin ıslık çalmak fîqerojk mantar firandin uçurmak firaq kap, kabkacak, bulaşık firaqşok bulaşık makinası firavîn öğle yemeği firawan geniş, kapsamlı fireh geniş, bol firehbûn genişlemek firehî genişlik, bolluk firehkirin genişletmek firfat yırtık pırtık firfaz zıplama firijîn hayvan aksırması firîn uçmak, uçuş firisandin tıkamak firj hayvan aksırığı firk 1. seyrek. 2. kramp, kasınç. 3. aralıklı. firkandin ovmak firkbûn seyrekleşmek firkkirin seyreltmek firmêsk gözyaşı firnik burun delikleri firoke helikopter firoşgeh mağaza, dükkan firoşkar satıcı firotin satmak fis sessiz yellemek fisegur 1. bir yabani mantar türü. 2. yırtık pırtık. fisek osurukçu fisikîn 1. bükülmek istenen değeğin çatlaması. 2. yürüken ayağın kayması. fisirîn tüymek, sıvışmak, kaytarmak fîskanî küçük, ufak fismirî sinsi fistiqîn burkulmak fistoqî 1. evde durmayan kimse. 2. evde durmayan köpek. fisû kokarca fîtê şırfıntı, sürtük fişar 1. baskı, zor. 2. saçma veya absürd söz. fişkirin sümkürmek fîtik ıslık fîtiklêxistin ıslık çalmak fîtnekar kışkırtıcı, provakatör, fitneci fîzar yardım isteyen kimsenin bağırma sesi fort palavra fote çarşaf fûrandin taşırmak fûrîn süt, yemek vb. şeylerin taşması G, g ga öküz gaçêrîn uzun kuyruklu sığır ve tipi hayvanların sırtında parazit toplayan serçe tipi bir kuş. gadan inek ve boğayı çiftleştirmek gadar sığır otlak yeri gadoş toprak kap gaj yumak gakovî yabani öküz, bufalo galegal konuşma, sohbet galegalkirin sohbet etmek, çene çalmak, geyik muhabeti galte şaka, alay galtefis tembel gamêş manda gamirok yeni doğan çocukların yakalandığı bir tür hastalık gan 1. can. 2. sağmal hayvan memesi gandîl iri sağmal hayvan memeleri ganî canlı garan büyük baş hayvan sürüsü garing harman sırasında öküzlerin pisliklerini almak için altlarına konulan bir kap garis mısır, darı garnigan içinde süt gibi bir sıvı bulunan bir bitki türüdür. Bu sıvı müshildir. garte kızak gasin saban demiri gav 1. adım. 2. an. mesela: "gavadin" biraz önce. "vê gavê" şimdi, şu an. gavan sığırtmaç gavavêtin adım atmak, işe başlamak gavedin biraz önce gayin cinsel ilişkide bulunmak gaz tepenin en üst noktası gazgaz uğultu gazî çağrı, sesleniş gazîkirin çağırmak, seslenmek gazin sitem, şikayet gazîname celpname gazindok çok sitem eden gazîvan tellal gazîz incir kurdu gazûz güve gêç alçı gêçkirin alçılamak geda dilenci, yoksul gedandin dilenmek gede erkek çocuğu gef tehdit gefandin tehdit etmek geflêxwekirin tehdit etmek gefok tehditkar geh bazen, arasıra gêj sersem gêjbûn sersemleşmek gêjkirin sersemletmek gejmirandin öğütmek gel halk gelac 1. fitneci. 2. münakaşa gelacî kışkırtıcılık, fitnecilik gelale bademcik gelawêj 1. ağustos ayı bn. "tebax". 2. venüs gezegeni. gelek epey, çok, hayli gelemper genel, kamu gelemşe sorun, ihtilaf gelendar büyük ve iri direk gelêrî anonim, folklorik, otantik, halkla ilgili gelhe nüfus gelî 1. vadi, boğaz, dargeçit. 2. ey hitap ünlemi. "Gelî zarokno!". Ey çocuklar! gelo acaba gelş ihtilaf, fikir ayrılığı, sorun gelwaz ceviziçi ve incir gibi yemişlerin takılıp dizildiği iplik gemar pis, pislik, kirli, kir, pasak gemaro 1. ambargo. 2. abluka. gemirandin bir şeyin biçimini bozmak gemor hafif acıya çalan tat gengaz mümkün, olanaklı gengeşî tartışma, münakaşa genî kokuşmuş genîbûn kokuşmak genijîn kokuşmak genim buğday genûs cimri gep 1. yanak. 2. lokma. ger 1. eger, şayet. 2. gezi, seyehat. 3. ters akıntı. 4. arama fiili mesela: "Ez li hevalê xwe gerîyam." Ben arkadaşımı aradım. geran dolaşmak gerandin gezdirmek, dolaştırmak, idare etmek, yürütmek gêrbûn yuvarlanmak, devrilmek gerdan kovmak gerden boğaz, çene altı gerdengaz uzun boylu gerdenî tasma gerdûm kağnı gerdûn evren gerdûnî evrensel geremol kalabalık, karışıklık gerew rehin gêrik karınca gerîn genmek, dolaşmak gerînek girdap gerînende direktör, müdür gerisandin ezmek, çiğnemek gêrkirin devirmek, yuvarlamak germ sıcak germahî sıcaklık germav kaplıca germbûn ısımak germî bulgur pilavı germiyan kışlak germjimêr termometre germkirin ısıtmak gername seyahatname gernas yiğit, kahraman gerok seyyah, gezgin gerran varyoz gêrûse eldeğirmeni geş canlı, gür geşbîn iyimser geşedan gelişme geşepêdan geliştirmek geşt gezi, seyahat geştiyar turist geştiyarî turizm gevez 1. kızıl, gül regi. 2. boyada kullanılan kımızı bir ilaç gevizîn ağınmak, debelenmek gewr boz, ağarık, beyazımtırak gewre büyük gewşîn özellik gez 1. ılgın ağacı. 2. ısrık. gezek ısırgan otu. bn. "gezgezk". gezende ısırıcı gêzer havuç gêzgêrik baş dönmesi gezgezk ısırgan otu. gêzî süpürge gêzirandin oyalamak gêzîvan süpürgeci, çöpçü gezkirin ısırmak gezo kudret helvası. geztin ısırmak gibîse dört yılda bir şubat ayının 29 çekmesi gihan ulaşmak, varmak, yetişmek gihandin yetiştirmek, ulaştırmak gihanek bağlaç gihîştin yetişmek, ulaşmak, olgunlaşmak gijbûn 1. tüylerin dikenleşmesi veya diken diken olması. 2. hayvanlarda saldırma sırasında tüylerin kabarması veya dikenleşmesi. gijlok dolu yağışı gil 1. kil. 2. yuvarlak, yuvarlamak gibi kelimelerin kökü. gilar çene altından sarkan tombul etler gilare kütük gilde yumak gildêma ayçiçeği gilî şikayet gilîdar şikayetçi gilik bızır, kilitoris gilîkirin şikayet etmek, yakınmak gilok yumak gilolî yuvarlanan herhangi bir şey gindirandin yuvarlamak gindirîn yuvarlanmak, devrilmek gindor 1. luğ, silindir. 2. kavun. ginginok burnundan konuşan gir büyük ve iri tepe gîr kabız giramî saygı, hurmet giramîgirtin saygı göstermek giran 1. ağır, yavaş, zor, pahalı. 2. ciddi mesela: "giranbe!" ciddi ol!. giranbiha değerli, pahalı gîrandin ağlatmak giranî ağırlık, pahalılık girar bulgur pilavı girav ada gîrbûn kabız olmak gîre kabız olan girêcan ruhi sıkıntı, stres girêdan bağlamak, düğümlemek giregir ileri gelen, elit, eşraf, asil kimse girêhişk kör düğüm girêk 1. düğüm. 2. bağlaç. 3. budak. girfan cep girgîn azgın, öfkeli girgirik çocuk arabası girgirok el arabası girhan delik veya bir gediğin kendiliğinden kapanması hali girî ağlama girîn ağlamak girîng önemli, mühim, gerek(li) girîngî önem girîngîdan önem vermek, önemsemek girnijandin 1. gülümsetmek. 2. katlamak. girnijîn gülümsemek, tebessüm etmek girnoz pürüzlü gîrobûn ertelenmek gîrokirin ertelemek girover yuvarlak, küre girs iri, büyük girse kitle girseyî kitlesel girtek makbuz girş 1. kiriş. Üzerinde döşeme tahtalarını mıhlamak üzere kılıçlama yerleştirilen uzun yassıca direk, 2. hatıl. Duvarı berkitlemek için taşların arasına yatırılan direk. 3. cüsse. Canlıda iri gövde. girtî tutsak, mahkum girtîgeh cezaevi, hapishane girtin almak, yakalamak, kapmak, tutmak, tutuklamak girûz pürüzlü giryandin ağlatmak gît kışın belirli soğuk günleri giş tüm, bütün, tamam giştî genel gîtik kaval kemiği givî içine maya atılmış süt giya ot giyan can, ruh giyanewer canlı giyanî 1. canlılık. 2. ruhsal. gizgizîn 1. karıncalanmak. 2. sıtmadan kaynaklanan titreme. gîzre ne yaş ne kuru ağaç gobilîna bê esinti goçavik gözlük goçke nasır gokbaz futbolcu golik buzağı gom 1. yazlık ev. 2. küçük göl, gölcük. 3. köm. 4. suskun pek az konuşan. 5. ortalıkta görülmeyen, kendisinden haber alınmayan, kayıplara karışan. "zarok gombû" çocuk kayıplara kaıştı veya çocuk ortalıktan kayboldu. gomik 1. küçük kulübe. 2. kuzu, oğlak ve buzağıların konulduğu havlu gopal baston gor mezar goranî 1. kürtçenin bir lehçesi. 2. şarkı, türkü. gorevan mezarcı gorî kurban, fedakarlık goristan mezarlık gornebaş vaşak gornebeşk vaşak gornepişk mezar soyguncusu gosan ağustos böceği gosartme rezil, gülünç duruma düşmüş gotar 1. makale. 2. nutuk. gotegot söylenti goşt et goştî tuzlanıp kış için saklanan et goştpere cenin gotin söylemek, demek gotindar sözü söyleyen gotûbêj söyleşi, tartışma gove şahit govend halay govendger halay çeken goyende söyleyen kişi goyin nöbet sırası goyinger nöbetçi gû bok, insan dışkısı guh kulak guhar küpe guhartin değiştirmek, değiştirme, değişim guhbirin başının etini yemek guhdan dinlemek, dikkate almak guhdar dinleyici guher ağıl guherbar değişken, değişebilir guherîn değişmek, değişim guherînkar değiştirci, değiştiren guherto versiyon guhêzbar mobil, taşınabilir guhêztin 1. nakletmek, aktarmak, ulaştırmak. 2. tayin etmek. 3. gelini baba evinden damat evine götürmek. guhlêbûn 1. duymak, işitmek, farkına varmak. 2. bakmak, dikkat emek. "Guhê te li mal be." Eve dikkat et. veya Eve bak. guhlêdêrandin kulak kabartmak, dikkat etmek guhnedar umursamaz, aldırmaz guhrep kepçe kulak gûkirin sıçmak gulan mayıs ayı gule kurşun gulebarankirin taramak, kurşuna tutmak guleberbiro ayçiçeği gulebûk gelincik gûlî 1. ağaç dalı. 2. saç örgüsü. gulkelem karnıbahar guman şüphe, kuşku gumanbarbûn kuşkulanmak, şüphelenmek gumgumok kertenkele gumş lokma gun taşak gûn renk guncaw uygun, müsait gund köy gundî 1. köylü. 2. cahil, kaba kişi. guneh günah gunehdaweşandin günah çıkartmak gunehkar günahkar, suçlu gunehpêhatin acımak gungilî kıvırcık gunoyî taşak fıtığı gupik topuk gur 1. kurt. 2. gür, canlı. gurçik böbrek gurê manco masallarda adı geçen ve öcü olarak anılan mitolojik kurt gurêx kurt köpeği gurî 1. uyuz. 2. kel, saçsız. gurîbûn uyuz olmak gûstêrk ateş böceği gustîl yüzük guşî salkım guvaştin sıkmak gûzan ustura guzvan yüksek gwîzek baldır kemiği (ayak bileğinin iki yanındaki ceviz şeklindeki kemik) H, h halan nara halandin nara atmak handan teşvik etmek, motive etmek handêr teşvik edici hanê böyle, şöyle, öyle, söz konusu har kuduz, azgın harbûn kudurmak, azmak harkirin kudurtmak, azdırmak hata îro bugüne kadar hate hetayê sonsuza kadar haş sakın, yatışmış haşbûn yatışmak, teskin olmak haşî suskunluk haşkirin yatıştırmak, teskin etmek haşû yüz ile astarın arasına yayılarak doldurulan pamuk hatin 1. gelmek, geliş. 2. gelir. hator kireç taşlarını dövmekte kullanılan tahta tokmak haveyn maya haveynbûn mayalaşmak haveynkirin mayalamak havil yarar, fayda havîn yaz havîngeh yazlık havlêk süpürge havoksazî 1.sentaks. 2.cümle bilgisi hawar imdat, yardım çağrısı hawî 1. sürüden ayrılıp başka sürüye katılan koyun. 2. yarı deli, çılgın hawîn hatin canı sıkılmamak hawir çevre hawirde ithalat hawirdor etraf hawirparêz çevreci hawran pelerin hay haber, bilgi haydar haberdar, bilgili haydarbûn haberdar olmak haydarkirin haber vermek, bilgilendirmek hayjêhebûn haberdar olmak, bilgi sahibi olmak haylêbûn farkına varmak hê daha, henüz heb tane, tablet, hab heban tulum hebirman kış için kurtulup saklanılan nar taneleri hebişandin hızlı ve oburca yemek yemek hebreş çörek otu hebûn 1. sahip olmak. 2. varlık, var olmak. hêç kendini kaybetmiş, azgın hechecik kırlangıç hedar karar kılma, yatışma hêdî yavaş hêdîka yavaşça hedirîn karar kılmak, yatışmak hefik yutak hefsar yular heft yedi rakamı heftê yetmiş heftok beş taş oyunu hêja değerli hejale pejmürde, pasaklı hejandin salamak hejar yoksul, fakir hejarî yoksulluk hejesor iğde hejik çalı hejîn salamak hejîr incir hejmar sayı hejmartin saymak hek ağabey hêk yumurta heka eğer, şayet hekandin kazımak hêker örgü ören hêkerûn omlet hêkî örgü örme işi. hêl taraf, yön helale lale helan kolaylıkla yontulup kazınabilen taş helandin eritmek helbest şiir helbestvan şair hêle keklik ve benzeri kuşların avı. hêlekan salıncak hêlî ayna hêlik 1.salıncak. 2.taşak, haya. helîn erimek hêlîn kuş yuva helkehelk nefes nefese kalmak helperist çıkarcı, oportünist helsengandin değerlendirmek helwest tavır, tutum helwestgirtin tavır almak hem hem hêma imge, sembol heman aynı hêman unsur, öğe hemandin bir toprak parçasının otlak yapılmaması için etrafını çevirmek hêmanên bingehîn temel öğeler hêmayî imgesel hember karşı, mukabil hembêz kucak, bağır hembêzkirin kucaklamak hemd istenç, irade hêmî çürüyecek duruma gelmiş olan elbise hêmin ağırbaşlı, mulayim, vakur hemû hepsi hemwate eşanlamlı hemzik bir yemek çeşidi hemzir ufak ama çalışmada güçlü eşek henase nefes hendef uçurum henderan gurbet, diaspora hene kına henek şaka henek kirin şaka yapmak henekbaz şakacı henekpêkirin alay etmek, dalga geçmek heng 1.balarısı. 2.askeriye de alay. hengkuj nilüfer hênijîn uyaklamak, dalmak hênik serin hênikahî serinlik hênikbûn serinlemek hênikkirin serinletmek hepik dokuma sırasında sıklaştırmayı sağlayan alet heqîp heybe her car her defa her çawa her nasılsa her çend her ne kadar her dem her zaman, sürekli her kes her kes her tim her zaman, sürekli her tişt her şey her û her sürekli, daima her wekî din ve benzeri her wiha ayrıca hêrandin öğütmek herêm bölge herêmkî bölgesel hereşe tehdit hereşelêkirin tehdit etmek herî 1.çamur. 2.en herî baş en iyi herî mezin en büyük heridandin gücendirmek, darıtmak herifîn yıkılmak, tahrip olmak herikîn akmak herimandin berbat etmek herimîn berbat olmak, boşa gitmek hêrs kızgınlık, sinir, öfke hêrsbûn kızmak hêrsok alıngan, çabuk kızan hes 1.his. 2.ses hêsa dinlenmiş hêsabûn dinlenmek hesan bileme taşı hêsan kolay hêsanî kolaylık hesankirin bilemek hêsî rüzgarın etkisiyle bir yer de biriken kar yığını. hesibandin adlandırmak, bir şeye saymak hesin demir hesinkar demirci hesk kepçe hesp at hespê sêwak yılkı atı hest duygu heste çakmak hestî kemik hestîhêr şiret, inatçı hestîn hissetmek hêstir göz yaşı hestîvk fırıncı spatülü veya küreği hestiyar duygulu, duygusal, hassas hestpêkirin hissetmek hesûd kiskanç hêt but heta e değin, e kadar hetav güneş ışığı heterkirin ısrar etmek heş ağız içi ağrılarını iyileştirmeye yarayan mavi bir toz heşandin doldurmak, dolgu yapmak heşaş neşeli, şen heşifandin yazarken mürekebi kağıt üzerinde dağıtmak hêşîn yeşil hêşînnahî yeşillik, sebze heşt sekiz hêştir katır heştirme deve kuşu heştpê ahtapot hetîk başkalarının rezil olmalarına neden olmak hetikandin rezil etmek hetîketî rezalet, skandal hetikîn rezil olmak hetrek sert vuruş hev sözcüğe birbirine, beraber anlamı katar heval arkadaş, yoldaş hevalbend 1.müttefik. 2.kafadengi hevalbendî ittifak hevaltî arkadaşlık hevbajar hemşehir hevbeş ortak, özdeş hevbuha eşdeğer hevçeng bacanak hevçerx çağdaş,modern hevcure türdeş hevdem çağdaş, modern hevdeng eşsesli hevdil gönüldaş, yürekdaş, yoldaş hevdîtin görüşme hevedudanî bileşik hevenav cins isim hêvî umut hêvîdar umutlu hêvidar im umutluyum, umarım hevîr hamur hêvişandin esirgemek, muhafaza etmek hevkar ortak, meslektaş hevkarî işbirliği hevkêşe denge hevling bacanak hevnasîn tanışma hêvojkarî eğitim hevok cümle hêvotin eğitmek hevpar ortak hevpeyman mütefik, bağlaşık hevpeyvîn röportaj hevpîşe meslektaş hevrê yoldaş hevta aynı tarafı tutan. hew artık, bundan böyle hewa hava hewadar havalı hewandin barındırmak, bağrına çuisum hewce gerekli, lazım hewceder muhtaç hewdel un çorbası hewez şaka, latife hêwi nem, rutubet. hewîn sabır, dişlik hêwirandin kondurmak, barındırmak, konuşlandırmak. hêwirîn konmak, konuşlanmak, konaklamak hewl çaba, girişim hewldan çabalamak hewnas ekin biçenlerin başı. hewq basamak hewş ağıl, avlu hewşan yazları dışarıda veya avluda yatma mevsimi. heya e kader, e değin heya niha şimdiye kadar heyam dönem, çağ heyber varlık heye ku belki heyf acıma, üzülme heyf e! 1.yazık! 2.öç, intikam heyf hilanîn intikam almak heyfa min bi te tê! sana acıyorum. heykatkirin anlamak heylê heyat (dişli) heylo heyat (eril) heyv gökteki ay heyveron ay ışığı, dolunay hez sevgi hêz güç hezandin sarsmak hezaz yer kaymasi hêzên ewlekariyê güvenlik güçleri hêzkar güçlendirici hezkirin sevmek hibr mürekkep hîç hiç hil 1.önek. 2. sözcüğe yükseklik, yükselen anlamı yüklar. hilanîn 1.bir şey birine veya bir amaç içi hov barbar, vahşi hovîtî vahşilik hoy şart, koşul hoz boy, kabile hûçik elbise kolu, yen hundir iç, içeri, içerde hundirîn içsel, dahili huner sanat, yetenek hunerên dîtbarî görsel sanatlar hunerî sanatsal hunermend sanatçı hûr 1.ufak, küçük. 2.işkembe. hûrbijer titiz hûrik mink, ufak tefek hûrkirin 1.doğramak, ufaltmak. 2.para bozmak. hût mitolojik canavar hwd. ve benzeri, vesaire I, i ingirîn inat etmek int kin intdar kindar intîn kin gütmek irq irk, soy istan yer, mekan anlamlı veren sonek (goristan, Kurdistan gibi). istatîstik istatistik istêre yatak dolabı işev bu gece Î, î îca/îcar bu kez, bu sefer île adacık îlon eylül în cuma günü încare saksı îro bugün îsal bu yıl, bu sene îsawî hiristiyan îslam islam îsot biber îstgeh durak, istasyon J, j jan sancı, sızı, acı jana zirav verem jandan sancımak, sızlamak, acı vermek jandar sızı veya sancı veren. jangirtin sancı veya sızıya tutulmak. jar 1.sefil, zavallı. 2.zayıf, sıska. jarîn inlemek, sızlamak jawak vahşi, yırtıcı jêbir silgi jêderk kaynak, köken jêgerîn vazgeçmek jêgirtin 1.elinden almak. 2.alıntı. jêhatî becerikli, başarlı, yetkin jehezkirin birini veya bir şeyi sevmek. jehr zehir jehrbûn zehirlenmek jehrîn zehirli, toksin jehrkirin zehirlenmek jêkirin kesmek, koparmak, sökmek jênager vazgeçilmez jeng pas jeng girtin pas tutmak jengar paslı jenîn 1.halaçlamak, taramak, dokunmak. 2.nabız veya kalbin atması. 3.titreşmek, ışık veya şisäğm çakması. 3.zonklamak jêr aşağı, alt jêrîn aşağı, aşağıda, alt taraf ji edat. sözcüğe den, leyin, le, ce, de, da anlamlı yükler jî 1.de, da, dahi anlamı veren edat. 2.ömür. 3.yay. ji ber ezbere, ezber ji ber ku çünkü ji ber vê yekê bundan dolayı ji besta gotin sayıklamak ji bilî den başka ji dil û can içten, samimi ji îro pê ve bugünden itibaren ji kerema xwe re lütfen, zahmet olmasa ji mêj ve eskiden beri ji nû ve yeniden ji rêzê sıradan ji xeynî den başka jiberkirin ezberlemek jimare numara, rekam, sayı jin kadın jîn yaşam jinane kadınca, kadınsı jinbav üvey anne jinbira yenge jîndar canlı jinebî dul kadın jinem amca hanımı ( karısı ) jînenîgarî özyaşam, biyografi jîr akılı, zeki, yetkin jîrane zekice, akıllıca jîrî zeka, zekilik jivan 1.randevû, buluşma. 2.düelo. jixwe zaten jixwebawer kendine güvenen jixweber kendiliğinde jiyan yaşam jiyana rojane günlük yaşam jiyîn yaşamak jor yukarı, yüksek jorîn yüksekte, yukarda jovan poşman jûnî diz, diz kapağı jûr oda Konu Ahmet Yasin tarafından (07-07-2010 Saat 20:17 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|