Siyaset Forum - Siyasetin Kalbi
İslami Kıssalar & Hikayeler İslami Kıssaları ve Hikayeleri burada paylaşıyoruz.



 
Stil
Seçenekler
 
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
Alt 12-12-2010, 14:00   #6
Kullanıcı Adı
EZEL
Standart
İslâm’da İnsana Secde Etmek Yoktur

Selmân-ı Fârisî Hazretleri, Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine secde etmek istediği zaman, Efendimiz (s.a.v.) Hazetlerinin:

-”Mahlûk’a Allah’dan başkasına secde etmesi yakışmaz. Eğer ben bir kişinin bir kişiye secde etmesini emretseydim; elbette kadının kocasına secde etmesini emrederdim,buyurmalarıyla mahlûka secde etmenin hükmü nesh oldu (yürürlükten kalkı, haram oldu.) Bu ümmetin iyi dilek ve saygı belirtme hareketi selâm’dır. Lâkin selâm verirken eğilmek mekruhtur. Çünkü se­lam verirken eğilmek, Yahudilerin işlerine benzemektedir. Dürer’de olduğu gibi.

Bu güzel söz, (yani meleklere Âdem Aleyhisselâma secde etme emri) Âdem Aleyhisselâm’ın meleklere eşyanın isimlerini haber vermesinden sonraydı.

Denildi ki, Allahü Teâlâ Hazretleri, Âdem Aleyhisselâm’ı yarat­tığında, meleklere kendilerinin mi daha bilgili yoksa Âdem Aley-hisselâm mı meselesi müşkil geldi (çözemediler). Allahü Teâlâ Hazretleri, meleklere eşyanın isimlerini sordu, melekler bileme­diler. Âdem Aleyhisselâm’a sordu. O bildi. Âdem Aleyhisselâm, eşyanın isimlerini bilince melekler, onun kendilerinden daha âlim olduğunu kabul ettiler.

Allahü Teâlâ Hazretlerinin lütfü ve keremindendir ki, melek­lere babamız Âdem Aleyhisselâm’a secde etmesini emretti; bize de kendisinden başkasına secde etmeyi yasakladı.

Güneşe ve aya secde etmeyin. Onları yaratan Allah’a secde edin.Mukarrabîn melekler, Âdem Aleyhisselâm’a secde etmeye emrolundular. Biz de Allahü Teâlâ Hazretlerine hizmet ve secde ile emrolunduk.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1
========== oOo ==========


Haccâcın Yağmur Duasına Çıkması

Şeyh Üftâde (k.s.) Efendi Hazretleri buyurdular: Talebe (yani Hak yola giren bir mürid), Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin sünnetine riâyet ve zikir ile manen ilerler. Haccâcın zamanında, defalarca halk yağmur duasına çıktı. Bir damla yağmur yağmadı. Devrin evliya ve âlimleri tarafından onlara:

-”İkindi sünnetiyle yatsı namazının ilk sünnetlerini hayatı boyunca hiç terketmeyen bir kişi dua etse, yağmur yağar ve arzulanan maksûd hâsıl olur. Yoksa böyle zat ve insanlar, dua etmedikçe kırk kere yağmur duasına çıksanız yine yağmur yağmaz,” dediler.

Aradılar. Böyle bir şahsı bulamadılar. Haccâc, kendisini kontrol etti. Kendisini aranan şahıs gibi hayatı boyunca hiç ikindi ve yatsı namazının ilk sünnetini kaçırmadığını gördü. Haccac yağmur duasına çıktı. Dua etti. Büyük bir yağmur yağdı. Haccac, zulüm ile meşhur bir kişi olmasına rağmen. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin sünnetine riâyet etme bereketiyle o zaman yağmur yağdı.

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi


========== oOo ==========
Yahudilerin Peygamberleri Öldürmesi

Peygamberler asla haksızlık yapmadıklarına göre, haksız yere asla öldürülemezler. Bu onlar hakkında bir izindir. Fakat Yahûdîler, hakkaniyete riâyet etmedik­lerinden peygamberler Aleyhimüsselâmı öldürdüler. Yoksa peygamberler haksızlık ettiği için değildir. Eğer denilse: “Kâfirleri başı boş bırakıp, peygamberleri öldürmek nasıl caiz olur?” Bunlara cevaben denildi ki; Peygamberlerin öldürülmesi onlar için bir keramet ve şereftir. Mertebelerinin yükselmesidir. Öldürülen peygamberler, mü’minlerin arasında Allah yolunda öldürülen ve şehid olanlar gibidirler. Bu durum onların durumlarının ve derecelerinin düşmesi veya onların alçalmaları değildir.

İbnü Abbas (r.a.) ve Hasan Basri (r.h.) buyurdular: Peygam­berlerden ancak, kıtal yani, savaşmak ile emredilmeyenler öldürüldü. Savaş ile emredilen her peygamber mutlaka, Allah’ın yardımıyla zafere kavuşmuştu. Bu şekilde bu âyetlerin arasında taaruz kalkmıştır:Ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı.” Ve:

Elbette biz, rasûllerimizi ve iman edenleri mansur kılacağız dünya denleri Mansur kılıcaz hem dünya hayatta hem de şahidler dikileceği gün. Allahü Teâlâ şu kavli şerifi:

Andolsun {yemin olsun) ki, peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir:Onlar, elbette onlar muhakkak muzaffer olacaklardır. Ve elbette bizim askerlerimiz mutlak onlar galip geleceklerdir. «” Bu âyette murad edilen yardımın, hüccet, (mucize ve deliller ilgili yardım) ve hakkı beyan etme olması caizdir. Bütün peygamberler bu mana’da yardım görmüşlerdir.

Rivayet olunur: Yahûdîler, bir günde yetmiş peygamber öldürdüler.

Mesnevi buyuruldu: Sefihlerin haksız idareleri oldukça “peygamberleri haksız yere öldürürler” sırrı zahir olur. Yolunu şaşırmış kavim, peygamberlere bilgisizliklerinden kâfirler “doğru­su dediler: biz sizinle uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz sizi recmederiz.

Yahûdîler Aşırı Gidiyorlardı

Evet öyle! (Bu durum,

Yani Yahudilerin, büyük âyetleri, mucizeleri inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri Öldürmeleri,

Çünkü (Yahûdîler,) isyana daldılar ve aşırı gidiyorlardı.”

Allah’ın emirlerini tecâvüz ediyorlardı ve Allah’ın haram ettiklerini irtikâb ediyorlardı. Yani Yahûdîler, peygamberlere karşı geldiler. İsyan işlediler. Düşmanlıkta aşırı gittiler. Küçük günahlar bile, işlenmeye devam edildiğinde büyük günah olurlar. Zîrâ küçük günahları işlemeye devam edenler, günün birinde o günahın büyüğünü işlerler. Nasıl ki küçük ibâdetlere devam edenler, günün birinde büyük ibâdetlere başlıyorsa; küçük günahları işleyen de zamanla büyük günahları işlemeye başlar. Yahûdîlerin, kalblerinin Allah’dan hasta olması, onları iman lezzet ve halâvetini tatmaktan menetti (alıkoydu). Zîrâ hasta olan kişi, çoğu kere tatlı yemeği, acı görür. Gaflet, kalbler için bir zehirdir. Helak edicidir. Senin zehirli bir yemeği yemekten kaçman gibi, mü’minlerin kalbleri de Allah korkusundan gafletten kaçarlar.

Bilki, Allah’ın dilemesi vardır, kulun da dilemesi vardır. Allah’ın dilediği ise sırf hayırdır.. Eğer bu ümmet, Tîh çölünde olsaydı, nurları şeffaf olduğu ve sırları geçerli olduğu için, İsrail oğullarının söylediklerini asla söylemez­lerdi. Allah, bu ümmet için şöyle buyurdu;

Sizi vasat ümmet kıldık,” yani sizi adaletli ve hayırlı ümmet kıldık

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi
========== oOo ==========

Yağmur Duasına Çıkarken

Yağmur duasına çıkmadan önce mutlaka tevbe etmek, sadaka vermek ve oruç tutmak lâzımdır. Salih insanları vesile edinmek ve bu konuda şefaatçi kılmak lâzım. Yağmur duasına, susuz hayvanlar, yayılan sığır ve koyunlar, zaif çocuklar çıkarılır. Umulurki Allah, onların bereketine duaları kabul edip yağmur verir. Lâkin dua’yı Rabbinin kabul edeceğine yakînen inanılarak dua edilir. Çünkü duanın kabul edilmeyeceğine inanmak haşa, ya Allah’ın o duaları kabul etmede aciz olduğu veya onun fazlü kereminin olmaması veyahut da dua edilen Yüce Rabbin kendisine dua eden kuldan haşa habersiz olması manası taşır.

Böyle şeylerin hiçbiri Allah hakkında düşünülemez. Allah, kerimdir, alîmdir, herşeyden hakkıyla haberdardır ve kadirdir. Her an herşeyi yaratmaya kaadirdir. Herşeye gücü yeter. Duaları kabul etmekten onu meneden hiçbir kuvvet yoktur. Allah, mü’minlere kendilerinden daha yakındır. Onların dualarını işitiyor. Allah, mü’minlerin Tazarru’ ve dualarını kabul ediyor. Bir dua umûmî oldukça kabule daha yakın olur. Bundan dolayı Müslümanların içinde, dualarının makbul olduğu ve icabete müstehak kişiler olmalıdır. Allahü Teâlâ Hazretleri bazılarının duasını kabul ettiğinde, o diğerlerinin dualarının reddedilmesinden daha kerimdir. Hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

-”Günahsız dillerinizle Allah’a dua edin!” buyurdu. Sahabeler,

-”Yâ Resûlellah! Günahsız bir dil nerede, (hepimizin bir günahı) var demişti. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri:

-”Birbirinize dua edin. Çünkü sen, kardeşinin diliyle dua etmedin o’da senin dilinle dua etmedi,” buyurdu.

Molla Fenârî Hazretleri “Tefsirü’l-Fâtiha” isimli kitabında şöyle buyurdu: Muhakkak istikâmet ve dua anında, taleb ve nidâ’ya teveccüh etme hali, icabette kuvvetli bir şarttır. Kim ki, ziyâde olarak nida ettiğini ve kalbinde başkasını hazır ve düşünürse o kişi, icabete nail olamazsa; kendisinden başkasını kınamışın. Çünkü o kişi, kâadir olan Allahü Teâlâ hazretlerinin icabeti için dua etmemiştir. O kafasında tasarladığı bazı düşünce ve sıfatlara yönelmiş ve dua esnasında bunlar, Allah’ın gayri kendisine galebe çalmıştır.

Rivayet olundu: Firavun, ulûhiyet iddiasında bulunmadan önce, evinin (sarayının) kapısının üzerine:Bismillahirrahmanirrahim yazılmasını emretmişti. Mûsâ Aleyhısselâm’a iman etmediğinde, Mûsâ Aleyhisselâm:

-”Yâ İlâhî! Ben Firavun’u davet ediyorum, o kabul etmiyor, ondan bir hayır görmüyorum,” dedi. Allahü Teâlâ:

-”Sen, onun küfrüne bakarak, onu helak etmemi istiyorsun! Ben onun kapısının üzerine yazdığına bakıyorum” buyurdu. Kalbinin karanlığına besmeleyi altmış yıl yazan kişi. rahmete nail olma bakımından besmeleyi kapısının üzerine yazan kişiden daha evladır. Besmeleyi kapısının üzerine yazan kişinin hali bu olunca, besmeleyi kalbinin kapısına yazan kişinin hali ne olur? Hiç şüphesiz duası kabul olunur. İcabetin ilk şartı, mideyi temiz ve helal lokma ile islâh etmektir. Sonu ise ihlâs ve huzuru kalbtir. Yani sadece ve sadece ona yönelmektir.

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi

========== oOo ==========

Mûsâ aleyhisselâm’ın isrâiloğulları ile gece hicreti

Rivayet olundu:

Firavun’un helaki yaklaştığında, Allahü Teâlâ Hazretleri, Mûsâ Aleyhisselâm’a “İsrâiloğuliarını alıp geceleyin Mısır’dan çıkıp gitmelerini,” emretti. Mûsâ Aleyhisselâm, onlara (İsrâiloğullarına) çıkmalarını ve Kibtîlerin süs eşyalarını ödünç almalarını emretti. Musa Aleyhisselâm İsrâiloğullarına, gitme işini gizli tutmalarını, kimsenin kimseye seslenmemesini ve evlerinde kandillerini yakmalarını (evden çıkarken bile evlerinde yanan bir kandil bırak¬malarını) emretti. Evinden çıkan kişinin, evden çıkıp gittiği bilinsin diye çıkarken evinin kapısına bir el içi yani avuç kadar kan (veya kırmızı boya) sürtmelerini istedi. İsrâiloğulları çıktılar. Sayıları, (620 bin) altıyüzyirmibin kişiydi. Bunlar savaşabilecek kişilerdi. Yaşları yirminin altında olanlar küçük kabul edildikleri için ve yine yaşları altmışın üstünde olanlar da yaşlı kabul edildiği için bu sayıya dahil edilmediler.

Kıbtîler, İsrâiloğuliarını şehirden çıkıp gittiğini bilmiyorlardı. Kıbtîlerin içine ölüm girmişti. Onlar, ölülerini gömmekle meşguldüler. Bu meşguliyet onları İsrâiloğullarını aramaktan alıkoydu. İsrâiloğulları geceleyin yürümek istediklerinde, önlerine “Tin” çölü geldi. Gidemediler. Bir türlü yol alamadılar.

Yusuf aleyhisselâm’ın sandukası

Mûsâ Aleyhisselâm, İsrâiloğullarının yaşlılarını çağırdı. Onlarla durum müzâkeresini yaptı.Yaşlılar,

-”Yusuf Aleyhisselâm’ın ölümü geldiğinde, kardeşlerine vasiyet etti: Mısır’dan çıkıp gittiklerinde cesedini burada bırakma¬malarını, kendisini de beraber götürmeleri hakkında kardeş¬lerinden ahid (söz) aldı. İşte bundan dolayı bu gün bize yol kapanmaktadır,” dediler. Mûsâ Aleyhisselâm, Yusuf Aleyhis¬selâm’ın kabrinin yerini sordu. Yaşlı bir kadından başka bilen yoktu. Yaşlı kadın, Mûsâ Aleyhisselâm’a:

-”Eğer ben Yusuf Aleyhisselâm’ın kabrinin yerini size delâlet etsem (sizi oraya götürsem), her istediğimi verecek misin? Yoksa söylemem!” dedi. Mûsâ Aleyhisselâm:

-”Rabbime dua edeyim!” dedi. Mûsâ Aleyhisselâm dua etti. Allahü Teâlâ Hazretleri de yaşlı kadının bütün isteklerini vermesini Mûsâ Aleyhisselâm’a emretti. Mûsâ Aleyhisselâm, yaşlı kadına bütün isteklerinin kabul edildiğini haber verdi. Kadın:

-”Gördüğünüz gibi, ben yaşlıyım. Yürümeye gücüm yetmiyor. Mısır’dan çıkarken beni de yüklenip, beraberinizde götürün. Bu benim dünyadaki isteğimdir. Âhirette ise, senin konukladığın her oda veya yere benim de konuklamamdır. Ey Allah’ın peygamberi, cennette seninle beraber olmak istiyorum,” dedi. Mûsâ Aleyhisselâm:

-”Peki!” dedi. Yaşlı kadın:

denize hücum etti. Firavun, denize yaklaştığında, denizin infilak edip, yollara bölündüğünü görünce, çevresindekilere:

-”Denize bakın! Benim heybetimden infilak etti. Deniz, ben kullarıma (kölelerime) yetişeyim diye bana yol açtı.“dedi. Firavun’un çevresindeki dalkavuklar da onu tasdik ettiler. Kavmi denize girmekten korktular. Firavun’a:

-”Eğer Rabb isen, Musa’nın denizde yol alıp gittiği gibi sen de denize gir,” dediler. Firavun, Edhem bir atın üzerindeydi, Edhem, siyah (kır) ve erkek atlara denir. Firavun ordusunun bineklerinde hiç dişi at yoktu. Cebrail Aleyhisselâm, erkek atların kendisine heveslendiği dişi bir at sırtında geldi. Cebrail Aleyhisselâm, atını denize sürdü. Firavun’un atı, Cebrail Aleyhisselâm’m binmiş olduğu dişi atın kokusunu aldı. Ve hemen arkasından denize saldırdı. Yani hücum edip, onun arkasından denize girdi. Firavun, atının hareketine bir mana veremedi. Çünkü Firavun, Cebrail Aleyhisselâm’ı ve onun atını göremiyordu. Firavun, atın hareket¬lerini dizginleyemiyordu. Atın denize girmesine ses de çıkartmadı. Firavun’un denize girmesiyle bütün ordu atını denizde açılmış olan yollara dehledi. Firavun ordusu büyük bir şaşkınlık ile denizde yol almaya başladı. Mikâil Aleyhisselâm bir at üzerinde geldi. Geride kalanların atlarını denize şevketti. Bütün ordu suyun içine girince deniz kapandı. Firavun ve ordusu boğuldu. Firavun boğulurken: “İnandım. Hakikat Benî İsrail’in imân ettiğinden başka ilâh yok. Ben de O’na teslim olanlardanım” 10/90 dedi.



Kıssa… Firavun’un, denizde boğulup öldüğüne inanmadılar. Korktular:-”Şimdi Firavun bize yetişir ve bizi öldürür,” dediler. Bunun üzerine Mûsâ Aleyhisselâm dua etti. Deniz altıyüz yirmi bin kişiyi üzerlerinde demirden zırhlar olduğu halde dışarıya attı. Bundan dolayı Allahü Teâlâ buyurdu:

Biz de bugün seni bedeninle yüksek bir yere atacağız ki arkandan geleceklere bir ibret olasın.Maamâfîh insanların bir çoğu âyetlerimizden cidden gaafildirler. 10/92″ Deniz, Firavun’u, dışarıya attı. Firavun, kırmızı bir öküz gibiydi. Bu günden itibaren deniz, hiçbir boğulanı dibinde kabul etmedi. Suda boğulanları su dışarıya atmaya başladı. Bil ki, bu hâdise, Mûsâ Aleyhisselâm için büyük bir mucizedir. İsrâiloğullarının ilkleri (Mûsâ Aleyhisselâm’ın zamanında yaşayan İsrâiloğulları) içindi. Buna şükretmeleri vâcibtir. Efendimiz (s.a.v.)

Hazretlerinin bu kıssa’yı anlatması da Efendimiz (s.a.v.) Hazret¬lerinin apaçık bir mûcizesidir. Bununla haktan kaçan kalbler mutmein oluyor. Anlayışı zaif olan nefisler (kişiler) bile eğilmekte ve teslim olmaktadır. Onların ardından gelenlerin de, bu kıssayı büyük bir iz’ân ile (hiç şüpheye kapılmaksızm) kabul etmeleri gerekir. Çünkü bunu Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri haber verdi. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri ümmi idi. Hiçbir kitab okumamıştı. Bu bilgiler, gayb’tı. Arablar, bu haber ve bilgilerden yoksundu. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin bunları haber vermesi ve bunları anlatması, onun vahiy olduğuna delâlet etmektedir. İşte bu, Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin peygamberliğine alâmet ve delildir. İlk İsrâiloğulları, bu mucizeleri bizzat gördükleri ve müşahede ettikleri, yani izleyip seyrettikleri halde onlarda bir tesir bırakmadı. Firavun’un elinden ve denizde boğulmaktan kurtul¬duktan sonra buzağıyı ilâh edindiler. Sonra, nebî ve rasûllerini (peygamberlerini) öldürmeye başladılar. İşte Yahûdîlerin Rabblerine karşı aldıkları tavır bu idi. Onların dinî hayatları ve kötü ahlâkları bu idi. Onlardan sonra gelen Yahudiler de onların kıssalarından ders, rivayetlerinden ibret almadı. Tevrâtı değiştirdiler. Allah’a iftira ettiler. Elleriyle (bir şeyler yazıp) Tevrat diye insanlara sattılar. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin.peygam¬berliğini yalanladılar. 0 yüce Rasûle inanmadılar. Ve bunlardan başka bir çok azgınlıklar yaptılar. Bu kadar âsî olan bir toplumun ve azgın olan taife ve kavmin haline gerçekten şaşılır!

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1
EZEL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
 

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı




2007-2026 © Siyaset Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.


Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı