Siyaset Forum - Siyasetin Kalbi
Köşe Yazıları Köşe yazıları burada paylaşılıyor.



Cevapla
Seçenekler
 
Alt 06-03-2010, 12:51   #1
Kullanıcı Adı
Ukbâ
Standart
İsrail, Filistin meselesini hakkaniyete uygun bir biçimde çözümlemediği için dış dünyanın tepki ve haklı müdahalesiyle karşılaşıyor.
Bu gerçeğe, eski yöntemlere başvurarak tepki gösteriyor.
Nasıl mı, başına dert olan ülkelerin başına dert açarak.
Türkiye’de son dönemde yaşanan şiddet olayları bu gözle okunmalıdır.
Bu noktada İsrail’e kızmalıyız ama iğneyi kendimize de batırmalıyız.
Türkiye kendi evini düzene koymadıkça, dışarıdan oynanmaya açık bir ülke olmayı sürdürecektir.
Aslolan, bu tip müdahalelere imkan vermeyecek hukuka, insan hakkına saygılı düzeni bir an önce kurmaktır.
Türkiye bu yolda çok vakit kaybetti.
Adı var, kendi yok açılımda bir adım atılmadı.
Çocuklar cezaevine konularak bölge rahatsız edildi.
Şiddeti kökten çözecek adımlar atılamadı.
Mahmur Kampı boşalacak dendi, üç tane keçi bile getirilemedi.
Bugün İsrail, yarın bir başkası...
Kendi topraklarınızda silahlı bir güç varsa, önünüze engel çıkarmak isteyen her ülke bu gücü kullanmak ister.
Türkiye, bölgede ve küresel çapta etkin bir oyuncu olmak istiyorsa, bu meseleyi halletmek zorundadır.
Başkalarına kızmadan, kendimize kızalım.

 

Ukbâ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 06-06-2010, 00:30   #2
Kullanıcı Adı
Gönülden
Standart
Darbecilik bütün ahlaksız eylem ve niyetleri içinde barındıran yüz kızartıcı bir suçtur. İçinde yetki gaspı var, hırsızlık var, emanete hıyanet var, yalancılık var cinayet var. Ne yazık ki bu yüz kızartıcı suç, Türkiye'de hâlâ ne darbeleri yapanların ne de onları destekleyenlerin yüzünü kızartmıyor. Baksanıza 27 Mayısı yapanlar utanıyorlar diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu'na eski milli birlik üyesi birisi oradan "utanmıyoruz" diye seslenebiliyor. Darbe karşıtlığı etrafında bir konsensusun oluşamıyor olması gerçekten bir toplumun sağlıklı ve adil bir biçimde bir arada yaşaması açısından ciddi bir sorundur. Darbeciliği önlemenin yolu sadece darbe yapabilecek olanlar üzerinde bir baskı oluşturması değil, darbeden çıkar yol umanların da bunu akıllarından geçirdikleri için yüzlerinin kızarmalarının sağlanmasından geçiyor galiba.

Türkiye'de insanların bir kısmı darbeyi birbirlerine karşı koz olarak kullanabilme ihtimalini etik açıdan dışlayamıyorlar. Çünkü darbe ortamından kendine doğabilecek bir fırsat ihtimali birilerinin aklını çelmeye yetiyor.

27 Mayıs'ı veya tarihimizin diğer kara lekelerini bir hesaplaşma ve rövanş ve intikam havasına sokmak elbette ki gerekmiyor. Doğrusu o tarihte yapılanların vahameti hâlâ gün yüzüne tam da çıkmış değil. 50 yıl sonra 27 Mayıs'ın bu kadar çok gündemde olması, darbenin 50 yıl geride kalmış olmasının verdiği rahatlıktan değil, aksine hâlâ darbe niyetlilerinin aramızda bulunmasından kaynaklanıyor. Bugün Türk tarihinin en adil muhakemesiyle yargılananların yapmaya niyetli oldukları darbelerde yargılama nasıl oluyormuş, bu vesilelerle hem kendilerinin görmesi hem de herkesin görmesi gerekiyor.

Ayrıca ne de olsa bugün belki hep hayâ ile hatırlamamız gereken gerçek üstünlüğünden gurur duyduğumuz mevcut hukuk düzeninin bu ahlaksız darbeyle tesis olunduğu gerçeğidir. Bu gerçek adalete olan inancı hiçbir zaman rahat bırakmayacak bir gerçektir







Gönülden isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-06-2010, 13:45   #3
Kullanıcı Adı
rizzelli
Standart
Hakan Albayrak-Yeni Şafak

GAZZE MESELESİNE KÖKLÜ ÇÖZÜM

Hamas ve El-Fetih barıştırılıp bütün Filistin'i temsil eden bir hükümetin kurulması ve bu hükümetin derhal bağımsızlık ilan etmesi sağlanmalı.

Bağımsızlık beyannamesinde devletin sınırları meselesi kısmen muallakta bırakılabilir ama Gazze ve Akdeniz'deki kara sular mutlaka zikredilmeli.

Türkiye başta olmak üzere pek çok ülke bağımsız Filistin devletini derhal tanıyacak ve Filistin hükümetinin talebi üzerine Gazze'yle deniz köprüsü kurabilecektir.

Mavi Marmara'da katliam yapan alçaklar o zaman ne halt edecekler?

Hiçbir halt edemeyecekler!

NOT: Filistin'de birlik hükümeti kurulamazsa, Gazze'deki yönetim "Geçici olarak Türkiye mandasına giriyoruz" desin. Rest!
rizzelli isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-06-2010, 13:50   #4
Kullanıcı Adı
rizzelli
Standart
ADEM YAVUZ ARSLAN'DAN ANALİZ- BUGÜN

Bir fikir dünyayı değiştirebilirmiş

Bir fikrin dünyayı değiştireceğine inanmayanlardansanız henüz Türkçe Olimpiyatları'nı izlememişsinizdir.

Milyonlarca insanın ufkunun Edirne'nin sınırlarını aşamadığı bir dönemde "Oralara gidelim, okullar açalım" dendiği zaman yadırgayanlar şimdi "Ne kadar da haklıymışlar" diyorlar.

Eğer 'Abartıyorsun' diyenlerdenseniz önüne bir dünya haritası alıp bakın.

Grönland'dan Avustralya'ya kadar 120 ülkede okullar açacaksanız.

Üstelik bunun için sermaye ve personel bulacaksanız. O ülkelerde kabul göreceksiniz. Aileler İngiliz ya da Amerikan okulları yerine Türk Okulları'na çocuklarını gönderecek.

Alfabelerinde 'ü', 'ş' gibi harfler olmayan toplumlarda Türkçe öğreteceksiniz. Yetmeyecek fıkralarınızı, şiirlerinizi ezberleteceksiniz.

Kendimizi de aldatmayalım, Türkçe belki ileride çok geçerli bir dil olacak ama henüz değil. Yani bir Malezyalı'nın, Kenyalı'nın, İrlandalı'nın Türkçe öğrenmesi için çok makul nedenler yok.

Bu arada kendi ülkenizden 'etkili ve yetkili' çevreler 'onlar var ya onlar' diyecek, önünüzü kesmeye çalışacaklar. Ama her türlü engeli aşıp o ülkelerde bayrak göstereceksiniz.

Sonra 120 ülkeden çocukları Ankara'da toplayacaksınız. Kaç kişi henüz çocuk yaştaki çocuğunu öğretmenine teslim edip dünyanın öbür ucuna yollar? Demek ki o öğretmenler 'emin' olduklarını ispatlamışlar.

Üstelik bunlar ilk adımı attıktan sonra 20 yıl bile geçmeden oluyorsa.

Durup düşünülünce 'Aşk olsun' dememek işten değil.

O çocuklar 15 güne yakın zamandır Türkiye'deler. Muhtelif kategoriler de maharetlerini sergiliyorlar. Bu yarışmaların galibi yok. Çünkü birinci hepsi. Zaten amaçta birinci seçmek değil.

Ankara'nın bunaltan gündemlerine ara verip Metehan Demir'den Murat Yetkin'e, Erkan Tan'dan Mehmet Acet'e kadar neredeyse medyanın tüm Ankara temsilcileri, Ankara Arena'nın yolunu tuttuk.

Orada birkaç saat boyunca çok farklı yetenekleri ve gösterileri izledik.

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'den, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'ndan ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'tan uzun uzun alkış alan konuşmalar dinledik.

Öyle başarılı performanslar izledik ki bir an için bu çocukların profesyonel olup olmadıklarını bile tartıştık. Şapka çıkartacak performanslar vardı.

Okullar, olimpiyatlar hakkında çok şey söylemek mümkün. Zaten günlerdir Türkiye'nin dört bir yanında 'Türkçe rüzgarı' esiyor.

En başa dönersek... Bir fikir dünyayı değiştirebilirmiş. Türk Okulları ve Türkçe Olimpiyatları tek başına bunun delili.
rizzelli isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-06-2010, 14:06   #5
Kullanıcı Adı
rizzelli
Standart
Kak Mesut, serok Barzani bı xer hati! - Mehmet Metiner -STAR

AK Parti Hükümeti sistemle tanıştıkça şunu gördük: Asıl mesele içerideydi ve içeridekiler dışarıyı kendi çıkarları doğrultusunda dizayn ediyorlardı!
Bu yüzden “dış politika” anlayışının değişmesi için öncelikle iç politika anlayışının değişmesi gerekiyordu.
“Dört tarafımız düşmanlarla ve onların içerideki işbirlikçileriyle çevrili!” paranoyası üzerinden vesayet rejimini sürdüren güç odaklarının asıl derdi, içerideki iktidarlarını sürdürmekti.
Ortada hikmetinden sual olunmayacak bir devlet vardı. O devlet, asker-sivil bürokratlardan oluşuyordu. Bir de halk tarafından seçilmiş bir meclis ve hükümet vardı. Kendilerini devletin asıl sahibi olarak görenler bu yüzden “devlet ayrı, hükümet ayrı” diyorlardı. Kim hükümete gelirse gelsin, kendilerince belirlenen “devlet politikaları”nın değişmeyeceğini söylemeleri bu yüzdendi.
Bu demokratik olmayan devlet anlayışı ve vesayet rejimi malum sorunlardan besleniyordu. O yüzden sorunların çözümüne vakit geçirilmeden yönelmek gerekiyordu.
“Kürt sorunu”nu cesaretle çözmeye yönelmiş Türkiye’nin sadece “PKK sorunu”ndan kurtulmak için değil, bu ülke Kürtlerinin hür ve eşit vatandaşlık anlayışı temelinde sisteme entegre edilmesi için de Barzani yönetimiyle işbirliğine ihtiyacı vardı. Bir dönem Barzani-Talabani üzerinden geliştirilen düşmanlık siyasetinin aslında “Kürt düşmanlığı” anlamına geldiğine inanan Türkiye Kürtlerinin bu algısının devlete ve ülkeye aidiyet duygusunu zayıflatan bir faktöre dönüştüğü biliniyor. AK Parti Hükümetinin sadece Türkiye Kürtlerini değil Irak Kürtlerini de kendinden bilen bir Türkiye perspektifini esas alması, sorunun kalıcı ve hakiki çözümünün zeminini oluşturmuştur.
Barzani’nin demokratik açılım sürecini desteklediğini yüksek sesle dile getirmesi önemlidir. Barzani’nin “PKK sorunu”nun çözümüne dair önerilerinin önemle not edilmesinin Türkiye’nin yararına olacağına inanıyorum.
Ahmet Davutoğlu’nun Barzani’ye “Kak Mesut” diye hitabı, yeni dönemin ruhunu ortaya koyan anlamlı bir jesttir.
Mesut Barzani, sözüne güvenilir, samimi bir Türkiye dostudur. Bu dostluk, babası Molla Mustafa’nın kendisine vasiyetidir.
Barzani geleneğinde dosta ihanet yoktur.
“Kak Mesut”a, “Başkan Barzani”ye kendi diliyle ülkemize hoş geldiniz diyorum.
Kak Mesut, Serok Barzani bı xer hati welate me!
rizzelli isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2010, 11:52   #6
Kullanıcı Adı
0000000000
Standart
Diyelim ki, BM Güvenlik Konseyi'nden İsrail hakkında bir kınama kararı çıkarılamadı ya da veto yetkisine sahip ülkeler 9 insanın hayatını kaybetmesine bile aldırış etmeden kararı veto etti; ne yapacaktı Türkiye? Savaşacak mıydı? Dışişlerimiz yoğun bir çaba sarf etti ve İsrail'in hapse attığı insanlar 36 saat içinde serbest bırakıldı. Ya bırakılmasaydı? Ya bu işkence aylarca devam ettirilseydi? Ne yapacaktı Türkiye? İsrail'e savaş mı ilan edecekti? Sokağın sesine kulak verirseniz, "Evet, savaşmak gerekiyor." gibi bir sonuca ulaşabilirsiniz. Fakat büyük devletler sokağın anlık hissiyatıyla yönetilmez. Savaşın ne getireceği, ne götüreceği, bunu kimin isteyeceği, nerelere kadar dayanacağını kim kestirebilir ki? Milliyet'te Taha Akyol, Zaman'ın yayınlarının farklı olduğunu, "öbür gazeteler şehitliği, şehitlerin cenaze törenlerini, İsrail katliamını, 'Gazâ'yı manşet" yaparlarken Zaman'ın manşetinin "Uluslararası soruşturmaya ilk delil Adli Tıp'tan" şeklinde atıldığını söylüyor. Doğru bir tespit. Uluslararası krizler yaşanırken popülizm yaparak manşetler döşemek, aklıselimi devre dışı bırakabileceği gibi tamiri imkânsız olan kazalara da neden olabilir...
Olaydan sonra, hükümet adına ilk açıklamayı Başbakan Vekili sıfatıyla Bülent Arınç yaptı. İsrail hükümeti hakkında ağır ve haklı eleştiriler yönelten Arınç, "Hiç kimse bizden savaş beklemesin." diyerek Türkiye'nin büyük devlet olduğunu ve bu yüzden öncelikle diplomatik yolları tercih ettiğini ispat etti. Başbakan Erdoğan da 'uluslararası hukuk yolları'na vurgu yaptı ki doğru bir yaklaşımdı bu. Çünkü Türkiye gibi yükselen bir değerin diplomatik yolları tüketmeden vereceği bir karar, başka güçlerin işine gelse bile bu ülkeye zarar verir. En ucuz atlatılacak bir savaş bile bugünkü istikrarı yerle bir eder, onlarca yıl tamir edilemeyecek hasara sebebiyet verir.
ULUSLARARASI MECRADA HAKLILIĞIMIZI KAYBETMEMEK ESASTIR
Tam bu noktada Fethullah Gülen'in uyarılarına dikkat etmek, bu ikazları soğukkanlılıkla dinlemek gerekiyor. Sağduyunun zamanı yoktur; o her zaman için bir ihtiyaçtır. Devletlerarası hukuka riayet ederek hak aramak, diplomatik yolları sonuna kadar zorlamak ve bütün bunlar yaşanırken ülke vizyonunu daha geniş açılar üzerine kurmak doğru bir stratejidir. Olaylar, fert olarak ruhumuzda büyük bir infiale yol açsa bile, devlet olarak akılla hareket etmek, uluslararası meşruiyeti kaybetmemek esas alınmalıdır. Bazıları buna, "Uzaktan bakınca öyle görünüyor." demiş olabilir. Bu bir ufuk meselesi, uzaktan değil, yukarıdan bakılınca (tepeden bakmak değil) görünen manzara önemli... Türkiye sadece 'bölgesinde güçlü bir aktör' olarak kalamaz; o aynı zamanda bölge ve dünya dengelerinin kuruluşunda senaristlerin arasına girmek zorundadır. Böyle bir misyon için tarihi de müsait, şuuraltı birikimleri de. Gelişmeler Türkiye'nin önemini ve etkisini artırdı. Ne var ki savaş gibi sonu asla tahmin edilemeyecek bir maceranın, gelinen noktayı da yerle bir etmesi kaçınılmaz. Tam da bu sebeple sağduyulu davranmak, bir fitnenin içine çekilmemek, başka mahfillerde hazırlanmış senaryolarda bilmeden de olsa aktörlük yapmamak gerekiyor. Daha zor olanı da koro halinde konuşulurken ezber bozacak bir yaklaşım ortaya koyarak herkesi sağduyuya davet etmek. Çünkü meseleyi sadece öfkeye dayayanların (bu öfkenin haklı sebepleri olsa bile) büyük fotoğrafı görmesi hiç de kolay gözükmüyor...
0000000000 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2010, 13:12   #7
Kullanıcı Adı
0000000000
Standart
Yassıada Mahkemesi'nin ünlü savcısı Egesel, 1957 seçimlerinde Demokrat Parti'den aday adayı idi. Cellat başı Salim Başol, Samet Ağaoğlu'na "Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor" demekle kendi fonksiyonunu ifade etti. Darbelerin iç sebepleri genellikle bahanedir; gerçek sebebini dışarıda aramak gerekir. Ortadoğu her bakımdan dünyanın kalbidir; burada ağırlığı bulunmayan süper güç olamaz. Menderes'in emperyalistleri bölgeden atmak için her şeyi yaptığını Libya'nın eski başbakanlarından Mustafa Bin Alim'in "Libya Siyasi Tarihinin Kapalı Sayfaları" adındaki hatıratından öğreniyoruz. Menderes'in Fransızlara karşı bağımsızlık savaşı sürdüren Cezayirlilere Libya üzerinden silah gönderdiğini belirtiyor. NATO'nun silahlarını, bir NATO ülkesi olan Fransa'ya karşı kullanılmak üzere Cezayir'e göndermekle büyük risk aldığını belirten Alim şöyle diyor: "Türkiye'nin Adnan Menderes'ten daha zeki, daha geniş ufuklu ve siyasi olarak Menderes'in sahip olduğu maharet ve parlaklığa sahip bir devlet adamı daha yetiştirmediğini sanıyorum." Akşam karanlığı basınca, Antalya'dan kalkan takaların nereye hareket ettiğini soran Başol'a; "Devlet sırrıdır, söyleyemem" dedi ve idama gitti. Demokrat Parti'yi deviren cuntacıların, Menderes'in üzerinde sigara söndürten gardiyan başının emperyalizmin urganını vatan evladının boynuna geçirdiğini bilmeleri mümkün mü?
0000000000 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2010, 15:50   #8
Kullanıcı Adı
0000000000
Standart
tarihte Esat Adil'in "Türkiye Sosyalist Partisi", Şefik Hüsnü'nün "Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü Partisi" neredelermiş?
Yoklarmış, iki sene önce kapatılmışlarmış. Onları kim kapatmış? Ankara rejimi.
Ama İnönü aziz Türk miletine demokrasiyi hediye etmişmiş tabii...
Fakat halk cahil ve kandırılmış olduğundan bu demokrasinin kıymetini bilememiş, İnönü'yü iktidardan devirmiş. Karşıdevrim başlamış.
Değişik partiler olacak ama sen gene de CHP'ye oy vereceksin, başkasına verirsen o demokrasinin hiç anlamı kalmaz ki! Demokrasiyi sana niçin bahşettiler, farklı düşünesin diye mi?
Başka partiye oy verenlere "ampul kafalı, göbeğini kaşıyan ayı" denilemeyecekse, farklı düşünenlere "satılmış, hain, yandaş, yalaka" diye hakaret edilemeyecekse ne anlarım ben o demokrasiden?
Önümüzdeki yıl Önder Sav başbakan yardımcısı olursa, arkadaşın katı yürekli, soğuk, sevgisiz bulduğu, nefret ettiği o adam hükümete girerse, karşıdevrim bitecek, devrim yeniden başlayacak.
Arkadaş Deniz Baykal'la papaz olmuştu, sonra gözüne ne göründüyse göründü, barıştı, fakat Baykal devrilince ne yapacağını şaşırdı, sonra da "Kemal'i severim, iyi çocuktur" diyerek çıktı işin içinden.
Geliyor, geliyor, yüzde otuzla Ankara rejimi geliyor... Arkadaşı peşine takmış, Kemal geliyor...
Ankara rejimi ha? Kemal Atatürk'ün kurduğu rejim mi?
Yoksa İnönü'nün sürdürdüğü rejim mi?
Herhalde Menderes'in "bozduğu" rejim değil, olay 1948 yılında geçiyor.
Yok yok, en iyi rejim "bizim çocukların" 1961 yılında kurduğu rejim...
Eskiden bu tür kompozisyonları yazanlara "düşünce tutarlılığı yok, bir gün akım derken ertesi gün başka şey diyor" gerekçesiyle kırık not verirlerdi, şimdi ahbap çavuş ilişkileriyle gazetede yazı yazdırıyorlar.
Siz ne diyorsunuz, film bile çektiriyorlar yahu! "İnsani" açılardan falan...
0000000000 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2010, 18:38   #9
Kullanıcı Adı
0000000000
Standart
Ayrıca, siyasi iktidarın izlediği dış politikanın sürece katkısı yadsınamaz. Komşularıyla sıfır riske dayalı ilişki kurmaya çalışan Türkiye, Filistin meselesi çözüme kavuşmadan Ortadoğu sorunun çözülemeyeceğini ve dünya barışının tesis edilemeyeceğini öngörüyor.

O nedenle, hükümetin İsrail’e karşı izlediği, kimi zaman sertleşen politikasının kendi içinde tutarlılığı vardır, anlık tepkilere dayalı değildir.

Ancak, kanlı baskın, gerginleşen Türkiye-İsrail ilişkilerinde çıtayı çok yüksek bir noktaya taşıdı. Kamuoyunda öyle bir rüzgar esiyor ki, baltayı kapan İsrail’e doğru koşmak istiyor sanki. Savaş tamtamları çalıyor. Hükümet de maşallah, vurdukça vuruyor.

Bıraksan, soluğu birlikte Gazze’de alacaklar.

Burada sağduyuya ihtiyaç var. Fethullah Gülen’in bu aşamada Wall Street Journal’e yaptığı açıklama, bu ihtiyaçtan doğmuş olabilir. Hem kamuoyunun sakinleşmesi hem iktidarın frene basması bakımından yararlı olacağı düşünülebilir.

Osmanlıyı birinci dünya savaşına sokan İttihat ve Terakki’nin tuzağıydı. İttihat ve Terakki’den sadece 4 kişinin gelişinden haberdar olduğu iki Alman denizaltısının Türk karasularına girmesiyle Osmanlı kendini savaşın ortasında buldu.

Elbette, İsrail’e haddi bildirilmelidir. Yakın mesafeden kafalarına kurşun sıkılan masum insanların intikamı alınmalıdır. Daha önemlisi, gemilerin yola çıkmasına dayanak oluşturan Gazze ablukasının kaldırılması sağlanmalıdır.

0000000000 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-08-2010, 15:12   #10
Kullanıcı Adı
rizzelli
Standart
İsrail AK Parti'yi devirebilir mi?-İHSAN DAĞI-ZAMAN
Sonuçta manzara şu: İsrail hükümeti, Yahudi lobisinin radikal kanadı ve Washington'daki 'neo-con'lar Erdoğan hükümetini devirmek için ellerinden geleni yapıyorlar, yapacaklar. Baksanıza Dışişleri Bakanı Lieberman geniş bir yelpazeye göz kırpıyor; "Türkler, Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden tesis etmek ve laik mirası tümüyle gömmek istiyorlar" demek suretiyle Türkiye'de, bölgede ve dünyada AK Parti'ye karşı müttefikler arıyor. Bölge ülkelerini neo-Osmanlılıkla, bazı yerli unsurları da laiklikle tahrik etmeye çabalıyor.

Bu çabalar yeni değil. Bir süredir hükümeti içte ve dışta zayıflatmak, sonunda da tasfiye etmek amacıyla Türkiye demokrasisini feda etmeye hazır girişimlerin yürütüldüğü biliniyor. İsrail 'AK Parti'yi bitirme operasyonu'nda yerli taşeron bulmakta bir sıkıntı çekmiyor. Bir süredir bir medya grubu, bir sermaye çevresi ve onun örgütü özellikle Washington'da İsrail lobisi ve 'neo-con'larla derin bir işbirliği içindeler. 'AK Parti'den kurtulalım, Ergenekoncuları kurtaralım, bu arada biz de kurtulalım' formülü bazı çevreler için cezbedici.

Ama nereye kadar? Türkiye siyaseti ve halkı böylesi dışsal projelerle 'tanzim' edilemeyecek kadar karmaşık ve özerk. Ayrıca bu projenin yerli taşeronlarına da bir uyarı; İsrail lobisiyle çalışmak 'ölüm öpücüğü'dür, tavsiye edilmez!
rizzelli isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler... Lütfen konu içeriği ile ilgili kelimeler ekliyelim
bugün, bölüm, bölümler, etkileyen, hayat, hayatınızı, okuduklarınızda


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı




2007-2026 © Siyaset Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.


Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı