Siyaset Forum - Siyasetin Kalbi
Tartışıyorum Tüm Partililerin,Gençlerinin Seviyeli tartışma bölümü.



Konu Kapatılmıştır
Seçenekler
 
Alt 09-12-2011, 17:32   #1
Kullanıcı Adı
Ammar
Standart
evet şu varki bir cemaat lideri veya islam alimi kabul ettiğimiz insan ayak ütü konuştu aceleye gelmiş diyemezyiz öyle olsa pek anlamıda kalmaz. zaten baya bi oturulmuş tartılmış öyle gündeme getirilmiş. ayak üstü derken zaten o iş için toplanmış ve demek veriyor.

gayri müslimlerle iletişime gelince islamın gayri müslimlerden kaçın gibi bir emri yok. tebliğ edin anlatın davet edin emri var buda haliyle iletişimdir.

 

Ammar isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 09-12-2011, 17:43   #2
Kullanıcı Adı
Terennüm
Standart
uzlaşının ne olduğunu merak ediyorsan önce hocaefendinin uslubunu bilmelisin..en azından bazı konularda iman-itikat yönünden düşüncelerini yazdığı bir kitabı okumalısın..uzlaşı senin anladığın anlamda olmadığını çok iyi bilenlerdim..ve biz birşeyi daha çok iyi biliyoruz ki o da şudur.Allah nurunu tamamlayacaktır..mesela taşın altına elini uzatma meselesidir..siz bu işin neresindesiniz?
Terennüm isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 09-13-2011, 03:34   #3
Kullanıcı Adı
Ammar
Standart
biz bu için tebliğindeyiz.

diyaloğunun ne olduğu açık gizli saklı değil. kadir mısıroğlunun sorduğu soru hala cevaplanmış değil ? hemde zmaanda yayınlanan bir mektuple ilgili soru. gizli ajanda varmış gibi söyleniyor ama icraatlar pek iç açıcı değil ne yazık ki

illaki her şeyde bir hikmet var. otorite çıkışındada aynı şeyler söylendi. ve hep aynı şeyler söyleniyor. durmn bekleyin göreceksiniz bi hikmeti var.

her şeyi gizemleştirmeye gerek yok. ilim gerekterin bir konu olurz hade neyse video ortada hakkında konuştuğu konu ortada. verilen demeşler ortada.

İslam Zahire bakar... bu fıkhında olmassa olmazı

Konu Ammar tarafından (09-13-2011 Saat 03:39 ) değiştirilmiştir..
Ammar isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 09-13-2011, 04:03   #4
Kullanıcı Adı
AdaletinKılıcı
Standart
Bence çok yakınız ve nüanslarda ayrılıyoruz. Hepimiz İSLAM'a bağlıyız. Hiçbirimiz dejenerasyon yanlısı değiliz. ALLAH, kendi ayeti ile bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu bildirmektedir. İlahımız Yüce ALLAH, Liderimiz Hz. Muhammed'dir. Tarikat ve/veya cemat lideri konumundki insanlar kıymetli olabilirler ancak onlar da insandırlar. Kur'an'a bağlı olarak, din düşmanı olmayan bütün dindarlar ile temas halinde olmak diye özetleyebilir miyiz? O durumda mesele kalmıyor.
AdaletinKılıcı isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 09-13-2011, 04:12   #5
Kullanıcı Adı
AdaletinKılıcı
Standart
Seyyah beyin harika bir yönlendirmesi neticesinde çok hayırlı yazışmalar oldu.

ALLAH kendisinden razı olsun...


Neticede hepimiz Müslümanız... İnşaALLAH. ElhamdüliLLAH.
AdaletinKılıcı isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 10-13-2011, 03:05   #6
Kullanıcı Adı
manifesto
Standart
"Bütün dinleri birleştireceğiz" şeklinde sunulan videonun milli görüşçüler tarafından pompalanmasına şaşmadım.
Videoda BİRLEŞTİRME ifadesinin B-si bile geçmiyor.
Çarpıtma işinde üzerlerine yok.Hoş bir işe yaradıkları da yok.
Budizm Brahmatizm hatta ateizm bile diyor bunlar arasında bir uzlaşma başlatılırsa diyor.


Uzlaşma denilince taviz vermek nereden aklınıza gelir,bu nasıl akıl ise artık.
Yahudiler mesela cumartesi günününden şebat gününden mi taviz verecek
Yada budistler neyden taviz verecek
Yada müslümanlar kıblemiz kabe değil de özgürlük anıtı olsun deyip mi taviz verecek
Abuk subuk yorumlar
manifesto isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 10-13-2011, 03:06   #7
Kullanıcı Adı
unnamed
Standart
kendini buralarda çürütüyorsun yav...
 
Alt 10-13-2011, 03:16   #8
Kullanıcı Adı
İntifada
Standart
dinler arası diyalog toplantısında müslüman tarafı temsil eden bir imamın bir papaz ve bir hahamın elinden tutup kurulmuş bir sembolik sırat köprüsünden geçmesi bile bence islamdan tavizdir benhur...
 
Alt 01-20-2012, 16:51   #9
Kullanıcı Adı
_Ednâ_
Standart
Fethullah Gülen Papa ile neden görüşmüştür, Fethullah Gülen Papalık misyonunun bir parçası mıdır?
20.01.2012

Fethullah Gülen’in evrensel barışa en büyük vesile saydığı diyalog maksadıyla Papa II. John Paul ile görüşmesi etrafında o günden bugüne pek çok itham ve iftiralar ortaya atılmıştır. Fethullah Gülen defalarca cevap verdiği halde[1] bu iftiralar hâlâ devam ettirilmektedir. İftiraları yayanlar Fethullah Gülen’in sözlerinden cımbızlama alıntılar yapıp önyargılı yorumlara tabi tutarak bu iftiralara gerçeklik süsü vermeye çalışmakta ve böylece meselelerin hakikatini araştırmadan her duyduğuna inanan kimselerin yanlış bilgi ve kanaat sahibi olmasına sebep olmaktadırlar.

Fethullah Gülen aleyhinde diyalog hizmetleri çerçevesinde ileri sürülen türlü türlü ithamlardan bazıları şöyledir: Papa’nın gizli kardinali olduğu ve İslam’ı Hıristiyanlaştırma gayreti içinde olduğu; Moon tarikatına bağlı olduğu; Yahudi olduğu ve Siyonist projelerinin yayılmasına aracılık ettiği; Amerika’nın Ilımlı İslam projesinin bir parçası olduğu…

Fethullah Gülen’e göre bu tür “iddiaların her biri, en zirvedeki idarecimizden, köydeki vatandaşımıza kadar, halkımın her kesimini ve bütün idarî kademeleri aleyhimize çevirmek için uydurulmuş birer iftira, mesnetsiz birer suçlamadan başka bir şey değildir. Sağduyu sahibi herkes bunun böyle olduğunu bilmektedir ve şuurundadır.”[2]

Fethullah Gülen kadar böylesine birbirine zıt iftiralara maruz kalan insan çok enderdir şu dünyada herhalde: “Bir kesim çekememezlikten ‘Amerikancı’ diyor, bir kesim ‘işbirlikçi’. Bir kesim de gariptir ki, ‘şeriatçıdır, dini getirip hayata hakim kılacak’ diyor. Bunlar öyle birbirine zıt şeyler ki, hepsi bana isnat ediliyorsa bu taarruzlar çok şeyleri düşürür, dolayısıyla çok şey havada kalır. Bir kesim de Hıristiyanlara yaklaşmayı, onların rahat ve serbest dolaşmalarına, propaganda yapmalarına, kilise teşkilatlarına, faaliyetlerine destek gibi görüyor. Kanaat-i acizanemce haset ve kıskançlık var. Olumlu bazı şeyler var. Bunları hazmedemiyorlar.”[3]

2006’da Papa 16. Benedikt’in Regensburg Üniversitesi’nde yaptığı konuşma üzerine açıklama[4] yayınlayan Fethullah Gülen, “konuşmada, hem İslam’ın uluhiyet inancı hafife alınarak hem de Resûl-i Ekrem Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) çirkin isnatlarda bulunularak Müslümanlar rencide edilmektedir.” diyerek hem ikaz hem izah mahiyetinde değerlendirmelerde bulunmuştur. Gülen’i Papa’nın gizli kardinali sayanlar muhtemelen bu açıklamayı görmezden geldiler.

Papa’ya sunulan mektup

1998’de gerçekleşen Gülen-Papa görüşmesinden beri türlü türlü iftiralar atanlar için zaman o tarihte durmuş olmalı ki iftiralarına delil diye öne sürdükleri argümanlar sadece o gün Papa’ya sunulan mektup ve Gülen’in o tarihlerdeki bazı sözleri üzerinde yoğunlaşıyor. Maksat anlamak olsa yazılar ve sözler başıyla sonuyla bütünlük içinde değerlendirilip doğru anlaşılır; oysaki önyargı ve garaz ile iftira düşünülünce cümleler başından ve sonundan koparılıp önyargılı yorumlara tabi tutuluyor veya bazen de tahriflerle anlam değişikliği yapılıp kasıtlı olarak okura yanlış yönlendirmeler yapılıyor.

Görüşme esnasında Papa’ya sunulan mektuptaki “Dinler arası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz.” cümlesinden Fethullah Gülen’in “Papalık misyonunun bir parçası olduğu” manasını çıkaran zevat, neden acaba mektubun ilk cümlesindeki “dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen” ifadesini görmezden gelir! Veya mektubun biraz ilerisinde Gülen’in amacını açıkça beyan ettiği “İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik dinler arası diyaloga yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir. Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz.”[5] cümlelerini neden görmüyor ya da anlamıyor!

04.07.1995 tarihli sohbetinde Gülen, “Kur’an’ın temeline inildiğinde, O’nun adeta sevgi ile esip geldiği görülür. Bu bakımdan, inanmış sineler, zaten bizim olan bu güzelliklere [sevgi, diyalog ve hoşgörü] yeniden sahip çıkmalı, bugüne kadar dünyaya pompalanmış olan menfî Müslüman imajını değiştirmeli ve İslam’ın gerçek yüzünü medenî geçinenlere karşı ‘ikna’ düsturuyla bir kere daha anlatmalıdırlar. Bizi nimetleriyle besleyen Cenab-ı Hakk’a sonsuz hamd ü senalar olsun ki, şimdilerde dünyanın dört bir bucağında bulunan hakikat erleri ve sevgi kahramanları, bu hakikatlerden hareketle dünyaya sevgi, hoşgörü ve herkesle diyalog mesajları taşımakta ve sinesi sevgiyle dopdolu ‘yeni bir Müslüman imajı’ oluşturmaya çalışmaktadırlar.”[6] diyerek İslam hakkındaki yanlış anlayışları izale yolu olarak dünya çapında herkesle diyalogu tavsiye ve teşvik ediyor. 1998’de Papa’ya sunulan mektupta da buna işaret ederek “İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam’ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır.” diyor. Böylesine iyi niyetli bir ifadeyi bile önyargılı ve yanlış yorumlara tabi tutanlar çıkabiliyor:
“Fethullah Gülen’in Papa’ya sunduğu söz konusu mektupta dillendirilen; ‘Müslüman dünyası, İslam’ın asırlarla ölçülen yanlış algılamasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır’ ifadesinden, ‘asırlarla ölçülen yanlış’ işte o ‘ehl-i kitap batıldır/cehennemliktir’ inancından başka ne olabilirdi ki?” diye kendince hüküm biçen yazarın yaptığı kasıtlı çarpıtma değilse anlayış zaafından kaynaklanan bir kusurdur. Ancak biraz araştırmakla gerçeği öğrenme imkanı varken kendisini okuyanları yanlış yönlendirmesi mazur görülebilir mi!

Fethullah Gülen’in “İslam’ın asırlarla ölçülen yanlış algılanması”ndan ne kastettiğini yine kendi sözlerinden öğrenme imkanı var:
“12 ve 13’üncü asırlarda peş peşe devam eden Haçlı seferleri, İslâm’ın ve bilhassa Peygamber Efendimiz’in Batı’da çok yanlış tanıtılmasına, İslâm ile ilgili gerçeklerin çarpıtılmasına sebep olmuştur. Bilhassa Aydınlanma dönemlerine kadar Batı’da İslâm ile alâkalı imaj, umumiyetle hep bu Haçlı seferleri çarpıtmasının tesirinde kalmıştır.

Bahis mevzuu ve siyasî yaklaşımın sebep olduğu yanlış İslâm imajı, ne yazık ki bilhassa son 20 yıldır daha başka noktalarda kendini göstermektedir. İslâm dünyası, 20’inci asra işgal veya sömürge altında bir dünya olarak girdi ve bu asrın ilk yarısında İslâm dünyasının hemen her yanında işgal ve müstemlekecilikten kurtuluş savaşları verildi. Bu savaşlarda İslâm motor gücü teşkil etti; insanlar, İslâm’a dayandılar. 60 küsur yıldır yaşadığımız İsrail-Filistin meselesinin de hâlâ belirli bir rol oynadığı bu husus, Müslümanların da çok yerde ve çoğu zaman İslâm’a daha çok siyasî yaklaşımlarına sebep oldu. İşte bu karşılıklı siyasî karşılaşma ve çatışmalar, siyasî hadiseler, bilhassa Demir Perde’nin yıkılmasından sonra Amerika’nın umumî olarak bütün dünya, hususî olarak İslâm dünyasıyla ilgili bazı planları ve hedefleri, Haçlı seferlerinden sonra ikinci defa İslâm’ın siyasî yaklaşımla farklı tanınmasına yol açmıştır. Haçlı seferleri döneminde İslâm, bilhassa itikadıyla ve Peygamber Efendimiz’in şahsına yönelik karalamalarla olduğundan farklı gösterilirken, bu yeni dönemde onun –meselâ savaş gibi– bilhassa milletlerarası münasebetlerle ilgili kaideleri açısından farklı tanınıp farklı tanıtıldığına şahit oluyoruz. Çok başka sebepleri olan terörün de ona bulaşan, bulaştırılan bazı ‘Müslümanlar’ sebebiyle İslâm ile birlikte anılması ve bir İslâmofobia’nın yaygınlaştırılması, İslâm hakkındaki başlıca yanlış anlaşılmalara temel teşkil etmektedir.

Batı’da İslâm’a bakışı belirleyen bir diğer faktör, ilmî-akademik görünen, fakat çok zaman siyasî yaklaşımın yönlendirmesinde hareket eden oryantalist yaklaşımdır. Bu yaklaşım zahirde ilmî ve objektif gibi görünse de ve hiç şüphesiz gerçekten ilmî ve objektif temelde davranan müsteşrikler (oryantalist) çıkmış da olsa, oryantalizm, daha ziyade Batı’nın İslâm ile siyasî karşılaşmasında bir destek fonksiyonu görmüştür ve görmektedir. Bu sebeple de İslâm, bazı hususiyetleri itibariyle olduğundan farklı gösterilmektedir.”[7]
_Ednâ_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 01-20-2012, 16:59   #10
Kullanıcı Adı
_Ednâ_
Standart
Hoşgörü ve diyalog sürecinin halkalarından birisi

Gülen-Papa diyalog görüşmesi, Gülen’in diyalog görüşmelerinin başlangıcı olmadığı gibi sonu da değildir. Sadece bir adımını teşkil etmiştir. Gülen’in farklı kesimlerle diyalog gayretleri geniş açılımlı olarak 1995 yılında başlamış olsa da aslında daha önceleri de imkan ve şartlar ölçüsünde hep yaptığı ve tavsiye ettiği bir faaliyet olmuştur diyalog.[8] Hatta 1979 yılında bile diyalogdan bahsetmektedir: “Kinin ve nefretin şimdiye kadar hallettiği hiçbir mesele olmadığını bir kere daha hatırlayarak, medenîlerle münasebetin ancak diyalog ve iknâ yoluyla olabileceğine inanınız; eğer bir yol deneyecekseniz, mutlaka bu yolu deneyiniz! (…) İnanmış bir insan olarak kâinata ‘kardeşlik beşiği’ nazarıyla bakıp, hangi inanç, görüş ve düşünceden olursa olsun, her varlıkla münasebet kurma yolunu araştırınız ve hele mutlak surette, dostlarınıza karşı daima yumuşak ve difüzyona hazır durumda bulununuz!”[9]

Fethullah Gülen, Vatikan dönüşü görüşmeye dair soruları cevaplarken şöyle demiştir: “Değişik platformlarda gerçekleştirmeye çalıştığımız hoşgörü ve diyalog sürecinin halkalarından birisiydi, sonuncusu da değil; çünkü ne ben kaim ve daimim, ne Papa kaim ve daimdir. Bundan sonra da insanlığın hoşgörüye, diyaloga, beraber yaşamaya, uzlaşmaya ihtiyacı varsa şayet orda da burada da bu işi temsil edecek insanlar olacak ve bu işi devam ettireceklerdir. Bu umumi süreçten bir halka daha böylece yerine getirilmiş oldu.”[10]

Aslında Gülen-Papa görüşmesi aleyhinde ısrarla iftiralar üretenler de biliyordur ki Fethullah Gülen sadece Papa ile değil, farklı din mensuplarından pek çok kimselerle diyalog görüşmeleri yapmıştır. Mesela Ortodoks Patriği Bartholomeos, Hahambaşı Bakshi Doron, Vatikan’ın İstanbul temsilcisi monsenyör Georges Marovitch, Kadim Süryani Katolik Cemaati Metropoliti Yusuf Çetin, Süryani Katolik Patrik Vekili Yusuf Sağ, Kadim Süryani Cemaati Piskoposu Samuel Akdemir, önemli bir Musevi örgütü olan ADL (Anti Defamation League) Başkanı Abraham Foxman, Katoliklerin önde gelen liderlerinden Kardinal John O’Connor’la diyalog görüşmeleri yapmıştır. Ayrıca Dünya Kiliseler Birliği (CMEP) üç kişilik bir heyetle, Gülen’e barış adına ziyarette bulunmuş ve Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı (AYOBK) Heyeti’yle de görüşmüştür. Gülen bunlardan başka pek çok diyalog görüşmeleri de yapmıştır.
Fethullah Gülen neden Papa ile görüştü?

Fethullah Gülen’e göre dünya çapında evrensel barışın gerçekleşmesi öncelikle dünyada en fazla müntesibi olan iki din olan İslam ve Hıristiyan dindarlarının diyalogu ile mümkün olacaktır. Bu düşünceden hareketle karşılıklı diyalog imkan ve fırsatlarının değerlendirilmesi ve güçlendirilmesi adına bir adım olarak bu görüşme gerçekleştirilmiştir. 09.02.1998 tarihinde Vatikan’da dinlerarası diyalog adına Katolik dünyasının lideri Papa II. John Paul ile yaklaşık 30 dakika süren bir görüşme yapılmıştır. Bu görüşmede Gülen ile Papa arasında Vatikan’ın İstanbul temsilcisi monsenyör Georges Marovitch tercümanlık yapmıştır. Ayrıca bazılarının aleyhte bir kampanyaya dönüştürüp iddia ettiği şekilde Fethullah Gülen Papa’nın elini öpmemiştir. Aralarında yalnızca samimi bir tokalaşma ve görüşme olmuştur.

Gülen, Papa ile görüşmenin önemini şöyle ifade ediyor: “Papa Hıristiyanlık dünyasında önemli bir sima, çok taraftarları olan ve aynı zamanda saygınlığı bulunan diğer kilise teşkilatlarına göre bir konumu bulunan, devlet gibi bir müessese. Ciddi insanlar var orada ve zannediyorum onların ciddiyeti ölçüsünde biz de öyle ciddi teşebbüslerde bulunursak gelecekteki o huzurlu dünyaya katkıda bulunabiliriz.”[11]

Fethullah Gülen, dünya çapında dinin öneminin fark edildiği ve dine dönüşün yaşandığı çağımızda ısrarla diyalog üzerinde duruyor. Çünkü Gülen, evrensel barışa ulaşmanın farklı dinlerin müntesipleri arasındaki diyalog sayesinde mümkün olacağını öngörüyor: “Bizim için eskiden beri vârid olan, fakat dünyanın Demirperde’nin yıkılmasından sonra keşfettiği bir gerçek var ki, gelecek asırda dinler çok söz sahibi olacaktır. Bu, insanların yürüdüğü tabiî bir hedeftir. Şu anda, İslâm ve Hıristiyanlık, dünyada en fazla müntesibi olan iki dindir. Budizm ve Hinduizmin de çok sayıda müntesibi vardır. Yahudilik, müntesiplerinin sayısı itibariyle küçük gibi görünse de, etkilidir. Dolayısıyla, âhir zamandaki evrensel bir dirilişin, sulhün ve barışın bu dinler arasında, önce ortak noktalarda başlayacak bir diyalogdan geçeceği bir vakıa olarak karşımızda durmaktadır. Böyle bir diyalogda geç kalındığı bile söylenebilir. Biz, kendi değerlerimizden şüphe etmiyoruz ve kimseye iltihak teklifinde bulunmadığımız gibi, kimsenin aklından da bize böyle bir teklifte bulunmak geçmiyor.”[12]

Gülen, diyalog faaliyetlerindeki niyet meselesinde ise şunu ifade ediyor: “İster Vatikan’la ister başka din mensupları ile görüşmemizde onların niyetlerinin, maksatlarının ne olduğunu tabii ben bilemem. Neyi beklediklerini de bilemem. Sadece hüsn-ü zan ederim. İnsanlık adına iyi şeyler düşünüyorlardır. Ama biz herkesle temasımızda dinlerin insanları birbirinden kaçırmadığını, belki bir araya getirdiğini, uzlaştırdığını, bunları yapabileceğini ortaya koymak için kendi mülahazalarımız açısından değişik din mensupları ile görüşüyoruz.”[13]
Papa neden Gülen’i muhatap aldı?

Gülen-Papa görüşmesinden sonra “Papa neden Gülen’i muhatap aldı” veya “Gülen hangi sıfatla gitti” sorularını gündeme getirenler olmuştur ve hâlâ da önyargılı yorumlarla bunları tekrar tekrar gündeme getirenler olmaktadır.
“Bir insanın milleti adına, ülkesi ve ülküsü adına bir şey yapması için herhangi bir payeye sahip olmasına gerek yoktur. Ben bir vatandaşım. Milletimin adına yaptığım her şeyi de bir vatandaş olarak yaptım.” diyen Gülen, “bir vatandaş olarak burada diyalog ve hoşgörü adına teşebbüslerde bulunduğu gibi, Barthalemeos’la görüştüğü gibi, Ermeni patriğiyle görüştüğü gibi, Papa ile de görüştüğünü” ifade etmiştir.[14] Papa ile görüşmesinin kısa sürede sonuçlanmasına yönelik eleştirileri “Papa’nın kimin müracaatına cevap verip vermeyeceğinin kararı herhalde ona ait bir husustur ve bu, kendisine sorulmalıdır. Bu konuda karınca kaderince ortaya koyduğum gayretlerim Türkiye’de ve Türkiye dışında bazılarının dikkatini çekmiş ve bu da Papa ile görüşmenin yolunu açmışsa, böyle bir şeyle suçlu mu oluyorum?”[15] diye cevaplayan Gülen, “Vatikan’da Papa ile görüşmeden evvel de değişik din mensuplarıyla sıcak münasebetlerinin devam ettiğini ve diyalog faaliyetlerinin tabii bir devamı olarak bu görüşmenin de gerçekleştiğini”[16] ifade ediyor; “Gitmeden önce, burada Barthalemeos’la geçen yaz da Amerika’dayken Papanın temsilcisi Kardinal O’Connor’la görüşmemiz buradaki bütün Hıristiyan ve diğer dinlerdeki ruhanîlerle çok iyi temasımızın olması, bizim için referans oldu. Vatikan’a gittiğimizde çok zorluk çekmedik.”[17]

Aslında “Papa neden Gülen’i muhatap aldı” veya “Gülen hangi sıfatla gitti” soruları kasıtlı olarak ortaya atıldığı izlenimi vermektedir. Çünkü bütün dünyanın bildiği bir gerçek varken sanki hiç bilinmeyen gizli bir sır varmış intibaı uyandırılmak istenmektedir. Bütün dünyanın bildiği gerçek şu ki Fethullah Gülen nerdeyse yarım asra varan bir hizmet yolunun fikir ve aksiyon öncülüğünü yapmakta olan bir fikir ve aksiyon insanıdır. Gönüllüler Hareketi veya Gülen Hareketi olarak anılan hizmet gönüllülerinin oluşturduğu dünya çapında milyonlarca insandan müteşekkil sivil toplum hareketinin öncüsü ve teşvikçisi olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla zaten farklı dinlerin mensuplarıyla diyalog faaliyetleri yapmakta olan Papa’nın, dünya çapında yayılmış böylesine geniş katılımlı ve evrensel insanî değerleri esas alan bir sivil toplum hareketinin fikir öncüsüyle diyalog maksatlı görüşme yapması gayet tabii bir hadise olsa gerek.

Sade bir vatandaş olarak ve sivil bir girişim olarak diyalog çabasının önemini ve gereğini Gülen şöyle ifade ediyor: “Diyalog adına resmi devlet yetkililerin birbiri ile temasları biraz siyasi mülahaza ile olduğundan dolayı pek topluma aksetmeyebilir diye düşünüyorum. Böyle bir diyalog, böyle bir hoşgörü süreci doğrudan doğruya halk tarafından ortaya atılır, halk tarafından temsil edilir, halk tarafından götürülürse hem topluma mal olması hem kalıcı olması bakımından önemsiyoruz. Yanılabiliriz belki. O açıdan bir düz insanın, sıradan bir insanın, sadece bir vatandaşın bu mevzudaki teşebbüsü halk adına önemli sayılabilir. Devletin bakanları, müsteşarları gidip görüşebilirler. Onlar iki devlet arasındaki siyasi münasebetlere bağlı kalırlar, onları aşamazlar. Ama halkın bu mevzudaki münasebetleri biraz farklı olabilir.”[18]
_Ednâ_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Konu Kapatılmıştır


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı




2007-2026 © Siyaset Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.


Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı