Tekil Mesaj gösterimi
Alt 05-06-2008, 00:31   #3
Kullanıcı Adı
ergin
Standart AKP hükümetleri Cumhuriyet döneminin borçlanma rekorunu kırdı
Alıntı:
Gercek Nickli Üyeden Alıntı
AKP hükümetleri, Cumhuriyet döneminin borçlanma rekorunu kırdı. Erdoğan, 95.2 milyar dolardan devraldığı iç borç stokunu yüzde 124 artırarak, bu yıl Eylül sonu itibariyle 213.3 milyar dolara çıkardı. Buna göre Erdoğan döneminde 118.2 milyar dolarla önceki 80 yıldakinden daha fazla net iç borçlanmaya gidildi.

Merkezi yönetimin dış borcu ise aynı dönemde 11.6 milyar dolar artışla 57.1 milyar dolardan 68.8 milyar dolara çıktı. Böylece; merkezi yönetimin toplam borcu Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde yüzde 85.2 oranında 129.8 milyar dolar artarak, Eylül 2007 sonu itibariyle 282.1 milyar dolara ulaştı.

Kasım 2002-Mart 2003 arasında iş başında olan 58. Abdullah Gül hükümeti de dahil edildiğinde AKP dönemindeki toplam borç artışı 132.2 milyar dolar olarak hesaplandı.

Bülent Ecevit başkanlığındaki 56. ve 57. hükümetler, borç artışında yaklaşık 80 milyar dolarla ikinci sırada. Son 20 yıllık dönemde merkezi yönetim borcunu azaltan tek hükümet ise yaklaşık bir yıl süren 54. Necmettin Erbakan hükümeti oldu.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlığında kurulan 58. ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu 59. ve 60. AKP hükümetleri, Cumhuriyet döneminin borçlanma rekorunu kırdı. AKP hükümetlerinin, yaklaşık beş yıllık icraat döneminde, kendinden önceki tüm Cumhuriyet hükümetlerin yüzde 127’si kadar iç borçlanmaya gittiği; dış borçlarla birlikte toplam merkezi yönetim borcunu ise bir kata yakın artırdığı belirlendi.

Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizinin de yaşandığı 56. ve 57. Bülent Ecevit hükümetleri döneminde merkezi yönetim borç stoku yaklaşık 80 milyar dolar artarken, siyasi istikrar ve kalkınma dönemi olarak kabul edilen Türkiye’nin 58., 59. ve 60. AKP hükümetleri dönemindeki artış 132 milyar doları geçti. Ecevit, borcu en çok artıran ikinci başbakan olarak Erdoğan’ın ardından geldi. Merkezi yönetim borcunu en az artıran başbakanın ise Necmettin Erdoğan olduğu belirlendi.
Hakikaten bu yorum okadar çok yapıldı ki, forum içerisinde temmuz seçimleri öncesi yapılan yorumlara bak. Bir çok saadetli arkadaşlarımız bunları anlattık. Ama istersen hem seni bilgilendirici ve çevreni bilgilendirmeni istediğim bir konuda açıklama yapayım.

Altın'ın değeri ne ile ölçülür? Ayarı ile değil mi? Evet, şimdi gelelim ekonominin ana parametreleri nelerdir? Ekonomi başarılı mı değil mi diye en kestirmeden nasıl kontrol edebiliriz.

1- Faiz: Faizin içerisinde üç katman vardır.
a) Reel Faiz: (Genelde bunu libor -Londra Finans piyasında risksiz finansal araçlar için kullanılar faiz oranı) şu sıralar abd doları için %3 civarındadır.
b) Enflasyon: Malumunuz geçenlerde en son %8 gibi bir orandı.
c) Risk pirimi: Burası zurnanın zırt dediği noktadır. Eğer bir ülkeden bahsediyorsak, bu siyasi istikrar, geleceğe yönelik kısa, orta ve uzun vadeli beklentiler, politik riskler vs.. onlarca etken tarafından etkilenen bir katmandır. Ve başarılı bir para, maliye politikası varsa bu oran düşük olur. Bu şuanda %8 civarı.
Bu 3 rakamı toplarsanız %19 civarı eder. ki bu oran yaklaşık %14 lere kadar düşmüştür Ak parti döneminde. Son zamanlardaki çıkışın en önemli nedenleri enflasyonu tetikleyen ana girdi maddesi olan petrol fiyatlarındaki artış, buna başlı yan sektörlerdeki üretim maliyetlerindeki artışların fiyatlara yansımasıdır. Ve ayrıca kapatma davasıyla birlikte siyasi riskin risk pirimine katkısından kaynaklanmaktadır.

Gelecek vadetmeyen hükümetlerde risk pirimi çok yüksek olur.

şimdi neden faizden başladık onu açıklayayım. Bir ülke nasıl kalkınır? Yatırım yaparak.. Neye yatırım yaparak? İnsana, eğitime, güvenliğine, sanayisine, altyapıya ....vs... Peki bu yatırımları yapmak için neye ihtiyaç var? Paraya... Peki cebinde parası olanlar ne diyor? Yüksek faiz isteriz, yüksek faiz isteriz. Ülkemizin şuan için bir nebze de olsa var ama anasol-mhp hükümeti zamanında hiç yoktu. Çünkü gelirinin (vergilerin) Yüzde 95'i borçlarımızın faizlerine gidiyordu. Elhamdülillah şuan bu oran %50'lerin altında... Yani kaynaklar artık faizcilerin cebine değil milletin cebine gidiyor. Saadet partili arkadaşlar haklı. Dış borcumuz arttı.. Doğrudur. Yanlış değil. Ama yatırım yaptığımız için arttı. Ne yaptık, duble yollar ortada, köydes, çiftçiye verilen teşvikler, savunma harcamaları, üniversiteler, okullarda dağıtılan bedava kitaplar, ve hükümetin verdiği her bir hizmet... Bedavaya köfte yok. Doğrudur, Erbakan döneminde borç azalmıştır. Bir çivi çakmazsan, cebinden para çıkarıp yatırım yapmazsan tabi ki borcun azalır.

Sözün özü şudur: borçlanma maliyetleri başarılı bir ekonomi yönetimiyle azalır. Azalan borç maliyetiyle borçlanıp yatırım yapabilirsiniz. Yatırım geri dönüşü olan birşeydir. Hibe değildir. Borçlanma böyleyken ihracatı, vergi gelirlerindeki artışı tabiki hesaba katmıyorum. Sadece borçlanmanın mantığını söylüyorum. Ayrıca, borç kamu ve özel teşebbüs borcu diye ikiye ayrılır. Borcun nekadarı hükümetten, ne kadarı reel sektörden kaynaklanıyor buna bakmak lazım. Son olarak da şunu belirtmekte fada görüyorum. Eskiden Türk işletmeleri yurtdışından borçlanma yapamazlardı. Ülke riski nedeniyle kredi vermezlerdi. Artık çok ucuza borçlanabiliyorlar. Döviz cinsinden libor+3,5 gibi oranlarla dünyadan milyarlarca dolarlık kredi alıyorlar ve bu paralarla iş, üretim yapıyorlar, makine techizat alıyorlar, istihdam yaratıyorlar. Ülke nasıl %6 büyüme ortalaması yakalardı sanıyorsunuz?
ergin isimli Üye şimdilik offline konumundadır