![]() |
#19 | |
![]() Alıntı:
Deneyin görün kefereler diyorsun da 15 Temmuz 2016 tarihine geri döndüğümüzü varsayalım. Ve yine varsayalım ki 15 Temmuz darbesini ihbar eden Osman K. isimli binbaşı o gün ihbarda bulunmadı ve vatan haini darbeci subaylar plânladıkları darbe girişimine plânladıkları tarih ve saat olan 16 Temmuz 2016 günü gece saat 03:00'da başladılar diye varsayalım. Bu durumda tahminen ne olurdu anlatayım. Askerî darbe gece saat 3'te başladığı, herkes uykuda olduğu ve hazırlıksız bulunduğu için kesine yakın ihtimalle darbecilerin istedikleri istikamette sonuçlanırdı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım başta olmak üzere bakanlar, milletvekilleri ve bazı üst düzey bürokratlar gözaltına alınarak tutuklanırdı. Türkiye Büyük Millet Meclisi kapatılır ve anayasa ortadan kaldırılırdı. Darbeci vatan haini subaylar belli başlı televizyon kanallarının yayınları kesilebilir ve yayınlarını kesmediklerinin ise yayınlarını kendi kontrolleri altında devam ettirebilirlerdi. Millet olarak 16 Temmuz 2016 Cumartesi sabahına uyandığımızda işte bu minvalde bir Türkiye tablosuyla karşılaşabilirdik. İş işten geçip devlet ele geçirildiği için halkımızın darbecilere karşı direnişi 15 Temmuz 2016 akşamında olduğu gibi olmaz ve darbeciler gücü bütünüyle ele geçirdikleri için de halka karşı 15 Temmuz 2016 akşamında uyguladıkları şiddetin onlarca belki de yüzlerce katı şiddet uygulayarak insanları acımasızca öldüre öldüre direnişin büyümesine izin vermezlerdi. Vatan haini darbeci subaylar hemen hiç vakit kaybetmeden orduda ve emniyette kadrolaşma yaparlardı. Ordumuzdaki ve emniyetteki AK Parti'ye yakın zihniyette olan subayları, polisleri tasfiye ederler ve onların yerine ise Kemalist subaylar ve polislerle FETÖ'cü subayları ve polisleri göreve getirirlerdi. Bunları kısa sürede tahminen en geç bir hafta içinde tamamlarlardı. Bu durumda ne olurdu? Devletin silahlı güçlerini tamamen ellerine geçirmiş ve kendi zihniyetlerinden yapmış olurlardı. Sokağa çıkıp direnen insanları ise 'bunlar terörist' diyerek öldürür ve darbecilere karşı direnip vatan savunması yaparak şehid olan insanlarımızı terörist ilan ederlerdi. Müslüman Türk milleti olarak bir hafta içinde kendi ülkemizde işgale uğrayarak elleri kolları bağlanmış bir hâle getirilerek, üstad Necip Fazıl Kısakürek'in Sakarya şiirinde "öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!" diyerek vurguladığı gibi âdeta öz yurdumuzda garip, öz vatanımızda parya durumuna getirilmiş olurduk. Geçmiş olsun! 15 Temmuz 2016 askerî darbesinin Türkiye'de Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilmiş olan diğer 4 askerî darbeden (27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 askerî darbeleri) üç temel farkı vardır. O üç temel fark şudur: 1- Darbeyi gerçekleştirmiş olan Kemalist subaylar ve FETÖ'cü subaylar Türkiye'yi ve Müslüman Türk milletini düşman olarak gördüklerini 15 Temmuz akşamı hem TBMM'yi bombalamalarıyla hem de milletimizden darbeye direnenleri acımasızca katlederek şehid etmeleriyle herkese gösterdiler. Daha önceki darbelerde milletimiz ve milletimizin meclisi TBMM hiç böyle direkt olarak hedef alınmamıştı. 2- 15 Temmuzcu vatan haini darbeci subayların İslam ülkesi Türkiye ve Müslüman Türk milleti düşmanlıkları o kadar içlerine sinmiş ve gözleri o kadar dönmüş ki, hiçbir 'mâkûl gerekçe' göstermeye gerek duymadan -zaten gösterecekleri hiçbir mâkûl gerekçe de yoktu ortada, tırnak içinde 'her şey güllük gülistanlık'ken bu darbeye kalkıştılar- darbe teşebbüsünde bulundular. Yani yapılan bu hareket tamamiyle eşkiyalık, bütünüyle terörizmdi. 15 Temmuzcu darbeci alçakların eşkiyalık, teröristlik anlamında PKK'lı teröristlerden hiçbir farkları bulunmadığı gibi, bunlar kendi ülkelerine ve kendi milletlerine saldırdıkları için PKK'lı teröristlerden daha alçak daha şerefsiz daha eşkiya ve daha teröristtirler. Bu da bizi şunu gösterdi: Ellerinde darbe yapabilecekleri güce ulaştıkları zaman hiçbir insani ve hukuki ölçütü gözetmeden barbarca saldırıyla yakıp yıkıp yok ederek insanları öldürüp, ülkeyi işgal edip, halkı kendilerinin zorba yönetimleri altına almak niyetinde ve isteğinde olan gözü dönmüş azgın darbeci subaylarla karşı karşıyayız. Bu ciddi bir tehlikedir ve yarınlarda da bu tür canavarların ordumuz içinde gizlice örgütlenerek hain plânlar yapmaları muhtemeldir. 3-15 Temmuz darbesinin Cumhuriyet dönemimizdeki diğer 4 askerî darbeden üçüncü temel farkı şudur: Anlaşılan o ki 15 Temmuz darbesini gerçekleştiren vatan haini şerefsiz alçaklar gitmemek üzere geliyorlardı yani demokrasimizi en azından kısa ve orta vadede rafa kaldıracaklardı. Çünkü 15 Temmuz 2016 askerî darbesini gerçekleştiren barbarlar, 12 Eylül 1980'in darbecibaşısı Er Kenan Evren'in 90 yaşından sonra düştüğü rezil durumu gördüler. Darbeden sonra demokrasiye dönüş yaparlarsa başlarına gelebilecekleri biliyorlardı. Darbecilerin darbeyi başarsalardı Türkiye'yi belki en az 20-30 yıl boyunca demokrasisiz yönetmek niyetinde oldukları anlaşılıyor. Darbeciler darbeyi başarsalardı darbeden belki 5-10 yıl sonra seçimler yapmaya başlarlardı; ama o seçimler de Mısır'ın gayrimeşru darbeci diktatörü Sisi'nin seçimleri gibi göstermelik seçimler olurdu. Demokrasi yok, halk iradesi yok ya da kısıtlanmış ve kendin çal kendin oyna diktatörlük düzeni! Türkiye'de CHP'nin 27 senelik gayrimeşru tek parti diktatörlüğü döneminde 1923-1950 yılları arasında seçimler yapılmadı mı? Yapıldı. Fakat o seçimlere tek parti katılabildiği -1946 Hileli Seçimlerini ayrı tutarsak ki o da hileli ve dolayısıyla gayrimeşru bir seçimdir- için o seçimlerin meşruiyeti yoktur, bu çok açık ve nettir ve bu yüzden de CHP'nin 1923 ile 1950 yılları arasındaki tek parti iktidarı gayrimeşru bir diktatörlüktür. Birinci Meclis'te İkinci Grup'un liderlerinden Ali Şükrü Bey'in şehid edilmesinden sonra İkinci Grup'un tasfiyesiyle oluşturulan 2. Meclis dönemi dâhil olmak üzere CHP'nin 14 Mayıs 1950'ye kadar çıkarttığı bütün kanunlar da yaptığı bütün antlaşmalar da bu gayrimeşrulukla mâlüldür. 1923 yılında Kemalistler tarafından muhalefet ortadan kaldırılmış, milletin iktidarı zorla ve baskıyla gasp edilmiş ve böylelikle Türkiye'de 1923 ile 1950 yılları arasında gayrimeşru CHP diktatörlüğü hüküm sürmüştür. 15 Temmuz 2016 askerî darbesini gerçekleştirmiş olan Kemalist subaylar ve FETÖ'cü subaylar zaman gelip göstermelik seçimler yapsalar dahi tıpkı CHP'nin 1923-1950 yılları arasındaki gayrimeşru tek parti diktatörlüğü gibi gayrimeşru bir diktatörlük kuracaklardı. Bu durumda demokrasiye ne zaman geri dönerdik kim bilir. Belki de Türkiye 30-40 sene boyunca demokrasiden mahrum bırakılarak gayrimeşru bir askerî diktatörlükle yönetilecekti. 15 Temmuz darbesi başarılı olsa ve Kemalist-FETÖ'cü ortaklığında gâvurcu bir diktatörlük kurulsaydı, milletimizin AK Parti iktidarında elde ettiği kazanımların hemen hemen tamamını kaybederdik diye tahmin ediyorum. Kamu kurumlarında başörtülü hanımların çalışmasına izin verilmez, onların ya başörtülerini çıkartmaları şart koşulur veya başörtülerini çıkartsalar dahi yine de işlerine devam etmelerine izin verilmeyebilirdi. Ortaokullarda ve liselerde başörtülü okumak yasaklandığı gibi, üniversitelere de başörtüsüyle girmek yasaklanırdı. 28 Şubat döneminden daha dehşetengiz bir dinî baskı dönemi yaşanırdı. İslam ve Müslüman düşmanı yeni rejim (gayrimeşru askerî diktatörlük), İslam'ı ve Müslümanlığı toplumdan kazımak için elinden geleni yapardı. Askerî darbe sorunu milletler için büyük bir tehlike arz eden bir konudur. Türkiye'nin en önemli meselesi ordumuz içindeki muhtemel darbeciler tarafından gerçekleştirilebilecek askerî cunta, askerî darbe meselesidir. Meseleyi açıkça tespit ediyoruz. Osmanlı'da da Cumhuriyet'te de bitmediler bir türlü bu lanet olası kahrolası darbeler ve darbeciler! 1826 yılında darbecilerin ocakları Yeniçeri Ocağı'nı ortadan kaldırdık ama darbecilik illetinden, darbecilik mikrobundan bir türlü kurtulamadık. Osmanlı Devleti yıkıldı Türkiye Cumhuriyeti kuruldu ama darbecilerden yine kurtulamadık. Türkiye olarak 27 Mayıs 1960'tan bu yana 27 Mayıs darbesi de dâhil olmak üzere son 60 yıl içinde tam 5 askerî darbeyle (27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 ve 15 Temmuz 2016 askerî darbeleri) karşı karşıya kaldık. Talat Aydemir'in 1962 ve 1963 yıllarındaki kalkışmalarını da sayarsak 7 askerî darbe olur. Şunu aklımızdan hiç çıkarmamamız gerekir: Vazgeçmeyecekler! Vatan haini darbeci subaylar bu alçak heveslerinden asla vazgeçemeyecek! Bu yüzden daima hazırlıklı olmamız gerekiyor. Bu konunun ilk sayfasında çözüm önerilerimi dile getirmiştim. Önerilerimi biraz daha detaylandırayım. Öncelikle konuyla direkt olarak ilgisi nedeniyle ülkemizde yapılmış son genel seçim olan 1 Kasım 2015 Genel Seçiminin harita sonucuna aşağıda yer veriyorum. 1 Kasım 2015 Genel Seçimi İl ve İlçeler Sonucu ![]() Yukarıdaki iki Türkiye seçim haritası sadece basit birer siyasal analizi göstermemektedir. Yukarıdaki haritaların şekli temel meselelerimize işaret ediyor. Haritaların sol tarafında yer alan sadece 6 ilimizdeki (Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, İzmir, Aydın ve Muğla) kırmızı renk, sol Kemalizmi yani Kemalist askerî darbeciliğin kaynağını temsil ediyor; haritaların sağ tarafındaki mor renk ise sol Öcalanizmi yani PKK terörizminin kaynağını temsil ediyor. Haritalardaki kırmızı ve mor renkteki azınlık bölümdeki tüm vatandaşlarımız bu anlayışları yani kırmızı renktekilerin hepsinin Kemalist askerî diktatörlük yanlısı ve mor renktekilerin hepsinin PKK terörizminden yana olduğunu iddia etmiyorum; ama bu iki illetin (Kemalist askerî diktatörlük ve PKK terörizmi) kaynağı da oralardır o kırmızı renkteki ve mor renkteki yerlerdir. Öyleyse ne yapılmalı? Çözüm basit. Maddeler hâlinde anlatayım: 1- Öncelikle milletimizdeki demokrasi bilincinin geliştirilmesi ve yeni nesillerin vatanına ve milletine bağlı, darbeciliği asla kabul etmeyecek demokrat insanlar olarak yetiştirilmesi gerekir. Darbecilik illetine, darbecilik mikrobuna karşı yapılması gereken ilk şey budur. Darbeci vatan hainlerine karşı darbeciliğin panzehiri olan 'demokrasi silahı'yla silahlanılmalıdır. Demokratlık darbeciliği yok eder! Herkes demokrat olursa darbeciler darbe yapamaz veya yapsalar dahi darbe kalıcı olamaz ve demokrat halk gün gelir darbeyi ve darbecileri ayakları altında ezer. 2- Devletimizin güvenlik görevlilerinin (asker, polis, istihbaratçı vd.) büyük çoğunluğu daima yukarıdaki haritalarda görüldüğü üzere AK Parti'nin renginin bulunduğu hardal rengin zihniyetinden seçilmelidir. Bu durum sadece bugünler için değil gelecek için de böyle olmalıdır. Çünkü hardal rengindeki o büyük coğrafya, milletimizin özünü temsil etmektedir ve zaten devletin ve milletin direkt olarak temsilini yaptığı için de o renkteki alandaki zihniyetten yani yerli, millî ve demokrat subaylar darbeciliğe karşı emniyet unsuru olacaktır. Ayrıca doğrusu da budur. Mademki milletimizin büyük çoğunluğunun dünya görüşü o hardal rengindeki coğrafyada yaşayan milletimiz tarafından temsil edilmektedir, öyleyse güvenlik güçlerimiz de büyük çoğunlukla oradaki yerli, millî ve demokrat kişilerden seçilmelidir. 3- Darbeciliğe karşı hem millet olarak hem de güvenlik güçleri olarak daima uyanık ve tedbirli olmak zorundayız. Vatan haini darbeci alçaklar yarınlarda da alçak niyetlerinden vazgeçmeyecekler ve darbe yapmanın fırsatını kollayacaklardır; bunu hep aklımızda tutarak daima tedbirli olmalıyız. 4- Bütün bunları yapmamıza rağmen yani milletimizin yeni nesillerini vatanına ve milletine bağlı demokrat insanlar olarak yetiştirmemize, subaylarımızın büyük çoğunluğunu devamlı olarak yerli, millî ve demokrat subaylardan oluşturmamıza ve darbelere ve muhtemel darbecilere karşı daima uyanık ve tedbirli olmamıza rağmen sonuçlandırılmış bir askerî darbeyle karşılaşırsak yapılacak şey şudur: Gayrimeşru duruma düşmüş olan vatan ve millet düşmanı askerî diktatörlük ordusuna karşı Özgür Türkiye Ordusu'nu kurmak ve gayrimeşru askerî diktatörlüğü ortadan kaldırarak Türkiye'yi kurtarmak. Darbeciliğe ve darbecilere karşı yapılması gerekenler hususunda aklıma gelenler bunlar. Bir kez daha belirtmek isterim ki Türkiye'nin en büyük meselesi ordumuz içindeki muhtemel askerî cuntalar ve onlardan kaynaklanabillecek askerî darbe tehlikesidir. Çünkü Allah korusun ki muhtemel bir askerî darbe hem millet olarak elde ettiğimiz kazanımlarımızın çoğunu kaybetmemize neden olabileceği gibi hem de dinimizin yaşanmasının engellenmesi, özgürlüğümüzün gasp edilmesi, ülkemizin bölünmesi gibi pek çok felaketlere yol açabilir. Konu Cihannur tarafından (04-04-2018 Saat 07:29 ) değiştirilmiştir.. |
||
![]() |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|