|
![]() |
#1 |
![]() Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
ABDULHAMİT HAN *Osmanlı pâdişâhlarının otuz dördüncüsü, İslâm halîfelerinin doksan dokuzuncusudur. Sultan Abdülmecîd Han’ın İkinci oğludur 21 Eylül 1842 Çarşamba günü sabah 5’de eski Çırağan Sarayı’nda doğdu. On yaşlarında annesini kaybeden şehzâde Abdülhamîd, Perestû Kadınefendi’nin himayesine verildi ve iyi bir eğitim gördü. sadrâzam Safvet Paşa’dan; tefsîr, hadîs, fıkıh Osmanlı târihi öğrendi. Spor ve at biniciliğini Lala Sâdık Ağadan öğrendi Şaziliyye tarîkatini Mehmed Zafîr Efendi’den, Kâdiriyye tarîkatını Rumeli kazaskeri Halebli Ebü’l-Hüdâ Efendi’den tahsîl etti.iyi bir hattat ve marangozdu. Marangoz atölyesi ve çiftlikleri vardı. Koyun besletti, mâdenleri işletti. Para kazanarak zengin olup, servetini, din ve devlet hizmetlerine sarfetti. *Zekâsı ve politik kabiliyetiyle amcası sultan Abdülazîz, onu Mısır ve Avrupa seyahatlerine götürdü.Şehzâde Abdülhamîd, zamanını ibâdetle, ilimle ata binmek, silâh kullanmak ve sporla değerlendirirdi. iktisatlı, hayır ve hasenât için cömert, ileri görüşlü, maharetli, basını tâkib eder, her şeyi iyi öğrenmek isterdi. Dedesi sultan Mahmûd’u örnek almıştı. gördüğünü unutmazdı. Çok nâzikti, herkesin gönlünü alırdı Babası sultan Abdülmecîd vefât ettiğinde on dokuz yaşında idi. Amcası sultan Abdülazîz Han’ın 1876’da şehîd edilmesiyle ağabeyi şehzâde Murâd pâdişâh oldu. rahatsızlığı sebebiyle tahtta ancak üç ay kaldı Velîahd şehzâde Abdülhamîd, otuz dört yaşında iken 31 Ağustos 1876 Perşembe günü Osmanlı tahtına oturdu. *7 Eylül günü Eyyûb Sultan da kılıç kuşandı kıratına binerek, Edirnekapı’dan şehre girip Topkapı Sarayı’na yürüdü. halk pâdişâhtan çok şeyler bekliyordu. Yeni pâdişâh seraskerliği medreseleri, âlimleri, hastahâneleri ziyaret edip, devletin ileri gelenlerine ziyafet verdi. câmilerde, halkın arasında aynı safta namaz kıldı. Sultânı halk seviyordu. Abdülhamîd Han, tahta geçtiğinde Rüşdî Paşa sadrâzam idi. Bosna-Hersek’de ayaklanmalar olmuş, Karadağ, ordumuzu yenmiş, Sırbistan savaş îlân etmişti. Girid’de huzursuzluk vardı Rusya, Osmanlı Devleti’ni hasta görüyor parçalamak için elinden geleni yapıyordu. Osmanlı topraklarında hıristiyanları ayaklandırıp, ortalığı karıştırıyor ve devleti baskı altında tutmaya çalışıyordu. *Başlıca istekleri; Osmanlı Devleti’ni parçalayıp, Balkanlar ile Orta Doğu’da küçük devletler kurmaktı, İngiltere ve Fransa Osmanlının parçalanacağına kesin gözle bakıyor; İngiltere parçalanmanın Rusya elinden olmasını istemiyordu. Osmanlı Devleti’nin parçalanması, Rusların sıcak denizlere inmesine sebeb olacak, bu da İngiltere’nin Hindistan ve Ortadoğu’daki nüfûzunu tehlikeye sokacaktı. Sultan Abdülhamîd Han, sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa’nın istifasını kabûl etmedi. Kânûn-i esasî hazırlığı için, müslüman ve gayr-i müslimlerden komisyon kuruldu. Midhat Paşa ile sadrâzam Rüşdî Paşa’nın arası açılınca, 19 Aralık 1876 da sadrâzam görevinden istifa etti ve Midhat Paşa sadârete getirildi. Sadrâzam aynı zamanda Kânûn-i esâsî hey’etine başkanlık ediyordu. *Midhat Paşa, hukukçu olmayıp, meşrûtiyet rejiminde gerekli bilgilerden yoksundu kendisine ermeni hukukçu Odyan Efendi akıl hocalığı yapıyordu.Midhat Paşa’nın başkanlığındaki Kânûn-i esâsîde, “Türkçe’nin yanısıra azınlık dillerinin de resmî dil sayılması, pâdişâhın insanları muhâkemesiz sürgüne göndermek hakkının bulunması Sultân’ın selâhiyetini yok etmek için, anayasanın büyük devletlerin kefaletine alınması” gibi maddeler vardı Sultan Abdülhamîd Türkçe’den başka dillerin resmî dil olmasına, insanların muhâkemesiz sürülmesine ve anayasanın büyük devletlerin kefaletine alınmasına karşı çıktı.Midhat Paşa’ya kabul ettiremedi. Çünkü Midhat Paşa rakiplerini uzağa sürgün ettirmek için bu maddeyi koydurmuştu. *Sultân’ın emri ile, Kânûn-i esasinin Avrupa kefaleti altında bulunduğuna dâir madde çıkarıldı. Midhat Paşa’nın gayesi devlet bünyesindeki her milletin kendi dilini resmen kullanabileceği ve Türkçe’nin resmî dil olduğu yazıldı. 25 Aralık 1876 günü Midhat Paşa’nın eseri olan Birinci Meşrûtiyet îlân edildi Bu sırada Osmanlı ordusu Sırbistan ve Karadağ’da harb ediyordu. Osmanlı kuvvetleri beşe ayrılmış üçü Sırbistan ikisi de Karadağa gönderilmişti. Sırbistana gönderilen ordu birlikleri Vidin, Niş ve Yenipazarda bulunuyordu. Vidin’deki kuvvetler Osman Nûrî Paşa, Niş’dekiler Ahmed Eyyûb Paşa, Yenipazar’dakiler Ali Paşa ile Mehmed Paşa komutasına verilmişti. Bütün ordunun toplamı, Mısır askerleri ile birlikte yüz bin kişiyi buluyordu.
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
#2 |
![]() Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
ABDULHAMİT HAN *Osmanlı ordusunun başkumandanlığı, serasker ve serdâr-ı ekrem Abdülkerîm Paşa’ya verilmişti. Vidin kumandanı Osman Nûrî Paşa, Sırp saldırılarını durdurdu Sırplarca tahkim edilmiş Zayça kasabası ele geçirildi. Nişdeki harp de Osmanlı lehinde gelişiyor. Sırp yenilgileri İstanbul’da büyük sevinç uyandırıyordu yabancı müdâhalesine meydan verilmemesi için serdâr-ı ekrem Abdülkerîm Paşa’ya Belgrad üzerine yürümesi ve Sırplıları barışa mecbur etmesi için emir verildi. Belgradda Abdülkerîm Paşa Sırp ordusunu ağır mağlûbiyete uğrattı. Osmanlı Belgrad’a girmek üzere iken, Rusya’nın İstanbul elçisi Osmanlı hükûmetine ültimatom verdi. Sırplı ve Karadağlı tebeası ile iki aylık mütâreke yaptı. Rusya Balkan ihtilâfının çözülmesi teşebbüsünü İngiltere’nin elinden aldı *Hindistan yolu tehlikedeydi Rus hareketini önlemek için ingilizler konferans teklif etti.kabul eden, Almanya, İngiltere, Avusturya, Fransa, Rusya, İtalya ve Macaristan devletleri konferans için İstanbul’a murahhas gönderdiler. Osmanlı hâriciye nâzırı Safvet Paşa’nın başkanlığında 23 Aralık 1876 ta başlayan görüşmeler bir ay sürdü Tersâne konferansı, Bâb-ı âli’ye Tuna ve Bosna-Hersek eyâletlerinde ıslâhat için teklifte bulundu. Midhat Paşa, konferansı incelemek için, gayr-i müslimlerin de bulunduğu mecliste yaptığı konuşmada, Rusya hakkında hükûmet başkanının ağzından çıkmaması gereken sözler söyledi Avrupaya çattı. Harb aleyhinde rey kullanacakları, vatan sevgisizliği ve ihaneti ile itham etti. *Meclis, Tersane konferansını reddetti. Midhat Paşa, talebe ile işsiz takıma para dağıtarak harb için nümayişler yaptırdı. Yeni Osmanlı basını harp kundakçılığında Midhat Paşa’dan aşağı kalmıyordu. Sükûnet bozulmuş ve ihtilâl havası esiyor. diplomasi işlemiyordu Midhat Paşa Pâdişâh’a ordunun da harb istediğini ve Rusya’nın yenileceğini, İngiltere’nin Osmanlı yanında harbe katılacağını söyledi Abdülhamîd Han, fikirlere katılmamakla beraber, tahta yeni geçmiş ve harbi önleyecek nüfuzta değildi. Bu gelişmeler üzerine , Avrupa devletleri İstanbul’u terketti İngiltere’nin teklifi ve ile Londra’da bir konferans toplandı 31 Mart 1877’de Rusların tekliflerini Bâb-ı âli’ye bildirdiler. *Osmanlı Devleti aleyhinde çok ağır hükümler taşıyan protokolü Pâdişâh reddetdi bu 12 Nisan 1877’de hükûmetçe batıya bildirildi. Midhat Paşa İngiltere’den Kânûn-i esâsî’nin tatbikinin garanti edilmesini istedi. Osmanlı sülâlesini tahttan uzaklaştırıp yerine kendi ailesini getirmek istemesi ve Pâdişâh’a tahakküme yeltenmesi üzerine Sultan tarafından 5 Şubat 1877’de sadrâzamlıktan azledilerek sürgüne gönderildi. Sadârete İbrâhim Edhem Paşa tâyin edildi. Abdülhamîd Han Midhat Paşa’yı sürgüne gönderirken, Midhat Paşa’nın Kanün-i esâsî’ye koydurduğu, yüz on üçüncü maddeye istinaden göndermiştir. Abdülhamîd Han, devletin savaşa girmesini doğru bulmamış, felâket olduğunu söylemişti. Ancak Midhat Paşa, halkı ve erkânını, harb için, şartlandırmış ve Rusya ile harbi kaçınılmaz bir hâle getirmişti. *Abdülhamîd Han, Midhat Paşa’nın; “Rusya ile savaşmamız lâzım!..” raporuna karşı; “Rumeli’nin tamâmiyle elimizden çıkmasına sebeb olacaklar!” diyerek felâketi haber vermişti. Midhat Paşa’nın en büyük yardımcıları serasker Redîf ve Dâmâd Mahmûd Celâleddîn Paşa idi. Cevdet Paşa bunlar için; “Midhat Paşa tüfeği doldurdu. Dâmâd Mahmûd Paşa üst tetiğe çıkardı. Redîf Paşa ateş etti. Bu üç kişi devletin başına felâket getirdi” 24 Nisan 1877 de Rusya Osmanlı Devleti’ne harb îlân etti. 93 harbi denilen bu savaş, Edirne mütârekesine kadar, dokuz ay sürdü. Meşrutiyetçilerin mareşal yaptıkları Süleymân Paşa, Şıpka geçidinde büyük gafletle Türk birliklerinin harcanmasına sebeb oldu. Bu hezimet, kahramanlık olarak gösterildi ve başkumandan yapıldı. *Filibe’ye ve Edirne’ye kaçtı. Edirne’de mütâreke istedi. Yeşilköy’e gelen Rus orduları, doğuda Kars’a girmiş ve Erzurum yakınlarında durdurulmuş ve barıştan başka çâre kalmamıştı Harbin neticelenmesi üzerine, çok üzülen sultan Abdülhamîd meclisi toplayıp, fikirlerini sorduğunda, kethüda Ahmed Efendi ayağa kalkarak; fikirlerimizi çok geç soruyorsunuz. Felâketin önünü atmak mümkün olduğunda bize baş vurmalıydınız. Meclis-i meb’ûsân, mağlûbiyetten mes’ûliyet kabul etmez!..” diye başlayan konuşmasında Pâdişâh’a hakaretlerde bulundu. Meclis-i meb’ûsân Rusya ile harp için çırpınan Midhat Paşa ile tarafdarlarını desteklediklerini ve Rusya ile harb istediklerini unutarak Doksanüç harbi mağlûbiyetinden Pâdişâh’ı mes’ûl tutuyorlardı. |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#3 |
![]() Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
ABDULHAMİT HAN *Pâdişâh başından beri harb istememişti Abdülhamîd Han, ayağa kalkarak; harbin ilânına ve cereyan tarzına âid mes’ûliyetin şahsına âid olmadığını bildirdikten sonra; “Artık Cennetmekân dedem sultan Mahmûd’un yolundan gitmek mecburiyetindeyim!..” diyerek salonu terk etti. 13 Şubat 1878 te Meclis-i meb’ûsânı kapattı ülkenin idaresini eline aldı tarihçi ve siyâsîler şöyle değerlendirdi İsmâil Hami Dânişmend: “İlk Meclis-i meb’ûsân dağılmayıp devam etseydi, Osmanlı Cihân Devleti yirminci asrı idrâk edemeyip, on dokuzuncu asrın sonlarında yıkılıp giderdi.” prens Bismark: “İyi ki parlamentoyu kapattınız. Çünkü bir devlet tek bir milletten meydâna gelmedikçe, parlamentonun faydadan çok zararı olur.”*3 Mart 1878’de Osmanlı târihinde benzeri görülmeyen, ağır ve fecî şartlar getiren 29 maddelik ayestefanos andlaşmasına göre batıda büyük Bulgaristan prensliği kurulacak, Makedonya, Batı Trakya, Kırklareli, Rus kuklası otonom prensliğe verilecek Kars, Ardahan, Batum Rusya’ya verilip, Karadağ ve Sırbistan’ın kabul edilecek Osmanlı Devleti, Rusya’ya 245 milyon Osmanlı altını harp tazmînâtı verecekti Andlaşmaya göre Rumeli’nde kesin kayıplar 237. 298 kilometrekare toprak ve 8.184.000 nüfus idi. İmtiyaz verilmiş devletin kaybı korkunçtu.Ayastefanos andlaşması Batı Avrupayı telâşa düşürdü. Bulgaristanın Ege denizine inmesi demek, Rusların sıcak denizlere inmesi demekti. Bu durum Bosna-Hersek’e göz dikmiş olan Avusturya’yı ve Hind yolunun tehlikeye girdiğini gören İngiltere’yi telâşa düşürdü. *İngiltere ve Avusturya’nın teşebbüsleriyle 1856 Paris muahedesinde imzası bulunan devletleri, Almanya Ayastefanos yerine Berlin’de andlaşma için davet etti. İngiltere, Kıbrıs’ın kendisine bırakılmasını istedi. Osmanlılara yardım vâdetti. İngiltere Kıbrıs’ı Ruslara karşı olarak kullanacağını bahane etmişse de, adanın Hindistan, Süveyş ve Doğu Akdeniz için ehemmiyeti vardı. İngiltere sefîri, Kıbrıs’ı almak için İngiliz donanmasının çıkarma yapacağı tehdidinde bulundu Safvet Paşa, Kıbrıs’ın idaresini İngilizlere bırakmak mecburiyetinde kalmıştı (4 Haziran 1878). Sultan andlaşmayı tasdîk etmemeye çalışıyordu. hükümranlık haklarına halel gelmeyeceği konusunda İngilizlerden belge atmak suretiyle andlaşmayı tasdîk etti. *Osmanlı Devleti’nin bir parçası olarak kalacak adanın gelirleri her sene İstanbul’a yollanacaktı. İngiltere söz verdiği hâlde tutmadı. 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin muahedesi ile topraklarımızın bir kısmı geri alındı Osmanlı Devleti, Rus savaşından mağlûb çıktı ağır şartlarla barış imzaladı Galatasaray Lisesi müdürlüğünden azledildigi için sultan Abdülhamîde düşman kesilen Ali Süâvî, Sultân’ı tahttan indirip 5. Murâdı tahta geçirmek için Çırağan Sarayı’na baskın düzenledi. Ali Süâvî İngiliz yanlısı olup, devletin, ancak İngiliz yardımı ile kurtulacağına” inanıyordu. Rus harbinden, İstanbul’a gelen Balkan göçmenleriyle Ali Süâvî, beş yüz kişi ile 20 Mayıs 1878 günü saat on civarında, Çırağan Sarayı’nı işgal etti. *Beşiktaş zaptiye âmiri Hasan Paşa, iki saatte isyânı bastırdı. Ele başı Ali Süâvîyi Hasan Paşa, sopa ile başına vurarak öldürdü. Yıldız Sarayı’nda hâdisenin tek başına Ali Süâvî’nın çılgın macerasından ibaret olmadığı ve İngiltere’nin parmağı olduğu anlaşıldı. devlet ricali bu harekete gizlice tarafdâr olmuşdu Abdülhamîd Han, Çırağan baskınından dîn ve memleketin selâmeti için tedbirli olmak lüzumunu duydu. istihbarat teşkilâtı kurdu. gizli emniyet teşkilâtının başındakine Serhâfiye-i hazret-i şehriyârî, yâni Pâdişâh’ın baş ajanı denirdi. Modern haber alma teşkilâtı, memleketinde devletin aleyhinde yazılanları, suikast hazırlıklarını, gününe Pâdişâh’a bildiriyordu. *Sultan, hizmet edenleri çok iyi bilirdi haberleri okur, güvendiği adamlarına tekrar tedkîk ettirir gerekeni yaptırırdı. Şahsî kin ve garaz için yapılan jurnalleri dikkate almazdı.Sultan Abdülazîz Han’ın şehîd edilmesinden beş sene geçmesine rağmen halk, unutamamıştı Katilleri istiyordu. Sultan Abdülhamîd Han, bu işin en kısa zamanda bitirilmesi için mahkeme kurdurdu Yıldız mahkemesinde sultan Abdülazîz’in şehîd edildiği tesbit edilmiş, bâzı sanıklar suçlarını îtirâf etmişlerdi. Mâbeynci Fahri, Yozgatlı Mustafa Cezâyirli Mustafa Pehlivan, Boyabatlı Hacı Mehmed Pehlivan, Midhat Paşa, şeyhülislâm Hayrullah Efendi, sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa, ve Nûrî paşalar 1 Temmuz 1881’de îdâma mahkûm edildiler Abdülhamîd Han merhametiyle ölümü hak eden suçluları affedip sürgüne gönderdi. |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#4 |
![]() Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
ABDULHAMİT HAN *Sultan Abdülhamîd Han, tahta çıktığı zamanı ve saltanat siyâsetini şöyle anlatır: “Amerika’da genç ve kuvvetli bir devlet doğmuştu, İspanya, sömürgelerinden çıkarılıyordu. Dünyâ yahûdîleri teşkilâtlanmıştı. Mason locaları arz-ı mev’ûdun Nil’den Fırat’a kadar olan toprakların peşine düştüler. Bunlar daha sonra Filistin’de yahûdîler için büyük paralar karşılığı toprak istedi. reddettim. Avrupa’ dünyâyı bölüşmeye çıkmışdı. Bölüşülecek ülkelerde Osmanlı mülkü de vardı. bu kuvvetlerin önünde tek başına duramazdım. Gücüm yetmezdi. Yapabileceğim tek şey, rekabetten yararlanıp, her birine büyük lokma” ümidi dağıtarak biribirine düşürmekti. Almanya’nın kurulması ile bozulan Avrupa birbirine düşecekti. *memleketimi parçalanmaktan kurtarabilirsem, çatışma koptuğunda, kümelenmelerden birine katılıp öteki tarafı kırmakla varlığımızı koruyabilirdim. Bunun zamanı belli değil ama, uzak görünmüyor Almanlar güçlenince, Fransız ve Ruslar ve İngilizler tedirgin oldu Bunun sonu kapışmak ve hesaplaşmak olacaktır. yolumu araştırdım.Büyük devletlerin niyetleri hıristiyan hukukunu te’min değil, Osmanlı ülkesini parçalamaktır Bunu, te’min etmek için hıristiyan ahâliyi ayaklandırıp ortalığı karıştırdılar bizi kendi aramızda parçalamak için meşrutî idareyi getirmek... gayeleri için de aramızda kolayca tarafdâr buluyorlardı. *Meşrutî idarelerin millî vahdet hâlinde bulunan ülkelerde kolayca işlediğini, vahdet içinde olmayan ülkelerin idareye itibâr etmediğini fark edemeyen Türk münevverleri,düşman ekmeğine yağ sürmekteydiler. ihanetlerin ve ayaklanmaların içinden ülkemi nasıl çıkarabilirdim?...Ordunun yeni silâhlarla donanmasına harp san’atına uygun hız verdim, büyük asker olan Alman Wander Goltz’u İstanbul’a getirdim. Yarınki savaşta denizlere hâkim devletle olursam, ordularım onun işine yarayacak, donanması da benim işimi kolaylaştıracaktı ve üstelik elimde, dövüştüğüm milletin harb oyunlarını çok İyi bilen bir ordum olacaktı.Avrupa ile tek başıma boğuşmaya gücüm yoktu ama, Rusya ve İngiltere gibi Asya’da bir çok müslümanı idare altına almış büyük devletler benim hilâfet silâhımdan ürküyorlardı. *Osmanlıyı bitirmek için anlaşabilirlerdi. silâhımı hudut dışında kullanmamalıydım. Çünkü bu teşebbüs ne din kardeşlerime yarayacak, ne ülkemin yararı olacaktı. Hilâfetimi, memleket huzuru ve birliği için kullanmaya, din kardeşlerimi sağlam tutmaya karar verdim.Hilâfet İngilizi tedirgin ediyordu. Cemâleddîn-i Efgânî adlı bir maskaranın el birliği ederek ingilizle hazırladıkları bir plân elime geçti. Bunlar, hilâfetin Türklerce zorla alındığını ileri sürüyor ve Mekke şerifi Hüseyin’in halîfe îlân edilmesini İngilize teklif ediyordu Efgânî’yi yakından tanırdım. bir adamdı. mehdîlik iddiasıyla bütün Orta Asya müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmişti muktedir olmadı İngilizlerin adamı idi muhtemel olarak İngilizler beni sınamak için bu adamı hazırlamışlardı. reddettim. İngiliz ile işbirliği yaptı. *kendisini İstanbul’a çağırttım. İstanbul’dan çıkmasına izin vermedim.Hilâfet mevzuunda İngiliz teşebbüslerinin sonu gelmemişdi. Asya’da yüz elli milyon müslüman idareleri altındaydı müslümanlarda hilâfetin büyük bir nüfuzu vardı. İngilizleri kuşkulandırmadan, seyyidler, şeyhler, dervişler gönderip Asya müslümanlarını hilâfete bağlamaya itinâ gösteriyordum. Buhârâlı şeyh Süleymân Efendi’nin Rusya’da müslümanlar arasında yaptığı hizmetleri şükranla yâd ederim. İngiliz münâsebetlerinde çok faydası oldu Hindistan vâlileri müslümanların Osmanlılarla iyi geçinilmesini yazıyorlar işlerimizi kolaylaştırıyorlardı *Tek başına yaşayacak ve direnecek gücümüz yoktu. Bizi parçalamakta birleşmiş düşmanlarımız parçalanırlarsa ve biz de vazgeçilmez olabilirsek, yeniden dünyâda söz sahibi olabiliriz.Büyük devletlerin rekabeti onları çatışmaya götürecekti Osmanlı Devleti çatışmadan ve parçalanmadan yaşamalı ve çatışma günü ağırlığını ortaya koymalıydı. İşte 33 yıl süren siyâsetimin sırrı...”Mısır hidivi İsmâil Paşa, İngiltere ve Fransa’dan 100 milyon altın borç alarak, Mısır’ı kalkamıyacağı bir yük altına soktu. Borçlarını ödeyemeyince alacaklı devletler, Mısır’da mâlî kontrol sağladılar. Süveyş kanalı tahvillerinin önemli mikdârını İngilizler satın alarak kanalın yarısına sâhib oldular. Hidiv, borçların faizlerini ödeyemez hâle gelince, bir İngiliz’i mâliye, bir Fransız’ı da nâfia vekili yapmak mecburiyetinde kaldı. |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#5 |
![]() Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
ABDULHAMİT HAN *Mısır ordusunu otuz binden on bir bin kişiye indirdiler. 2500 subayı emekliye ayırınca, subaylar, miralay Arâbî Bey liderliğinde hidiv İsmail Paşa’ya isyân ettiler. Abdülhamîd Han, İsmâil Paşa’yı azlederek yerine oğlu Tevfik Paşa’yı getirdi (25 Haziran 1879) Arâbî mîrlivâlığa terfi ettirilerek paşa ünvânı verildi. Arâbî Paşa, Mısır’da Avrupalı me’murların işine son verip, memleketlerine gönderdi. İngilizler Mısır’ı tek başlarına işgal etmeyi tasarlamışlardı. ZMısır, İngiliz hâkimiyetine girerse, Hindistan ve ipek yolu emniyeti sağlanacakdı. İngilizler, Mısır’daki Avrupalıları korumak için amiral Sir Seymour yönetiminde Mısır’a asker çıkardı. İskenderiyye’de ki kanlı çarpışmalarda Mısır bozguna uğradı. İngilizler, Mısır’ı 15 Eylül 1882 günü işgal ettiler*Mısır, Osmanlı hâkimiyetinde kalmak ve vergi vermek suretiyle İngiltere’nin işgaline girdi 1877 Osmanlı-Rus harbinden sonra Berlin muahedesiyle Teselya ve Narda, harble ilgisi olmadığı hâlde Yunanistan’a verildi. Yunanistan, Yanya ve Girid’e göz dikti. Avrupaya sırt dayayan Yunan, çeteler Girid’e asker çıkarıp, Müslümanları öldürdü, Osmanlı askeri de rum çetelere karşılık verdi. Yunanlılar; “Osmanlılar hıristiyanları kesiyor” diyerek Avrupa’da Türk mezâlimi yaygarası kopardı Osmanlıya seferberlik îlân ettiler. Harp tarafdârı olmayan Sultan, Edhem Paşa kumandasındaki ordusunu hazırladı Yunanlıların Osmanlı sınırlarını ihlâl etmesiyle, 18 Nisan 1897 günü Sultan Yunanlılara karşı harb îlân etti. *Osmanlı ordusu Atina kapılarına dayandı. Yunanistan’ın alınacağını anlayan Yunan hükümeti, Avrupa’dan yardım istedi. Rus çarı İstanbul’a telgraf çekti. Abdülhamîd Han, harp tazmînâtı ve Teselya ile Narda’nın iadesini istedi Fakat Avrupa Sultân’ı harble tehdîd ederek Yunanistan lehine sulh yaptırdı İslâm düşmanı olan İngilizler, Osmanlı Devleti’nin iyiye gidişini durdurmak ve yıkmak için isyân çıkarabilecekleri yerleri araştırdılar. İttihâd ve Terakkî nin çalışmalarına hız verdirdiler. Pâdişâh’ın aleyhindeki basını harekete geçirdiler. Arabistan yarımadasında, Necd bölgesindeki bedevî kabîlelerini, Doğu Anadolu’daki ermenileri devlete isyân ettirdiler. Arabistan’da isyânında Basra körfezi İngiliz nüfuzuna girdi. Yemen’de de Osmanlılara karşı isyân çıkarttılar. *Seneler süren çarpışmalarda yüz binlerce Osmanlı yiğidi şehîd düştü. Giden dönmedi. Osmanlı kuvvetlerini çölde heba eden İngilizler, Pâdişâh’ın hilâfetini kırmaya çalıştılar. Abdülhamîd Han’ın cesaretle karşı koyması, İngilizleri şaşkına çevirdi.Memleketine fevkalâde hassasiyet gösteren Abdülhamîd Han, Berlin andlaşmasının, Anadolu’da ermenil vilâyetlerinde ıslâhât isteyen 61. maddeyi kesinlikle tatbik etmedi. ermeni muhtariyetin doğacağını görerek; “ölürüm de bu maddeyi uygulayamam” dedi. Avrupanın tehdîdlerine rağmen, tâvizkar. sadrâzam ve devlet adamlarını azletti. İngilizler, ermenileri isyâna ettirdiler. Doğu Anadolu’daki ermeni isyânları ile müslümanlar katledildi. Sultan, Hamîdiye alaylarını kurdu. *Hamidiye alayları yerli halktan askerlerden meydana geliyordu asayişle görevli idi Ermeniler Doğu Anadolu’daki isyânla yetinmediler. Sultân’ı öldürmek için fırsat kolladılar. Saatli bir bomba ile Osmanlı sultânını şehîd ettikten sonra Bâb-ı âlîyi, Galata köprüsünü, Osmanlı Bankası’nı, resmî kuruluşlarla yabancı sefarethâneleri, havaya uçurmak, kargaşa ve isyânla İstanbul’u kan gölü hâline getirmek, ve Avrupa askerî müdâhalesine sebeb olarak ermeni mes’elesini hâlletmek için plân yaptılar. Suikastın elebaşı Troşak ermeni komitesi reislerinden Bakü’lü Samoil diğer adıyla Hristofor Mikaelyan ile yardımcılarıydı. Saatli bombada usta olan Belçikalı anarşist Jorris’e çok para vererek ikna ettiler. Jorris bombayı 21 Temmuz 1905 Cuma günü patlatmaya karar verdi. *Sultan, namazını kıldıktan sonra, câmiden çıkarken, şeyhülislâm Cemâleddîn Efendi ile uzun konuştu. bir kaç metre ileride yeri göğü sarsan büyük bomba patladı. Suikasttan salimen kurtulan sultan, büyük bir tevekkül ile Allahü teâlâya sığınmış, dimdik duruyordu. soğukkanlılıkla, kaçanları gösterip, yakalanma emiri verdi, gür ve tok sesi ile; “Korkmayın! Korkmayınl” diyerek halkı yatıştırdı. Yirmi altı kişi ölmüş, elli sekiz kişi yaralanmıştı. ecnebi diplomata karşı “Kendimce en büyük emel, ahâlinin rahat ve mes’ûd olmasıdır. gece-gündüz çalışıldığı malûmdur. Gayret ve hüsn-i niyetimin Allah tarafından mükâfatı, şu hâdiseden, Allah’ın, korumasıyla kurtulmamdır cenâb-ı Hakk’a şükür ve hamd ederim. Müteessir olduğum şey asker evlâdlarımdan ve ahâliden bâzılarının telef ve mecruh olmalarıdır |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#6 |
![]() Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
ABDULHAMİT HAN *Abdülhamit cuma selamlığında halka şöyle seslendi Tebeamın hakkımda göstermiş oldukları hissiyata bütün samimiyetimle memnuniyetimi beyân eyler, göğe ve yere âit âfetlerden korunmaları için duâ ederim” diyerek temiz kalbliliğini, milletin olgun ve şefkatli bir babası olduğunu gösterdi. Sultan Abdülhamîd Han’ın karşı koyduğu konulardan biri de Filistin mes’elesi idi. Yahûdîler Arz-ı Mev’ûd üzerinde devlet kurma çalışmalarına İngiltere’de başladı. Siyonist teşkilâtlar kurup zengin kaynaklar te’min ettiler. Siyonistlerin başında Theodor Herzl, Filistin’de yahûdî devletinin, kurulması için çok çalıştı. Yahudiler 1870 den îtibâren Filistin topraklarına yerleşmeye başladılar. 1870-1896 arasında, Filistin’de on yedi tarım kolonisi kurdular. Herzl, binbir zorlukla Abdülhamîd Han ile görüşme imkânı bulabildi.*Herzl Filistin’de aristokratik cumhuriyet kurmak için izin istedi Osmanlı Devleti’nin borçlarını ödemeyi taahhüd etti Sultan, târihe altın harflerle geçen şu cevâbını verdi Ben bir karış dahi olsa toprak satmam; zîrâ vatan bana değil milletime âiddir. Milletim devleti kanlarıyla kanıyla mahsuldar kılmışdır. O bizden ayrılmadan kanlarımızla örteriz. Suriye ve Filistin alaylarım Plevne’de şehîd düşmüşlerdir, geri dönmemek üzere muhârebe meydanlarında kalmışlardır. Bu vatan bana âid değildir Türk milletinindir hiç bir parçasını vermem. yahûdîler milyarlarını saklasınlar. imparatorluğum parçalandığı zaman Filistin’i karşılıksız ele geçirebilirler. Ben canlı bir bedende ameliyat yapılmasına müsâde edemem.” *Herzl, Abdülhamîd Han’ın cevâbından sonra da müracaattan vaz geçmedi. Sultan Filistin’in tamâmını arâzî-i şâhâne ilân etti. şahsına bağlı bir orduyu Filistin’de vazifelendirdi. Filistin’de demiryolları ve zirâat kuruluşları te’sis etti. yahûdîlere toprak satılmasını yasakladı. Kafkas ve Balkanlardaki bir kısım müslümanları Filistin’e yerleştirdi. Herzl’in Jön Türkleri, ermeni ve rumları pâdişâha kışkırttı. İngilizlere, Osmanlı Devleti’nde İkinci Meşrûtiyet’in îlânı için baskı yapılmasını teklif etti 1890 da İngiliz yardımıyla kurulan İttihâd ve Terakkînin ilk hedefi, sultan Abdülhamîd’i tahttan indirmek ve meşrûtiyetti. tarafdâr topladı. 1897 de, Sultân’ı hal’ etmek için hazırlıklara girişti, Sultan suçları îdâm olan cemiyet üyelerine merhamet edip yurdun çeşitti yerlerine sürdü. *Bâzıları Paris’e kaçarak devlet aleyhinde faaliyetlerine devam ettiler. 1902 de Paris’te Sultan aleyhdârı Türk, rum, ermeni, arnavud, yahûdî, çerkes ve İttihâd ve Terakkî üyeleri bir araya geldi Osmanlı’nın Doğu Anadolu ve Makedonyaya muhtariyet vermesini istiyorlardı. yahûdî ve ermeni gibi milletlere hak tanınsın muhtariyet, istiklâl verilsin diyorlardı. Sultan aleyhindeki faaliyetlerini için Makedonya’yı seçtiler. İttihâdcılar, Balkan komitacılarıyla işbirliği yapdılar. Müslüman kanı dökmekten zevk alan bulgar, sırp, yunan çeteleri, sultan Abdülhamîd i devirmek için İttihâd ve Terakkî ile birleşti İttihâdcılar 1908’de Payitahta karşı şiddetli bir propagandaya başladılar. arnavut İhtilâl komitesiyle birleştiler. Üsküp civarında altı bin arnavud toplandı *Abdülhamîd Han’a telgraf çekildi. Meşrûtiyeti îlân etmezse elli bin kişiyle İstanbul’a yürüyeceklerini bildirdiler. Sultan Abdülhamîd , İttihâd ve Terakkînin gayr-i müslimlerle birleşip Avrupadan yardım istemelerine ve tehdîd dolu telgraflarına çok üzüldü. çetelerin üzerine az bir asker göndermekle haklarından gelirdi. Fakat kan istemiyordu. Olayları önleyemeyen ve bu destekleyen sadrâzam Dâmâd Ferîd Paşa’yı 22 Temmuz 1908’de azletti. Yerine Küçük Saîd Paşa’yı yedinci defa sadrâzamlığa tâyin etti. Harbiye nâzırlığına, Müşir Ömer Rüşdî Paşa’yı getirdi. Otuz iki sene önce îlân edilen Birinci Meşrûtiyet’ten sonra ikinci defa meşrûtiyeti îlâna zorlanıyordu. Sultan, sarayda Türklerin hakimiyetinde yeni bir kânûn-i esâsî düşünüyordu. *çıkan yerel isyânlar, İttihâdcıların Avrupadan yardım istemeleri ve ihtilâl sebebiyle kânûn-i esâsîye fırsat yoktu. müslüman kanı dökülmesini istemeyen Sultan, 23 Temmuz 1908’de Kânûn-i esâsîyi yürürlüğe koyarak ikinci Meşrûtiyeti îlân etti. Meşrûtiyet’in îlânı ile, İttihâd ve Terakkîden Cemâl, Enver, Talat, sadrâzama ve devlete baskı yaptı, hükûmetin işlerine karıştı, af ile yurda dönen Jön Türkler ve dağlardan silâhlarını bırakarak inen komitacıların da katıldığı sözde kardeşlik havası fazla sürmedi. İttihâdcıların hatâları sebebiyle Bulgaristan, 5 Ekim 1908’de Osmanlı Cihân Devleti’nden ayrılarak krallığını îlân etti. Avusturya-Macaristan, Bosna-Hersek eyâletini işgal etti. 6 Ekim 1908’de Girid Osmanlı Devleti’nden ayrılıp Yunanistan’a katıldı |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#7 |
![]() Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
ABDULHAMİT HAN *sultan Abdülhamîd dış politikada dehâydı otuz sene durmuş facialar ittiçılar döneminde tekrar başladı.Aralık 1908’de Meclis-i meb’ûsan toplandı. En azılı Osmanlı düşmanları meclise girmişti. Meclisteki azınlıklar etkili idi. Meşrûtiyette Sultan, sâdece sadrâzam ile şeyhülislâmı seçebiliyor Sadrâzam nâzırları seçiyor, kabine güven oyu alırsa çalışıyor, meclis istediği zaman hükûmeti düşürebiliyordu. devletin idaresi tecrübesiz ellere geçti. çeşitli din, dil ve ırka mensup meb’uslar Osmanlı Devleti’nden ayrılarak istiklâllerini îlân etmek için gayr-i meşruya başvuruyordu. Binlerce müslümanın kanına giren yunan, sırp, bulgar ve ermeni çetecilerine af îlân edildi. Osmanlı Devleti’nden kaçan isyâncılara kapılar açıldı bunlar İstanbul’a geldi İngilizler, Ruslar ve hıristiyan devletler, azınlıklara bol mikdarda silâh gönderdiler. *İttihâd ve Terakkî cemiyeti liderleri, acemi siyâsetleri ile ortalığı karıştırdı. Selanik’ten avcı taburlarını getirerek taş kışlaya yerleştirdiler. Kendilerine karşı olanı öldürüyor terör estiriyorlardı. halkın huzuru kaçtı. İttihâdçılar lanetle anıldı. alaylı subaylar ordudan çıkartıldı. gazeteler ittihâdçılara karşı halkın dînîni galeyana getirip halk ve orduyu isyâna teşvik ediyordu. 31 Mart günü dördüncü avcı taburu isyân ederek subayları hapsettiler. Pâdişâh Abdülhamîd Han, isyânı öğrendi. İsyancılar sadrâzamın azledilmesini, görevden alınan alaylı subayların orduya alınmasını istiyordu. Hüseyin Hilmi Paşa sadrâzamlıktan azl ederek yerine Tevfik Paşa getirildi ve Müşir Edhem Paşa harbiye nâzırı yapıldı *isyâncılara, isyândan vazgeçtikleri takdirde af edildiklerine dâir hatt-ı hümâyûn gönderildi. isyân yatıştıysa da ertesi gün yine alevlendi.İsyanın Rumeli’deki yankısı büyüktü .Sultan hedef oldu. Üçüncü ordu ile gönüllü bulgar ve sırp, yunan, yahûdî, arnavut çetecileri İstanbul’a sevkedildi. orduya Hareket ordusu denildi. gayesi Sultân’ı tahttan indirmekti. Pâdişâhla sâdık paşalar saraya gelerek Yıldız birliklerinin Hareket ordusuna karşı kullanılması için izin istedi. Abdülhamîd Han; “Tüfekçilerin silâhları toplansın, kimse silâh atmasın, müslümanı müslümana kırdırmam” diyerek” reddetti. Kuvvetli olmasına rağmen fitne çıkmaması için bunu yaptı . *Hareket ordusu İstanbuldayken, Abdülhamîd Han; “Madem beni istemiyorlar, saltanatı biraderime ferağ ederim, devleti o idare etsin. Fakat meclis Dîvân-i âlî mi ne kurulursa kurulup, benim hâdise ile alâkamın olup olmadığı tesbit edilmelidir” demişti. Ancak Saîd Paşa; “Suçsuz çıkarsa halimiz nice olur” diyerek resmî tahkikatın açılmasına mâni oldu. on beş bine varan Hareket ordusu, 24 Nisan’da Topkapı ve Edirnekapı’dan şehre girerek askerî karakolları teslim aldı ve Harbiyeyi işgal etti. Taksim kışlasında ve Taşkışla’daki mukavemet, şiddetli top ateşi ile kırıldı. Yıldız Sarayı’nın işgalinde sultan Abdülhamîd mukâvemet isteyen askerlere; “Ben halîfe-i İslâm’ım, müslümanı müslümana kırdırmam. Silâh çekmek isteyen ilk önce beni vursun sonra diğer asker kardeşlerine kurşun atsın” demek suretiyle çatışmanın önüne geçti. *ülkenin en mükemmel ordusu Birinci orduya direnme emri verilseydi, Hareket ordusu bir anda dağılırdı. Pâdişâh’ın emrine boyun eğen askerler silâh teslim ettiler. 25 Nisanda Hareket ordusu İstanbul’a hâkim oldu. Mahmûd Şevket Paşa, sıkıyönetim îlân ederek suçsuz bir çok insanı îdâm ettirdi. Yüzlerce balkan çetesi saraya girerek, kıymetli eşyaları yağmaladı, İttihâd ve Terakkî İstanbul’da terör estirdi 27 Nisan 1909 da meclis toplandı. Âyân’dan Gâzi Ahmed Paşa, Pâdişâh’ın hal’ edilmesini teklif etti. Gâzi Ahmed Paşa, hal’ fetvası istedi meb’uslardan Elmalılı Yazır hoca yazmıştı. Fetvada Sultan Abdülhamîd e 31 Mart isyânına sebeb olmak, din kitaplarını tahrif etmek hazîneyi israf etmek, insanları suçsuzca îdâm ettirmek... gibi suçlar yükleniyordu. |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
Seçenekler | |
Stil | |
|
|