Siyaset Forum - Siyasetin Kalbi
Köşe Yazıları Köşe yazıları burada paylaşılıyor.



Cevapla
Stil
Seçenekler
 
Alt 04-26-2010, 18:21   #1
Kullanıcı Adı
Gönülden
Standart
İnsan hayatı her zaman sakin değildir. Bazen bu denizde fırtınalar kopar.
Böylesi durumlarda size, sığınılacak bir liman olacak dostlar edininiz. Öyle
dostlar ki, düştüğünüzde kaldıracak, tökezlediğinizde tutacak ve hatta
dizleriniz tutmaz olduğunda sırtına alacak…
Bireysel saldırıya savunma yapabilirsiniz. Ancak toplumsal saldırıya karşı
bireysel savunma işlemez. Toplumsal savunma yapabilmek için karşı-toplum
oluşturmak zorundasınız. Caddelerin, yığınların ruhunuzun üzerindeki olumsuz
etkisinden arınmak için, vizesiz, pasaportsuz kendinizi kaldırıp atacağınız
gönül okyanusları taderik ediniz.
Müslüman girdiği çevreye uyan değil, girdiği çevreyi inancına uydurandır. Bu
anlamda etken ve etkin insandır. Eğer etken olabiliyorsanız, imanınız
iktidarda demektir.

Kötülülüğü yaşayarak öğrenmeye kalkmayınız. Bu,ölümü denemeye benzer. “Bir
kez ölümü deneyeyim, eğer hoşuma gitmezse bir daha ölmem” diyemezsiniz.
Günah denenmez. Herkes için kötü olan, sizin için de kötüdür. Kötünün ve
iyinin belirlenmesinde ALLAH’a itimadınız tam olsun. Zaten iman da bu değil
midir?
Sadece insanî değil tabiî çevrenize de ihtimam gösteriniz. Biliniz ki
tabiatla aynı dine mensupsunuz. Onlar şuursuz din kardeşlerinizdir. Bir
ağacı keserek kıyamına, gereksiz yere zararsız bir hayvanı telef ederek
rükuuna, bir bardak suyu israf ederek secdesine engel olmayı nız. Doğal
çevre ALLAH’ın size emanetidir, ona ihanet etmeyiniz.
Irmak kıyısında abdest alırken dahi suyu israf
etmemeyi öğütleyen bir din olan İslam’ın bu hassasiyetinin dünyevi hikmeti,
tüm nüfusu yaklaşık 80 milyon olan 1400 yıl önceki dünyada bilinemezdi. Bu
hikmet günümüzde olanca çıplaklığıyla kendini göstermektedir. Öyle ki,
parasını ödeyerek dahi olsa, bir istanbullu’nun israf ettiği bir kova su,
bir başka ailenin hakkına tecavüz olabilmekte, dolayısıyla israf’ın
haramlığının hikmeti hayatımızda tecelli etmektedir.







 

Gönülden isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 05-06-2010, 23:14   #2
Kullanıcı Adı
Ahmet Yasin
Standart
Kanlı provokasyonlarla, milli bünye içinde nasıl ayrılıklar tezgâhlandığını artık çok iyi biliyoruz. Artık, Savcı Doğan Öz, Çetin Emeç, Uğur Mumcu ve Abdi İpekçi cinayetlerinin ne anlattığını çok iyi biliyoruz. Laik kesimi tahrik etmek, onları irtica tehlikesi ile korkutup, vesayet rejimini sürdürmek için işlendi bu cinayetler. İşte en son Danıştay saldırısı... Ergenekon davası ile birleştirilince, orada da kanlı eller görünüverdi. Adı Sezer olmasına rağmen, bir Cumhurbaşkanı, cunta planlarını hiç sezemedi. Saldırıdan birkaç saat sonra, vesayetçilerin istediği gibi konuştu. Bakın, şimdi susuyor. Kendi arkadaşları katledildiği halde, yüksek yargı mensupları bile yangına körük salladılar...
Bu kanlı cinayetlerin ardından kozmik gazeteciler, kozmik yazarlar, velhasıl kozmik medya sayesinde, insanların nasıl dehşete düşürüldüğünü, onların "kahrolsun şeriat" diye nasıl meydanlara döküldüğünü artık herkes biliyor... Bütün kanlı cinayetler, hem de öldürülenler kendi arkadaşları olduğu halde, gazeteci-yazar yapılmış kozmik adamlar marifetiyle, dindar insanların üzerine yıkılmak istendi. Başbakan asarak siyasetçiler, gazeteci-yazar katlederek medya korkutuldu. Yassıada'da bir masum başbakan da, bu korku salma psikolojik harbinin gereği ipe çekildi. Yine Sivas'ta Madımak Oteli, içinde Alevi kardeşlerimiz varken yakıldı. Misilleme diyerek Başbağlar katliamı yapıldı. 1 Mayıs 1977'de Taksim'de işçiler katledildi. Hepsi korkutmak, sindirmek, vesayeti sürdürmek içindi...
Ahmet Yasin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-06-2010, 23:31   #3
Kullanıcı Adı
Ahmet Yasin
Standart
İşbirliğinin ve sahte kurguların gerçek yüzlerini görmek için kritik süreçleri iyi analiz etmek gerekiyor.

Birbirleri ile düşman görünen “kanka” ların kritik süreçlerde ortak hareket etmeleri, vatan millet edebiyatı yapanlarla terör örgütünün siyasi uzantılarının aynı kurgunun dişlileri ve kontrole açık unsurları olduklarını gösteriyor.

Meclisteki anayasa görüşmeleri muhalefet partilerinin özgürlükçü anayasadan çok darbe yanlısı anayasayı desteklediklerini, parti kapatmanın şiddetli savunucu olduklarını gösteriyor.

Üstelik, BDP gibi kapatma kararının mürekkebi tabelasında kurumamış bir partinin parti kapatmanın kolaylaştırılması yönünde diğer muhalefet partilerle ortak hareket etmesi, halkın temsilcisi olmaktan çok güç merkezlerine hizmet eden kurgusal bir parti olduğu imajını pekiştirmiş oldu.

Geldiğimiz son süreç, kurgulara emanet edilmiş bir siyaset sistemimiz olduğunu gösteriyor.

Anayasa görüşmelerinde meclisi temsil eden üç muhalefet partisine ülkemizi darbe anayasasının kucağına oturmaya başardıkları için Üstün hizmet madalyası takılmasına müteakiben,

“En iyi vatansever” rolü,

“Düşman kardeşlerin darbe için seve seve işbirliği” rolü

“Parti kapatmaya destek ve en iyi göbek atma gösterilerindeki başarıları”

Dolayısıyla nobele aday gösterilmelerini teklif ediyorum.

Velhasıl,

Nobel ödülü muhalefete verilsin ülke kurtulsun!


Ekonomi gazetesi
Ahmet Yasin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-09-2010, 15:56   #4
Kullanıcı Adı
Ahmet Yasin
Standart
Mantığım bana bu işi AKP’nin ya da ona yakın çevrelerin yapmadığını söylüyor.

Çünkü seçim öncesinde değiliz.

Ayrıca Tayyip Erdoğan’ın bu yayına tepki göstererek sitelerden kaldırtması, Gül’ün üzüntülerini belirtmesi, RTÜK’ün ve yargının acele biçimde yayın yasağı getirmesi bunu açıkça ortaya koymakta.

Geriye kalıyor iki seçenek:

Ya CHP’ye yakın bazı çevreler sızdırdı bu kaseti
ya da CHP’de değişim isteyen bazı uluslararası güçler.

Çünkü önümüzde kurultay var.

Kasetin zamanlaması 14 ay sonraki seçimle değil, bu ay içindeki kurultayla ilgili.

Belki de Baykal’ı istifaya zorlayarak CHP’nin başına yeni bir kişiyi geçirme niyetinin başlangıç hamlesidir bu.

Böylece önümüzdeki seçimlerde CHP’yi iktidara getirme hesapları yapılıyor olabilir.

Uluslararası bazı çevreler de yapıyor olabilir bu hesabı.


Zülfü LİVANELİ
Ahmet Yasin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-18-2010, 11:42   #5
Kullanıcı Adı
Ahmet Yasin
Standart
Batı ile İran arasındaki anlaşmazlığın perde arkasında “Nükleer enerjiye kim hükmedecek?” kavgası var.
Yaşlı Avrupa, Çinliler gibi düşük ücret vererek ekonomik gücünü perçinleyemiyor.
Türkler gibi tek kelime yabancı dil bilmeden çantasını alıp Kenya’da ticarete kalkışacak girişimciliğe de sahip değil.
Artan uluslararası rekabet karşısında rakipleri gemlerken mevcut refahını korumanın en önemli araçlarından biri, enerji girdi maliyetlerini kontrol etmek...
Bu kozu kaptırmak istemiyor.
O yüzden de nükleer kulübü oluşturan 5 ülke, OPEC’vâri bir örgütlenme içinde... OPEC’in petrolde yaptığı gibi nükleer teknolojiyi tekel altına almak istiyorlar.
Nükleer teknoloji geliştirmek isteyen ülkelere “Yakıtı ben sana veririm, sen teknoloji geliştirme” diyorlar.
Böylece nükleer yakıtın fiyatını belirleme, enerji piyasasına hükmetme, muhtemel rakiplerini denetleme imtiyazını ele geçiriyorlar.
İran ise istediğinde nükleer silah üretebilecek teknolojiye kavuşma amacında... Enerjide etkili bir aktör haline gelmek ve İslam dünyasında liderliğe oynamak da istiyor.
Batı’nın bunu engellemek için daha ağır yaptırımlara hazırlandığını görüyor, ama geri adım da atmak istemiyor.


CAN DÜNDAR
Ahmet Yasin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-18-2010, 12:05   #6
Kullanıcı Adı
Ahmet Yasin
Standart
Vurgulamak istediğimiz ilginçlikte tam bu noktada ortaya çıkıyor. Diyarbakır’daki “Kutlu Doğum” programından hemen sonra, Dıyarbakır’da buna cevap niteliğinde bir defile düzenlendi. Ulusal medyanında özel bir önem gösterdiği üç karakter özellikle ön plana çıkarılıyordu. Bunlar Diyarbakır valisi Hüseyin Avni Mutlu, Diyarbakır B.Şehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve defileci Cemil ipekçiydi. Vali ve B.Başkanı Cemil İpekçi’ye bölgeye olan kültürel katkı ve fedakârlığından dolayı özel plaket takdim eylediler. Cemil İpekçi de Mardin ve Diyarbakır’da açtığı ve açacağı mankenlik okullarından bölgede yaptıkları ve yaptıracaklarından heyecanla bahsediyordu. Bilindiği gibi Cemil ipekçi uzun bir süreden beri Mardin’de kendisine üs açmış ve bölgede yoğun kültürel (!) faaliyetler içindedir. Mankencilik ve defilecilik gibi işlerle meşgul...

Benzer şekilde Metin Yazır isimli bir şahıs ta “1. Güneydoğu Anadolu Arjantin Tango Festivali” etkinlikleri adı altında Arjantin’den getirdiği 5 kişilik özel bir ekiple bölgede faaliyetlerine başlamış. Bir yandan bölge illerinde kurslar açmaya çalışırken öte yandan da halka açık ücretsiz temel tango eğitimi etkinlikleri düzenliyor. Batman, Erzurum, Malatya, Mardin ve Diyarbakır’da etkinliklerine başlamış.
Ahmet Yasin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-19-2010, 11:53   #7
Kullanıcı Adı
rizzelli
Standart
CHP il başkanları ve Gandi - Eser KARAKAŞ - STAR
Geçen hafta aynı gün yazdığım yazıda Türkiye’nin CHP’yi neden bu kadar konuştuğunu anlayamadığımı yazmış idim.

İngiltere’de, Fransa’da, İsveç’te kendine sosyal demokrat diyen partiler 60 sene tek başına iktidara gelemezse ne kadar basında yer bulurlarsa bizde de CHP’nin o kadar basında yer bulması normal olur idi ama, bizde böyle olmuyor; bence esas konuşulması gereken konu CHP değil, CHP’nin basında bu kadar tartışılıyor oluşu.
Bu soruya ciddi bir cevap üretilirse kanımca karşımıza çok sevimsiz gerçekler de çıkabilir.
Geçen hafta başında NTV’de Can Dündar’ın ülkemizin önemli illerinin CHP başkanlarıyla yaptığı bağlantıları izledim; yaklaşık tüm il başkanları çok kesin, tavizsiz bir üslupla Deniz Baykal’ın arkasında olduklarını ifade etmişler idi. Bu yazıyı yazdığım saatlerde ise CHP’li 81 başkanından 77’sinin Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını desteklediğini öğreniyorum.
İlkeli siyaset dedikleri de bu olmalı herhalde.
Sadece bu olay bile CHP’nin neden üzerinde çok konuşulmayı gerektirmeyen bir parti olduğunu ortaya koyuyor.
CHP’ye yönelik eleştiriler karşısında konuşan her CHP yetkilisi söze daima “Biz Cumhuriyet’i kuran partiyiz” diye başlıyor; bu zaten tarihsel bir gerçek, kimse aksini söylemiyor, kimse Cumhuriyeti ANAP kurdu, AK Parti kurdu, Demokrat Parti kurdu, Adalet Partisi kurdu falan demiyor.
Ama şunu söylüyor: Bir siyasi partinin önemini ve hakkında uzun vadede konuşulma oranını, başarısını aldığı oy oranları belirler, gerisi boş laftır; aynı şeyi siyasetçiler için de söyleyebiliriz.

Erdoğan'ın Batı'dan görünüşü..
- Mehmet Ali Birand - MİLLİYET
Sizlere Erdoğan’ın,Washington, Paris ve en son olarak Atina’da nasıl göründüğünü, hakkında neler dendiğinin bir özetini yapabilirim. Ancak lütfen bu yazıyı okuduktan sonra “Başbakana yalakalık yaptın” gibisinden mesajlar yollamayın. Burada, gittiğim ülkelerin politikalarını yapan veya bu politikaları etkileyen üst düzey kişilerin neler dediklerini aktaracağım. Bu bir anket değil, bir izlenim yazısıdır.
Başbakan Erdoğan’ı bizler başka türlü görüyor ve değerlendiriyoruz, yabancılar ise bambaşka görüyorlar.
Dolaştığım Başkentlerde konuştuklarım için Erdoğan adeta Robin Hood gibi bir efsane kahramanıymış muamelesi yapılıyor.
En önemli niteleme, arkasından iten bir ailenin, bir gücün veya para desteğinin bulunmaması. Üstüne üstlük, Türkiye’nin egemen güçleri tarafından cezalandırılmasına rağmen, mücadele ederek iktidar olması, insanlara çok cazip geliyor.
Genel kanı, Türkiye’yi son birkaç yıl içinde önemli derece değiştirdiği ve eski tabuları yıkıp, yeni bir düzen kurmayı başardığı şeklinde. Özellikle Asker ve Yargı konularında attığı adımlar ve çeşitli Açılımlar, batı dünyasında “ Türkiye’yi normalleştiriyor” şeklinde okunuyor.
En son gittiğim Atina’dan bir örnek vereyim.
Erdoğan’ın Türkiye’yi bölgenin en ilginç ve en güçlü ülkesi konumuna soktuğu anlatılıyor. Özellikle başarılı bir dış politika izlediği ve bölgede sözü dinlenen bir lider olduğu vurgulanıyor. Bunları söyleyenler de, ne dediklerini bilen insanlar. Biz beğenmesek ve eleştirsek, hatta korksak dahi, Batı bambaşka görüyor.


CHP'nin asıl açmazı - Fehmi Koru - YENİŞAFAK

Şu yakınlarda kritik bir seçimden çıkmış İngiltere'de birbirleriyle yarışan üç partinin lideri de 40'lı yaşlarında genç insanlardı; en yaşlıları Gordon Brown ayrılınca koltuğu için yarışanların hepsi çok daha genç yaşlardalar...
Yaşlı-başlı adamlar CHP'de liderlik kavgası açmış yürütüyorlar, ortaya çıkarabildikleri iki kişinin ikisi de 'eski yüz'; yeni bir liderle kitlesine umut vermek için kullanabileceği kurultay fırsatını, CHP, hem yaşlı, hem eski, hem de söyleyeceği yeni bir fikir olmayan birini başına getirerek heba edecek...
'Biat kültürü' diye küçümsedikleri gelenekten gelen kişilere baktığımızda tam tersi bir durum söz konusu: Necmettin Erbakan'dan sonra Recai Kutan el aldı, ama Saadet Partisi'nin şimdiki lideri Numan Kurtulmuş bileğinin gücüyle genel başkanlığa geldi. Fazilet Partisi döneminde el almamış biri (Abdullah Gül) genel başkanlığa adaylığını koydu ve delegelerin yarısına yakınının oyunu alabildi.
Tayyip Erdoğan bugün "Bir seçim sonra yokum" dediğinde arkasında partiyi ileriye götüreceğine inandığı yarım düzine genç arkadaşı olduğunu biliyor...
Siyaseti yakından izleyen halktan birine iki parti için ayrı ayrı "Kimler lider olabilir?" sorusunu sorun; Ak Parti için bir çırpıda ad verebilirken, CHP'de tık nefes kaldığını göreceksiniz.
İyi de, hani biri 'biat kültürü'nden geliyordu da diğeri demokrattı?

İçimizdeki CHP’liler - Yıldıray Oğur - TARAF

Cumhuriyet’in esas başarısı olan o gerçek şudur:
Bu ülkede okumuş yazmış, zengin olmuş herkes hâlâ CHP’nin potansiyel üyesi kabul edilmektedir.

Türkiye okumuşlarının, elitlerinin, gazetelerinin, köşe yazarlarının birinci partisi hâlâ CHP’dir.

Bugünkü gazeteleri, CHP’de ne olup bittiğini öğrenmek için değil, eşsiz bir cevher olarak okuyun derken bunu kastediyorum.
İçinizdeki CHP’liyi keşfedin bu cevherde.
“Baykal’ın karşısına çıkan aday Anıtkabir’e alınmasın” diyecek kadar zıvanadan çıkmış CHP İkitelli teşkilatı delegesi gibi yazan köşe yazarlarını;

Taraf
’ın Fethullah Gülen’den işaret alıp Baykal’a yapılan komploya karşı durduğunu söyleyecek kadar parti içi hizipçiliğin öfkesine kapılmış ombudsmanları;

CHP’yi koruma aşkıyla, “AKP’lilerin de seks kasetleri var” diye şantajlara başvuracak kadar porno siyasetine kendisini kaptıranları;
Yandaş dedikleri gazetelerden isimlerin bile AKP’yi övmeden önce beş kez “ama ben AKP’li değilim” demek zorunda hissettiği ülkede, adını söyleme rahatlığında “Ben hep CHP’ye oy veririm, üç kuşak CHP’liyiz” diyen genel yayın yönetmenlerini okuyun ve Cumhuriyet’in bu başarısının hakkını verin.
Bu yazıyı okuyabildiğinize göre siz de potansiyel bir CHP’lisiniz.

Aslında NE OLDU? - Mehmet Tezkan - MİLLİYET

Gazetelerin mutfağında Kılıçdaroğlu krizi..
Yazı işleri kara kara düşünüyor.. Hele birinci sayfayı hazırlayanlar daha şimdiden ıkınıp sıkınmaya başladılar..
‘Kılıçdaroğlu’ kelimesi hiçbir yere oturmuyor..
Manşete koysalar valla yedi sütun kaplıyor.. Üç sütuna, beş sütuna koymanın imkânı yok.. Ya başlığın puntosunu küçülteceksiniz ya da Kılıçdaroğlu demeden Kılıçdaroğlu diyeceksiniz!..
Krizin nedeni bu..
Gandi Kemal lakabına gazetelerin balıklama dalmasının nedeni budur.. Başlığa geliyor, Manşete çekersen cuk diye oturuyor..
Ama her zaman da Gandi, Gandi denmez ki.. Burası Hindistan mı?
Eee, ne yapacaklar?
Kara kara düşünmeleri ne yapacaklarını bilmemelerinden.. Kimi Kemal K mı desek diyor, Kimi, K. K diye rumuzu öneriyor.. Kemal Bey desek olmaz mı diye soran bile var..
* * *
Anlaşılan Kılıçdaroğlu sadece siyasi rakiplerini değil 12 harfli soyadıyla gazeteleri de zorlayacak..


‘Bu Davutoğlu da çok oluyor artık!’ – Eyüp CAN - HÜRRİYET

Washington’dan Paris’e birçok başkentten tıpkı Mavi’nin reklamındaki gibi “Bu Türkler de çok oluyor artık” kıvamında tepkiler geliyor.
Nereden mi biliyorum?
Türkiye, İran ve Brezilya arasında önceki gün imzalanan ortak deklarasyondan sonra New York Times’tan Jarusalem Post’a hangi gazeteyi okusanız bu yönde haber ve yorumlarla karşılaşıyorsunuz...

Diplomatik koridorlar ve Batı basınında tam bir şaşkınlık hâkim...
Çünkü hiç kimse Davutoğlu’nun 12 Eylül’den bu yana inat ve sabırla yürüttüğü diplomatik görüşmelerin bu şekilde sonuçlanacağını beklemiyordu.

İran’ın her zamanki gibi zaman kazanmak için Türkiye’yi oyaladığı, Türkiye’nin de romantik heveslerle bu işin peşine düştüğü zannediliyordu...

Ama öyle olmadı.

Bu yüzden kimi “Türklerin büyük diplomatik hamlesi” diyor, kimi bu deklarasyonla İran’ın zafer kazandığını, İsrail ve Amerika’nın ise hezimete uğradığını öne sürüyor.

Emin olun benzer bir sonucu İngiltere ya da Fransa alsa ayakta alkışlanırdı.

Ama söz konusu arabulucu Türkiye olunca “Bu Davutoğlu da çok oluyor artık!” şaşkınlığı yükseliyor İsrail’in pozisyonuna yakın Batı medyasında...


CHP, Kılıçdaroğlu ile değişim yaşayamaz
- Ergun BABAHAN - STAR
Kurultay öncesi yaşanan sıcak gelişmeler, kaset komplosunun gerçek adresini ortaya çıkardı.
En azından kaseti kullanarak Deniz Baykal’ı tasfiye etmek isteyen medya-iş dünyası ve bürokrasi üçgeninin eline önemli bir silah verdi.
Geçen Pazartesi akşamı TRTHaber’de birlikte Çıkış Yolu programını yaptığımız Ekrem Dumanlı’ya ‘’Doğan medyasını izle, en çok kimi parlatırlarsa, genel başkan adayı odur’’ demiştim.
Doğal olarak Kemal Kılıçdaroğlu oldu.
Doğrudan patron talimatıyla yazanlar, günlerdir ‘’Gandi Kemal’’ güzellemesi yapıp duruyorlar.
Yani CHP yandaşı olmakla yetinmiyorlar, CHP içindeki bir yarışın da yandaşı oluyorlar.
CHP liderini Doğan okuru seçseydi, Baykal adaylık için bir imza bile bulamazdı açıkçası.

Kılıçdaroğlu ekonomiyi nasıl yönetir - Süleyman Yaşar - TARAF

Başbakan Tayyip Erdoğan kamu harcamalarının bileşimini fakirlerden yana değiştirerek sağlık reformunu yaptı. Eğitim harcamalarını Cumhuriyet tarihinde ilk defa savunma harcamalarının üzerine çıkardı. Anlayacağınız sol siyasetin araçlarını kullandı.
Hatta Tayyip Erdoğan, Türkiye’de demokrasinin gelişmesinde, AB müzakere sürecini başlatarak önemli adımlar attı. Son anayasa değişikliği paketi, statükocu güçlerin engellemelerine rağmen Erdoğan sayesinde TBMM’den geçti.
Erdoğan’ın demokratikleşme çabalarına rağmen, CHP son yıllarda demokrasiye karşı tavırlarıyla Sosyalist Enternasyonal’den atılma noktasına geldi. Hatta Sosyalist Enternasyonal “bize daha yakın” diyerek Ak Parti’ye üyelik teklifi götürdü. İşte bu koşullarda Kılıçdaroğlu, CHP Başkanı olursa, sol siyasetin araçlarını Erdoğan’ın elinden almak zorunda. Devletin değil vatandaşın yanında olan ve halkın ekonomik sorunlarını çözen inandırıcı bir sosyal demokrat lider olmak istiyorsa, ilk adım olarak da anayasa değişikliğinin iptaline ilişkin başvuruyu hemen geri çekmek mecburiyetinde. Aksi takdirde ekonomide gelişmeyi sağlayacak demokratik adımları Erdoğan’dan daha hızlı atamayan bir Kılıçdaroğlu Türkiye için faydalı olamaz.


rizzelli isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler... Lütfen konu içeriği ile ilgili kelimeler ekliyelim
bugün, bölüm, bölümler, etkileyen, hayat, hayatınızı, okuduklarınızda


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı




2007-2026 © Siyaset Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.


Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı